Pages

18 Aralık 2007 Salı

Yarim kalmis bir yazi ve...

"Mezuniyet torenim cok guzel ve ozel oldu!
Cuma sabahi hepberaber yola cikip hicbir rotar olmadan ogle saatlerinde Dallas'a varmistik. Burada sifir derece olan soguk havadan sonra indigimizde Dallas'in gunesli havasi bizi biraz carpsa da hersey olumluydu...."
diye baslayan birseyler yazmaya calismisim bundan iki hafta once ve saklamisim ama annemlerin gidisi, donem sonu, bol karli gecen soguk gunler derken kalmis iste oylece yazacaklarim.
Cok birsey de bakamadim bu donemde ama bazi bloggerlarin bloglarini ozel'e almalari dikkat cekici bir gelisme oldu benim icin. Bu konuya hak veriyorum, ve ben de bu nedenle fotograf koydugum oglumun blogunu ozelde tutuyorum.
***
Yazacak elle tutulur birsey de bulamiyorum bugunlerde. Ustumde tatilin miskinligiyle birkac gundur evden disariya adim bile atma istegimiz yok. Biryerlere ( o yerleri gidip geldikten sonra anlatirim) gitme durumumuz var ama ucaga binip gidecegimiz yere inmeden "gidecegiz" diyemiyorum kendime. Bakalim ...
***
Bu arada bir bayram dha gecirdik degil mi? Uzaklarda bayram pek bayram gibi olmasa da biz giyinip kusanip oglumuza degisik birgun yasatmaya calissak da yogun kar yagisi yine bize evimizde sicacik bir bayram gecirtti.
***
Lapa lapa yagan kari cok seviyorum. Bugunlerde cogu erise de gelecek aylara dair umutlarim var.
***
Herkes ozele alirken blogunu, blog yazmanin da bir keyfi kalmadi mi ne???
16 Aralık 2007 Pazar

Ve gittiler :(((

Herseyin bir sonu var elbet...
Anne ve babami yolcu ettim kapidan biraz once; karli, soguk bir gunde ayriliyorlar buradan.
Ayrilislar hep zor ama bu daha bir zor oldu benim icin. Dile kolay tam uc ay bizimleydiler, bize ve en cok da Selim'e baktilar, ellerimizi sicak sudan soguk suya sokmadilar, anne ve baba sicakligiyla sarip sarmaladilar.
Uzun zamandir tek basimiza ayakta olan bizleri simarttilar...
Onlari cok ozleyecegim!
5 Aralık 2007 Çarşamba

Yarindan sonra...


Cuma gunu sabahi buradan ayrilip, hepbirlikte buradaki memleketimize (yani Dallas'a) gidecegiz! Bunun heyecani sardi beni simdiden. Hos, yalnizca bir gece kalacagiz ama tekrar orada olmak iyi gelecek bize, biliyorum ;).
Gidisimizin amaci benim mezuniyetime katilmak -aslolan benim katilmam tabii-. Malesef benim hocam yurtdisinda oldugu icin Sebo ile katilamamistim mezuniyet torenimize. Ama boylesi belki de cok daha iyi oldu cunku anne ve babam da gelebilecekler mezuniyetime boylece. Ben universiteyi bitirirken mezuniyet torenime katilmamayi tercih etmistim. O zamanki sartlar, konular boyle bir ruh haline surukleyi sevdigim okulumun mezuniyetine katilma istegi uyandirmamisti bende. Bu yuzden doktora mezuniyetime ayri bir sevkle katilacagim simdi. Bu yuzden ayri bir heyecanliyim simdilerde.
Mezuniyet anilarini donunce anlatirim ;)
***
Bu arada Boston'da (Dallas'ta hic gormemistim) su cantalar cok moda. Ben begeniyorum ozellikle buyuk modellerini. Anneme gosterdim begenmedi "Turkiye'de bunlarin yuzune donup bakan olmaz, basma gibi birsey bu" dedi burun kivirdi, bilmem, oyle mi?
Ha, niye soruyorum, kendime alsam mi diye karar veremedim cunku...
***
Birsey daha yazacaktim ama unuttum; hatirlayinca artik...
Bu arada gettyimages yakinda benden telif isteyecek!
***
Hatirladim: Pazartesi cok guzel lapa lapa kar yagdi burada! Yagan kar altinda dolasmak apayri bir zevkmis, ilk defa tecrube ettim (tecrube ettim :Turk filmi repligi gibi oldu).
3 Aralık 2007 Pazartesi

Jaws!

Kucuk cocuklarin belli seylere taktigini kendi cocugum olmadan once de farketmistim. Sebo'nun bir akrabasi cocuk yilanlara takmisti ornegin beyaz yilan, bilmemne yilan sunun dili boyle bunun dili soyle diye butun gun yilanlardan bahsediyordu cocuk. Dallas'taki bazi arkadaslarin cocuklari ise dinazor sevdalisiydi; bir arkadasimizin oglu o kucuk yasinda tum dinazor cesitlerini teker teker soyluyor, anneleri de onlari suradaki dinazor sergisi buradaki dinazor belgeseli vs'sine goturecegim diye catliyorlardi. Buyuk konusma- ya da benim icin gozlemleme- demisler Selim de birseylere takti.
Selim'in favorisi kopekbaliklari efendim; onun deyisiyle "cavs". Butun gun kalem elimizde sivri disli cavs(!) ciziyor, youtube'da kopekbaligi ya da shark anahtar kelimeleri girerek arama yapiyor ve cesitli cavs filmleri izliyor, kitaplarda sivri disli cavslar ariyoruz.
Ilk goz agrisi arabalarinin yeri hala ayri ama hayvanlardan cavs'a taktik simdilik, bakalim nereye kadar?
2 Aralık 2007 Pazar

30'a yaklastikca yazacak fazla birsey de bulamiyor insan -hos tam tersi olmali oyle degil mi?-...
Oyle olacagini dusunmuyordum ama 30. yasimi pek de mutlu kutlamayacagim anlasilan. Konu yaslanmak degil gerci, her gecen gun arti birseyler katiyor insana, ruhunu, fikrini zenginlestiriyor. Ama yine de nedendir bilmiyorum, bir baska burkuluyorum 30'a dogru...
***
Sonra dusunuyorum gencecik olenleri, bu gunlerini goremeyenleri, sevdikleriyle birlikte olmalari mumkun olamayanlari, benim elde ettigim firsatlara ulasamayanlari da utaniyorum bu dusuncemden.
***
Siyrilip ruh halimden soyle diyeyim:
Bugun benim dogumgunum! 29 yasimi dolu dolu doldurdum. Oglum, kocam, anne ve babamla cok sicak, cok guzel, cok ozel bir dogumgunu kutladim.
Cok tesekkur ediyorum bu guzel gun icin!


Biraz nostalji icin:
2006 dogumgunu yazim
2005 dogunmgunu yazim
30 Kasım 2007 Cuma

...

Sabah kalktigimda annemi hic uykusuz bir halde buldum. Haberleri okumus; ucak kazasi haberinden cok etkilenmisti. Nasil etkilenmesin ki? Onlar da buradan donduklerinde Istanbul-Izmir ucagi icin bu havayollarindan almislardi biletlerini. Okudukca ben de daraldim, uzuldum cok. Bugunlerde bir ucak kazasina yakalanma orani ne adar dusuk olursa olsun, malesef olabiliyor boyle olaylar.
Havacilik arastirmasina gore kazalarin %45'i pilotaj hatasindan, %33'u tanimlanamayan sebeplerle, %13'u mekanik arizadan, %7'si hava olaylarindan, %5'i sabotajdan, %4'u baska insani hatadan (kule ekibi hatasi, dil anlasmazligi vs.), %1'i de diger sebeplerden kaynaklaniyormus. Henuz belirlenemedi ama komplo teorilerini bir yana birakirsak bu da pilotaj hatasi gibi gorunuyor.
Neden kaynaklanirsa kaynaklansiz, aci buyuk, aci her aci gibi zamansiz...

nahos konular... (tuvalet egitimi sorunsali)

Selim'in tuvalet egitimi icin kas gelisiminin uygun oldugu 18 ay donemini bekledik. Hos, gerci o doneme de tasinma, bir yerde pek kalici olmama gibi konularla ugrastigimiz icin 20 aylik doneminde yavas yavas tuvalet konusuna egilmege basladik.
Bizim konuya yaklasimimiz oncelikle Selim'in cis ve kaka gibi olaylari ogretmekle oldu.
Su an icin bu devredeyiz.
Su anda Selim kakasini yaptigini yaparken gayet farkinda. Birden sessizlesmesinden anlasiliyor. Ve altinda bezli iken yaptigi zaman bize gelip kaka diyor. Yani yaptim beni temizleyin demek bu. Belli rutini var elbette, bu rutini yakaladigimizda elinde bir oyuncak ya da kitapla tuvalete oturtuyoruz, belli bir sure oturduktan sonra yapiyor. Yaptiktan sonra da genellikle overek yaptiginin guzel birsey oldugunu belli ediyoruz ona. Cis konusunda pek bir gelisme yok henuz ama okudugum ve gozlemlemledigim kadariyla cis kakadan sonra geliyormus.
Malesef yerler hali oldugu, mevsim de pek musait olmadigi icin cocugun altini devanli acma gibi bir luksumuz yok. Sanirim sadece kulot giydirme yontemi cok daha fazla verimli olurdu.
Herneyse bu sorunun detaylariyla bogulmayalim ama ozetle anladim ki tuvalet egitimi bu ana dek bebek/cocuk bakiminda karsilastigimiz en zor asamaymis - bir digeri de onu anne sutunden ayirmak olacak-. Bakalim bu zor surec ne zaman bitecek?
29 Kasım 2007 Perşembe

Bagimlilik...

Zaman zaman kendimi inceledigimde aslinda yeme-icme konusunda kolayca bagimlilik sahibi olabilek -ya da olan mi demeliydim?- yapida bir insan oldugumu anliyorum.
Icecek konusunda uzun degil kisa bir zaman onceye ek suren kahve bagimliligim -bir sure once *$ vanilla latte, daha sonra suradaki findik aromali kahve olmak uzere; simdilerde yerini okula gelir gelmez bir bardak sicak suyun icine salladigim -cay tiryakileri "hih sallama cay mi" diye burun cevirseler de ;)- limonlu siyah cay'a birakti. Bu cay gercekten her ne kadar 'sallama' da olsa icerken taze demlenmis limonlu cay lezzetini sunuyor. Ikinci kez turevini alsam da -i.e. ayni poseti ikinci bardak icin kullansam da- taze limon aromasi hic gecmiyor. Cay severlere duyurulur.
Tad konusunda her ne kadar tutucu olmasam da yesil cayi bir turlu sevemedim. Iyi, hos, cok yararli ama odun gibi birsey. Yalniz bu firmanin yesilcayi da fena degil ama ozellikle alip da icilecek birsey de degil.
-Kendimi pazarlamaci/reklamci gibi hissettim yaziyi yazarken-
26 Kasım 2007 Pazartesi

neden neden?


Uzun zaman once birakmistim Turkiye ve gelismis ulkeler kiyaslamasini. Yalniz bu demek degil ki guzel olan seylerin ulkemizde de olmasini istemiyorum -ah benim devrik cumlelerim! farkettiniz mi ben devrik cumle kurmayi cok seviyorum!-.
Bugun metroda elimde okuyacak birsey olmadigi birgundu ve ben bu gunde annemin buraya geldiginden beri defalarca yineledigi soruyu sormadan edemedim kendime. Once metroya baktim, eski cok eski... Metroda kullanilan trenler de oyle Nuh nebiiden kalma. Ama isliyor, tikir tikir isliyor hergun ve sehrin cogu bu ulasim aracini kullaniyor.
Soyle bir bakinca goruyorsunuz yeraltindaki bu ag sistemi yillar yillar once yapilmis. Kuzey amerika'nin ilk metro sistedim 1897 yilinda kurulmus Boston'da sanirim bu New York'dan da once -New York sistemi 1900lu yillarin basinda kurulmus-. Avrupa'da ise ilk metro sistemi Londra'da -surprise, surprise- 1863'de calismaya baslamis.
Bu konuyla ilgili kucuk arastirmam gosterdi ki bizde de Istanbul'daki Tunel metro sistemi Kuzey Amerika ve Avrupa ile es zamanlarda (1875) yapilmis. Merakim su ki neden devam edilmemis bu metro sistemine? Ilk aklima gelen ihtiyac duyulmamis olabilecegi, ama acikcasi Istanbul gibi bir sehirde -o zamanar icin dahi- boyle bir olasilik az gibi gorunuyor. Sonra neden cunhuriyetin ilk yillarinda Ankara'da baslatilmamasi da ilginc -muhtemelen yeni ve fakir devletin kaynaklari yoktu.
Sonra gelen politikalar, insanlari sadece karayoluna yonlendirme ve trenin komunist isi (!) oldugunu soyleyen politikacilar -cidden bu soylemin yapilmis olmasi cok tuhaf ve trajikomik geliyor insana-, plansiz kentlesme derken Avrupa'nin ilklerinden metro sistemine sahipken ne yazik ki 20.yy'in sonlarinda tekrar zorla dusunur olduk ve kurmaya basladik metrolari -ki bizdeki sistemler Avrupa ve Amerika'daki metro aglariyla kiyaslandiginda cidden saka gibi geliyor insana.
Malesef insan bu yazinin basligina donup neden, neden diye sordugunda pek de ic acici cevaplarla karsilasmiyor. Belki de bu yuzden coktan birakti ben TR ve gelismis ulkeler kiyaslamasini ama hergun metro da gozume gozume sokuyor inatla bu farki ne yazik ki :(((

Selim'e sorduk...

Selim'in dedesiyle arasinda gecen konusma. Yalniz soruya cevap vermekten cok yorganlarla oynamakla mesgul oglusumuz ;)

Gozbebegim

Gozbebegim simdilik herkese acik...
24 Kasım 2007 Cumartesi

Bugunlerde Selim

Bugunlerde Selim evde anneanne ve dedesiyle olmasiyla birlikte iyice oyuna -oyun oynamaya- duskun bir bebek/cocuk (toddler'in tam Turkce karsiligi var midir?) oldu. Donem donem oyuncaklara olan ilgisi degisiyor.
Bir donem oyuncak treniyle cok oynuyordu; gectigimiz yaz sarki soyleyen baligi devamli acip dans ediyordu, bir donem saklambac tarzi "nerde???" oyununa takmisti. Bu oyunda saklanip nerde diye bagirarak kendisini arattirmasi cok hosuna gidiyordu. Bir donem devamli disariya cikmak istiyordu. Derken bugunlerde en cok kucuk arabalariyla oynamaktan -dedesi gectigimiz cumartesi iki kutu yeni kucuk araba aldi o kadar cok sevdigini gozlemleyerek- ve belki bir sene kadar once aldigimiz ama su ana dek sik kullanilmayan bizim deyimimizle ciz ciz tahtasina devamli birseyler -simdilerde siklikla araba (sasirmadiniz elbette) ve disli kopekbaligi -Jaws!- cizmekten cok ama cok hoslaniyor. Elinde devamli gordugumuz bir alet haline geldi ciz ciz tahtasi. Bununla birlikte cizgilerinin de iyilestigini gozlemliyorum.
Sarkilardan da birgun birgun bir cocuk, ali dedenin ciftligi, annesinin uydurdugu I love you sarkisi, minik kedi, mavi mavi (mami mami m'a mami), araba ve en onemlisi neseli oldugu her an agzindan dusmeyen a-b-c-d-e-f-g... meshur alfabe sarkisi genel olarak melodileriyle ve selimce sozleriyle dilinde her an. Ya da bana gelip bir sarkiyi biraz mirildanip devamini soylememi bekliyor. Bu donemleri ayri bir guzel; neleri ne kadar cabuk ogrendigini kesfedip sasiriyor insan.

Bu dergi kapagi pozumuz. Genel olarak dedesi "poz ver Selim" dediginde kafasini iki yana sallayarak "hayir" diyen Selim'i yakalayabildigimiz ender anlardan biri...



Selim ve agzinda kalemi



Dedesi kucuk arabalar seti, Babasi buyuk arabalar almis. Uykudan kalkip bu oyuncaklari gormek pek sasirtti onu!



Dallas sicaklari bitti sekerim ;)

Nostalji: Selim'in ilk adimlari

New England sonbahari...

Bu yil sukran gununde bolumdeki bir hocanin evine davetliydik. Kendisi 65, esi 67
yasinda olan bu cift hayat dolu halleri ve davetlilerine gosterdikleri ozenle bize
guzel bir sukran gunu yasattilar.
Bu davet ve ertesi gun bizim gezme projemizle New England cevresini gorme olanagi bulduk. Sukran gunune giderken bizimle gelen yari Alman -ama daha cok Almanya'da yasadigi, Ingilizceyi Alman aksaniyla konusmasi ve genel hal ve tavirlariyla bende daha cok bir Alman izlenimi uyandiriyor- yari Amerikali arkadasimiz bizim Texas ozlemimizi gorunce "cevreyi gezince eminim buralari daha cok seveceksiniz" dedi ve son iki gun onu hakli cikardi.
Burada yasamanin guzel yani en fazla yarim saat arabayla biryerlere cikinca cok guzel bir tabiatla karsilasmaniz. Okyanus -ben hala agiz aliskanligiyla deniz diyeyim- orman, gol, nehir, dag... hemen hemen her cesit guzellik bir arada. Buna bir de buranin Avrupa ve Asya kadar "kullanilmis" -yasanmis, yuzlerce kultur ve savaslar gecirmis- olmamasindan kaynaklanan taze kita olma ozelligi de eklenince gercekten insana bir yenilik ruhu veriyor.
Dun buraya en fazla 45 dakika uzakligindaki Ipswich kasabasini ve cevresini gezmeye ciktik. Havanin sogukluguna ragmen 4-5 mil uzunlugundaki Crane Beach kumsal ve okyanusu beni canlandirmaya yetti. Burada Agustos ayinda kumdan heykeller yapiliyormus plajda; yazin ne kadar canli olabilecegini dusunerek oradan ayrildiktan sonra Ingiltere'de pekcok ornegine rastlanabilecek cevredeki unlu malikane gezisi yaptik. Malikanenin mimarisi ve peyzaji bana Ingiltere'deki pek cok buyuk yapiyi animsatsa da cok guzel ve orijinaldi. Boyle yerleri gordugumde ister istemez gercekten orada yasanilan zamana donme ve o anlari gorme hissi tasiyorum icimde.
Tum bunlarin bulundugu doga ise artik gecmeye yuz tutmus yerini kisa birakan sonbahar gorunumuyle daha bir guzellesmisti.
Boyle cevre gezileriyle buralari daha cok sevecegiz sanki...

Crane sahili



Crane malikanesi yolu







Uzakta okyanus



Sonbahar



Crane malikanesi



Arka bahce




Okyanusa bakan on bahce




Desktop icin bir New England sonbahari



Bir tane daha...

21 Kasım 2007 Çarşamba

Bunalti ve muz kabugu...


Ufff bunaldim!
Ogrencilerin sinavlarini okuyorum ve birkac gundur bitiremiyorum, icime fenalik geldi. Dun derste soz verdim onlara yarina -bugun icin- notlarini gonderecegime. Neymis, veremeyecegim sozler tutmamaliymisim, ama gun bitmedi hala on kisinin kagidi okunmak uzere beni bekliyor, hala zaman var; sozumu tutabilirim belki.
Asistanim var ama guvenip veremiyorum bu ogrencilerin notlarinin %30'unu olusturan projeyi. Eh bir de ogrenciler o kadar ugrasmislar, detayli okuyayim herkese adaletli davranayim birinden not kesmediysem otekine de kesmeyeyim diye ugrasip didinince bu kadar uzun suruyor iste ogrenci kagidi okumak.
Bunalinca her turlu seyi yapiyor insan, gereksiz web sitelerinde gezinmekten yeni almayi dusundugum kahve makinasi arastirmasi yapmaya ve yandaki arsiveden hangi ay kac yazi yazmisim istatistigi tutmaya ve excel'de bunun icin bir grafik yapmaya kadar (!) Son yazdigim gosteriyor ki cidden bunalmisim ben.
Blog yazmak bunlarin icinde elbette ve her zaman en anlamli olani.
Yarin burada sukran gunu. Tatil sevinci -bazilari icin huznu, ama genelde sevinci- olsun ogrencilere diye bugunku hedefim ciddi ciddi bu kagitlari okumayi bitirmek!
Hadi bakalim bir nefes alip doneyim sevgili (!) ogrencilerimin yazdiklarina!
Not:
Google'da kucuk bir arastirma, notlama olayinin pek de sevilmedigini gosteriyoru: yalniz degilim!
19 Kasım 2007 Pazartesi
Birseyler yazin
Saklayin
Bekleyin
zaman gecsin aradan
yazdiklarinizi cikarin ortaya
Tekrar okuyun
Ne gordunuz?
***
Dun Eylul 2005 tarihli bir yazi buldum eski bir defterden. Defteri Selim ustune birseyler cizsin diye cikarmistim ki ilk sayfada "psikoloji defterim, ic cocugumla konusmalar 1" baslikli bi yazi buldum.
Annem de vardi yanimda, oturduk, okuduk birlikte neler yazmisim diye.
Dogan Cuceloglu'nun bir kitabini okuyordum sanirim o alistirmayi yazdigim zaman, ic cocugu hikayesi oradan kalma ;).
Yazdigim seyler icinde birsey cok komigime gitti. En sevdigin yemek hangisi kucuk sumuklubocek sorusuna "makarna" diye cevap vermisim. Hersey bir yana makarna! Yani cidden icimdeki cocugun istegini cevaplamisim... Ama yani makarna....neyse, donup donup takildi aklim buna. Listemde ikinci sirada balik ucuncu sirada -egeliler bilirler- borulce salatasi ve borulce yemegi var :)))
Bunun disinda bir suru soru cevap seklinde bir yaziydi. O sirada doktora egitiminin getirdigi sikintilari da iceren cevaplar... Isin guzel yani acik ve ictenlikle yazilmis olmasi ve okudugumda "ben ne demek istemisim burada" diye sormama gerek kalmayan seyler olmasiydi.
Iyi geliyor boyle insana, ara ara eskiye donmek...
***
Bu da ic cocugumun sarkisi olsun, ozellikle ezgisi cok hosuma gitti...

Hos bir yaziyla baslamak gune...

"...Bundan bir zaman evvel, kim bilir kaç zaman evvel, “Bildiğin her şeyi unut” dedi Dost. “Şu yeni başlayan güne bilmekle değil, bildiklerini silmekle başla. Terk et zanları. Kimsenin hakkında tek bir kötü laf etme sakın. Hiçbir dünyevi konuda yüzde yüz emin ve bilgili sayma kendini. Daim açık ol başkalarından öğrenmeye. ‘Onlar alim ben cahil, âlem güzel ben çirkin’ de. Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden...”"
Elif Safak
18 Kasım 2007 Pazar

Iki film

Selim'in dogumundan bu yana her ne kadar sinemaya gidis sikligimizda hatiri sayilir bir azalma olduysa da firsat buldukca dvd izlemeye calisiyoruz. Son zamanlarda izledigimiz filmlerden Woody Allen'in yazdigi ve yonettigi Match Point ve Ali Selim isimli yari Misir, yari ABD asilli yonetmenin Sweet Land'i en begendiklerim arasindaydi. Match Point, siradan denilebilecek senaryoya farkli bir bakis acisi getirmesi ve degisik bir finalle bitmesi nedeniyle hosuma giderken, Ali Selim'in filmi butunuyle farkli bagimsiz bir yapit olmasi ve cok da taninmamis kadrosuyla basarili bir oyunculuk yakalamasi acisindan hosuma gitti. Bu filmde basroldeki kadin oyuncuyu Grey's Anatomy'de gecen sezonunun son birkac bolumunde yuzu ezilmis mechul kadin olarak tanimistim, boyle farkli bir filmde gormek ilginc oldu.
Farkettim ki agir, ve psikolojik icerigi olan filmleri seviyorum. Sweet Land'in tonunu yillar once izledigim Dalgalari Asmak (Breaking the Waves) filmine benzettim, ozellikle bittiginde bende olusturdugu duygular acisindan.
***
Bugun onemli bir gun oldu benim icin, not edeyim unutulmasin ama nedeni bana kalsin ;)
16 Kasım 2007 Cuma

Elveda Texas!

Texas'a elveda demek icin gec mi kaldim diye dusunup hep "hayir" diye yanitlarken buluyorum kendimi. Kolay degil koskocaman bir bes seneyi orada gecirdikten sonra veda etmek.
Garip ama konusurken gercekten orali olmus gibi hissediyor, ornegin Turkiye'ye tatile gitsek mi falan diye konusurken dahi Turkiye yerini cumlede Dallas'a birakabiliyor. Bu bes sene icinde Turkiye'ye benim bir Sebo'nun hic gitmedigini dusunursek Dallas-Texas bizim icin gercekten vatan olmus gibi. Bunun son ornegini Selim'i grip asisi olmasi icin doktoruna goturdugumde hemsire kizin "nerelisiniz?" sorusuna gayri ihtiyari "Texas liyiz" diye cevap vermem ve verdigim cevaba kendi kendime sasmamla bizzat yasamis bulunmaktayiz.
Amaaa Texas'a asil vedamizi once ehliyetlerimizi degistirmekle, sonra da bugun arabamizin plakasini Massachusets'e cevirmekle yaptik sanirim.
Ehliyt degistirme isleminde burayi hala sevemeyisimizin bir nedeni daha ortaya cikti: burokrasi. Devlet daireleri heryerde istisnasiz burokrasi kurbani, ABD'de de durum Turkiye'den bir nebze daha iyi olsa da cok farkli degil. Ancak, "biz Texasteykene..." devlet dairelerinde buradaki kadar cok burokrasiyle karsilasmamistik, hatta hic kasilasmamistik diyebilirim. Hersey tam anlamiyla tikir tikir isler, en korkunc gorunen ehliyet alma, araba vergi odemesi, ruhsati ustunuze gecirme gibi islemler kalabalik bir zamanda dahi 15 dakikadan fazla zamaninizi almazdi. Ancak buradaki motoru tasitlar dairesinde daire acilmadan erkenden gitmemize karsin ehliyet degistirme -ki yeniden sinava falan girmeniz gerekmiyor, sadece diger eyalete ait ehliyetinizi ve artik Massachusets'de oturdugunuza ait birkac belge gostermeniz- neredeyse iki saati bulunca sinirlenmeden edemedim. Ustune birkac sudan puruz de cikartilinca bagirarak oradan cikmak istedim. En sonunda islemler bitip memur kadinin hadi ehliyetinizi aldiniz "welcome to Massachusets" diye seslenisine "kusmak istiyorum" yuz ifadesiyle karisik buruk bir gulumsemeyle karsilik verdim. Aklima orada birakmak zorunda oldugum Texas kimligim gelip uzulerek ayrildim oradan.
Ahhh, ahhh, biz ciddi ciddi tek yildizli yari-vatanimizi daha cok ozleyecegiz anlasilan :(((

Selim kime benziyor?

Bu tartisma burada kapanmis, olay tescillenmistir efendim ;)

15 Kasım 2007 Perşembe

neden starbakus'u seviyorum?

Itiraf ediyorum, Starbucks(*$)'i seviyorum.
Dukkana ilk adim attiginizdaki kahve kokusunu, cesit cesit kahvelerini en cok da vanilla latte ve frapicunalarini (cok kalorili olsa da arada birden birsey olmaz diyerekten), mevsimlere gore degisen bardak renklerini; genel ambiyansini seviyorum.
***
Diger taraftan, *$larin artik ticarilestigi, o ilk basta yaratmak istedikleri ucuncu mekan (third place- insanlarin ev ve is disinda takilmaktan hoslanacaklari, cekici ucuncu bir mekan) konseptinden uzaklastiklari, ozellikle amerikada yayginlasan arabadan inmeden kahve alabileceginiz tipte *$ dukkanlarinin isi kahve kulturunden uzaklastirdigi ve hic de ucuzlamayan fiyatlariyla populerligini yitirdigine dair yorumlar olsa da ben *$'in uzunca bir sure basarisini devam ettirecegi inancindayim.
Ornegin cafe kulturunun yaygin oldugu yerlerden biri olan Latin amerika'da *$ hala bilmem kacyuz metre kuyruklar olusturabiliyorsa; ve her *$ acilan yerin kiyisinda kosesinda acilan baska bir kahve mekani da is yapabiliyorsa (buna *$'in talep olusturma faktoru diyebiliriz), bu yukarida saydigim negatif olusumlara ragmen *$ daha uzunca bir sure marketteki basarisini koruyacaktir.
Buna *$larin diger ulkelere yayilimini da eklersek, bu hic de azimsanamayacak bir basari gibi gorunuyor.
Bu arada *$ sirket olarak da calisanlarinin memnuniyetlerinin arttigi bir sirket olarak geciyor literature. Ornegin son zamanda cikan "*$ hayatimi nasil kurtardi" isimli kitap dogustan zengin, Yale mezunu, iyi bir kariyere ve yasam tarzina sahip 63 yasindaki Gill'in isini ve esini ve tamamiyle hayatini kaybetmesinin ardindan bir *$ magazasinda buldugu isi -ki bu is onceki hayatindan cok farkli olarak magazada verilen ortaligi temizleme isidir- ve bu isin getirdikleriyle, bunda sirket olarak *$'in calisanlarina verdigi degeri anlatiyor- kendini yeniden toparlamasini anlatiyor. Ilginc degil mi?
***
Ne komik, bir vanilla latte yudumlarken oturup bunlari anlatacagimi hic dusunmezdim!

grip asisi

Dun grip asisi oldu Selim bey.
Aslinda ben de gecen sene olmus ve pek bir yararini gordugume inanmamistim, bu yuzden asi olmasi gerektigini dusunmuyordum ama doktorumuz artik 9 aydan buyuk bebekler icin ABD'de grip asisinin zorunlu oldugunu soyleyince biz de zorunlu olarak bu asiyi yaptirdik. Bebekler ve cocuklar icin icinde bazi maddeleri barindirmayan bu asinin ilk kismini dun oldu Selim ikincisini ise bir ay sonra olacak.
Sastigim konu igneyi bacagina girerken goren Selim'in hic aglamamasi oldu -masallah diyeyim-. Oyle uf dedi bir igne girerken gerisinde hic sesinin cikarmadi, hemsire de uzmanmis diyeyim. Cidden sasirdim bu duruma. Ben de aman cok aglarsa vs diye yaninma lolipop getirmistim -normalde yemesine pek izin vermedigimiz bu sekeri asidan sonra odul olarak vermeyi dusunuyordum, aglamamasina karsin verdim -kendi kendime verdigim sozu tuttum yani :)))
Seker ve tatli simdiye dek cok yemedigi icin bunlara karsi asiri bir istegi yok Selim'in. Eh tabii ki dondurma (selimce'de "dondu") mustesna... Her ne kadar dondurmanin soguklugunun hastalik sebebi olduguna inanmasam da, annemler de burda oldugu ve bu konuda Selim'in hasta olabilecegine inandiklari icin bu aralar pek dondurma da yemiyor Selim.
Dusundukce iyice bebeklikten ciktigini farkediyorum. Oyun oynamalari, resim yapmalari, genel hali ve tavirlari gittikce gelisiyor, buyudukce daha anlamli iletisim kuruyor.
Bu aralar favorim "annenin aski kim?" diye sordugumda elini gogsune koyarak "benn" demesi.
Bir de ali baba'nin ciftligi sarkisini biz Ali dede;nin ciftligi diye soylerken esekleri var kismina bir "a-i, a-i" deyisi var ki cok cok hos. Umuyorum bir ara kameraya cekebilirim onu ki Selim'in kameraya poz vermeme, kameradan kacma ya da kamerayi elimizden alma gibi cabalariyla bu cok zor bir hal aliyor :).
Gectigimiz ay -ya da Eylul sonu da olabilir- cekilmis kucuk bir kesit...
12 Kasım 2007 Pazartesi

Ilginc bir ebe-sobe...

Asagidaki posta ait minik melegin annesi'nin yorumunu okurken sobelendigimi farkedip bugun son zamanlarda yapmadigim birsey olarak ikinci kez yaziyorum efendim ;).
1. Ben kucukken her sehirde farkli bir dil konusuldugunu sanirdim :))). Bir gun yasadigimiz sehirden izmir'e giderken anneme "annecigim simdi izmir'de izmirce mi konusuluyor; biz nasil izmirce konusacagiz?" diye sordugumu animsiyorum.
2. Aslinda ben cok maymun istahliyimdir. Zamaninda -simdi pek vaktim olmuyor- pek cok hobiye baslamis, birsure devam ettirdikten sonra hepsini birakmisimdir. Bir zamanlar karakalem resim yapardim, onu biraktim hafe islemeye basladim -hafeyi bilen var mi?-, onu biraktim vitray yaptim -vitray maceram baya uzun surdu aslinda-, anneannemden cok tig ormegi ogrendigim oldu, bir sure bebeklerime elbise dikmeye sardim -bunlarin zamanlari karisik aslinda-, sonra gitar calmayi ogrenmege basladim universitede onu da biraktim, sonra dagcilik geldi, onu da biraktim bir sure sonra... Sonra uzunca bir donemdir bir hobim olmadi.
3. Ilk kopyami ne zaman cektigimi (aslinda cekemedigimi) cok iyi animsiyorum. Universitedeydim, Hisar kampusundeki anfide final aliyorduk. Ondeki arkadas kagidini tam bana gosteriyordu ki bakarken heyecandan gicik tuttu, oksurmege basladim, o kadar dikkat cekti ki iki asistan yanima geldi "iyi misin" diye. Yani ortada ne kopya cekme kaldi ne birsey; guler misin aglar misin halim her zaman utandirir beni :))).
4. En sacma huyum acligima dayanamamam. Hatta yemek zamanimiz vs bir sekilde sastigi ve geciktigim zaman cidden cok sinirli olabiliyorum. Bu yuzden agladigimi bile animsiyorum.
5. Bu maddeye tam cevap veremeyebilirim cuku ben cep telefonumun SMS'ini kullanmiyorum. SMS sayim aldigim ve gonderdigim yilda 5 taneyi gecmes herhalde. Ama soyle yazayim cep telefonum oglusumun resimleriyle dolu :)
(not: Bu maddenin orijinali "cep telefonum.......mesajlari ile dolu", noktali yerler doldurulacak)
6. Ask bence elde edildigi anda biten birsey. Bu konuda her zaman cok realist oldum, belki de bu yuzden boyle hissediyorum.
7. En sevdigim bloglar; benimkinin aksine cok sik guncellenen yasama dair herseyden bahseden gunce tarzi bloglar. Ikinci kez itiraf ediyorum yemek bloglarini sevmiyorum -soz meclisten disari ;)-. Blog listem de umuyorum cok yakinda burada olacak.
***
Cok keyifle yaziyordum ki maddeler bitmis malesef :(
***
Ben de adam bebek'in annesini sobeliyorum bu ebe-sobe icin!

birkac foto


***

Cekmeyin abicim yaa...

***

Doook! (Selimce yooook)

Bakalim annemin bilgisayarinda neler varmis?

***

Bir simariklik buhrani sirasinda :)

***

Selim, Sumuklubocek ve okulumuzun sembolu Husky!

***

Selim ve meshur arabalari...

Dun ve bugun ve vs.

Burada yasadikca Boston ve Dallas arasindaki farklari farkedip sasirmaya -hos sasirmak da denemez buna ama- devam ediyoruz. Ornegin ABD'de her sene kutlanan Veterans day -gazileri anma gunu diyebiliriz buna- burada resmi tatil gunu olarak geciyor; Dallas'ta ise bu gunu gaziler gunu olarak bilirdik ama resmi tatil degildi. Bununla birlikte farkettik ki burada boyle resmi tatil gunleri oldukca bol. Bu ornekten guneyliler daha cok calisiyor gibi bir genellemeye gidemesek de bu sabahki kahvalti konumuz bu oldu :))).
Dun ise annemlerle birlikte bir "Boston'u gezelim, taniyalim" gunu gecirdik. Hedefimiz genelde ABD'de pek yaygin olan ama bizim simdiye dek hic gitmedigimiz, Boston'un merkezi yerinde olan New England bolgesinin -New England, icerisinde Maine, New Hampshire, Massachusets, Connecticut, Vermont ve Rhode Island eyaletlerini bulunduran bolge- akvaryumuna gittik. Biz akvaryumu abartildigi kadar bulmasak da hem denizde yasayan cok cesitli canlilari gormek acisindan -beni en cok etkileyen kopekbaligi ve vatoz olmak uzere, bir de deniz kaplumbagasinin buyuklugu sasirtti beni; bir de bazi buyuk baliklari gorup "ah bu ne lezzetlidir" diye de gecirdim icimden -ne fenayim ben--, ozellikle de Selim icin cok farkli bir deneyim olmasi, ve hep kitaplarda gordugu cesitli balik ve penguenleri gormesi acisindan cok guzel bir deneyimdi. Hos, biz Selim'in ortamdan cok hoslandigini farkedip bir yillik uyelik aldik Selim icin ara ara getirip gezdiririz diye. Boyle yerler ozellikle cocuklar icin gercekten cok guzel. Annem Turkiye'ye de boyle bir akvaryumun yapilacagini soyledi.
Sonra da akvaryumun oldugu civardaki Quincy Market'te birseyler yedik etrafi biraz dolasip pazar gunumuzu sonlandirdik. Annem, Quincy market nedir vs diye bize sorup pek de tatminkar yanitlar alamayinca -eh bizim Boston deneyimimiz de onlardan fazla uzun degil- eve gelip her zaman yaptigi google'lama isleminden bir blogdaki aciklamalari buldu. Bu blog Dallas'ta yasayan bir bayan tarafindan yaziliyor; kendisiyle tanismiyorum ama aciklamalarini cok detayli ve faydali buldum.
Not: Fotograflardaki farki farkettiniz mi? Bereli, sapkali, montlu insanlar :)))
***
Akvaryuma giris sirasi, sira uzundu ancak bol gise oldugu icin fazla beklemedik.

Birkac balik :)))

Selim'in penguenleri.

Kopekbaligindan bir kare...
6 Kasım 2007 Salı

Sasirdim kaldim :)))

Bes senedir burada oldugum halde hala amerikan milletinin bazi hareketlerine sasirabiliyor olmam ilginc geliyor bana. Texas'ta yasamaya basladigim ilk gunlerde disarida hava 40 derece iken kapali yerlerin sicakligini 20-25 dereceye dusurup bu sogukta- sicakta degil, cunku icerisi cidden buzzz gibi oluyor- askililar ve flip flop terliklerle gezebildiklerine sasiran ben simdi de henuz abartildigi kadar sogumayan havada kat kat giyinmelerine ayni derecede sasiriyorum.
Evet, bildigimiz birseydi bu bolgenin soguk oldugu ve bir gun gelip ona gore giyinmek gerekecegi ama bu sopsoguk gunler pek gelmeden bizim Boston ahalisi erkenden kat kat giyinip atkilari, bereleri takmaya basladilar. Metroyla da gidip geldigim icin daha da dikkatimi cekiyor bu durum bu aralar.
Gerci bu hafta ciddi anlamda soguk olmaya basladi, cuma gunu gunduz sifir derece olacakmis, cuma gunu tum ogleden sonra sinifta olacagim icin sorun degil ama eve gidis gercekten soguk olacak! Annemin aldigi atki, bere ve eldiven takimin siftahini yapmanin tam zamani diyorum :)))
4 Kasım 2007 Pazar

uykusuzlugun getirdikleri

Bu aksam kendimi dun gece Selim'in uykuda fildir fildir donmesinden dolayi bir hayli yorgun hissetsem ve erkenden yatmaga calissam da uyuyamadim.
Uyuyamamanin faydasi oldu; her ne kadar yorum birakacak gucu bulamasam da bugune kadar bakamadigim pekcok bloga goz gezdirdim. Gonul iyice okumak isterdi ama bu da guzel oldu. Yalniz siklikla girdigim bloglarin linklerini yeniden koymaligim bloguma cunku tek tek animsamaya calismak, ya da ortak okudugumuz bloglarin oldugu ve o bloglara link veren baska bir blogtan onlari bulmaya calismak (ehem su ana kadar cumle nasil oldu bilmiyorum, pek karisik oldu gibi, ama geri donup de cumleyi yeniden kurasim yok :))) bir hayli yorucu oldu. En kisa zamanda goz gezdirdiklerim linkini eklemeliyim sumuklubocek'e.
***
Bu arada bir de attachment parenting ile ilgili birkac yazi okuyup da aslinda farkinda olmadan bu metodu izledigimizi gormek hosuma gitti. Umuyorum Selim tekrar krese basladiktan sonra da bu bagi yine de surdurebiliriz; cunku bu yontemin -hos biz bir yontem olarak baslamasak da- faydali oldugunu dusunuyorum.
***
Halloween burada cok neseli gecti. Halloween gunu aksam ustu apartmanimizin oldugu sokakta kostumleriyle bir suru cocuk dukkanlardan Halloween sekeri topluyorlardi; onlara eslik eden ebeveynleriyle tabii. Bence gercekten eglenceli birsey bu Halloween.
***
Blogumu daha sik guncelleyecegime dair bir his var icimde... Spooky!
2 Kasım 2007 Cuma

Vs. vs. vs.

Bir onceki yazimdaki modumu astigimi dusunsem de zaman zaman yine depresyonik hallere geri donusler yasiyorum.
Ornegin bugunku dersimde bir ogrenci beni tam anlamiyla sinir etti. Amerika'da ders vermeyi sevmedigim oluyor ogrencilerin bu halleri yuzunden. Yapmalari gereken bir proje var; kiz ne bakmis ne yapiyoruz diye ne okumus, hal boyle oldugu halde sinifta anlamadim, cok karisik diye naralar atiyor. Anlatiyorum anlamak istemiyor; siz gosterin siz yapin once diyor. En sonunda bu benim sorumlulugum degil, sizin sorumlulugunuz once oturup yapmaya calisin sonra benden yardim isteyin dedim. Ama bir yandan da cok sinirlendim; tam bir armut pis agzima dus mantigi. Burada hocalar cidden ogrencilere bu kadar yardimci oldukca ogrenciler de hocalarin tepesine cikma hakki buluyorlar kendilerinde. Kendini bilen ogrenci de var ama sinifta boyle bir kisinin cikmasi tum sinifin huzurunu bozuyor. Bazen kendimi anaokulu hocasi saniyorum bu tip ogrenciler yuzunden.
Halloween'de ogrencilere seker verdim cok sevindiler :))).
***
Burada olmadigim sure icinde bir konferans icin San Diego'ya gitmistim. Geldikten bir hafta sonra yanmaya basladi San Diego. New Orleans'a gittigimden iki hafta sonra da Katrina firtinasi olmustu. Gittigim yere felaket getiriyorum diye dusunmeye baslayacagim yakinda :)
***
Annemlerin burada olmasinin keyfini cikariyoruz bir yandan. Eve geldigimde yemekler, sofralar hazir; ev temizlenmis, toplanmis oluyor. Sagolsun anne ve babam elimizi sicak sudan soguk suya degirmiyorlar. Bu duruma bir bucuk aydir cok alistik; gittiklerinde onlari ve paylastiklarimizi cok arayacagiz. Selim belki bizden daha cok...
***
Aralik basi Dallas'a gidecegiz hep birlikte. Ben diploma torenine katilmamistim; hepbirlikte benim diploma torenine katilacagiz. Simdiden heyecanlaniyorum bunun icin. Tekrar Dallas'a gitmek de ayri bir degisiklik olacak bizim icin.
***
Simdilik boyle iste...
30 Ekim 2007 Salı
Yorgun gunler geciriyorum.
Yazmak isteyip de yazamadigim, calismak isteyip de calisamadigim, Selim'le ve su anda burada olan anne ve babamla olmak isteyip de olamadigim yorgun, yogun ve verimsiz gunler geciriyorum.
Yeni bir ise alismak gercekten zormus. Herseyi sil bastan hergun yeniden yapiyor gibi hissediyorum kendimi. Hicbirsey akumule olup bitmiyor, hersey sil bastan yeniden basliyor hergun.
Oysa oyle ihtiyacim var ki birseyleri oturtmaya, rutine, siradanliga.
Komik, siradanligi arayacagimi hic dusunmezdim oysa ki ama ariyorum su siralar.
***
Bu blog benim terapistimmi anladim; yazip rahatliyormusum, onu da yapamayinca hepten birikti icimdekiler, hepten verimsizlestim sanki.
Oyle bir yorgunluk icindeyim ki birgun birakip kacarsam herseyi, kimse sasirmasin e mi?
1 Ekim 2007 Pazartesi

bugun anladim ki...

* sonbahar baslamis!
* facebook'ta zaman oldurmek cok kolaymis.
* ac karnina salatalik yenmezmis -gerci ac degildim ama-
Bugun 1 ekim 2007. Havalardaki belirgin degisiklikten de anlasilacagi gibi, bugun sonbahar geldi; tamamen!
Eh ben de sevinebilirim artik, oyle degil mi.
Ama dun aksam eve gelen Sebo'nun "hava bundan sonra hep boyle soguk olacakmis, hatta kis itibariyle soguklar artacakmis, eyvah!" seklindeki panikli ses tonu duyulmaya degerdi; ben gule oynarken o panik yasiyordu,
Facebook'u gec kesfedenlerden biri olarak bugun yine, calismam gereken bir zamanda kendi kendime zaman oldurdum. Gerci yararlari da var, ornegin universitedeki cok yakin bir arkadasimi uzun sure aramalarima ragmen bulamamisken facebook sayesinde buldum. Hatta 4-5 yaslarinda bir kizi oldugunu ogrenmem daha da sasirtti beni.
Ayrica, dun gece yedigim salataliklar beni mahvetti; hala midem agriyor, umuyorum ciddi bir sorun haline gelmez.
Yarinki dersimi hazirladim; hazirim ;)
Annevebebisi, Esra'nin kulaklarini cinlata cinlata metroda mp3 dinleyenler kervanina katildim ben de. En son walkman donemini universitedeyken kapatmistim.
27 Eylül 2007 Perşembe

Basliksiz

Bu aralar pek yaz-a-maz hallerdeyim. Elim klavyeye gitmiyor nedense. Belki de Selim'le baslayip ailedeki herkese, henuz geleli bir hafta olan anne ve babama da, yayilan grip ve tembellik halidir nedeni. Belki de -yine- yazacak birseyler bulamamanin yorgunlugu. Her nedense bu yazamama tikanikliklari daha sik olmaya basladi bu aralar; hatta tamamen yazmasam mi artik diye dusundugum bile oluyor zaman zaman. Yani ne katkim oluyor ki blogger dunyasina diye sorgulamadan edemiyorum :).
Sonbahar da gelemedi hala; kuzeye geldik soguk olsun diye ama hala yazdan kalma gunler yasiyoruz; dun hele 31- 32 derece civariydi. Boyle simarik konustuguma pisman oldugum gunler gelir mi bilmem ama hadi artik sararsin su yapraklar da sonbahar havasina girelim diye dusunmuyor degilim. Bunda merkezi oldugu icin ofis klimamin artik buzzz gibi degil de sicak sicak ufurmesini istememin de payi var az cok.
Selim'i doktora goturdugumuzde; doktor bize topluca sizin stres katsayiniz yuksek olmali dedi; hani yeni bir cevre, yeni bir sehir, yeni bir is, e bu arada hastaliklarla mucadele etme durumlari derken belki de tum bunlarin getirdigi bir yorgunluk benimkisi bilemiyorum.
Gerci yazmak, bir anlamda kendimle dertlesmek de oldugu icin iyi geliyor ama bazen insan kendiyle de dertlesmek istemeyebiliyor, o da ayri bir durum.
20 Eylül 2007 Perşembe

T'deki kiz...


Bostonlular buradaki metroya ve sehir ici toplu tasima sistemine bagli otobuslere "T" diyorlar kisaca. Biz de buraya tasindi tasinali isimize gidip gelmek icin siklikla kullaniyoruz T hattini.
Uzun zaman sonra tekrar toplu tasimayla biryerlere gidip gelince farkli gozlemlerde de bulunuyor insan. T'deki orneklemden sehirle ilgili genellemelere bile gidiyor insan.
Gecenlerde bir okula gidis sirasinda bir duraktan bir kiz bindi, karsima oturuncaya kadar dikkatimi cekmemisti.
Ustu basi pek de temiz olmayan bu kizin duz kahkullu, omzuna kadar dusen saclari ve kahkullerinin ustune taktigi sari taci dikkatimi cekti yalnizca. Kiza baktigim bir sirada kiz elindeki cantasindan pek de kucuk olmayan cantasini cikardi saclarini ve tacini duzeltmege koyuldu. Birkac saniye sonra tacini cikardi, cantasina koydu, kahkullerini ayirip yandan tokalarla tutturdu, aynasina tekrar bakip aynayi cantasina koydu. Aradan bes saniye gecmedi ki kiz tekrar aynasini cikardi saclarina bakti, tokalarini cikardi, saclarini duzeltti, cantasindan tacini cikardi duzgun bir sekilde tacini takti, aynasina bakip aynayi cantasina koydu. Yine aradan bes saniye gecmedi ki tekrar aynasini cikardi saclarina bakti, tacini cikardi, cantasina koydu, kahkullerini ayirdi, tokalarini takti...... bu islemleri tekrar, tekrar defalarca ben inecegim yerde ininceye kadar yineledi; ben inerken tacini cikariyordu tekrar! Inerken farkettim ki metronun cok da kalabalik olmayan bu saatinde ben dahil olmak uzere birkac kisi daha kizi seyrediyordu.

Niye anlatiyorum bunu, sanirim kizin haline uzuldugum icin. Tedavi aliyordur belki de, belki de -ustune basina bakarak soyluyorum- almiyordur. Ama gencecik bir kiz; boyle gorunce uzuldum ve aklimdan cikmadi birkac gundur; kimsenin basina gelmesin boyle seyler...
17 Eylül 2007 Pazartesi

Severim...

Minik melegin annesi o kadar guzel yazmis ki, okurken "keske bu bir ebe-sobe olsa da ben de yazsam" diye gecirdim icinden. Oyleymis, ve daha da guzeli sobelenmisim! Gerci onun yazisinin ustune ne yazsam kuru kalacak ama icimden geleni, bu liste hicbir zaman tam olmaz ama ilk aklima geliverenleri, siralayayim. Ama siralamadan once oglusumun herseyini cok sevdigim icin -pekcok anne gibi- onu ve sevdigim insanlari bu listenin disinda tuttugumu belirtirim ;)
***
Sobelendigime sevindim, sobelenmeyi severim.
Geceleri ben de cok severim, gerci ilk genclik yillarimda daha buyuk bir sevgiydi bu, geceleri ders calistigim, muzik dinledigim, ve sehrin isiklarina bakarak hayaller kurdugum donemlerdi. Geceleri hala severim, beraberinde artik cok degerli olan uyumayi da ...
Artik kendini iyice hissettirmege baslayan sonbahari ve getirdiklerini; turuncu, sari, kahve tonlarini, usutmeyen ama urperten sogunu, tarcin kokusunu ve kestaneyi severim.
Yagmuru severim; usul usul yagani da, birden bastiranini da, hic ayrit etmem ;)
Eskiden 3K olarak nitelendirdigim seyleri severim: kitap -bir cirpida okumayi, kaset- artik kaset pek kalmadi ama sevdigim muzikleri dinlemegi ve koku-bu parfum anlamina gelen koku. Bir de koklamayi severim, bu yuzden basima turlu seyler geldigi de olmustur -amonyak koklayip neredeyse bayilmak gibi.
Koku demisken, yeni yikanmis camasir kokusunu da severim; ama Selim'in kokusunu en cok severim ;)
Cay, kahve icmegi her daim; sutlu tatlilari da dondurma ve sutlac basta olmak uzere her daim; yemek yemegi ozellikle guzel ve ozel seyler oldugunda daha bir cok severim.
Evim icin alisveris etmegi ve hediye almayi severim.
Deniz kiyisinda bisiklete binmeyi severim.
Pek beceremesem de duzenli olmayi ve duzenli olanlari severim.
Zaman zaman yalnizligi severim.
Kedileri severim, yumusakliklari, sicakliklari, ve karakterli oluslarini severim.
Her ne kadar son birkac yildir ugrasacak vaktim hic olmasa da orgu, kanavice, resim, vb. her turlu el isi faaliyetini ve degisik seyler ortaya cikaran insanlari severim.
***
Simdi, durup dusunmege basladim; demek ki ilk aklima geliverenler bitmis...
Yalniz yazdiklarima donup bir bakinca soyle diyesim geldi: yasamak, duyumsamak, tat almak, ve sonunda kucuk seyleri sevmek guzel sey be kardesim!
***
Kim kimi sobeledi bilmiyorum ama ben de ekmekcikiz'i sobeliyorum.
Not: Mac'imde blogger'in link kismi calismiyor, link veremedim, sorry :(((
11 Eylül 2007 Salı

Deniz olunmali oglum ;)

Denizi sevmisimdir hep; kokusunu, tuzunu, serinligini, cakilini, kumunu, baligini, yosununu... Denizi ve getirdigi herseyi.
Dallas'ta yasadigimiz yillar boyunca en cok ozledigim seylerden biriydi deniz. Dallas'ta goller coktu; hem cogunun "suni" oldugunu bildigimden, hem de ne kadar buyuk olursa olsun (Chicago'daki Michigan golu gibi) bir siniri, sonu olmasinin verdigi kisitlilik hissinden pek sevememisimdir golleri ve tabii de olsa bir deniz taklidi oldugunu dusunmusumdur.
Bu sehri de denize -aslinda Amerikalilarin soyleyisi ile- okyanusa yakin olmasindan sevmis ve istemistim. Ama bir tasinma, etrafimizi tanima karmasasinda denizi bile gorememistik. Bu hafta sonu -yine- bu aralar siklikla yaptigimiz gibi kucuk birsey icin bile olsa ciktigimiz bir alisveris sirasinda -tesadufen- bir plaj kesfettik. Cumartesi gunuydu ve hava su anin aksine sicakti. Elbette alis veris icin ciktigimiz icin plaj icin hazirlikli degildik, biz degildik ama Selim zaten penye sortu oldugu ve yanimizda ek kiyafetimiz oldugu icin cok hazirlikliydi.
Asagida fotografi gorunen plaj cok kalabalik degil ama doluydu. Insanlar belki de bu son yaz gununu kacirmamak icin havlulari, sezlonglari, buzluklarinin icinde yiyecek, icecekleri ile plajdaydilar. Plajin kumluk alani cidden buyuktu, denizi ise Didim altinkumun denizi gibi 50 metre kadar dizinize kadar ancak gelen sonra yukselen bir denizdi. Bu yuzden Selim'i guvenle biraktik; o hic korkmadan havuzdan buyuk gormedigi suyu, kumlari, cakillari, midye kabuklarini kesfetti. Biz de kiyidan zaman zaman da islanmayi goze alarak denizde elinden tutup onun keyfine eslik ettik.
O oynarken kiyidan guzelim denizi izleme firsati buldum.
Ertesi gun hazirlikli bir sekilde donmeye karar verdik plaja; ama ertesi gun soguk ve yagmurlu bir Boston sabahina uyaninca plaj keyfimiz guzel bir ani olarak kaldi...

9 Eylül 2007 Pazar

sondan basa okuyunuz lutfen ;)

6- ayagimizin tozuyla bir Turk gunune rastladik; daha fazla onayacaktim ben ama izin vermedi evin buyukleri :(((

***********************************************************************************
5- yeni esyalarimizin geldigi gunlerde yorgunluktan harap dustugum bir zaman. Calisan anne ve babamdi ama yorulan ben oldum :)

***********************************************************************************
4- Selim kendine ait masa ve sandalyelerinin tadini cikarirken. Annemiz bunlarin ustune resim yapmayi dusunuyormus. Annecigim, lutfen masa ve sandalyelerimi mahfetme :)

***********************************************************************************
3- bu fotoyu annemiz cok seviyor, Boston'a ilk geldigimiz gunlerde anne ve babamizin okuluna ugradigimiz bir zaman...

***********************************************************************************
2-ayni gun; annemizin buzlu cayina dadanirken ;)


***********************************************************************************
1-Babamizin mezuniyetine giderken, elimizde annemizin -artik eski- ofis arkadasi Erin teyzemizin guzel bir yolculuk gecirmesi icin (Dallas'tan Boston'a giderken) aldigi ve Selim'in pek sevdigi arabalar. Iki dirhem bir cekirdek giyindik ama tum toren boyunca uyudu oglusumuz :)))
7 Eylül 2007 Cuma

Selim ve Boston'daki ilk gunler

ah bir anne cocugunun blogunu bu kadar ihmal eder miiiiii????....
eder-mis!
yasadik ve gorduk malesef...
herneyse, buraya da daha sik yazma dilegiyle baslayalim yazimiza.
***
Boston'a tasinmamizla birlikte Selim icin cok hareketli gunler basladi. Her ne kadar bu hareketin guzel yanlari varsa da, anne-baba olarak hem bizler bu durumdan cok yoruluyoruz hem Selim cok yoruluyor.
Selim bey krese basladi baslamasina ama kres malesef cok da uygun bir yerde degil. Bu nedenle her sabah erkenden o sabah kalabaliginda Selim'le birlikte metroya biniyor, once Selim'in kresinin oldugu durakta inip Selim'i birakiyor, sonra tekrar metroya binip okulumuza gidiyoruz. Sabahlari ben birakiyorum, aksamlari ayni rutinle babasi aliyor. Malesef cocuk o sabah kalabaliginda, ve aksam is donusu kalabaliginda bizimle birlikte metroya binmek zorunda kaliyor.
Kresi fena degil ama simdi de dil sorunu yasiyoruz. Orada siklikla ingilizca duydugu icin konusmasinin gerilemesinden korkuyoruz.
Ve bir kac endise sebebimiz de eklenince dayanamayip anneanne ve dedesini cagirdik yanimiza, onlar da sagolsunlar teklifimizi kabul ettiler ve cok yakinda buraya gelecekler. En azindan bu uc ay icinde gelecek donem icin neler yapacagimizi da daha iyi planlayabiliriz diye dusunuyoruz.
Hayirlisi bakalim...
***
Selim hakkinda ne anlatsam diye dusunuyorum. Cidden buyudu diye dusunuyoruz baktikca ona. Buyudukce araba, ve her turlu tasit sevdasi da katlanarak buyuyor. Devamli cesitli arabalarla oynuyor, ya da bizi de oyununun icine katiyor. Biryerlere cizme sevdasinda da azalma gorunmedi, ama biz careyi kalemleri pek fazla ortada tutmamakta ve kendi gozetimimizde birseyler yazip cizmesine izin vermekte bulduk.
Kendi capinda ortaya cikardigi saklanbak oyunu da gozdesi. Saklanip biryerlere, ya da devekusu misali yalnizca kafasini ortup birseylerle, "nerdeeee, nerdeee" diye soruyor; sonra da acip "aaaa" diyor, buradaymis diye. Eh bu oyuna bizi de, daha cok beni, dahil edince de surdurdukce surduruyor, yani bazen hic bitmeyecek saniyorsunuz :).
Oyun durumlari bunlar, su kres durumlari yuzunden kelime haznesinde pek bir yenilik gpremesem de ben bu aralar oradaki cocuklardan, su "oh-ooooh" -nasil yazsam bilemedim ama amerikalilar'in yanlislikla birsey yaptiklarinda cikardiklari bir ses sekli, iste bunu ogrenmis birsey dusurunce falan direk oh-oooooh duttu (dustu) diyor. Bu konuda sonumuz hayrola diyor, anneanne ve dede gelince ozellikle turkcesinin biraz daha gelismesini umuyoruz.
Ha, bir de sayi saymasi var ki cok tatli, bir, iki, uc tamam, ama sonrasi a-ti (alti), neni (yedi), ooooon (melodik bir sekilde on) diyerek bitiyor; bunu bir turlu kameraya alamadim, oysa ki kacirilmamasi gereken birsey.
bir de bir gun, bir gun bir cocuk, eve de gelmis kimse... yok kismini Selim bagirarak "dooook" (yok) diye tamamlamasi cok tatli. Aksama sanci baslamis deyince de yuzu acikli bir ifade alirken ben gulmemek icin zor tutuyorum kendimi :))).
***
Resim post etme planlarim var ama bu aralar resimler birkac bilgisayara dagildigi icin, son cekilen birkac resim koyabilecegim ancak.
***
20 dakika sonra...
malesef cidden uzun surdu ve bir resim bile yukleyemedim, yarin yine deneyecegim ;)
Sorry :(((
6 Eylül 2007 Perşembe

Hey, merhaba! Ben geldim!


Bu kadar cok ara verince insan nereden baslayacagini bilemiyor. Gercekten nereden baslamali? Tasinmamizdan mi? sonrasindan mi? esyalarimizin gec gelisinden ve sonunda -nihayet- yerlesmis olmamizdan mi? yeni bir sehre alismaya calismanin verdigi gucluklerden mi? is cevremin yeniliginden mi? ogrencilikten hocaliga gecisin tecrubelerinden mi? Selim'den mi (pardon bu gozbebegim'in konusu oluyor- ki orayi da cidden ihmal ettim)?
Sahi neleri anlatayim?
***
Yarin yeni is yerimde, yeni ogrencilerime, ilk dersimi verecegimin heyecani ve telasi icindeyken yaziyorum bu satirlari. Yine bir sikisiklik anina sigdirmaya calisiyorum blog yazimi. Yazimi, ve birkac saat sonra ofisimde isimi bitirdikten sonra metroya binip Selim'i almaya gidecegim krese, ve onu alip birlikte yine metroya binip 20-25 dakika suren yolculugumuzdan sonra yeni evimize gidecegiz. Farkli mi? Farkli, Dallas'taki yasamimizdan cok daha yogun ve yorucu gunler yasiyoruz; ama sanirim herseye oldugu gibi buna da alisiyoruz yavas yavas degil ama hizli hizli.
Yasamimizdaki guzel seylerden biri evimizin cogu esyasini, eksiklerini halletmis olmamiz. Yeni evimizi, ve esyalarimizi cok seviyoruz. Bu insana buyuk bir huzur, yeni bir motivasyon veriyor.
***

Boston, yorucu bir sehir Dallas'a gore. Arabamizi degil, toplu tasimayi kullaniyoruz genelde; bu degisikliklerin en onemli kisimlarindan biri. Dallas'ta heryere - ama cidden heryere- arabayla giderken, simdi mahallemizde olan markete yuruyerek gidip eksik birsey almanin keyfini yasiyoruz.
Arabamizi eski siklikta kullanmasak da, kullandigimiz zamanlarda trafigin yogunluguna hem sasiriyor, hem de Istanbul'da yasadigimiz donemleri animsiyoruz. Trafikte insanlarin saygisizligi bizi soka soksa da, eskiyi animsiyarak duruluyoruz biraz. Genel olarak kuzeydeki insanlarin yapisi da guneydekinden farkli. Guneydeki gibi selam verme aliskanligi yok buradakilerin; hatta selamverince biz -eski aliskanlik- yuzumuze bakiyorlar garip garip "ne istiyor acaba?" dercesine. Insanlar pek saygili degil yani birbirine. Buyuk sehir aliskanligi mi acaba desem, Dallas daha buyuk bir sehirdi oysa ki...
Insanlari ve trafigi takmazsaniz, kisa mesafelerde yapilacak cok sey oldugunu gorup seviniyorsunuz. Hem ogrencilikten cikmis olamanin, hem de yeni yerler kesfetmenin verdigi istekle daha cok bir yerlere gider, acik mekanlarda daha cok hava gecirir olduk ki bu da buranin pozitif yanlarindan biri.
***
Uzun sure ara vermemden dolayi oyle oradan buradan yaziyorum, ama seytanin bacagini kirdim bir kere, gerisi gelir, oyle degil mi?
14 Ağustos 2007 Salı

Boston yolcusu kalmasiiiin...


Nihayet!
Yolculuk yarin sabaha, erkenden...
Yeni mekanimizdan yeni haberlerle kavusmak uzere;
Hoscakalin!
12 Ağustos 2007 Pazar

sicak, sicak cok sicak!

Bu kadarmis Dallas'in yagmurlu gunleri.
Cidden temmuz sonuna kadar yagmurlarin ve hafif sicak bir yazin keyfini cikardik biz; biraz da bu duruma inanamayarak.
Biliyorduk; biliyorduk ki o yagmurlar ve guzel havalar bitecekti bir gun, ki umdugumuzdan cok surdu aslinda. Ve bitti...
Agustos basindan beri ciddi sicaklarin koynunda bulduk kendimizi. Hos, bu sicaklardan dolayi klimali hicbir ortami terketmiyoruz ama yine de ozellikle bu tasinma karmasasi icinde disari cikmak konumunda oluyoruz.
Bugun, bir pazar gunu, ogle vakti ve disarida hava 40 derecenin ustunde. Disariya adim atilacak gibi degil, ve bu yuzden okulun evlerinde bulunmamiza karsin disarida tek bir adim atan insan yok. Her yer, her sey olu gibi.
Bu oluluk, ve baba-ogulun iceride sere serpe yatip uyumalari beni cok eskilere, cocuklugumun sicaklarina goturuyor. Bir an yine o bunalimi hissediyorum. Bunalim, onumuzdeki gunleri, tekrar son bir toparlanmayi dusundukce daha da artiyor.
Bunlari dusunmemege calisiyorum; ama elde degil, iki arada kalmanin verdigi ic sikintisi sicakla da birlesince hic cekilmiyor.
Ne yapmali? Iyisi mi bu sessizlikten yararlanip, soguk birseyler icip, bloglara takilmali. Bakalim bizim kizlar neler yapmis ;)?
7 Ağustos 2007 Salı

Dallas'ta son zamanlar...

Birkac gundur yalniziz Selim'le. Sebo konferans icin Chicago'ya gitti. Ana-ogul basbasa geciriyoruz gunlerimizi. Sabah erkenden Selim'in uyanmasiyla basliyor gunumuz; birazcik daha yatsin ben de biraz uyuyayim diye ugrasiyorum ama nafile... Kahvaltidan sonra oyun faslimiz basliyor; ondan sikilinca anne giriyor devreye, anneyle birlikte oyuna biraz daha devam ediliyor, ya da anneyle dans ediliyor; derken ogle uykusu vakti geliyor. Uyuyup uyandiktan sonra yerse, biraz birseyler yiyor(uz). Arkasindan biraz daha oyun derken sikiliyor bizimkisi; ogleden sonrayi zor bekliyoruz. Gunes isinlarinin etkisini yitirmesini bekledigi icin annesi saat dordu edinceye kadar zor ediyor Selim. Dortten sonra ya havuz, ya da uzuuun bir yuruyus pakliyor ancak bizi; ancak bu sekilde yoruluyor Selim bey de aksam erkenden uyuyor; uyumazsa vay halimize. Gocebe duzende oldugumuz icin Selim'in kendi yatagi da yok. Bu yuzden uyumasi biraz zaman aliyor bugunlerde.
Ben de Selim'den firsat buldugum aralarda; burada son yapmam gereken seylerle ugrasiyor; arada da internetten turkce dizileri kesfediyorum.
Bu yaz gayet serin gecerken temmuzun son haftasindan beri havalar eski, sicak Texas yazina dondu tekrar. Sanirim uzunca bir sure boyle devam edecek; hos kuzeye gitmemizin guzel yanlarindan biri de bu sicaklari ozlemeyecek olmamiz -en azindan ben ozlemeyecegimi biliyorum-. Animsiyorum da ilk kez buraya 1 eylulde gelmistim, Istanbuldan binerken hava ciddi bir sekilde serin oldugu icin ustumde mont vardi. Burada havaalanindan ciktigimdaki sicagi ve ne kadar sasirdigimi hala unutamam.
Her ne kadar artik yeni bir defter acacagimiz icin sevinsek de ara ara huzunlenmiyor da degiliz -yine sahsim adina soyluyorum, cogul yazdigima bakmayin-. Iyisiyle kotusuyle bes koca yilimizin gectigi, oglumuzun dogdugu yer burasi.
Dallas, doktora gibi yogun bir egitimi gecirmek icin, hem de ogrenci butcesiyle cok rahat bir yer. Dallas ve hemen batisindaki Fort Worth birbirine kaynasmis sehirler Amerika'nin dorduncu buyuk metropolitan sehri olmus.Ozellikle is arama donemimde baya bir yer gordukten sonra yine donup Dallas'a geldigimde guzel buluyordum burayi; aliskanlik belki de...
Her neyse, buradaki son zamanlarimiz da boylece geciyor iste...
3 Ağustos 2007 Cuma

Oncelikle tebrik eden herkese ayri ayri tesekkur ediyorum. Kendim pek farkina varamadigim icin sizin tebrikleriniz benim farketmemi sagladi; aaa evet okul bitti degil mi, diye siritik siritik dolasabilirim artik ortalikta, cidden cok guzel!
Kendim farketmedim, cunku savunmamin arkasindan hummali bir ev toplama isine giristik; hem de ne girisme... Anladim ki 19 aylik bir cocukla toparlanmak cok zormus ve anladim ki dereyi gormeden pacalari sivamamak gerekiyormus...
Anlatayim:
Toparlanirken ve temizlik isleriyle ugrasirken (burada bir evden cikarken, genel bir temizlik yapmaniz gerekiyor) en zorlandigimiz konulardan biri Selim'i zaptetmek oldu; zira Selim, malumunuz, toplamaya calistigimiz herseye ilgi duyup, gelip karistirdikca islerimiz yavasladi; arada istemesek de onu birkac oyucagiyla birlikte bosaltigimiz bir odaya kapattik, bu arada diger zor bir konu aglama seslerine kulaklarimizi tikamak oldu.
Bir diger olay Selim'in temizlik esnasinda kasla goz arasinda seyreltilmis camasir suyu icerikli bir temizleyiciyi ustune ve agzina -agzindaki islakliklardan dusundugumuz kadariyla- bosaltmasi oldu. Onu o halde gorunce ictigini dusunup panikledik. Muhtemelen icmemis, ama tadina bakmisti :(((. Normalde herseyi oyle hemen icen bir cocuk olmadigi icin; bekleme stratejisini sectik; su ve sut icirip bol bol bekledik, cok sukur ki birsey olmadi; hastahaneye gitmemize gerek kalmadi... Ama panik ve uzuntumuzu siz dusunun!

Tasinma icin olan servislerden biri; bir firma evinize bir container getiriyor; size esyalari yukluyorsunuz, sonra gelip alip goturuyorlar containeri. Biz cok fazla esya goturmeyecegimizi tahmin ettigimiz icin boyle bir servisten yararlanmayi uygun gorduk. Buyukce bir container oldugunu dusunerek Selim'e takim aldigimizi soylemistim, ayni sekilde kendimize de yatak odasi takimi aldik; yeni bir dosek vs. Containerin gelecegi gun onlar da gelecekti... Once container geldi... Geldi, ve biz soklara girdik; kucucuk birseydi, bekledigimizden cok cok kucuk! Ne yapacagiz diye dusunurken, en uygununun yatak odasi takimimiz gelmeden iptal ettirmek ve Boston'a gidince almak oldugunu dusunduk; ve neredeyse bir gunumuzu harcayip emek emek sectigimiz, begendigimiz bir takimi iptal ettirdik! Sonra, elimizdeki esyalari tekar gozden gecirip gotureceklerimizi tekrar eledik; ve sonra yerlestirmege basladik. Bu yerlestirme islemi, toparlanma ve ayni anda evin temizligi iki gun kadar surdu. Bu arada Sebo ve ben baya yorulduk.

Su son birkac gunde evimizin esyalari ve arabamiz Boston'a dogru yol aldilar. Biz 15 gun kadar daha okulla ilgili son islerimizi bitirmek ve mezuniyet toreni gibi konular icin buradayiz. 15 agustos sabahi bundan sonraki mekanimiz olan Boston'a yol alacagiz.
Bu arada Sebo bir konferansi icin Chicago'ya gidip gelecek, ben ve Selim buralarda olacagiz; benim de calismaya baslayacagim okulda verecegim dersler icin calismam lazim. Dur, durak yok anlayacaginiz; ama yine de bu arada Selim'i de oyalamak icin arada havuza iniyoruz Selim'le hem eglence, hem dinlence oluyor bize. Ve mumkun oldukca yazmaya calisacagim ;)
25 Temmuz 2007 Çarşamba

Bibbiiiiiiiiii

Bibbiiiiiiii!!! (selim'cede "bitti" anlamina geliyor)
Savunmami basariyla gecti gitti.
Benim icin dua eden, iyi dileklerde bulunan, ve kalbiyle benim yanimda olan herkese ayri ayri cok tesekkur ediyorum.
Ayrintilari daha sonra yazmaya calisacagim ama simdilik haber vereyim dedim...
Sevgilerimle...
24 Temmuz 2007 Salı

eski bir fotograf ve...



Dun bilgisayarimin bilmedigim bir yerinden cikti bu fotograf. Hatta simdi, fotografin kesilmemis halini bulup da koyayim dedim, bulamadim...
Miniklik hallerinden bir minik Selim; gectigimiz ramazan ayiydi, henuz bir yasina basmamisti, tam olarak ne gun cekildi bilemiyorum ama cunku o fotograf cekilirken ben orada degildim.
Simdi minik bebegi olan arkadaslar, hangi hali daha zor? diye soruyorlar; bebekligi mi su anlari mi?
Her anin farkli bir zorlugu olsa da zahmet acisindan hersey 6. aydan sonra basliyor sanki; hareketlenip meraklandiklari zaman hep bir takipte olmak gerekiyor. Simdilerde bu hareketlilik ve merakin ustune, ozel istekleri de geliyor; oyun oynama istegi, disariya gezmege cikma istegi; yemek yeme, su icme vs gibi istekler geliyor. Onunla birlikte oldugunuz her ani dolduruyor; dolu dolu.
Evet, zorlugu artiyor bebekligine gore ama bununla birlikte sevgisi de kat kat artiyor. Her gecen gun insan bebegine -evet, hala bebegim Selim benim ;)- daha guclu bir sevgiyle baglaniyor. Birlikte oldukca, onun hareketlerini; dillenisini, gelip sarilisini, saclarinizi oksayisini, opusunu, soylediklerini dusundukce cok cok daha buyuk bir sevgiyle baglaniyorsunuz.
***
Bugunlerde Selim duzgun bir sekilde opmegi ogrendi. Eskiden de biliyordu opmegi ama sadece dudaklarini degdiriyordu; simdi ise guzelce opuyor bizi; ama onun cani istedigi zaman.
Kelime haznesi de gelisiyor gitgide; minik bir papagan misali her soyledigimizi tekrar ediyor, masallah. Kameraya almakta gecikiyorum, yakalayamiyorum cogu zaman; cunku minik beyimiz elimden almaya calisiyor fotograf makinasini her daim. Bugunlerde en cok soyledigi kelimeler: bibbiii (bitti, birsey bitince), yerde? (nerde, yastiklarin altina gizlenip annesinin bulmasini istediginde), dittiii (gitti: baba veya anne ortadan kayboldugunda), muuu (muz), ham (yiyecek herhangi birsey), baamo (gibi birsey, banyo anlaminda), meeba (el sikisip merhaba diyoruz), aciii (aci, gecenlerde yemek yaparken tezgahin ustune oturtmustum -yoksa ayaklarima yapisiyor cunku- o da bir yandan mutfak tezgahinin ustundekileri karistiriyor, bir yandan bana bakiyordu. yemek, yapiyordum soganlari dogradim, bir parca sogan aldi katir kutur yedi, bana misin demedi, sonra biber dogramaya gectim, annecigim yeme onu dediysem de bir biberi alip hart diye isirdi ve aci kelimesiyle yasayarak tanismis oldu; aslinda faydasi da oldu yemesini -icmesini istemedigimiz bir seyden -kola ornegin- aciii diyerek vazgecirebiliyoruz artik onu).
***
Bu aralar mizildamalar da artti. Istedigi birsey olmayinca mizildiyarak -bizim deyisimizler agzini yildirarak- istemege basliyor bu durumdan cidden hoslanmiyorum ve bagirma annecigim diyerek yaptiginin yanlis oldugunu soylemeye calisiyorum, ya da dikkatini baska yone cekiyorum vs. o da bana baama (bagirma) diye karsilik veriyor :)
***
Yazacak pek birseyim yok Selim'le ilgili diyordum ama dusununce cikiyormus.
***
tuvalet egitimi icin erken ama yavastan baslamak istiyoruz; keske birileri bu konuda birseyler yazsa da feyz alsak :))) (esracigim bu konuda top sana geldi, sizin icin cooook erken ama bir el atsan su ise ;)
bugun bu amacla bir sure kilot giydirdim; kilot da pek yakisti masallah; ama on dakika dur(a)madi malesef :(
simdilik; cis, kaka, tuvalet.... gibi kavramlari ogretmege calisiyoruz; bu da bir baslangic. ogrendi, altini acinca burnunu kapiyor suratinda kotu bir ifadeyle, cok komik :).
***
Simdilik Selim'den bu kadaaaar!
22 Temmuz 2007 Pazar

yazmayacagim, dedim ama...

hep boyle oluyor! o hep en yogun oldugum zamanlarda "yok, yazmayacagim" dedigim halde (bakiniz asagidaki yazi) kendimi birseyler ciziktirirken ve hatta bunun icin cabalarken buluyorum ben. hatta soyle ufak bir arastirma yapsam eminim en yogun zamanlarimla blog yazilarim arasindaki korelasyon .90 falan olur :))).
eh, neyse olsun o kadar; her gulun bir dikeni vardir :P diye ucuz bir espri yapip su savunma stresimin de yukseldigi bu anlarda ailecek yaptigimiz bir aktiviteden bahsedeyim: alis-veris!
kulaga, ozellikle de hemcinslerimin kulagina, ne kadar hos gelirse gelsin yeniden bir evi sifirdan, hadi sifir abarti oldu esyalarimizin %20'sini goturecegiz yanimizsa, kurmak eglenceli oldugu kadar zahmetli birsey.
ucundan kiyisindan baslasak da aldiklarimizin yaninda almayi planladiklarimiz hala deve ve kulak misali (aldiklarimiz kulak oluyor bu arada). gerci bugun farkettim ki herseyi bir anda alma stresinin de pek bir alemi yok aslinda. oglusun yatagini, odasini halletik -ona ikea'dan cocuk yatagi ve hos bir oda takimi tarzi birseyler edindik-; bizim yatak odasini da halledersek simdilik oturma odasi konusunda cok da acele etmemek mantikli olacak. - zaten ilk baslarda pek oturmak icin zamanimiz da olmayacak gibi-
bunlarin yanisira mutfaga cesitli aletler, aksesuarlar almanin yaninda su anki yemek takimlarini da elden gecirip degistirmenin de zevkini yasayacagiz. hos, zaten turkiyede biraktigimiz kocaman guzel bir yemek takimimiz var, bes senedir gidip almamizi bekleyen, ama o yuz kusur parca guzelim (ceyizim diye soylemiyorum ;) nasil getirecegimizi bilemedigimiz icin simdilik kendimiz icin gunluk ama hos birseyler bakiyoruz iste. elle'den duydum mikasa'da buyuk indirim varmis, savunmadan sonra bir kosu oraya...
bir yandan da artik ciddi is hayatina baslayacagim icin ustume basima daha bir dikkat etmem gerektigi vakif oldu. "ya tasindigimizda zamanimiz olmazsa?" ve "ilk basta neyi nereden alacagimi tam da oturtamam zaten" diyerek kiyafetlere de bakiyorum bu arada, bu olayi da savunmadan sonra hizlandirmam gerekiyor, ayni sorun kocisimde de var. ama yine de yaz indirimlerinden cok cici ayakkabilar -bir tanesi serra'nin su meshur pozundaki sevgili MP'nin de pek begendigi ayakkabilar, dayanamadim ben de aldim (bu ara cumle de neydi deme ey sevgili okur, anlayan anladi anlayacagini :))), terlikler ve birkac giyim esyasi aldigimi soylemeden gecemeyecegim ;).
***
bu kadar ihtiyac cilginliginin arasinda bu carsamba insallah tezimi savunacagim (25 temmuz); hemen akabinde evimizi bosaltacagiz -daha hicbirsey toplamadik- (31 temmuz); ve ben tum bunlar arasinda insallah sag salim savunursam tezimi teslim edecegim.
cok karisik, kurusuk, stresli, mitresli bir zaman geciriyorum, geciriyoruz anlayacaginiz; eh bu arada da yazi yazmadan olmazdi degil mi ama ;)?
***
efendim, verdigim linklerle de -dar alanda kisa paslasmalar; yok, pardon dar zamanda sikisik yazilar olayina da yeni(!) bir boyut getiriyorum, bilmem farkettiniz mi?
***
ya, benim kafam cidden cok mu mesgul, bana mi oyle geliyor???
20 Temmuz 2007 Cuma
25 temmuz sonrasina kadar yeni birseyler yaz(a)mayacagim...