Pages

8 Şubat 2012 Çarşamba

Reklam sever misiniz?

Ben pek sevmem dogrusu. Bosa zaman kaybi gibi dusunurum cogu zaman. Ama bazen o kadar guzel reklamlar oluyor ki film gibi izliyor insan.
Gectigimiz cuma burada Amerikan futbolunun final maci vardi. Genel olarak Amerikalilar'in izledigi, haftasonunu bu maci izlerken yiyip iceceklerini almakla gecirdikleri, ve mac zamani ekranlara kilitlendikleri bir mac bu. Herkes macla ilgileniyor mu? Elbette hayir ama kimisi gercekten ilgilendigi, kimisi sosyallesmek, kimisi de sadece reklamlari izlemek icin kupa maci haftasonunu bekliyor.
Ogrencilerim izleyecek misiniz maci diye sorduklarinda "zannetmiyorum" diye cevap vermis, ve "izlemeseniz de en azindan reklamlari izlersiniz" karsiligini almistim. Zira kupa maci reklamlari cok onemli.
Amerika'nin ekrana kilitlendigi bir anda verilen reklamlar, hem cok etkili olmali, hem insanlar ustunde konusmali, sonucta cok gelir getirmeli. Amac asagi yukari bu. BU vesileyle sirketler kupa macina ozel reklamlar yayinliyorlar; her zaman gosterilmeyen reklamlar. Ozelligi bu!
Sosyal medyanin da gelismesiyle reklamlar ayni zamanda f@ce3ook ve tw1tt3r gibi sayfalarda da oylandi. Ve sonucta su reklam en cok oylanan secilmis. Ben komik buldum dogrusu, bilmem siz ne dersiniz...
6 Şubat 2012 Pazartesi

Bugunler ve ebeveyn olmak hakkinda

Yine uzattim arayi...
Biraz calismakla mesguldum, biraz melankoliklikle... Oyle gidip geliyor insan bazen...
Degisiklikler olacak hayatimizda, kesinlesti gibi hatta ama hala oylesine zorlastiriyoruz ki kararlarimizi ve hayatimizi kendimize, bu nedenle son ana kadar "oldu" diyemeyecegim, bu da kendinde bir sikinti getiriyor tabii.
***
Bugun dun okudugum bu yaziyi paylasmak icin yaziyorum aslinda. Amerikalilar ebeveynlik tarzlarini sorguluyorlar sanki. Daha once de Cinli anneler uzerine su yazi vardi, baya da bir ses getirmisti buralarda.
Yaziyi okurken ben hangisiyim, biz hangisiyiz diye kendini sorguluyor insan ister istemez. Yazida anlatildigi kadariyle yuzde yuz Fransiz ebeveynler kadar sakin ve disiplinli degiliz, sahsim icin konusayim degilim. Belki de biraz da bu cevrede yasadigimiz icin de yasadiklarimizi biraz daha Amerikalilara benzettim. Yazida Fransiz evlerinde oturma odasinda tek bir oyuncak olmazken, bizde ister istemez her odada kucuk buyuk bir oyuncak var. Bu konuda cocuk odasindan cikmasin oyuncaklar diye bir disiplin oturtmaya calissak da baslarda, sonra gorduk ki cocuklar anne-baba neredeyse orada olmak istiyorlar. Ve zaten calisan anne -baba olarak, hos biz akademisyen oldugumuz icin biraz daha rahatiz calisma saatlerimiz konusunda, ya da cocuklar okulda olunca gun icinde sinirli gorusurken en azindan yatma saatine kadar -ki bizimkiler en gec 8'de yatiyorlar- bizimle dilediklerince birlikte olsunlar diye oyuncaklarin odadan cikmasina izin verir olduk. Ama bu durum zaman zaman, ozellikle de yururken ayaginiza batan kucuk bir araba parcasi ya da lego olursa, insanin sinirini bozmuyor degil!
Ancak Amerikalilar'in cocuk 18 yasina kadar devamli kendilerini cocuklarina adiyor sekilde yasamlarini surdurmeleri de ters geliyor bana. Oyle ki hafta icleri kadar hafta sonlarini da devamli cocuklarini o spordan, bu spora, o kurstan bu derse goturerek geciriyorlar, ve gozlemledigim kadariyla cok adanmislar bu konuda. 18den sonra ise, bu zamana kadar senin icin yasadim simdi kendim icin yasayacagim diyerek kendine birakiyorlar cocuklari. Istisnalar vardir tabii ki ama genel olarak benim gozlemledigim bu sekilde.
Yani yaziyi okursaniz siz de kendinizi bir yere koyacaksiniz belki ama biz, yani bizim ailemiz, bunlarin arasinda bir yerde sanki. Bazi konularda tamamen Fransiz ornegine evet derken bazi konularda Amerikan ornegiyle ayniyiz. Bazen de ikisinin arasi bir yerde.

Sonucta hem ebeveynin hem de cocuklarin mutlu, ve ruhsal sagliklarinin yerinde oldugu bir aile olmak dilegiyle diyorum!

Bu arada, merak ediyorum, sizin bu konuda dusunceleriniz ne?