Pages

30 Aralık 2006 Cumartesi

Bizim Bayram!


Bu sabah bayram sabahiydi bizim buralarda. Niye bu sabah da yarin degil olayina hic girmeyecegim, bu sabah burada bayramdi iste!
Sabah cok da erken kalkmadigimiz, ve biran bayrami unutup Selim, Sebo ve ben yatakta ucumuz bir aile saadeti yasadigimiz icin Sebo son anda bayram namazina gitti. Ben de "bugun bayram" diyerekten genelde hergun aksam yikadigim Selim'i yikadim, bir guzel giydirdim, babasi donunce onu cici cici karsilasin diye.
Sonra, mutfagi toparlayip kahvalti hazirlamaya koyuldum. Bugun bayramdi ya, ekstra guzellikte hazirlamak gerekiyordu kahvaltimizi; oyle de yaptim.
Sebo geldi, Selim annesinin babasinin bayramini kutladi :), ve biz masamizda Selim mama sandalyesinde kahvaltimizi yaptik.
Bir yandan da Sebo'ya bu gunu Selim icin nasil daha anlamli ve ozel hale getirebiliriz diye konustuk. Kendi kucukluk bayramlarim benim genelde anneanne, babaanne, buyukler, es, dost, akraba ziyareti ile geciyordu. Sabahlari evimizde -ya da anneanneme gittigimizde- kahvalti eder ve ayni sehirde yasadigimiz icin once anneannemlerin bayarmini kutlamaya giderdik. Eger babaanneme o gun degil de ertesi gun gideceksek o gunumuz yasadigimiz sehirdeki buyukleri gezmekle gecerdi. (Daha kucukken ise ben sabahlari mahallede el opmeye ve bayram harcligi, seker vs. toplamaya cikardim ;) ) Ertesi gun ise Izmir'de yasayan babaanneme, halalarima ve oradaki akrabalarimizi ziyarete giderdik. Dini anlamindan cok bayram demek buyukleri ziyaret etmek, uzun zamadir gormediklerimizi gormek ve bolca tatli, cukulata vs. yemek demekti. Eh tabii ki 15-16 yasina kadar aldigim bayram harcliklarini da unutmamak lazim.
Velhasil boyle gecerdi bayramlar. Benim icin bayramlar ben universiteye gittikten sonra bitti, tadi kalmadi, tatil anlamina geldi.
Ama zaman gectikce bayramlarin onemini anladim ben de. Hem bizim, hem de Selim icin. Hele uzakta olunca bayramlari yasatmak daha bir onem kazaniyor. Her ne kadar uzakta olursak olalim oncelikle aile icinde oneminin kavranmasi gereken bir olay bayramlar. Amerikali ofis arkadasim da ornegin cocuklari oldugunda Christmasi mutlaka kendi evlerinde daha bir ozel gecirmek istedigini soylemisti ki cok hak verdim.
Biz de bundan sonra ozellikle Selim icin bayramlarda evi suslemeyi, Selim'e ve hatta birbirimize bayram hediyesi almayi, bayram sabahini evimizde diger gunler daha farkli gecirmeyi, bayram gunlerinde mumkunse calismamayi -malum burada resmi tatil falan olmayacagi icin ;)- ve Selim'le ozel olarak gezmeyi, onunla vakit gecirmeyi ve bayramin ozelligini ona bu sekilde hissettirmeye calisacagiz.
Eminim bunlar Selim'in buyuyunce anlatacagi guzel bayram anilari kadar bizim icin de guzel ve anlamli anlar, paylasimlar olacak...
29 Aralık 2006 Cuma

Yurumek ve dusundurdukleri

Yurumek Allahin bize verdigi en buyuk nimetlerinden birisidir suphesiz. Yuruyerek baslar her bir yolculuk, ve sonunda yurumelerimizi yavaslatarak biter hedefe varmalar. Hemen ayaga kalkar insan uyanir uyanmaz, ve birisine ogut verirken kendi ayaklarin uzerinde dur deriz. Oglumuzda artik bu uzun surece basladi. Hayati boyu yuruyecek. Bize ne heyacan verdi aslinda onun yurumeye baslamasi, aslinda uzun suredir deniyordu bunu. Bazen hizli yurumeye calisiyor ama yalpanarak dusuyor bir ucagin yere cakilmasi gibi. Birde kollarini yukari kaldira kaldira yuruyor, dengesini boyle kuruyor yani. Gulmuyoruz, sadece kollarimiz acip onun bize dogru kosmasini bekliyoruz. Gelincede sizi kocaman kucakliyor, asil bu mutluluk veriyor insana. Yani size guveniyor ve size ulasinca birakiveriyor kendisini. Gunlerimiz dolu dolu geciyor onun sayesinde, ve guzelim dunyamizin guzelliklerini kesfetmesinde yardimci oluyoruz elimizden geldigi kadar. O dunyamizi cok guzel oldugunu bilerek yetissin, kotulukleri, catismalari, zitlasmalari hic ogrenmesin. Zaten onlari bir sekilde ogrenecek ama biz ona ahlaklarin en yucesini almasi icin elimizden gelen herseyi yapacagiz, ve bu kotuluklerin etkisini minimize edecek elbette. Kisacasi iyiliklere kosan, ama kotulukler karsisinda dimdik duran bir insan. Tabiki sevgi ve saygi dolu herkese. Kos oglumuz kos, gidecek cooook yolun var, ve biz her zaman yaninda olacagiz bu yasam seruveninde...Saga sola sapmadan dimdik orta yoldan, yurumenin ve kosamanin hakkini vererekten yalpalamadan...Biliyorum bizde senden coook sey ogrenecegiz bu istikamette biricik oglumuz...Biz heyecanliyiz, sevincliyiz, ve sukrediyoruz bu emanet icin bize, ve gozumuzun onunde gelisimine...

ugurlar olsun 2006...

Ilk defa ortaokuldaki en super -ogretmesi ve telaffuzunun guzelligi yanisira, bizimle olan dostane tavirlari nedeniyle- Ingilizce hocamiz olan Nurten Hanim'dan duymustum bu "yeniyil muhasebesi" ve gelecek yilda neler hedefledigimize dair bir liste yapma meselesini (nam-i diger new year's resolution, ornekler icin bknz suraya ve suraya :) ).
Oturup dusununce ben de "2006 nasil gecmis benim icin?" diye, cok cesitli streslere ve zorluklara ragmen genel olarak 2006 cok iyi gecmis.
  1. Oncelikle ve en buyuk, en guzel, en yasanilasi olarak "Selim" dogdu, 5 Ocak 2006'da.
  2. Yilin her ani, ver her zaman Selim'le guzellesti yasamimiz, onun bircok ilk'ini tattik.
  3. Egitimimin onemli bir ayagi olan tezimin ilk savunmasindan gectim 15 Haziran 2006'da.
  4. Is bulma streslerini yasadim ve guzel bir is buldum, birkac hafta kadar once.
  5. Is arama olayi sayesinden bir suru yer gezdim, dolastim, yeni insanlarla tanistim.
  6. Evliligimizin de besinci yilinin icinden oldugumuz bu yilda (besinci yilimiz Ocak 2007'de dolacak -kocis'e not: eh, guzeeeeel bir hediye beklerim artik ;)- ), 2006 yilinda Seboyla da iliskimiz ayri bir guzellige oturdu.
  7. Ailelerimizle olan iliskilerimiz -oyle hissediyorum ki- daha bir guzellesti.
  8. Ruhani olarak daha bir dingin, daha bir mutlu, daha bir ne istedigini bilir oldum.
  9. Yeni dostluklarim, cok sevdigim blog arkadaslarim oldu, iyi ki varsiniz!
  10. ve daha animsamadigim pek cok guzel olay oldu.
Yani, ozetle cok guzel bir yil oldu 2006, benim ve cekirdek ailemiz icin!
Insallah onumuzdeki yillar da boylesine guzel, ozel, saglik, basari ve mutluluk dolu olur; kendim ve herkes icin bunu diliyorum.

HERKESIN KURBAN BAYRAMI VE YENI YILI KUTLU VE MUTLU OLSUN!


Yagmur

"Yagmur yagiyor" dedi kendi kendine, pencereye usul usul vuran damlalara bakarak: "yagmur yagiyor"...
Yagan yagmurun etrafi temizledigini dusundu, sonra pencereyi acip o eskiden beri animsadigi toprak kokusunu cekti icine, ici temizlensin diye. Neden sonra yagmurun herseyi temizledigini dusundu, herseyi, herkesi; kimse kalmamacasina, O ve kendisi disinda.
Yagmur ona O'nu animsatti sonra. Yagmurlu bir ogleden sonra bir agacin altinda birbirlerine sarilarak yagmurun dinmesini bekleyislerini. O'nun mutluluk dolu, sevgi dolu gozlerini... O'nun gozlerinde gordugu o sinirsiz, kosulsuz, yargilamasiz sevgiyi.
Ve sonra, sonra'yi dusundu.O'nun ellerinden yagmur damlalari gibi kayip gidisini, O'nu kaybedisini: kendi deger bilmezligini.
Ellerini sikti, dislerini isirdi, ve bu sirada disarida yagmurun hizlandigini farketti, hizlandigini ve yuzunu islattigini, tipki O'nunla olduklari o gun gibi. Kapatti pencereyi.
Yagmuru dinmeyen biryerde olmayi diledi.
Sonra buyukannesi geldi aklina, kocaman yasina ragmen hic buyumeyen buyukannesini. "Yagmur berekettir" diyerek bir cocuk gibi yagmurun yagisina sevinisini. Buyukannesi de "gidenler" arasindaydi. "Ben niye buradayim ki?" diye sordu kendi kendine, ama sonra bu soruyu defetti kafasindan buyuk bir suc islemis gibi.
Kapi calindi aniden "girin" demeden o, iceriye dalmisti sekreteri. "Esiniz aradi" dedi, "size yonlendirdim ama acmadiniz, not birakti esiniz". Birsey demedi, soru soran gozlere sekreterine bakti. "Yola cikiyormus esiniz, cocuklarla birlikte gunesi bol olan o yere dogru", "arayacakmis tekrar, ucak kalkmadan", kiz pespese siraliyordu cumleleri.
Es, cocuklar, gunes.... Ne kadar da yabanci geldi birden hepsi gozune!
"Tesekkur ederim" dedi mirildanarak, dudaklarindan neler dokuldugunun kendisi bile farkinda degildi oysa ki.
Disariya bakti tekrar, yagmur yine yavaslamisti.
Gozlerini kapatti.
Ve yine, ama daha buyuk bir istekle
Yagmuru dinmeyen biryerde olmayi diledi.
Buyukannesini animsadi, "yagmur berekettir" diyen sesini.
O'nun gozlerini ise, dusunmedi...
28 Aralık 2006 Perşembe

COOOOK Tesekkurler...


Birseyleri bilerek yapmak farkli oluyor tabii.
Biricik html uzmani arkadasim AnneveBebisi'ne cok cok cok tesekkur ediyorum "yorum" problemimi cozdugu icin.
Yuppi, artik gelsin yorumlar, gitsin ?
Hadi, hadi ne duruyorsunuz, bisiyler diyiverin gari :)))
27 Aralık 2006 Çarşamba

Selim yuruyor (mu)?

Selim yuruyor mu?
Bu soruyu sorup duruyoruz birkac zamandir kendi kendimize.
Yaklasik onuncu ayinin sonlarindan itibaren bir-iki adim atmaya basladi Selim. Ama son zamanlara kadar bu hep bir ya da iki adim olunca, biz pek yuruyormus gibi davranmadik ona :).
Ama bu son zamanlarda masallah, yavrumuz yurume isini soktu (okumayi soktu gibi bir anlatim oldu ama, neyse) gibi. Malum, cok buyuk bir evimiz yok ama -bilenlerin fikri olmasi acisindan- bu aralar mutfaktan salonun ortasina kadar gelebiliyor Selim, yaklasik 10 adim falan. Ya da yurumeye basliyor, yolda duruyor bekliyor biraz elinde birsey varsa yere koyuyor ya da yerden birsey alip devam ediyor yurumeye, o zaman daha uzun mesafe katedebiliyor kendince. Ama elbette yuruyusu paytak paytak; Sebo'nun deyimiyle "sunnet cocuklari gibi" :).
Dikkat ettik ki ozellikle kendi haline biraktigimiz zamanlarda kendi kendine daha cok yurumeye calisiyor, yoksa biz yaninda olunca "kucak" diye bir kurtarici aklina geliyor ;). Yani donem donem kendi haline birakmak yurumesi acisindan faydali oldu baya.
Bu arada, dustukce o kafayi biryerler vurup duruyoruz ya, hadi hayirlisi...

Not: Bir de soyle bir video isledim bugun, guzelmis, paylasmak istedim: Video icin buraya!
26 Aralık 2006 Salı

Evladimiz

O herseyi ile bize bagli ve ne yaparsak onu taklit etmeye calisiyor. Yani etrafimizda oyle birisi dolasiyorki her yaptigimizi kopyaliyor ve kendisine bir hayat felsefesi olusturmaya calisiyor. Bi onun dunyaya acilan yegane pencereleriyiz anlayacaginiz. Onun icin davranislarimizda dikkatli olmaliyiz, ozellikle sesli konusmayi seven ben. Daha sessiz ve sevecen konusup onun hislerini incitmemeye calismaliyim. Dedigim gibi gayeniz o olmasa bile o oyle anlayabiliyor. Etrafimizdaki nesnelerin isimlerini soyleyince gostermeye basladi ve getir diyince getirebiliyor artik oglumuz. Ona daha komplike seyler ogretmeye baslayabiliriz artik, bunun icin mecburen inglizce kullanacagiz istemesekte. Aslinda Turkce egitici malzemelerle baslamak lazim ama ingilizce olanlari daha egitimli gibi geliyor bize. Adamlar onun uzerine kocaman bir sektor olusturmuslar ve oglumuz onlarla oynamaktan cok hoslaniyor. Kendisiyle bir baba olarak ilgilenmeniz cok onemli, ve oglumuz kendini rahat hissediyor o zaman. Yani sizinde sicakliginizi istiyor, onunla oyalanma yollarini bulmaniz lazim. Ona ornek olan bir siz varsiniz evde erkek olarak ve siz gibi olmak isteyecek. Onun icin onunla gecirdiginiz her ani ozel kabul edip yasamaya calisin bence. Ilgilenin butun herseyi ile, yemesi, icmesi, uyutmasi, altinin degistirilmesi, mamasinin hazirlanmasi, oyuncaginin secilmesi, giyinmesi, arabasina yerlestirilmesi, ve vs. Bunlari yardimsizda yapmaya calisin. Esinize mesgul olabilir o zaman kendiniz yapmak zorunda kalacaksiniz cunku...Yani kisacasi evlatlarinizin kiz olsun erkek olsun her safhasinda olmaya calisin. Ve tadini cikarin, cunku bu bebeklikleri geri gelmeyecek, ve onlarin sizi taklit etmesinin zevkini cikarin...
25 Aralık 2006 Pazartesi

yag yag yagmur, teknede hamur...

Bu arada buraya tum gun yagmur yagdi, usul usul, yavas yavas. Hala da yagmaya devam ediyor. Yagmuru cok seven ben bundan hic sikayetci degilim hani.

Not: tamam, itiraf ediyorum; bu postu sadece su resmi koyabilmek icin yazdim, blogum acilsin senlensin biraz diye :)))
24 Aralık 2006 Pazar

Oylesine birkac karalama

Son birkac gundur yazmak istedigim yazilar kafamda dolasip duruyor. Kafamda yazacagim cumleleri kuruyorum ama oturur oturmaz ucup gidiyor hersey kafamdan ne garip... BEn de bugun modaya uyup aklima gelenleri siralayiverecegim oylesine...
  • Tezim biyoteknoloji endustrisiyle ilgili. Su siralar biyoteknoloji firmalarinin uzerlerinde calistiklari urunlere bakiyorum. Cogu cagimizin onemli hastlaiklari kanser ve aids ile ilgili. Ozellikle kanser hastaliginda hastaligin kendisi yanisira, hastaliktan kaynaklanan vucudun diger yerlerindeki tukenmeyi onaracak bircok ilac da mevcut. Okudukca hastaligin da vehametini anliyor insan. Cogu zaman dusunmuyoruz ama urkutucu bir gercek.
  • Bugun Selim'e tren taklidi yaparken rahmetli dedecigimin kucukken bana anlattigi yari gercek-yari hayal urunu hikayeler aklima geldi. Dedem astsubay, anneannem de ilkokul ogretmeni olduklari icin calistiklari donemde memurluklari itibariyle turkiye'nin heryerinde bulunmuslar. Dedemin yaninda oturur, dinlemeye baslardim onu, anlatirdi: "Edirne'den bindik trene takatak takatak takatak tak...." Canim dedecigim, ozledim seni galiba.
  • Bir Sirince gezim aklima geldi. OSS oncesi iki arkadasimla birlikte yasadigimiz yer olan Aydin'dan trene binip Selcuk'a gitmis, oradan da dolmusla Sirince'ye yol almistik, amac kafa dinlemek, sinav stresini atmak. Seson disi bir zaman oldugu icin koy gayet sakin, bir o kadar da guzeldi, cok guzel bir gun gecirmistik. Ne akla hizmetse yalniz donuste Sirince'de Selcuk'a yuruyelim dedik. Yaklasik yarim saat kirkbes dakikalik yuruyus olacakti bizim icin. Iyi guzel, derken yari yola gelmeden siddetli bir saganak basladi, yol kenarindaki agaclarin altina girsek de yagmur cok hizliydi, yoldan da bir araba falan gecmiyordu. Orada sirilsiklam olup ertesi gun sinava giremeyecegimi dusunurken siyah, buyuk bir mercedes durdu onumuzde -o taraflarda luks arabalara pek rastlamazdik o donemde- isin ilginc yani arabayi surenin bir amerikali olmasiydi! bizi selcuk'a birakabilecegini soyledi adam, amerikali texas'liyim demisti -Selcuk'ta bir texasli, olayin garipligini dusunun- yol boyu muhabbet etti adam buyuk bir cenesi dusuklukle- sonra da bana durup "you have an American smile" demisti, adam kendince iltifat ediyordu besbelli ama o donemde cidden anti- Amerikan olan ben -goruyorsunuz, yillar nasil da degistiriyor insani :)))- bu lafa acayip sinir olmustum, diger iki arkadasim uzun sure "you have an America smile, heh he he" diye dalga gecmisti benimle. Nereden mi aklima geldi, hic iste...
  • Seneye ise baslayacagim okul okulun maskotu, bir sapka ve ustunde okulun ismi yazan guzel -tam elime gore, cok kalem secerim ben- bir kalem gondermisler, mutlu oldum.
  • Dun aksam televizyonda "neseli gunler" filmini izledik. Sebo bu "kiz filmi" deyip durduysa da benimle izledi yine de ;). Eskiden az kanalli donemde pazar sabahlari trt1'de olurdu bu filmler: neseli gunler, ve avusturya prensesi olan Sisi... cok severdim, tam kiz filmleri iste ama tekrar izlemek cok buyuk bir keyif verdi. Bu arada neseli gunler'in basrol oyuncusunu hala ekranlarda goruyor olmak cok hos.
  • Nostalji turuna bir ek de bu aksam internette Selim'e turkce cizgi film, egitici program vs. diye bakinirken geldi. You tube'e susam sokaginin o cok eski fragmanini koymuslar: gun guneslik, insanlar neseli, sen de gel oyna, susam sokaginda, dostluk ve sevgi sariyor heryeri, gel katil bize, verelim el ele, sev dunyayi, acilir her kapi, iste susam sokagi... fragmanda siyah onluklu cocuklar falan var, ben ilkokulu siyah onlukle bitirenlerdenim ;)
  • Bu aralar Sebo ile ciddi bir calisma donemine girdik, bir o calisiyor bir ben, Selim uyurken ikimiz tam gaz calisiyoruz.
  • Blogumun yeni templatindan dolayi yorum birakilamiyor ne yazik ki, yapmaya calistim ama olmadi iyi html bilenlerden bi fikir alsam nasil olur?
Baska birsey gelmiyor aklima, simdilik bu kadar sanirim...

Merhabalar


Merhabalar, ben Selimin babasiyim, zaten yazis tarzimdan bunu anlayacaksiniz. Zannediyorum bu blogu sadece bayanlar takip ediyor, biz talebi erkeklerden yone cekmek ve onlarinda evlatlariyla ilgilenen birer baba olmalarini tesfik etmek icin boyle birsey dusunduk aslinda. Yani eslerinizede soyleyebilirsiniz bi babada yaziyor diye :) Tabiki en onemli sebeb gozbebegimize farkli bir bakis ve degerlendirme. Takdir edersiniz bayan ve erkek degerlendirmeleri farkli oluyor olaylara. Bunu burada sahit olacaksiniz. Oglumzdan sonraki cocuklarimizada ayni seyleri yapariz ins, yani aslinda ileriye donup baktigimizda diger bebeklerimizede en azindan Selim kadar ilgi gostermek istiyoruz. Bu yazilar bizi yonlednirecek o yolda, ve yasadigimiz heyacani bize hatirlatacak. Oglumuz bizim hayatimiza gercekten buyuk bir ilahi lutuf olarak geldi, yani derler ya cennetten, ve cennet kokusuyla. Bunu tamamiyle hissettik beraberce. Esimde masallah burada guzelce dillendirdi bu duygularini. Ve oglumuzun oncelikle iyi insanlardan bir insan, hayirli, saygili, disiplinli, ahlakli, vatanini ve milletini seven, annesine ve babasina bagli, dilinden guzel sozleri ve dualari eksik etmeyen, hedefleri olan ve bu hedefleri icin canla basla calisan, ve insanliga yararli bir insan olarak yetismesini istiyoruz ins. Tabiki toplumda basarili bir birey olmasi icinde onu gucumuzun yettigi en iyi okullara gondermeye calisacagiz, yoksa gozbebegimiz nasil yapar tek basina :) Biliyorsunuz onun zaten iki vatandasligi var, Amerikan ve Turk. Yani iki guclu kulturun yogrulmus bir ciktisi olacak istesekte istemesekte. Iki vatandasliginida en iyi sekilde temsil etsin istiyoruz. Ileride nasip olursa kardeslerinede guzel bir ornek abi olsun diyoruz, tabiki onlarin sorumluluklarini uzerine almadan. Bazi aileler o yanlisligi yapiyor, buyuk cocuklarina kucuk cocuklarinin sorumlulugunu veriyor, yani buyuk abi yada abla kucuk yastan cocuk yetistirmeye basliyor, ileride tabiki kendi cocugu oluncada bikabiliyor. Kisacasi cocuklugunu yasamiyor. Sahsen ben buyuk olmama ragmen boyle birsey olmadi bizim ailede, yani annem babam kucuk kiz kardesimin sorumlulugunu bana yuklemediler ama ona iyi bir ornek olmami istediler. Ve oyle oldu tabiki. O simdi azmi ile bir ogretim uyesi, ve bizde o yolda ilerliyoruz. Esimde sansli zaten baska kardesi olmadigi icin boyle birseyin ihtimali olmamis. Olmazdida zannediyorum, kayinvalidemler bu konularda bilincli insanlar. Selim ilgi istiyor etrafimda dolasiyor simdi, biraz onunla ilgileneyim, sabahlari erken kalkiyor benle beraber onun icin onunla ilgilenme sirasi bende, hamdolsun. Bu tanisma yazisi idi, gorusmek uzere...
22 Aralık 2006 Cuma

bir gozbebegim yazari daha

Selim'i hep benim gozumden, sozumden, yuregimden yaziyordum bu bloga.
Ileride birgun sayet okuyacak olursa Selimcigim bu yazilanlari, babasinin dileginden, yureginden de birseyler bulsun istedigim icin sevgili babamizi da davet ettim yazar olarak gozbebegim'i yazmaya.
Arada, Selim'in babasindan da birseyler okursaniz sayet sasirmayin oldu mu?

scrapbooking



planlar, planlar...
dogdugundan beri Selim icin soyle scrapbooking yaparak -dogru bir cumle oldu mu simdi bu?- bir album yapmayi planliyorum; amma velakin bir turlu yapamadim.
ona ait kucuk minik herseyi sakliyorum yapacagim albume koyacagim, yapistiracagim, altina ustune, sagina soluna cicili bicili yazilar yazacagim diye. ama olmadi iste, hala kafamda tum bunlar.
sanirim bunu hala yapamamis olmanin birinci nedeni Selim'in cogu fotografinin -cogu degil hepsi desem aslinda ne dersiniz?- hala bilgisayarda olup bir turlu bastiramamis ve benim de dolayisiyla kirpip yapistirip bir album hazirlayamamis olmam.
neyse, buraya da yazarak yapilacaklar listeme bir daha ekleyeyim ben bu olayi, Selim buyumeden bir gun insallah...

daglara gel daglara...

Daglari ozledim ben; dogada olmayi, kamp yapmayi.
Dagcilik maceram universite yillarinda dagcilik klubune katilmamla basladi. Bu konuda daha universiteye girmeden cok hevesliydim aslinda. Lisede universite sinavlarina hazirlanirken istedigim ve sonunda gittigim okulun dagcilik ve tiyatro klupleri suslerdi calisma masamin onundeki duvari -motivasyon olsun diye hani ;)-. Tiyatro klubu hevesi cok ilerlemeden sondu -baska bir yazida anlatirim umarim bir gun-, ama dagcilik maceram surdu epeyce.
Kaya calismalari, yuksek irtifa kamplari vs. derken baya sardim ben dagcilik olayina; baya da zorluydu aslinda gittigimiz daglar, cok da seviyordum ama zorlugunun da farkindaydim. Boyle bir yuksek irtifa gezisi sirasinda -Aladaglar'di yanilmiyorsam- tecrubeli bir arkadas kayadan dustu! Hem de ciddi sayilabilecek bir dusus...
Neyse ki cok agir darbe olmadan atlatti arkadasimiz o dususu, ama bunun sonucunda ben gercekten istedigimin bu olup olmadigini sorguladim kendi kendime. Aslinda tehlikeyi, adrenalini seven bir yapim vardir ama hayat da bu kadar ucuz olmamali dedim kendime; bu sporu yapanlara saygim sonsuz ama o olaydan sonra ne kadar cok sevsem de bunu devam ettirecek yuregin bende olmadigini anladim.
Yuksek irtifa dagciligini henuz baslarinda iken sona erdirmem daglari da biraktigim anlamina gelmesin sakin. Daha "soft" versiyonuna gectim olayin daha sonra. Trekkinglere ve cesitli kamplara katildim ve kamp yaptikca dogayi, dagada olmayi ne kadar da cok sevdigimi anladim. Daglarda olmanin benim icin cok farkli bir huzur, doyum ve mutluluk anlamina geldigini farkettim.
Dallas'a gelmemiz bir anlamda bu cok sevdigim olaylardan uzak kalmam anlamina geldi. Dallas dumduz cunku; tek bir cikinti bile yok gidip hevesimi giderebilecegim. Bu yuzden yaklasik dort yildir daglardan, doga yuruyuslerinden ve kamplardan uzak kaldim ben.
Gidecegimiz yer trekking olaylari acisindan da cok zengin. Kisi da bolca oldugu icin kis sporlarina da baslayabiliriz belki diye dusunuyoruz Sebo'yla. Her ne kadar birkac denemem sonucu kaymaktan cok zevkalmamis olsam da ileride belki Selim'le Sebo kayarken ben de oralarda kamp yapiyor olurum.
Dogada olmayi dusunmek bile guzelmis...
20 Aralık 2006 Çarşamba

Dikkat dikkat!

Sevgili "Gozbebegim" okurlari, son okudugum birkac yazi ve izledigim seylerden dolayi bu blogu herkese acik olmaktan cikaracagim. Blogumuzu takip etmek isterseniz ayin 25'ine kadar emaillerinizi iremdem@yahoo.com adresine bekliyorum.
Sevgilerimle
Sumuklu
19 Aralık 2006 Salı

Anneme su ictigimi soylemeyin o benim kahve ictigimi saniyor :)))
















Dallas'tan suslu geceler...



Gecen sene hamile hamile cektigim iki suslu gece fotografi. Noel ve yilbasi suslemeleri, dekorasyonlari alabildigine heryerde, magazalarda noel sarkilari, cilginca alis-veris eden insanlar, santa ile fotograf cektirmek icin sirada bekleyen cocuklar, son firsat! indirimleri... Tum manzaralar gecen sene ile ayni.
Tek fark ise bu sene karnimin burnumda olmamasi :))).

18 Aralık 2006 Pazartesi

NOT: Burada miskin miskin yatan bir kedi resmi olmasi gerekiyordu, ama yok :((( Nedenini bilmiyorum, yardim taleplerimi yorumlar arasinda ilgili kisilere ilettim :). Neyse siz simdi bir agacin dalinda yatan miskin bir kedi hayaledin simdi ve yaziyi oyle okuyun ;).

NOT2: Bu sefer oldu sanirim, he he :)))... Coook tesekkurler sevgili anne ve bebisi!

Evet, evet burada o unlu "holiday season" basladi yine, ve her nekadar bizler icin cok buyuk bir anlam ifade etmese de noel tatilinden ve gorsel guzelliklerinden yararlaniyoruz biz de.
Tatil, tatil olmasina da bu ise ucundan kiyisindan az bucuk dahi bulasmis olanlar bilirler bize tatil, dur durak yok aslinda: arastirmalar, data toplamalar hic bitmiyor. Bu yuzden ne tam tatil havasindayiz ne de degil... Benim tezimle ilgili mesgaliyetlerim tam gaz devam ediyor hala. Hatta is de buldugum icin hocam simdi tezimle ilgili arastirmalarima daha fazla egilmemi istiyor, ki adam hakli. Onun yanisira bir de tam tezime egilmem gereken gelecek donem zor bir ders verecegim, biraz da ona hazirlanmam lazim. Derken bana dur durak yok yine, neyse mesgaliyetler guzeldir halimden hic mi hic sikayetci degilim ama arada -hele su herkesin birbirine "Happy Holidays!" dedigi diralarda- su yukaridaki kedi gibi tembellik etmeyi de ozlemiyor degilim hani ;).
15 Aralık 2006 Cuma

guzel bir yazi...

Biraz once Selim'i yine emzirerek uyuturken -hala en kolay uyutma yontemi bu cunku-, dun bir blogda okudugum yazi aklima geldi. Bu yaziya 100% katiliyorum.
Ne okursak okuyalim ne kadar kitabina uydurmaya calissak da herkes sanirim kendine gore farkli yasiyor anneligi. Pekcok ortak nokta oldugu dogru ama annelerin ve en onemlisi bebeklerin kisilikleri bu farklilasmada en buyuk paya sahip. Onemli olan sonucta dogru, durust, kendi ayaklari uzerinde durabilen, kendine ve cevresine faydali, iyi bir insan yetistirebilmek.
Umuyorum gidis seklimiz ne olursa olsun sonucta bebislerimiz iyi birer birey olabilirler.

Not: Yazinin tamami burada.
14 Aralık 2006 Perşembe

hayaller gercek oldu :)))

Mutluyum, mutluyuz!
Sonunda birkac aydir gitmelerimin, gelmelerimin meyvesini aldik ve guzel hayaller kurdugum, sevdigim, istedigim okuldan guzel bir teklif geldi. Birkac gundur bunun degerlendirmesi ile mesgulduk ancak sonunda kararimizi verdik ve artik, Boston'a tasiniyoruz! Buyuk bir aksilik cikmazsa 2007 temmuz ayinda tasinacagiz; yaklasik dort yilimizi gecirdigimiz Dallas'tan ayriliyoruz. Guzel bir degisiklik olacagini dusundugumuz icin cok seviniyoruz, istedigimiz biryer oldugu icin daha da cok seviniyoruz, hayirlisi bakalim.
Kalmali mi gitmeli mi derken burada kalmayi sectik biz.

bak sen su dondurmaya!

Bu aralar kafamdaydi, ne zaman baslamali Selim'e kendi kendine yemek yemegi ogretmeye diye dusunuyordum. Guvenilir bir kaynaktan 16. aylar gibi bu konulara ciddi bir sekilde deginilebilecegini ogrenmis ve rahatlamistim kendi kendime "hmmm, daha zamanimiz var nasil olsa" diye dusunerek.
Dun aksam Selim'le yalnizdik evde, Selim oyuncaklariyla oynuyordu bir kosede, ben de bu arada firsattan istifade kendime bir kase dondurma koydum. Tam yemege basladim ki bizimki elindeki oyuncagi birakip bana dogru yoneldi, besbelli dondurma istiyordu. Kasigin ucundan verdim; yetmedi ona elimden kasigi alip kendisi giristi ise, hayretler icinde kaldim! Biz kara kara ne zaman kasik kullanmayi ogretelim diye dusunurken Selim bey aldi kasigi elimden daldi dondurmanin icine. Derken ona kendi kasiklarindan getirdim ve eline verdim, diger elini de dondurma kasesine daldirmamasi icin tuttum. Arka arkaya kasigiyla minik minik dondurmalari kasigiyla agzina goturdu. Bu deneyimden hem o eglendi hem de ben onun bu basarisini (masallah diyorum bir yandan) keyifle izledim. Ana ogul bu sekilde dondurma yedik birlikte. Normalde dondurmanin cok da faydali olmadigini dusunerek pek yedirmiyoruz Selim'e ama bu deneyiminde dondurma yemesine goz yumdum, boyle yemege can kurban diyerek :).
Bu sabah da ayni sekilde "kendimiz yeme" deneyine devam ettik, genel olarak baslarda iyi basliyor ama sikiliyor sonra, sonra simdilik ben devraliyorum yine yedirme olayini. Ama bu bir baslangic diyerek bu deneye belli bir sure devam edecegizdir. Ne diyelim dondurmanin fendi...
11 Aralık 2006 Pazartesi

Gitmeli mi kalmali mi? Elbette kalmali!

Bu is arama zamanlarinda Turkiye'den, Istanbul'da guzide bir universiteden hem bana hem Sebo'ya gelen ciddi bir teklifle "Turkiye'ye mi donsek" diye dusundugumuz oluyor zaman zaman.
"Gitmeli mi, kalmali mi?" diye dusundugumuz garip bir ruh hali bu. Blogunu uzun zamandir takip ettigim Sevgi de bir yazisinda "koklerim burada ama dallarim okyanus otesinde" demis ve bence cok guzel anlatmis iki arada yasiyor olmayi. Ben de oyle hissediyorum, belki koklerimiz Turkiye'de bizim (ben ve Sebo'nun, Selim daha Turkiye'ye gormedi bile :)) ama buraya dallanip budaklandik sanki.
Teklif her ne kadar ciddi, cazip ve prestijli olsa da ben bir sure daha buralarda olmak istiyorum. Buralari, buradaki hayatin akisini, insanlarin yasam tarzini, birbirlerine saygi dolu yasamlarini, bizim yasam tarzimizi ve her seyin merkezinde olma duygusunu -bu Amerikalilardan gecen bir duygu belki de- seviyorum cunku. Buradan ziyaret ve bir takim vize islerini halletmek icin ilk defa Turkiye'ye gidisimde ornegin orada, koklerimin bulundugu o ulkede, kendimi cok yalniz hissetmistim. Garip bir histi, sanki dunya donuyordu da ben o donusun disinda kalmistim tamamen. Yasamin hizindan geri kalmislik hissiydi. Yabancilasma hissiydi; ulkeme ve koklerime ve belki de kendime, kimbilir...
Ulkemi, Turkiye'yi, insanlarini, dogasini, tarihini, nimetlerini seviyorum ve ozluyorum hem de cok; ama sanirim benim henuz Turkiye'ye donme vaktim gelmedi.
Bir sure daha burada dallanip budaklanmaya, yeni surgunler vermege devam edecegiz biz ve simdilik ben bundan hic sikayetci degilim!
10 Aralık 2006 Pazar

unutamayacagim soguk bir gece...


"Inanmam!" demeyin sakin: Dallas'ta da buzz gibi soguk gunler yasayabiliyor insan. Ornegin bir hafta once bir gunlugune de olsa kar yagmisti bizim buralara. Kar gitti ama sogugu kaldi. Sogugu severim, ama soguk basimizi sokacak sicak bir evimiz oldugunda daha bir hos oluyor soguk.
Oysa ki dun aksam klimamiz bozuldu bizim. Buralarda kislar cok sert gecmedigi icin klimalarin isiticilari yeterli olabiliyor cogu zaman -cogu zaman diyorum, istisnai soguk havalarda simsicak kaloriferin yerini hicbirsey tutmuyor bence. Neyse, dun de 27F (-2.7C) derece bir sogugun oldugu bir gece idi ki bizim klimamiz bozuldu. Acilen apartman kompleksinin 24 saat acik servisini aradik, yarim saat kirkbes dakika sonra bir tamirci geldi 15 dakika kadar baktiktan sonra "oldu" dedi gitti. Adam gittikten 10 dakika sonra bizim klima yine calismaz oldu, somine yakma islemimiz de basarisizlikla sonuclandigi ve evdeki dumandan tum kapi ve pencereleri actigimiz icin ev tamamen buzzz kesti. Klima calismadi gorevlileri aradik tekrar, gelen giden olmadi, saatler de gecenin ilerleyen vaktini gosterdigi icin bu arada klimanin yapilma isi sabaha kaldi. Sogukta yatak odamiz icinde yeller esen bir bayir gibiydi :-). Selim'i usumemesi icin ortamiza yatirdik, ama kiprak Selim'le uyumak ne mumkun! o kipirdadikca biz kenera kaydik, bir kenera kaydikca yorganlar ustumuzden kaydi, yorganlar kaydikca biz donduk. Derken benim dahi kocam -yok, saka degil cidden dahidir benim kocam, her zaman birseylere guzel cozumler bulur, onun bu yonu cok takdir ettigim yonlerinden birisidir-, gecenin 3unde kalkti giyindi 24 saat acik olan WalMart'tan elektrikli isitici aldi geldi. Guclu elektrikli isiticimizla tum evimiz degil belki ama odamiz simsicacik oldu da biz de geceyi rahat bir sekilde gecirdik o saatten sonra. Sabah 9 sularinda -biz daha erken bekliyorduk oysa ki- Meksika kokenli tamircimiz gelip klimamizi yapti: yanan motor degistirildi ve boylece tum evimiz sicacik oldu.
Biz de boylece gitme olasiligimiz bir hayli artan -gidecegimizi baska bir postta yazacagim- soguk ama cok istedigimiz sehir icin, kisa bir alistirma yapmis olduk :).
Ne diyeyim, ilginc bir geceydi vesselam!
9 Aralık 2006 Cumartesi

kirpik kirpik


Bugun babasiyla Selim'in saclarini kirptik biraz. Kac aydir kesilmeyen saclari her taraftan uzadi baya ama Selim saclarini keserken pek merakli bir sekilde kipirdandigi icin yalnizca en elzem olan kulak ustlerini ve onundeki alnina dusen uzamis kisimlarini kestik. Herseye merakli oldugu bu yaslarda sacini kesmek ne kadar zormus gormus olduk.
Bu arada tamamen karakterine uygun hasari, merakli oglan cocugu kimligine burunuverdi Selim, isimiz var :) hayirlisi bakalim.
Buyudukce Selim de anneden ayrilmayan bebekler -pardon cocuk oldu onlar artik, cocuklar- kervanina kapilmaya basladi. Gerci simdilik benden ayrilma sendromu yok -hani odadan cikinca bagirmalar falan, ki cok yakinda bekliyorum ben de boyle olmasini- ama evdeyken devamli gelip bacaklarima yapisiyor "beni kucagina al" babinda. Ben alip babasina devretsem de bir sure sonra yine geliyor bacaklarima; mutfakta bir is yapmak Selimsiz mumkun olmamaya basladi.
Mutfagi karistirma seruvenimiz son gaz devam ediyor, dolaplar aciliyor, icinden tencereler, cekmecelerden tabaklar tek tek cikariliyor, oynaniyor. Bulasik makinasini bosaltirken biz bulasik makinasinin yanina geliniyor, kasik, catal ve bicak gibi tehlikeli maddelerin bulundugu hazneyi kaldirinca annesi, Selim makinadan tabaklari tek tek cikararak annesine veriyor, annesi de yerlerine koyuyor; bazen bu verme istekli olmasa da "Selimcim, hadi ver onu annecigim" israrlarina karsi koyamiyor Selim.
Cocuklar ne yaptigimizin aynasi gercekten: "hayir"i ogretmek icin ona isaret parmagimizi sallayarak "hayir" diyoruz o da isaret parmagini ayni sekilde sallayarak bize "hayir" diye karsilik veriyor, komik sey...
Yemek konusunda simdilik pek bir problemimiz yok; yaptigimiz mamalari yiyor yeteri kadar, yemediginde de yemekten sogumamasi icin cok israr etmiyoruz, zaten yeteri kadar yemis oluyor, yalniz tatlilardan uzak tutmaya calisiyoruz -arada dondurma kacamaklarini saymiyorum-.
Bir de bu aralar hosumuza giden iki ellerini yumruk yaparak "himmm" (sert bir tonda) deyisi var ki o zaman tam bir oglan cocugu oluyor.
Dun aksam aldigimiz mutlu bir haberi kutlamak amaciyla yemege gitmistik, orada bir bayanla konusmaya basladik. Bayan, Selim'i sevmek amacli yaklasti bize -burada sevebilir miyim dediklerinde hayir demiyorum pek cunku zaten cok fazla yaklasmadan, degmeden ve cok sukur ki opmeden, belli bir mesafeden konusarak seviyorlar cocuklari ve ben bunu cok takdir ediyorum-; ve kendisinin de 14 ve 18 yasinda iki oglu oldugunu , ogullarinin nasil buyuduklerini anlamadigini ve bebeklik gunlerini ozledigini anlatti, gulumseyerek dinledim ama ben bile Selim icin daha dun bebeklik halinde oldugunu dusunup ne cabuk buyudu diyorsam kadinin hislerini anlamamak imkansizdi. Belki birgun ben de ayni seyleri soyleyecegim, kimbilir?
Onemli olan onlarla her anin tadini cikarmak oysa ki!
7 Aralık 2006 Perşembe

Bestik uc olduk

Bes gun once mutlu mesut bir sekilde dogumgunumu kutluyorduk annem, babam, kocisim ve Selimcigim. Bes gun once bes kisiydik evimizde, bes kisilik kocaman bir aile olarak yasiyorduk yaklasik iki bucuk aydir.
Annem ve babam bugun ayrildilar yanimizdan; geride ayriligin huznu kaldi bizde. Gerci duygulari bir yana atip dusundugumde, arada stresli oldugumuz zamanlar olsa da ne guzel ki guzel zamanlar gecirebildik hep birlikte. Birbirimize cok alistik bu zaman zarfinda. Eminim geride kalmak zor oldugu gibi gitmek de zor oldu onlar icin.
Yasam boyle iste; muhasebe okumus olanlar bilirler hani su "T" cetveli vardir, gelenler ve gidenlerin, artilar ve eksilerin yazildigi , iste boyle bazi secimler yapiyoruz artilarini ve eksilerini tartarak, ornegin uzaklarda bir yasami secmek gibi. Artilarinin cok oldugunu dusunerek yasiyorsak da sectigimiz bu hayati, eksiler de bir o kadar acitabiliyor insani bu "ayriliklar" gibi.
Bugun bu eksinin etkisini hissettigim depresif bir gundeyim.
Oysa ki hersey tum hiziyla yeniden baslayacak yarin, Selim olanlardan bihaber rutinleriyle baslayacak gune, ben pazartesiye hocamla gorusmem gereken bir konu, ve gelecek donem verecegim ders icin calismaya baslayacagim tam gaz, Sebahattin de cok yakinda olacak konferansinin hazirliklari ve tezi ile ilgili calismalarina yogunlasacak. Annemler donecekler evlerine; yazi da yazliklarinda gecirmis olduklari icin su anda tam yedi bucuk aydir yasanmamis evlerine donecekler, haldir huldur bir temizlik olacak, hasta olan anneannemle ilgilenecek belki de annem bu arada, onlar da kendi rutinlerine doncekler zamanla.
Bizimle kalan guzel paylasimlar, guzel anilar.
Ve su cok bilinen dizeler geldi aklima bu ruh haliyle simdi. "Ne alaka" demeyin sakin!
Avazeyi bu cihana Davud gibi sal,
Baki kalan bu kubbede hos bir seda imis.

Simdi "DJ sumuklu" olarak sizinle su parcayi paylasmak istiyorum:



4 Aralık 2006 Pazartesi

bir mektup

ah annecigim (ben "enne" diyorum ama aslinda "annecigim" demek istiyorum, biliyorsun), ne zamandir mesgulsun, arada beni de birakip gidiyorsun; sen giderken aglamamam uzulmedigim anlamina gelmiyor ama dondugunde kollarina atmam kendimi seni ne kadar cok ozledigimi gosteriyor oyle degil mi? ah annecigim diyordum ki cok mesgulsun kendinle benim bloga da yazmayi ihmal ettin bu aralar, bari en yazayim.
Gitmelerinin -ki sanirim bir muddet gitmeyeceksin, gitme tamam mi?- en zor yani emmeyi ozlemem. Hani bu aralar ayri bir duskun oldum, sen de farkindasin oyle degil mi? Hatta bazen senin adinin "enne" oldugunu unutup sana "meme" bile diyorum ben; sen de guluyorsun bu duruma, gulme lutfen ogrenecegim yakinda.
Sonra oyun istiyorum bol bol: anneannem bana "oyunbaz" diyor. Disari cikmayi cok seviyorum bu aralar, anneannem ve dedem beni disarilarda gezmege alistirdilar. Anneannem sincap kardesleri gosteriyor bana. Ben onlari cok seviyorum evdeyken bana "nerede sincap kardesler" diye sorduklarinda isaret parmagimi kaldirip disariyi gosteriyorum hemen, aferim bana! Sonra dedem de disariya ciktigimizda yaprak kopariyor bana; yapragi koklamayi, sallamayi arada da elbette agzima koymayi hic ihmal etmiyorum. Sonra havhavlari goruyoruz bazen onlari gorunce elimi sallayip "gidin" diyorum, ben korkmuyorum havhavlardan ama babam ve dedem korkuyorlar, ondan. Anneannem ve dedem gidecekler yakinda onlari cok ozleyecegim ama onlarin yaptiklarini size devrediyorum artik annecigim ve babacigim; hergun beni gezdirirsiniz artik, oyle degil mi?
Evdeki oyuncaklarima binmeyi coook seviyorum. Ucagim ve bisikletim en favorilerim; bir de birseylerin ustunde beni yerde suruduklerinde de bayiliyorum buna, devamli yapsinlar istiyorum.
Unutmadan, bu aralar mutfak dolaplarini kesfettim ben, iclerini acip tencereleri, cezveleri, suzguleri ve bilimum ne varsa herseyi teker teker cikarmak cok hosuma gidiyor ama geri koymuyuyorum onlari, niye koyayim hem?
Bir de su "Selim ne zaman yuruyecek?" sorusundan sikildigimi belirteyim; sen gormedin annecigim ama babam, anneannem ve dedem gorduler arada birkac adim atiyorum, gerisi yok, yetmez mi? yeter simdilik.
Icimdeki kedi ruhumu seviyorum, nerede kargasa orada ben :). Ornegin dun aksam dedem bavul topluyordu; etrafta posetler, kagitlar, esyalar tam benlik! Annem ortaligi karistirdigim icin mutlu oldugumu saniyor ama aslinda ben dedeme yardim ediyordum niye anlamiyorsunuz?
Bilgisayara bayiliyorum, klavyeye vurmak -mumkunse kirmak- en buyuk hobim (ama kirma konusunda basarili olamadim henuz :(, ugrasiyorum ama), sonra annemin ve babamin calisma masalari da cok cok cekici geliyor, karistirma konusunda; bu konularda da uzmanlasmayi hedefliyorum.
Daha yazacak cok sey yapiyorum ben, ama annem yazmiyor iste; hem yakinda dogumgunum de var tam BIR yasina girecegim, daha sik yazmasi lazim annemin oyle degil mi?
Enne, beni duyuyor musun?
Selim
24 Kasım 2006 Cuma

bir sukran gununun ardindan...

Reel anlamda bir sukran gunu ertesi yasiyoruz bugun. Dun sukran gunuydu bugun de kara cuma!!! Bugun resmi olarak Amerikanyali dostlarimizin noel alisversine basladilari gun. Persembe gununu aile, es ve dostlariyla hindi yiyip Amerikan futbolu izleyen dostlarimiz, cuma gunu sabahin erken saatlerinde (erken erken cok erken, sabah saat 5te basliyorlar) bazi magazalarin onceden reklamini yaptiklari buyuk indirimleri kacirmamak icin (bu indirimler sabah 5 ile 10 arasi oluyor ornegin) alisveris cilginligi icin magazalarin yolunu tutuyorlar. Kimilerine gore buyuk firsat bu kara cuma, biz oyle olmadigini dusunuyoruz oysa ki! Ilk geldigimiz yillarda biz da bir sabah erken saatlerde dusmustuk yollara, ancak indirimde olan mallarin sabahin erken saatlerinde kalkmaya deger seyler olmadigini ve indirimlerin oyle buyuk de olmadigini gorup bir daha bu akina kapilmayacagimiza soz verdik.
Sakin bir sukran gunu gecirdik dun biz, ogleden sonra Sebo'nun bolumunun sukran gunu partisine gittik, cok da cekilesi birsey olmadigi ve annemleri de evde yalniz birakmak istemedigimiz icin birkac saat durup geri donduk. Sonra da cay icip Grey's Anatomy izledigimiz sakin bir gece gecirdik.
Bugun de tatil buralarda, bense pazar gunu yine yollarda olacagim icin sunumumla ilgili birseyler hazirlamak uzere okuldayim su anda. Pazar gunu yine yollarda olacak olmak biraz depresif bir moda soksa da beni simdilik gidecegim son kampus ziyareti oldugu icin biraz rahatlatiyor. Keske gittigim yerlerden guzel bir haber alsam bu arada...
Bu belirsizlik var ya, iste o zor!
18 Kasım 2006 Cumartesi
Kabus gibi bir donus yasadim gelirken gittigim yerden. Dallas'a donus ucagim sabahin erken saatlerindeydi. Ancak herhangi bir duruma karsi genellikle tedbirli olan ben 6:58'deki ucagim icin 5:00'da havaalanindaydim. Havaalanina girer girmez kontuardaki sirayi gorunce basimdan kaynar sular dokuldu ki bu sirayi yarim saatle savusturabildim. Yalniz guvenlik tedbirlerinden dolayi asil ucaklarin kalktigi alana giden sirayi bir saatte gectikten sonra hele sukur zamanim var diye ucagin kalkacagi bolume gittigimde ucagin saat 10:50'ye ertelenmis oldugunu gordum. Ben guya 6:58'deki ucaga binip 9:45'te aktarma yapacagim sehirden -Memphis- ten Dallas'a donecektim ve tahminen 11 gibi Dallas'ta olacaktim.
Bir onceki gun olan firtinadan ve sukran gunu tatilinden dolayi ekstra bir doluluk vardi havaalaninda, dolayisiyla ogrendim ki ucagim ertelenmis 10:50'ye... bu demek, baglantimi kaciracagim demekti. Memphis'ten ondan sonraki bos yer olan baglanti aksam 6'daydi!!! Istemedim tabii ki, daha erken baglanti olasiligi olan Minneapolis'e cevirdiler rotami, ucagin 8 :45'de kalkacagini ve benim oradan baglantimin 1:50'de olacagini duyunca peki dedim, hatta sevindim baya...
Amma velakin 8:45'deki ucak da 10:30'a ertelendi, hrrrrrrrr!!! Efendim, kah koltuklarin ustunde uyuyarak, kah bilgisayarima takilarak, tezimle ilgili oldugu icin aldigim kitabi okuyarak, kah eve telefon edip ev ahalisine binbir sitem ederek bekledim. Saat 10:15 oldu hala tik yok kontuarda... Derken bir gorevli gelip ucagin 11:30'a ertelendigini iletti. Bir hesap yaptim, yol iki saat surecekti, normalde 1:30'da saat farkiyla 12:30'da orada olacaktim, Dallas ucagina rahat rahat yetisecektim, o yuzden beklemeyi tercih ettim. Bekledim -beklemek, bizim yasamimiz-, bekledi, bekledim... ve 11:45 'te ucaga aldilar bizi, hazirlan bekle derken vakit gecti ve Minneapolise indigimde saat 2:00 olmustu! Kil payi Dallas ucagini kacirmama yanarken elime 5:16'daki ucaga ait bileti aldim ve havaalanini seyre daldim. Once tuvalete gittim, sonra yemek yedim, sonra kahve aldim, sonra bilgisayarima takildim, sonra kontuara gittim, kitabimi okumaya devam ettim, arada sikildikca gazete dergi bayilerinde gazete ve dergileri karistirdim, hediyelik esya baktim, arada yine tuvalete gittim, kontuara geldim, yanimdaki insanlarla muhabbet ettim, telefonda konustum: Havaalaninda yapilabilecek herseyi yaptim anlayacaginiz! Neyse ki vakit geldi ve nihayet(!) bu ucak ertelenmeden Dallas'a uctu ve ben 7:30 sularinda Dallas'a, topragini optugum Dallas'a dondum!
Tum cuma gunum cok da verimli olmayan bir sekilde havaalanlarinda ve ucaklarda gecti, mumkunse bir muddet ucak mucak gormek istemiyorum ama, ne fayda! haftaya yine gidiyorum buralardan!
15 Kasım 2006 Çarşamba

canimcigim


Canimcigimin bu resmini cok sevdim, her zaman bakayim diye buraya koydum. Resimlerden anliyor en cok insan ne kadar da cabuk buyuduklerini, ve de inanamiyorum elbette... Yanliz, her resimde onluk karizmamizi bozuyor biraz ama hala ve hala agzinin suyu akiyor Selim'in cok fazla. Dislerin gelmesiyle sulanmalar daha da artti, bu nedenle onluksuz bir animiz bile gecmiyor.
14 Kasım 2006 Salı

kacamak bir yazi...

dun bir ara heyheyler gelmisti bana ve bunalim dolu bir yazi yazmistim
-okuyanlar bilirler :)-.

ara ara geliyor boyle insana,
ister mevsim degisikligi deyin, ister yasadiklarimiz, ister baska birsey.
oluyor iste...

benimkinin sebebi ise yine is gorusmesine gidecek olmam sanirim.
aslinda guzel birsey, bu sayede gectigimiz ay icinde bircok yeni yer gordum, yeni insanlarla tanistim, mesleki acidan kendime guvenim geldi, vs.
ancak, yorgunluk sanirim simdi benimkisi; ve de yaptigim bu ziyaretlerin sonucunu almak istiyorum biraz da,
ve Selim'den ayriliyor olmak da uzuyor beni.

aslinda hemen karar veren iki yerden olumlu sonuc aldim, ancak pekcok seyi birarada dusundugumuzde, ve de hocamin da fikrini alinca kabul etmedik bu yerleri
-dogrusu ben de cok istemiyordum-.
istedigim yerlerden haber bekliyorum su anda;
olumsuz bir gelisme yok, isin iyi yani.

bir de biletimdeki son an degisikliginden yarin uzunca bir sure ucakta ve havaalanlarinda gecirecegim vaktimi, bu da moralimi bozdu biraz; ogleden sonra ucte binecegim ucaga -ki bir saat once orada olmak gerekiyor- gece onda olacagim gidecegim yerde...
uf, puf nidalari icindeyim anlayacaginiz.
ama sikayet yok!

bu gidecegim yeri hocam istiyor,
arastirma yapabilecegim insanlar var,
pek cok universitenin oldugu bir sehir
-Sebo icin de iyi yani-,
unlu bir sehir
-hani herkesin zevkle gezmek isteyecegi turden-,
ve de guzel bir okul;
umarim guzel gecer hersey de tum bu yorgunluga deger.

iste boyle...
neyse, boyle yorgun, bikkin, sikkin bir modda yazdim yine...
aman canim gunluk degil mi bu, istedigim gibi yazarim! oyle degil mi ama ?


11 Kasım 2006 Cumartesi

oradan, suradan, buradan...

Oncelikle annemin asagidaki postla ilgili yorumu: "niye yazi yazmadin da muzik koydun?"...
Niye sorusunun yaniti: Cunku birseylar yazmaya cok bir enerjim yoktu, ama blogumu ihmal etmedigimi hissetmek ve sevdigim birseyleri paylasmak amaciyla oyle bir yazi yazdim, bu beni rahatlatti.
Bu gunlerde genel olarak yogun zamanlar yasiyorum denebilir. Bir yandan hem tezimle ilgili birseyler yapmaya calisiyorum, hem bahsettigim makale uzerine calisiyorum, hem asistanlik gorevlerimi yerine getiriyorum, hem is basvurularinin olan tekliflerini degerlendiriyor, olmayanlari takip ediyor bekliyorum, hem de yeni gorusmelere hazirlaniyorum. Yogun mu? Yogun... Ama ne guzel ki tum bunlari simdilik buyuk bir zevkle yapiyorum, guzel seyler olacagini umid ederek...
Bir yandan annem ve babam sagolsunlar evle ilgili islerimizi baya kolaylastiriyorlar: eve gittigimizde yemekler hazir, etraf derli toplu oluyor. Hic alismadigim uzere camasirlar utulu; pantolonlar askida, tshirtler cekmecede giyilmeyi bekliyorlar. Her ne kadar bu duruma alissak da ara -sira bunun gecici oldugunu kendime ve Sebo'ya belirtme ihtiyaci hissediyorum ki annemler gittiklerinde buyuk bir sok yasamayalim.
Bu arada bu yogunlukta buralari birakmanin uygun olmadigi kanaatine vararak Turkiye gezimizi iptal ettik; bir yandan cok uzgunuz -gitmemiz gereken yerler, gormemiz gereken sevdiklerimiz vardi- bir yandan da boylesinin simdilik cok daha iyi oldugunu dusunuyoruz; hersey bir belirginlessin bakalim, Turkiye gezisi o zaman daha da anlamlanacak.
Bu haberler boyle...
Bir yandan da cekirdek ailemizle ilgilisi olamayan ama buyuk ailemiz icinde olan huzursuzluklar var ki, ister istemez dolayli olarak beni de bizi de mutsuz ediyor. Insan istiyor ki herkes iyi olsun, herkes iyi anlassin birbiriyle darginliklar olmasin, lay lay lom yasayalim ama her zaman bu boyle olmuyor ve binlerce kilometre uzakta olsaniz da yasanan, yasanacak seyler psikolojisini etkiliyor insanin.
Bir de sanirim annemlerin bu ayin sonunda gidecek olmasi da beni huzunlendirmeye basladi. Anneme bu sabah "gittiginizde Selim'i cok ozleyeceksiniz" diyordum ki o da bana "sen de cekmecendeki utulu camasirlari" dedi, utulu camasirlari ozleyecegim ozlemesine ama anne ve babamin buradaki varligini da ozleyecegim cok, ozlenmez mi; hele de arada bu kadar mesafe olunca ve zaman, isler gibi kisitlamalarla her zaman "ha deyince" gidemeyecegimizi, gorusemeyecegimizi dusununce bir tuhaf oldum ama caktirmadim, caktiramadim her zaman oldugu gibi.
Neyse, oradan, suradan ama en cok da BURADAN bir yazi oldu bu!

9 Kasım 2006 Perşembe

destiny

bu grubu univrsitedeki yakin arkadasim gozde'nin ispanyol sevgilisi tanistirmisti bize. ve ben ozellikle bu parcanin muzigine bayilmistim! yillar sonra aklima gelip tekrar dinledigimde zevkimin degismedigini farkettim ve paylasmak istedim; bakalim sevecek misiniz?



va hatta bir tane daha!

8 Kasım 2006 Çarşamba

gece uyuma(ma)larimiz...



Bir onceki yazimda bahsettigim ayrilik sendromunun bir devami olarak belki de Selim'in yatagi ilk gunlerdeki gibi hala bizim odamizda. Yani Selim geceleri hala bizim odamizda yatiyor; hatta bu durum bu aralar odamizla da sinirli kalmayip yatagimiza kadar geliyor.
Gece kalkmalari, alt degistirmeler, emzirmeler nedeniyle ilk baslarda bizim yanimizda baslayan ve o zamanlar altinci ayda odamizi ayirma hedefimiz olan bizler hala bunu basaramamis -aslinda denememis- durumdayiz.
Gerci su an emdigi icin hala bizim odamizda yatmasi benim kolayima gelirken, ilk hedef olarak geceleri uyanmadan uyuma durumuna gecemedik Selim'le. Bu duruma gecmek icin caba da gostermedik gerci. Caba olarak emmek icin kalktiginda emzirmeden pispislayarak uyutmayi onermisti doktorumuz. Ancak bu aralar genelde gunduz ek gidayla beslendigi, benim evde olmadigim, sut sagmaya da firsat bulamadigim icin gunduzleri anne sutunden pek bir mahrum kaliyor Selim. Hal boyle olunca ben de "bari geceleri icsin istedigi kadar" diyerek geceleri emzirmeye devam ediyorum; her ne kadar bu durumdan sikayetci olmasam da ilerisi icin aslinda gece emzirmelerinin bitmesi iyi olur diye de dusunmekteyim bir yandan.
Gece rutinimiz Selim'in gece banyosu yapmasiyla basliyor. Eger banyosunu 6-7 civari yaparsa ve de gunduzden yorgun degilse banyodan sonra oyun oynuyor biraz. Oyundan yorulunca gelip "memme- memme" diyerek -ki buna yeni basladi-, elini emerek, ve de kucagima gelerek uykusunun geldigini belirtiyor -ya da biz oyle anliyoruz-. Ben de onu alip yatakodasina geciyorum ve eger karni tok degilse emzirerek, toksa yanima yatirip pispislayarak uyutuyorum -bu, genelde 8:30- 9:00 civari oluyor, aktifliginin zirve yaptigi zamanlarda ise 10-10:30 diyelim. Yalniz uyuduktan bir bir-bucuk ya da iki saat sonra agliyor ve ben onu yataginda oturuyor buluyorum, uykusunun acilmasina izin vermeden tekrar ya pispislayarak ya da emerek uykuya daliyor. Eger uykusu acilirsa kalkiyoruz, ikinci oyun vs. rutinimiz basliyor. Sonra bizlar da yattiktan sonra gece 1:30 gibi yine mizildanarak uyaniyor Selim, yine emziriyorum yatakta, bu emzirmede guzel uyursa yataginda uyuyor, yok eger cok dalmiyorsa bizim yatakta kaliyor, zira yatagina yatirirsam tamamen uyaniyor. Sonra yine her nerede olursa olsun sabah bes gibi bir uyanma -daha once uyanmamissa tabii-, emme rutini derken zaten sabah oluyor.
Yani ben hala bir gecede mutlaka en az iki en fazla dort kere emzirmek ve Selim'i tekrar uyutmak uzere kalkiyorum. Pilimin cok dayanmadigi gunlerde Sebo kalkip pispislayarak vs. uyutmaya calisiyor. Yani gece uykusu Selim'in boluk porcuk, hala tam bir duzene oturmadi -oturtamadik diyeyim cunku Selimcigimin degil bizim ugrasmamiz gereken bir durum bu. Hele de yatagimizda uyudugunda biz tyam bir uyku uyuyamiyoruz aman Selim'i ezmeyelim, uyandirmayalim diye tilki uykusunda geciriyoruz geceyi.
Yani bilmiyorum, zamanla olacak birsey mi bu, yoksa karar verip tamamen bizim ugrasarak -ki birinci dogumgununden once emmeyi biraktirmak istemedigim icin simdilik olmayacak- duzene oturtmamiz mi gerekecek?
5 Kasım 2006 Pazar

alis-veris dolu bir haftasonu

Bu hafta, hafta ici hep okulda birseyler calisarak gecirdigim icin cumartesi pazar calismak gelmedi icimden hic. Hafta ici havalarin da sogumasi nedeniyle annemlerde pek bir yere cikmamislardi. Tum bunlar birarada olunca hafta sonu biryerlere cikmak farz oldu. Bizim buralarda biryerlere cikmak %80 alisversi odakli olunca, biz de uzun zamandir gitmeyi planladigimiz outlet alisveris merkezi olan Allen Mall'e gittik. Sabahlari Selim sayesinde zaten erkenden ayakta olan ahalinin kadin populasyonu erkenden alisveris merkezine yolalmayi planlarken erkek populasyonu Amerikan futbolu izlemek icin evde kalmayi planliyordu. Sonucta babamin da bizim safhamizda yer almasiyla ogleye dogru 11 sularinda evi terkeyledik.
Dallas oyle pek kucuk bir yer degil ama gittigimiz alisveris merkezinde yine bir tanidik cift gorerek basladik yine. Neyse, o magaza senin bu magaza benim derken Selim arabasinda, biz bakina bakina aksamustu besbucugu ettik. Bu kadar saate Sebo'ya iki t-shirt, babama bir t-shirt, Selim'e bir pijama takim- bir yerden hicbirsey almasak mutlaka Selim'e birseyler almadan cikmiyoruz zaten-, bana tekerlekli bilgisayar cantasi, anneme guzel bir cuzdan, annemle bana annemin hediyesi kolye kupe takim, ve gunun sonunda midelerimize ikiser pizza dilimi sigdirdik. Aldiklarimiz guzel, pizzalarimiz enfesti. Derken aksam yorgun bir halde eve gelip hemen cay demleyerek kendimize geldik. Daha sonra annem o yorgunluga bakmadan -garip bir sekilde annemle babam hic yorulmuyorlar zaten- bize sutlac yapti ve bir de o guzelim sutlaclari devirdik midemize gece gece.
Yogun gecen dun'den sonra bugun bir hayli yavas gecmis olsa gunun guzelligi olarak annemle ben bir arkadasimla bulusup La Madeleine'e gittik. La Madeleine genelde guney'e ait bir cafeler zinciri olup benim takilmayi sevdigim tek tuk mekanlardan birisidir. Cok sicak bir atmosferi ve gunun her saati hatiri sayili sayida musterisi olmasina ragmen dekoru ve oturus tarzi itibariyle kendinizi ozel de hissedebileceginiz bir yer. Fiyatlari cok da ucuz olmamasina karsin kahve aldiginizda yaninda ekmek teryagi ve recel de alabildiginiz icin universite ogrencileri tarafindan da ayrica cok tutalan bir mekan. Oglen birkac saatimizi burada gecirdikten sonra eve donduk. Sonra ben evde guzel bir domates corbasi yaptim, babam ozellikle cok sevdi, tevazu gostermiyeyim sevecegini biliyordum. Hatta Selim bile bayila bayila yedi -domatesin agir gelecegini dusundugumden yine de cok az bir miktar yedirdik ona-. Aksamustu annemle babam yine yuruyuse gittiler, biz de evde gecirdik.
Su anda herkes evde, annem mutfakta pogaca yapiyor, Selim misil misil uyuyor, babamla Sebo ise herzamanki mekanlarinda, televizyon karsisindalar.
Bir pazar da boyle gecti... ha bir de unutmadan, bir de guzel bir haber aldim: Onceki Cinli hocamla calistigimiz bir makale alanimizda cok iyi bir makalede ikinci tur incelemedeydi, ikinci turu gecmisiz, ucuncu tur icin calisacagiz; basilma olasiligi cok yuksek bundan cok cok mutlu oldum.
Hepinize iyi, dinamik, guzel, basarili, saglikli, mutlu, sevdiklerinizle birlikte huzurlu bir hafta diliyorum...
2 Kasım 2006 Perşembe

Nostalji


Bu aralar buram buram bir nostalji yasiyorum ben. Hani anlamindaki gibi eskiye ozlem seklinde bir nostalji degil bu ama; iste eski resimlerini cikarip bakiyorum Selim'in "ayyy ne kucukmus, minikmis" diyorum- sanki simdi cok kocaman olmus gibi. Eskiden soyleydi boyleydi diye anlatiyorum annemlere.
Belki de ben bir ayrilik sednromu yasiyorum. Hani bebekler buyuyup kisiliklerini bulmaya baslayinca anneden koparlarmis ya, belki de bunun farkina varmak benimkisi. Selim'den cok kendimle ilgili birsey belki de. Belki de bu yuzden anne sutune bu kadar israrla devam edisimiz; hani sanki sutu icmezse beni de unutacakmis gibi bir his benimkisi.
Gerci eski fotograflarina bakip ne kadar buyudugunu gormek de insanin cok hosuna gidiyor. Ilerlemeyi gormek mutlu ediyor insani.
Annelik cok duygusal birseymis yalniz bunu anliyor insan bir de. Yalniz kendi cocugunuza, bebeginize karsi degil; tum bebeklere, cocuklara karsi ayri bir sevgi beliriyor icinizde; tum cocuklara sevgi duyuyor, tum cocuklara merhamet ediyor; tum cocuklar hep iyi olsunlar, saglikli olsunlar, hayatta onlari hep guzel seyler beklesin istiyorsunuz. Bir cocugun acisini duymak kendi cocugunuzmuscasina icinizi acitiyor, isyan ediyorsunuz yapilanlara olanlara. Tum cocuklari kucaklamak istiyorsunuz, onlari sevmek, sicak bir kucak acmak onlara. Anneligi bana yasattiklarinin yanisira iste hayata dair bana bunlari kazandirdigi icin de seviyorum. Kisiliginizin, yasaminizin bir parcasi oluyor annelik.
Nereden nereye geldim simdi, Selim 10 aylik oldu ve ben onun her halini doya doya yasamayi seviyorum.
1 Kasım 2006 Çarşamba

eski yazilar

Siz yapar misiniz bilmem... Ben ara ara donup eski yazilarimi okurum; o zamanlar neler dusunmusum, neler yazmisim diye.
Genel olarak eskileri okurken hissettigim, ozellikle 2005 tarihli yazilarimin cok daha ice donuk, ve "biz"den ote "ben"le ilgili oldugu. Ya o zamanlar daha bir kendim merkezli, bunalim takilan bir donem yasiyordum; ya da Selim'in gelisi dunyaya bakis acimi degistirdi... Sebebi her neyse, bunlar benim eski yazilarima dair genel izlenimlerim.
Biraz once ozellikle gecen ekim ayina baktim; Ekim 2005. Farkettim ki o zamanlar ozellikle sicak gecen havalardan baya baya bunalmisim ben. Hemen hemen her yazim havalarin sicakligina duydugum nefretle -"nefret" guclu bir kelime ama olsun, oyle hissetmisim iste- ve kisa duydugum ozlemle ilgili. Cok detayli okumadan ilk bakista farkettigim bu oldu.
Oysa ki bu sene gecen seneden bir hayli farkli bir durum yasiyoruz. Ne guzel ki eylulden itibaren sonbahari hissetmeye basladik buralarda. Hatta dunden beri de soguk kendini iyiden iyiye hissettirmis durumda -Keltler cidden bu isi biliyor mu ne?-. Bu sabah klimayi sicakta calistirmamiz da havalarin soguduguna bir isaret.
Mevsimleri, kendini hissettiren mevsimleri ve dort mevsimi hakkini vere vere yasamayi seviyorum ben. Bu nedenle gecen sene baya bunalmistim. Gecen yil topu topu bir hafta yasadik biz kisi, gelmesi ve gitmesi bir olmustu, bu sene oyle olmayacak gibi gorunuyor. Ayrica, yaklasik dort seneden sonra da aralikta ilk defa Turkiye'ye gelecegiz; eminim orada da soguk bir kis havasi karsilayacak bizi.
Turkiye'ye gelmek hem korkutuyor beni, nasil bir ulke bulacagimi tahmin edemiyorum; hem de ozellikle sevdiklerimi gorecek olacagim icin seviniyorum. Umuyorum ulkem adina guzel seylerle karsilasirim da korkum yersiz olur.
Neyse, usudum ben, bir hirka alayim ustume...
30 Ekim 2006 Pazartesi

BOOO!!!!!!!!!!!!


31 Ekim, Amerika'da Cadilar Bayrami olarak kutlaniyor. Aslinda eski putperestlik (pagan) doneminden kalma, Keltlere dayanan bir adet. Kelt adetlerine gore bugun yaz mevsiminin sonunu temsil ediyor. Yaz mevsimi sonlandiginda koyu, karanlik kis gunlerinde olulerin ve kotu ruhlarin yeryuzune doneceklerine inanan Keltler korkunc maskeler, kostumler giyerek kotu ruhlari kaciracaklarina inaniyorlar -bazi kaynaklara gore ise bu sekilde giyinerek kotu ruhlari "biz de sizdeniz" seklinde kandirdiklarina inanmalari-. Kaynak her ne olursa olsun Amerika'da bu gelenek hala yasatiliyor -Avrupa'da ayni sekilde kutlaniyor mu bilemiyorum-. Bu gece ozellikle cocuklar cesitli kostumler giyerek cadilar bayramina katilan evleri ziyaret edip -evinizi balkabagi ve bu gune ait cesitli dekorasyonlarla susleyerek cadilar bayramina katildiginizi gosteriyorsunuz- seker topluyorlar. Buyukler icin ise cesitli cadilar bayrami partileri bulmak mumkun.
Bugune dair benim sevdigim yegane ozellik dekorasyonlar. Magazalarda ozellikle turuncu, kahve tonlarinda olan ve sonbahari da simgeleyen ev dekorasyonlari etrafa ayri bir guzellik veriyor. Elbette cesitli boy ve renklerdeki kabaklari da unutmamak gerek.
Cadilar bayrami bence gunumuzde isten, yogunluktan bunalmaya baslandigi bir anda insanlara eglenceli bir mola vermeye yariyor; iyi de oluyor dogrusu...

Selim'li bir gezi, Selim'le ilk gezi

Bu hafta kisa bir Texas turu yaptik annemlerle birlikte. Selim'in ilk uzun araba ile yolculuk deneyimi oldu bu (27-28 Ekim 2006 diye gecmeliyim tarihlere). Dallas'in guneyine gittik Texas eyaletinin baskenti olan Austin ve San Antonio hedefli bir geziydi bizimkisi.
Cuma gunumuz gayet rahat gecti diyebilirim -Selim acisindan yaziyorum elbette-. Her ne kadar bu aralar araba koltugunda oturma problemi yasiyorsa da Selim, giderken yol ustunde birkac kere (biri Waco'da, bir digeri de bir benzinlikteydi sanirim) durakladigimiz, ve ilk hedefimiz olan Austin'de birkac saat gecirdigimiz icin pek -degil, hic- miziklamadi Selimcan. Arabada genelde yemek yeme, su icme, biraz oynama ve uyuma periyodu daha sonra biryerleri gezmek icin arabadan ciktigimiz icin pek sikintisiz gecti. Austin'de ise pusetinde keyifle gezdi Selim. Gerci bu aralar pusette de sikilma, fazla duramama sendromu var oglusumun. Genellikle en fazla yarim saat pusetinde durduktan sonra mizildanmaya basliyor, o zaman kucak donemi geliyor; kucakta geziyoruz, eh buyudukce bu kucakta gezmelerin ne kadar kolay(!) oldugunu siz tahmin edin artik. Bu sayede baskent binasini kucakta gezdi Selim pasa.
Selim'in etrafta ses vs olunca emmeme gibi minik bir sorunu var. Bu nedenle emzirmek icin -pompa yolculukta pek ideal bir cozum olmadi- arabayi bosaltip, mumkun oldugunca cevreyi onu etkileyen, ilgisini cekebilecek nesnelerden arindirip, emzirme islemine oyle basladik. Bu arada itiraf etmeliyim ki disler emzirmeyi zorlastiriyor ;). Birkac defe bu sekilde idare ettik.
Otele San Antonio'yu gezdikten sonra gec saatlerde geldigimiz icin Selim uyudu hemen, otelde pek bir sorun cekmedik. Ertesi gun Dallas'a pek mola vermeden donus yolculugu yaptigimiz icin selim araba koltugunda cok cok sikildi. Bu nedenle ara ara tehlikeli oldugunu bile bile araba koltugundan kalkmasina izin verdik cunku gercekten insanin icini parcalayan bir sekilde aglamaya basliyordu. Onun koltukta sikilmamasi icin annemle ben envayi cesit oyalayici sarkilar, oyunlar, oyuncaklar bulmaya calistiysak da Selim bu dort saatlik donus yolculugunda baya zorluk cekti.
Eve geldiginde ise ozgurlugunun tadini cikarmak amaciyla direk oyuncaklarina kostu, ve tum aksam kah emekleyerek, kah ayakta durarak araba koltugunda baglanmayisini kutladi kendi kendine!
26 Ekim 2006 Perşembe

BAYRAM'A, BAYRAMLARA DAIR...

Her gün bayram
Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram...Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.
***
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.***Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...Vuslat da bayramdır öte yandan...Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır."Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
***
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...Güne gülümseyerek başlamak bayramdır. "İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
***
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
***
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. Her gününüz bayram olsun!

CAN DUNDAR
25 Ekim 2006 Çarşamba

annelerin nazari...

Annelerin nazari daha cok degermis cocuklarina, oyle derler; ben uydurmuyorum ama bu aralar Selim benim gozumde bebeklikten cikti kocaman bir oglan cocugu oldu sanki. Sadece Selim mi diye dusunurken Adam Bebek'in fotograflari geldi, bir de baktim ki Adamcigim da kocaman, yakisikli bir oglan olmus; bebeklik falan kalmamis bunlarda... Oysa ki uyurken ve emerken -evet, mutavaziligi bir yana birakarak kendimi tebrik edecegim bu konuda, hala bu kadar evden uzak kalmama ve emzirmenin gunden gune zorlasmasina ragmen bu konuda israr ediyor, Selim'i en azinda yasi doluncaya kadar anne sutunden mahrum birakmamaya calisiyorum- o bebek masumlugu, mahsunlugu ne diyeyim "bebekligi" hala ustunde. Bir de bebek kokusu gitmedi hala; bunlar Selim'in hala bebek oldugunu animsatan noktalar.
Anne sutune devam etmeye calisiyoruz; pompa en onemli aletimiz evde ve ben evden uzaklastigimda yanimda. Her daim bavulumun bu yuzden didik didik aranmasina ragmen yanima almakta israr ediyorum pompayi zira gittigim zaman sutumu bosaltiyorum ki dondugumde Selim'e sut verebileyim. Gitmeden once de mumkun oldugunca depoluyorum evde sutumu, elbette arada Enfamil gibi demir iceren bebek formulu veriyoruz Selim'e ama hergun bir miktar da olsa anne sutunden mahrum birakmamaya ekstra ozen gosteriyoruz. Gerci geceleri emdigi icin gun boyu almasa da geceleri anne sutu almis oluyor. Selim'i anne sutunden mahrum etmemek benim icin itiraf etmeliyim ki bir takinti haline geldi.
Anneanne ve dedesine baya alisti Selimcik bu aralar. Sagolsunlar onlarin sayesinde disarida gezmeler gunluk bir rutin haline geldi Selim icin. Boylece kapi acildiginda disariya gitmeye cabalamalari, el sallamalari ogrendi.
Selim'le favori oyunumuz yakalamaca, o onde emekleyerek ben de arkasindan emekleyerek evin icinde dort donuyoruz. Bir de saklaniyorum, gelip beni buluyor; sonra o kaciyor, saklaniyor ben de onu buluyorum, kendimizce oynuyoruz boyle iste.
Muzigi cok seviyor Selim bey, hemen bir tikirti duymaya gorsun popo ve tum vucut sallanmaya basliyor; o kadar tatli oluyor ki o zaman bir gorseniz... Gerci hem anne babasinin hem de baba babasinin, e hem de annesinin acayip oyuncu olduklarini dusunurseniz bu elbette kacinilmaz! Bu durum benim ekstra hosuma gidiyor Sebo oynamayi dansetmeyi hic sevmez, e ben de oglumu buldum kendime kavalye olarak -tamam bu cumleyle gelecekteki olasi bir gelin'in ne diyecegini duyar gibiyim!- .
Bir de elimize aldigimiz her seyi araba gibi suruyoruz. Baba dedesi bir araba gondermisti ona, boylece oyuncak araba ve herseyi araba gibi emekleyerek surme maceramiz basladi, anne olarak ben bu macerayi pek bir keyifle izliyorum.
Bir de ustten iki disimiz cikmaya balamisti, alttan da iki disi geliyor bu aralar, onluksuz gezemiyoruz agzimiz devamli sulu, disler sayesinde cignemeyi de ogreniyor Selim. Bir de bizim yedigimiz seylere de fazlasiyla ilgili davraniyor; hala tuzlu, yagli ve sekerli seylerden sakiniyoruz Selim'i yedirirken, henuz tam anlamiyla bizim yedigimiz seyleri yedirmiyoruz.
Kis geliyor, buralarda sicaklara aliskin olan bizler Selim'i pek giydirmemeye de alismistik ki bu kis daha soguk gececegi ve ayrica aralik ayinda turkiyeye ziyaret eedecegimiz icin Selim'i -fazla da sarip sarmalamadan- nasil koruyabilecegimizi dusunuyorum arada sirada.
Bakalim...
Selimli gunler yogun ve guzel geciyor, uzaktayken en cok onu ozluyorum, yavrucugumu...



bu kadar da olmaz ki caniiiiiim :(((

yani "pes" diyorum baska birsey di-ye-mi-yo-rum! Blogu her acisimda ya da herhangi bir linke basisimda milyonlarca (evet, bu bir abartidir ama birkac tane iste) pop-up sayfasi aciliyor ve bu beni sinir ediyor (ve evet, dunyada sinir olacak baska milyonlarca sey var ama ben bu gunlerde bir blogger olarak bu konuya takmis durumdayim). Eh oyle muthis bir bilgisayar bilgim oldugu da soylenemezken (normal kullanicidan biraz ileriyimdir o kadar) bu pop-uplarla nasi basa cikacagimi bilemiyorum ne yazik ki. Pop-up'lari engelleyen isletimleri de devreye soktugum halde bu oluyorken ne yapmali en etmeli bilemiyorum. Gerci bloggerlara sordugum sorulardan bir yanit alamadim henuz (BKNZ)ancak ben yine de usanmadan bir soru daha soruyor ve bu pop-up'lardan nasil kurtulunur diyorum, cidden fena halde taktim ben bunlara!
24 Ekim 2006 Salı

bir Dallas hatirasi...

Turkiye'den Dallas'a gelirken karsilastigim kliselesmis bir deneyimim olmustur.
Amerika'da Dallas'ta yasadigimi duyanlar hep "jr'a selam soyle" diyerek
ugurlamislardir beni, bu beni gulumsetse de bir zamanlarin bu unlu dizisi hakkinda
yasim itibariyle cok birsey animsamiyor olmam rahatsiz etmistir beni -sanki herseyi
bilmem gerekiyor!-. Neyse "evet o Dallas'a gidiyorum ben" ve "evet, jr'a selam soylerim
elbette"lerle vedalasmisimdir.
buraya geldigimizde bu unlu Dallas dizisinin cekildigi Southforfork ciftliginin ziyarete
acik bir muze ve cesitli etkinliklerin yapildigi bir davet yeri oldugunu duydugumda
ziyaret etmek icin Amerika standartlarinda ilginc bir yer oldugunu dusunmustum. Ancak, dort senedir
bir firsatini bulup da ziyaret edemedim, aslina bakarsaniz diziyi hic mi hic animsamadigim icin
oraya gitmeyi anlamli da bulmadim pek.
Gecen yaz, gectigimiz degil bir onceki, sebo'yle kutuphaneden Dallas dizisinin dvdlerini almistik
- bu arada buradaki kutuphaneler takdire sayan, ozellikle cocuk bolumleri cocuklari okumaya ve
kutuphaneye cekmeye yonelik kitaplar, oyuncaklar, cocuklar icin dvdler, masal okuma saatlari vs. gibi
etkinliklerle dolu- eriskinlere yonelik kolleksiyonlari da oldukca guncel oldugu gibi kutuphaneden yalnizca
kitap degil, kaset, cd, dvd de alabiliyorsunuz- neyse, biz de su pek unlu Dallas dizisinin dvdlerini izlemeye
koyulduk bir sure, saka gibi ama dogru, merak insana boyle seyler yaptirabiliyor iste ;)...
Oyle kendimizi kaptirasi bir zevkle degil ama genel olarak keyifle izledigimizi soyleyebilirim. Keyif almamizin
en onemli sebepleri o zamanki Dallas'la bu zamani karsilastirabiliyor olmak "aaa bak surasi nasilmis
bir zamanlar" diyebilmek -Istanbul'da cekilen eski turk filmleri icin de gecerli bir yontem bu-, Texas yasamini
Amerikan dizilerinin gozunden gorebilmek, ve zaman zaman da dizideki olaylara ister istemez kendimizi kaptirmakti.
Hepsini degil ama ilk dort sezonu izleyebildik yalnizca -Jr'i kim vurdu, sorusuna cevap bulamadik ornegin :)-. Ancak
izledikten sonra bu dibimizde olan Southfork ciftligini de gormek istedik.
Dun bir vesile ile Southfork ciftligine gidebildik sonunda, annemle babam gecen geldiklerinde gittikleri icin bizim kadar
heyecanli degildi ama biz merakliydik: gittik, gorduk, gezdik. ciftlik ozelligi ve evin icin filmin cekildigi sekilde korunuyor.
Ciftlikte buralarin sembolu haline gelmis uzun boynuzlu inekler, atlar vs var. Evin icinde turlar duzenleniyor ve dizinin karakterleri,

belli basli bolumler ve ev hakkinda bilgi veriliyor, vs.
Guzel olan bir donemin sembolu olmus bir dizinin cekildigi yerleri boylesine yakindan tanimakti. Hatta oyle ki biryerlerden karakterler
cikiverecekmis gibi bile hissettim zaman zaman.
hostu, ama bir soru hala aklimda
"jr'i kim vurdu?" :))))
18 Ekim 2006 Çarşamba

yay'lara ozel...

ey sevgili burcdaslarim: sayfanin en altinda sizlere ozel bir bolum actik sumuklubocek a.s. olarak.
bakalim begenecek misiniz?
17 Ekim 2006 Salı

heyecanlandim bak simdi...

doktora programina yeni baslayan tatli mi tatli ofis arkadasimdan duydum ki okulumuzun fitness merkezinde (saglik merkezi mi demeliydim?) grup sporlari baslamis. bu heyecanlandirdi beni: simdiye dek bir sekilde spora baslamak isteyen ben hem insani zinde tutacak hem de sikmadan yapabilecegim birseyler ariyordum. bireysel kosu, yuruyus gibi sporlar hem bireysel oldugu icin disiplinden uzak keyfe keder oluyor hem de birkac tur attiktan sonra malesef beni cok sikiyordu.
saglik merkezi web sitesinden ogrendigim kadariyle pek cok secenek mevcut kickbox'dan dansa, su aerobiginden pilatese kadar. universite yillarindaki deneyimim bana yoga'dan uzak durmami ogrettiyse de pilates yoga kadar yavas olmadigi icin denenebilir gibi geliyor.


biraz once neyin ne zaman oldugunu gosteren programi bastim buyuk bir sevkle, simdi tek konu hangisine gidecegimi secip, adim atip gitmekte. buradayken hatta annemle de deneyebiliriz birkacini. gerci bir yandan da icimden "once isin gucun gitmenin gelmenin arasinda bu da nereden cikti" diyorum, amma velakin heyecan yaptim bir kere: denemekte fayda var ne de olsa...
14 Ekim 2006 Cumartesi

ucak yolculugu

Turkiye'deki ve Avrupa'daki yolculuklarla kiyaslandiginda ABD'deki ic-hatlat ucak yolculuklari pek keyifli degildir. Turkiye'de otobuslerde bile bilimum ikramlara alisik olan ben, buradaki ucak yolculuklarinda kuru bir icecekle gecistirilmekten cok haz almam. Arti istediginiz hersey ucrete tabiidir burada: kulaklik- 2 dolar, biskuvi vs iceren bir paket 4 dolar, vs, vs. Ancak, bu duruma hala alisamayaraktan ya da bir sekilde unuttugumdan midir nedir, direnerek ucaga yanima tedbirsel birsey almadan binmeye devam eder-im, eder-dim.
Bu gidisimde farkli bir hava yollarinda farkli bir deneyim yasadim. Oncelikle ucaga bindikten biraz sonra elinde kulakliklarla gezen hostes "kulaklik ister misiniz?" diye sordu, gecmis deneyimlerimden kulakliklarin ucrete tabii oldugunu bildigim icin "istemiyorum, tesekkur ederim" diyerek, konuyu kapattim. Yalniz bir yandan da bu uzun ucak yolculugunda kulakligin ve ucakta bulunan su hava radyosunun da iyi olacagini dusundum, bu dusuncelerle hostesi izlerken hostesin isteyen baska yolculara kulaklik verdigini ve karsiliginda para almadigini gorunce; sahin gibi olaya atladim ve hostese "fikrimi degistirdim, bana da bir kulaklik verir misiniz lutfen" diyerek bir cift kulaklik sahibi oldum.

Memnun mesut ve deneyimden mutlu bir sekilde radyoda kanal arastirmaya basladim ki turkce-yunanca karisimi birseyler calinmaya basladi kulagima. Koltugun kol koyma kenarindaki radyo ekraninda sarki ismi olarak "deli gibi"yi gorunce sarkinin turkce olduguna suphem kalmadi, radyonun adi ise "u-pop" idi ben onun "universal pop" olabilecegini dusundum ve kendime baska uygun bir kanal bularak memnun mesut dinlemeye basladim. Bir yandan da annemlerden istedigim kitabi (Elif Safak- Baba ve Pic) okuyordum, gayet keyifli bir yolculuk yaptigimi dusunuyordum ki icecek servisi basladi ben ne icecegimi dusunurken ayrica gelen biskuviler mutluluguma mutluluk katti ve bu yolculugun sonunda digerlerinin aksine, mutlu mesut indim ucaktan.
Yalniz, kisa surede yaptigim yolculuklardan ve is gorusmelerinden bitap durumdayim su siralar. Dallas'a donmus olmanin, sevdiklerime kavusmus olmanin mutlulugu yanisira mumkun olursa dinlenmek istiyorum bir sure.
Bu arada kitabi cok begendim; konusu, yazilanlar ve elestiriler ayri bir sekilde tartisilir ama ben ozellikle olaylarin kurgusunu, karakterleri ve yazarin ozellikle Amerikalilarla ilgili gozlemlerini ve bunu okuyuculara iletisini cok yerinde buldum. Yalniz, kitabin cevirisi bazi yerlerde cok kuru kaliyordu: bazi kelimeler tamamen ingilizceden turkceye direk bir ceviriydi, bu konuda cok daha iyi bir is yapilabilirdi diye dusunuyorum.
10 Ekim 2006 Salı

unutmadan...

unutmadan annemle aramizda gecen bir konusmayi yazmak istiyorum -elbette izninle annecigim-
Anne: sumuklu, bakiyorum sen de baya yorum yapiyorsun bu bloglara. (annem sessiz blog okuyucusudur bu arada, kacirmaz hic, okur herkesi, bir de sorar sunu taniyor musun, bunu taniyor musun diye, canim benim)
Sumuklu: her zaman degil anne, bazen iste soyleyecek birseyim oldugunda yapiyorum yorum.
Anne: millet takip ediyor devamli yaziyor birbirlerine birseyler.
Sumuklu: HI HI. evet, oyle oluyor, mesgale iste.
Anne: bir de su anonymus var.
Sumuklu: nasil? kim dedin?
Anne: anonymous canim, ismi de ne garip, neyse, kimse o; kadin heryere yaziyor, inanamiyorum nasil her blogu da okuyor yaziyor boyle.
Sumuklu: ???????????
Anne: amma da vakti bol, kadin hic usenmeden hepsini okuyor o bloglarin.
Sumuklu: kadin mi? ne kadini? kadin da vardir erkek de.
Anne: nasil yani? erkek mi o anonymous?
Sumuklu: erkek de olabilir, kadin da...???
...
Sumuklu: ay anne!, inanmiyorum! sen anonymous'u bir kisi mi saniyorsun????
Anne: evet!
Sumuklu: ay anne alemsin, bir kisi degil o, isim vermeden yazan cesitli insanlar onlar.
Anne: ciddi mi? ben de diyorum.....
Sumuklu cevap veremez gulmekten yerlerde surunmektedir!

not: bu yazi anafikir olarak orijinal metne sadik kalmakla birlikte konusmalarda az bucuk degisiklikler olabilir.
anneme not: telif hakki falan isteme anne lutfen.

bir soru



bir soru sumuklubocegi okuyan tum bloggerlara: ben bir blogumu kapatmak istiyorum ama ayni zamanda yazdiklarim da kaybolmasin istiyorum. Ne yapabilirim? Caresi var midir?

not: simdilik sumuklu kuzey semalara dogru ucacagi icin birkac gunlugune buralarda olmayacaktir, gorusmek uzere...
9 Ekim 2006 Pazartesi

alerjilerim HOSGELDINIZ!!!

Alerjiyle karsilasmam ilk kez universitede dagcilik yaptigim yillarda olmustu. Bir spring breakte gittigimiz tirmanistan ben yuzum gozum sismis, yanmis, yaniklar su toplamis -sanki gercekten atesten yanmis gibi- sonra o sular patlamis, yuzumde kabuk baglamis ve bu kabuklar dustukten sonra- elbette muthis bir kasintiyla birlikte- alttan cikan kirmizi taze ciltle kalmistim, ki bunlar birkac gun icinde olup gecivermisti. Neyse ki o olaydan hicbir iz kalmadi yuzumde ancak donuste gunes alerjim oldugunu ogrendim. Benim gibi egeli, hayatinin cogunu gunes altinda gecirmis birini soklara ugrattiysa da bu durum, sonucta alerjik bir bunyem oldugunu ogrenmis oldum.

alerji soyle birseymis: bir bardagi dusunun, bardaga damlaya damlaya su akiyor -bu sure icinde alerjiniz oldugundan haberdar degilsiniz- ama ne zamanki bu bardak dolup tasiyor, iste o zaman alerjiniz ortaya cikiyor. yani simdiye kadar alerji probleminiz olmayisi bundan sonranin garantisi degil ne yazik ki, bardak henuz dolmamis olabilir... (korkutmak degil amacim, haberdar etmek!)
bu aralarda mevsimsel gecisten kaynaklanan alerji almis basini gitmekte bunyemde. sabahlari dolu ve kasinan bir burunla uyanmalar, grip gibi tikanmalar, ust uste hapsirmalar, bogazimin damagimin kasinmasi -bu acayip kotu bir duygu-, sulanan gozler vs. bugunlerde sabah uyanmamla birlikte baslayan ve alerji hapi ictigim halde gun boyu devam eden semptomlar...

hele dunku tikanisim bir felaketti. acik havada kurulmus olan evimize cok yakin sayilabilecek bir sanat panayirina gittik. aslinda panayir cok guzeldi, ressamlar, fotografcilar, cesitli taki vs yapanlar standlar acmis, hem emeklerini sergiliyor hem de satiyorlardi etraf civil civil insan, cocuk, renkler kayniyordu. asl;inda cok hostu.
hos olmayan insanlarla birlikte cimlerdeki, topraktaki tozun, cesitli polenlerin havada colmktarda ucusmasi ve kopeklerini de gezdiren insanlarin bu mevcut kalabaliga katilmasiyla etrafin kocaman bir alerji kaynagina donusmesiydi- yazarken bile bogazimin icin kasinmaya basladi, iggggk-, gorulecek gezilecek pekcok seyin olmasina ragmen tikandigim icin ortamdan uzaklastik hemen.
neyse, diyecegim odur ki alerji kotudur, yasaminizi etkiler ancak gorunen o ki yapilacak cok da birsey yoktur, ilac almaktan ve alerji kaynagi olusturabilecek ortamdan kacmaktan baska!
7 Ekim 2006 Cumartesi

hayaller, hayaller...

is arama suresinde en cok yaptigi sey hayal kurmak oluyor insanin; hayaller kurmak basvurdugum okullar ve sehirler uzerine, ve bir yandan da dusunmeden edemiyor insan "neresi hayirli ise orasi olsun" diye...
kuzeydeki guzel bir sehire gittim ben, ilk gidisimdi oraya; gittim ve cok sevdim ve dondum elbette... deniz kenarindaki bir sehrin havasi, yasami baska oluyor, bilirim ve Dallas'ta yasadigimiz zaman diliminde en cok bu suyun kenarinda yasami ozlemistik biz, ve simdi tekrar boyle bir yasamin olasi olmasi, sevindiriyor, heyecanlandiriyor insani ve hayallere daldiriyor elbette.

bu hafta carsamba gunu yine suyun kenarinda, yine kuzeyde, yine Dallas'a kilometrelerce uzak bir sehre gidecegim ben; biliyorum, bu sehri de sevecegim muhtemelen; yine bunun ustune de hayaller kurulacak, yine, yine...
elbette sehirden ote daha baska degiskenler de var, kararlarimizi ve hayallerimizi etkileyen ama ilk bakista sehirler etkiliyor iste insani, onlar neden oluyor hayaller kurmaniza...

merak eden dostlarim sagolsunlar, iyiyim -disim de iyi, en azindan simdilik- yalniz yorucu zamanlar bunlar; gidip geldigim, otel odalarinda yalniz geceledigim, oglusumu, esimi, ailemi ozledigim; iyi birseyler olsun diye caba harcadigim, insanlara kendimi anlattigim, onlari dinledigim; caba dolu, yorucu gunler...
ne diyeyim, hayirlisi olsun, ama icinde hayal ettiklerimiz de olsun...
5 Ekim 2006 Perşembe

9 aylik kontrolu

artik buraya fazla yazamiyorum, hem bazi cekincelerim var hem de artik Selim'in yasantisinin da benim yasantimin bir parcasi oldugunu dusundugumden Selim'in blogunu da benimkisiyle mi birlestirsem ve sumuklubocek yazilarinda ondan da bahsetsem mi diye dusuncelerim var.
bakalim, ne yapacagiz...
bu sabah Selim'i 9 aylik kontrolune goturduk Sebo'yla. Fiziksel degerleri gelismede oldugu gibi ruhsal olarak da buyudugu belli olan oglumuz bugun eski kontrollerinden farkli olarak bir turlu kendini elletmeye yanasmadi. Sonunda onu kucagima oturtup ellerini kollarini tutarak guzel doktoru muayene edebildi -evet, Selim'in doktorunu guzel buluyorum ben, hos bir bayan-.
Sonra doktoru bize ozellikle bebek/cocuklari bir-iki yaslari arasindayken muayene etmenin ne kadar zor oldugundan bahsetti, ancak iki yasindan sonra daha iyi oluyormus. Bu arada burada cocuk doktorlari 18 yasina kadar bakiyorlar hastalarina- hatta bazi durumlarda hastalarina universiteye gidinceye kadar-artik o yasi ne olursa- da bakiyorlarmis.
Bir de anemi testi yapildi bugun, tehlikeli bir sey cikmadi.
Selim bu aralar anneannesi ve dedesiyle olmanin keyfini yasiyor. bizimle iken butun gun evde kendi kendine oyuncaklariyla oynarken -evet, bizim cocugumuz bir oyuncak hastasi ;)- simdi onlar sayesinde disarilarda gezmelere de pek bir alisti oglusumuz. annem ve babam gel diye kapinin yanina gidince hizli adimlarla kapiya yoneliyor artik o da.
kendi seslerini kesfediyor hala da anlamli bir baba ya da anne yada herhangi birsey demiyor henuz, normalmis ama ilk 16 aya kadar dort- alti kelime arasi normalmis, daha bizim zamanimiz var yani.
yalniz ondan uzaktayken onu cok ozluyorum, buna nasil bir cozum bulunacak bilemiyorum...

ne isim var burada benim?

simdi, su anda bu soruyu soruyorum kendi kendime: "ne isim var burada benim?" burada "okul" anlamina geliyor.
dun uzun ve yorucu bir ucustan sonra gece gec bir saatte Dallas'a dondum, tum gun gorusmelerin verdigi yorgunlugun ustune bir de ucus yorgunlugu binince, o ucus bir saat rotarli olunca, ve bir de havaalanindan eve gelmemiz yarim saat-kirk dakikayi bulunca, eve pestilim geldi, ben degil.
sagolsun annem uyumamis bizi bekliyordu, havalanina babam ve sebo gelmislerdi beni almaya. tabi ilk once hemen Selim'i gormeye gittim uyudugu odasina, misil misil uyumaktaydi ama ben onu elleyerek biraz uyanmasini sagladim ve ozlemis oldugunu dusundugumden emzirdim, sevdim hemen.
biraz sohbet, su bu derken iyice gec oldu ve de iyiden iyiye yoruldum ben. sabah erken kalktik elbette; hem Selim artik erken uyaniyor hem de bugun Selim'i 9 aylik kontrolune goturmemiz gerekiyordu- ki randevuyu sabah almistik- hayalet gibiydim sabah.
kontrolden sonra ise selim'i eve biraktik ve biz sebo'yla okula geldik. okula gelmemdeki amacim hem biraz hocami gormek hem de calismakti ama ikisini de yapamadim ben henuz: hocam yok, bu hayalet halimle benim de calisma istegim yok.
bu gunun tek kari gorusmede tanistigim insanlara tesekkur maili atmayi basarmam oldu.
ama yine de kendime sormadan edemiyorum iste "ne isim var burada benim?"
1 Ekim 2006 Pazar

COK SIKISIK BIR ANDA YAZILMIS BIR YAZI ISTE...

Neler oldu neler...
Efendim bu hafta "olmaya devlet cihanda bir nefes sihhat gibi" ozlu sozunun pratik uygulamasani yasadim ben!
Gecen hafta biraktigim yerden alirsak persembe gunu anne ve babamin gelmesiyle ve getirdikleri cicilerle senlendi evimiz.
Gerci her ne kadar cuma gunu gorusecegim okullarda sunacagim presentasyonun benim hocalarin karsisinda yaptigim hazirlik sunumu ve stresiyle gecse de; cumartesi gunu baslayan bir dis agrisi -bir mi birkac mi anlayamayacagim derecede siddetli olan bir dis agrisi- herseyin stresini vs. unutturuverdi bana. Ev halkini dis agrimin ne kadar siddetli oldugu naralariyla rahatsiz eden ben, zar zor pazartesi gunu sabah acil bir sekilde ogleden sonraya doktordan randevu aldim ve bu randevuyla Amerikan saglik sisteminin gicikligi da dis agrilarima eklendi.
Oncelikle burada hafta sonu acil acik olan bir disci bulamadik, yoktu; varsa da -ki ben bilmiyorum- sigorta sorunu olacagindan gidemeyecektim zaten, bu nedenle hafta sonunu bilimum agri kesiciler alarak yari baygin bir sekilde gecirdim.
Pazartesi muthis bir agriyla gittigim dis doktorunda, o agrilarla yaklasik yarim saat sonra muayene olabilme serefine eristim. Oncelikle dis filmim cekildi, doktor elinde filme gulerek yanima geldi ve bana "soyle bakalim bu DORT(!) disten hangisi agriyor?" dedi. Nasil yani dort dis mi diye dusunurken ben, "evet, kanal tedavisi yapilma durumuna gelmis ve hatta coktan gececek olan dort disin var" dedi. Disler disaridan cok saglikli ama icten gitmis hepsi- hamileligin ve sut vermenin bu konuda bir etkisi oldugunu dusunmekteyim elbette-. Neyse, ben en cok suphelendigim disi soyledim ve agrinin dinmesi icin ne yapilmasi gerektigini sordum. Doktor iltihap var hemen birsey yapilmaz vs dedi ve antibiyoik ve agri kesici yazarak sepetledi beni. Zira iltihap gectikten sonra -benim istegime gore - ya kanal tedavisi yapilacakti ya da cekilecekti dis. Ikisi icin de yalniz ayri doktorlara sevk edilecektim, dikkatinizi cekerim burada genel dis doktoru bunlari yapmiyor(!), cogu seyi yapmiyor yalnizca teshis koyuyor gibi birsey. Neyse, o muthis dis agrisiyla ilacimi aldim eve dondum, evde dort saatte bir tane icmem gereken agri kesicileri ikiser ucer yutmaya basladim- malum felaket agriyordu disim. Iki gun boyle gecti- bu arada bu kadar cok agri kesici aldigim icin Selim'i emzirmeye ara verdim ki bu ayri bir yazi konusu olur-. Ama benim agrilar gecmedi. DOktorun ofisinde o dise kanal tedavisi yaptirma karari alan ben, yok cekilsin diye tutturdum persembe gunu ve dis cerrahi aramaya basladim. O agriyla telefon basinda benim sigortami kabul eden ve bu isi acilen yapabilecek bir cerrah bulmam kolay olmadi tabii. Buldum bulmasina ama bu sefer de disi cekmeden once de beni- yani disimi gormek istedi cerrah- persembe gunu de oraya gittim. Bu arada ey sevgili okur, dikkatini cekerim her doktora ayak basma ayri bir masraf, ne kadar oldugunu ne siz sorun ne biz soyliyelim-. Bu danismada cerrah beyimiz dedi ki oyle lokal anesteziyle cekilmez bu is, seni tamamen uyutacagizzzz! yoksa sinire denk gelir uysmaz da falan da filan da; derken cuma gunu sabah 10:15'te girdim kucuk ameliyatima, hayatimda ilk defa narkoz alan ben 10:30 ile 12:00 arasinda ne oldugunu animsamiyorum, disimin alinisini da animsamiyorum, hicbirsey; hayatimin o saatleri koca bir bosluk... Sonrasi, ayilmasi zaten bir mesele. Bu arada burada narkozlu bir dis cekimi 700 dolar, sigortaniz varsa 430 dolar oluyor, bizim gibi caresiz doktora ogrencisi edebiyati yapip indirim alirsanin 350 dolarla kurtariyorsunuz!
yani giden disime mi, paraya mi, bir haftamin agriyla gecmesine mi, bu arada yapmam gereken seylerin- en onemlisi bu sali gidecegim is sunumu hazirligi olmak uzere- askida kalmasina mi, su anda azalmis olan sutume mi yanayim, bilemiyorum...
cikamadim ben bu (d)isin icinden!