Pages

12 Mayıs 2008 Pazartesi

yolculuk...

Bu aksam nihayet Turkiye yolcusuyuz... Nihayet diyorum cunku biletlerle ilgili kucuk bir karisikligi cozmeye calistik uzun zamandir. Ilk ucagim Boston-Londra aktarmali idi. Londra'daki terminal degisikligi sebebiyle bizim Londra Istanbulucagini bir sonrakine kaydirmislar, boyle olunca onceden ayirttigimiz Pegasus havayollarinin Istanbul-Izmir ucaginin da kaymasi gerekti. Yalniz Pegasus benim buradan geldigimden farkli bir havayolu oldugu icin bu degistirmeyi ucret karsiligi yapacagini belirtti. Bunu anlayabiliyorum ama ikinci ucakta farkli siniftan olacagi icin biletim bilet farki da koyuyorlardi. Elimde olmayan degisiklik diye bildirmeme, vs ragmen bu degisikligi neredeyse ucuncu bir bilet fiyati odemeksizin yapmayacaklarini bildirdiler. Bu arada Pegasus havayollarinin musteri hizmetlerini iletisim acisindan cok kotu buldum. Herneyse, biz de bu durumu buradaki hava sirketine bildirdik. Onlar kendilerinden kaynaklanan bir durum oldugu icin ne yapip edip bizi farkli bir havayolu sirketinde ucurarak dahi olsa sorunu cozduler. Sonucta umuyorum ki yarin Pegasusla olan orijinal ucagimla gidebilecegim.
Ne kadar cok uzattim boyle... Oysa benim amacim buradaki hala 10 derece civari olan havalari terk edecegim ve gunesli oldugunu umdugum memleketime ve daha yuksek sicakliklara ulasacagima dair bir bilgi vermekti.
Evet, Selim ve ben yolcuyuz, umulur ki mutlu olacagimiz, bol enerji ve guleryuz yukleyecegimiz, sevdiklerimizle bulusacagimiz bir tatil yolcusuyuz. Sebo'yu birakmanin buruklugu var icimde ama onun da burada isleriyle yogun bir sekilde gunlerinin cabuk gecmesini umuyorum.
Turkiye'den de yazmaya calisacagim: bizi bekleyin ;)

Not: E kendime pes yani; "ummak" fiilinin bu kadar cok kullanildigi bir yazi daha gosterin bana!
7 Mayıs 2008 Çarşamba

iste geldim, buradayim ;)

Farkindayim, farkindayim...
Yazmadigimin ve en azindan kendim icin yazmam gerektiginin farkindayim...
Aslinda yaziyorum ama hersey kafamda, ya da bazen bir defterin bir kenarinda. Hani mumkun olur da bloguma geciririm sonra dusuncesiyle yazilmis yazilar.
Bunlardan en sonuncusunu gectigimiz pazar gunu yazmisim; Sebo ve Selim baba-ogul birlikte vakit gecirmek amacli disariya cikmislardi o sirada. Evet, Sebo dondu... Pekcok asker anisini -21 gunluk de olsa pekcok ani birikebiliyormus askerde-, soguk alginligini, ve bize olan ozlemini de getirdi yaninda. Biz de elbette onu cok ozlemisiz. Keske Selim'in babasina dogru kosusunu yakalayabilseydik kameraya, gormege degerdi. Hele ilk gunlerinde ne zaman babasi disari ciksa gidip gelmeyeceginden korkarak Selim de onunla gitmek istiyordu arkasindan.
***
Iste gecen pazar yazdigim yazi:
"O kadar uzun zaman olmus ki kendimle basbasa kalmayali... Ozlemisim, sessizligi, yalnizligi ve ben'i...
Bir cay koyuyorum once kendim icin. Aliskanlik bu ya, yine birden fazla insan icecekmis gibi dolduruyorum caydanligin altini, demlige de yine bolca cay koyuyor, "cok da olsa icerim" diyerek ikna ediyorum kendimi.
Pencereye kayiyor gozum, daliyorum birden: Disarisi sanki bir kis gunu... Sicak degil, soguk; gunesli degil, bulutlarla kapli bir gokyuzu. Yagmur, bir ilkokul piyesinde sirasini bekleyen kucuk bir cocuk gibi kapida bekliyor, hevesli, ha yagdi, ha yagacak...
Oturuyorum; yeni basladigim halde yaridan fazlasini gectigim kitabimi (Siyah Sut)
okuyorum arada katildigim cumlelerin altini cizerek. Kitapla ilgili yorumum cokca kendimi, kendi ikilemlerimi gordugum; daha fazlasina gerek yok simdilik. Sevgilimin hediyesi bu kitap. Sevgilim diyorum Sebo'ya; bu aralar boyle geliyor icimden siklikla. Ayrilik iyi geliyormus zaman zaman. Birbirimizi yeni bulmus gibi tazelendi sanki sevgimiz. Yasanilasi, guzel bir duygu; boyle hissediyorum bu aralar.
Bir sure sonra okumaktan, hatta bazen kendimi okudugumu hissetmekten, sikiliyor kitabi birakiyorum. "Yatmadan once biter bu kitap" diye geciriyorum icimden.
Bu arada demledigim cayi koyuyorum ince belli bardagima. Kahve, cay bagimliligim oldugu halde oyle illa ki de cayimi ince belli'den icerim diyenlerden degilim oysa ki. Ne olursa olur, yeter ki icindeki taze, kokulu, hafif koyu kivamda bir cay olsun..."
***
Burada yarim kalmis yazim... Hani merakta birakmamak acisindan sonra evdeki netflix dvdlerinden Kara Kitap adiyla ingilizcaya cevrilen filmi izledim. II. dunya savasina ait donem filmlerini, casusluk konularini seven biri olarak cok hosuma gitti bu dinamik film. Izleyecek olanlarin affina siginarak icimdeki romaktik yanimin Ludwig Muntze'nin olumune uzuldugunu de belirtmeden gecemeyecegim. Filmin sonlarina dogru da baba-ogul kapidaydilar.
Son gunlerde begendigim ama olumsuz etkilendigim bir film de Gone Baby Gone oldu. Hatta burada cocuk yetistirmekle dogru birsey yapiyor muyuz, aman ilk firsatta Turkiye'ye mi donmeli sorgulamalarina girdim hemen. Birkac gun etkisinden kurtulamadim.
Zaten uykusuzluk icin kucuk bir sebep arayan bunyem de bundan nasibini aldi.
***
Bu arada okulun bitmesiyle Selim'i de kresten aldik. Ozellikle benim son iki haftadir tum gunum onunla geciyor. Iyice anne kusu bir oglusum oldugunu soylememe bilmem gerek var mi :)))? Bu siralar favori seylerinden biri herseyi "it's mine" diyerek sahiplenmesi. Bunu malesef kreste ogrendi; boyle dedigi zamanlarda ozellikle paylasima yinlendirmeye calisiyoruz. Hos, ornegin babasi bana sarildiginda gelip "mineee" diye sahiplenmesi hosuma gitse de bu davranisindan uzaklastirmak istiyoruz.
Bu arada anneler gunumun ilk hediyesini aldim. Elektronik esya seven tipler olarak Sebo'nun bana bu hediyeyi uygun gormesi benim de coook sevinmem -cunku uzun zamandir Sebo'ya fotograf makinesinin kamerasinin yeterli olmayacagini anlatiyordum- gayet normal karsilanir sanirim. Ozellikle de bu Turkiye gezimiz oncesinde cok mutlu etti beni bu hediye. Daha romantik olan ikinci hediyem de yoldaymis, bekliyorum ;)



Selim'le birlikte genelde en cok yaptigimiz seylerden biri akvaryum ziyareti oluyor. Dun de nispeten guzel havanin etkisiyle disari attik kendimizi ve akvaryuma gittik. Eee akvaryuma da artik neredeyse forma haline donusen bu kiyafetimizi giymek de bir zorunluluk oldu tabii:



Sonra da babamiz okula, biz de ogle vaktini firsat bilerek Selim'le doner yemege gittik. Genelde aksam yemegi icin gittigimiz Turk lokantasi ogle vakti oldugu icin cok cok doluydu. Ve oglenleri servis yapmadiklari icin yanimda Selim'le once yemegi almak sonra alt kata inip kendimize yer bulmakta cidden zorlandim. Buraya her gelisimiz bir sekilde olayli olsa da -bu sefer de gunun en yogun saatini secmis olan ben, donuste uyuyan Selim'i kucagimda tasimak zorunda kaldim!- gercekten Turk yemegi tadini burada bulabildik. Ha bir de evde Turk yemegi pisiyor tabiii :)

Ozledigim tadlari cok yakinda Turkiye'de doya doya yiyecek ve birkac kilo bindirerek buraya donecegim muhtemelen. Her ne kadar Sebo'yu burada birakacak olmaktan dolayi uzgun olsam da birazcik tatil yapabilecegim ve Selim'i anneanne, babaanne ve dedelerin kucagina devredecegim, Ege sahillerinde "kumsalda" sarkisini soyleyip, artik kameram da oldugu icin bu sarkiya alternatif bir klip cekebilecegim icin cok mutluyum!!!

Bugun tum gun dilimde olan bu sarkiyi da suraya sikistirip havamizi bulalim:



Not: Neden bloga yazmadigima dair cesitli spekulasyonlar geldi kulagima, bu yaziyla bir aciklama getirebilmisimdir umarim ;)

Ha bir de Selim'in batman mi spiderman mi olduguna kara veremedigim su fotosunu ilistireyim: