Pages

25 Mart 2007 Pazar

Gecmis, gitmis olsun!

Adamcigimiz tamamen iyilesmis, cok sukur! Allah bir daha boyle seyler yasatmasin; kimselere yasatmasin. Onun mutlu bocuk gozlerinden opuyoruz!
24 Mart 2007 Cumartesi

Su, ter ve Selim!

Yine kirptik Selim'in saclarini. Sebo insafli davranip "bes numara keselim" diyordu ama hain anne Sumuklu "yok, nasil olsa uzayacak tekrar, keselim iste hertarafini uc numaraya" diyerek kandirdi Sebo'yu ve en nihayetinde Selim'in saclari asker trasi oldu yine. Kesinlikle tipi degisiyor saclari kesilince. Tam "oglan cocugu" oluyor kendileri. Yine mizildayip sikilganlik emareleri gosterdi saci kesilirken. Ama isin komik tarafi isimiz bitip de makinayi kaldiracagimiz zaman makinayi istedi, eline verdik "ac, ac" dedi, makinenin ucunu guvene alarak actik. Selim bey aldi makinayi kafasina tutuyor! Kendisi saclarini kesmeye devam etti anlayacaginiz -sozde kesmeye diye belirteyim, elbette-.
Sacini kesme kararimizin ana nedeni Selim'in cok cok terleyen bir cocuk olmasi. Tum
cocuklar mi boyle, Selim'in bunyesi mi boyle anlayamadik dogrusu. Cocugun her tarafi
ozellikle de kafasi, yuzu, boynu hatta kollari bile terliyor. Hele emerken her taraf
suyun terin icinde kaliyor. Havalar da oyle acayip terlenecek sicakliga ulasmadi
henuz. Onbes aylik kontrolunde yine de soralim bakalim bu konuyu doktora... Herneyse,
saclar kesildi ya ter konusundan usutme korkumuz az biraz geride kaldi.
Balkonu, onun oynayabilecegi sekilde duzenledik biraz. Sebo, gerekli emniyet onlemlerini aldi ama yine de gozetimsiz balkonda durmasi sakincali gibi. Acik havayi cok seviyor, mumkun oldugunca disariya cikarmaya calisiyoruz biz de.
Uyku konusunda yeni birseyler deniyoruz, insallah tutarsa daha detayli yazacagim buraya.
Selim disinda, arada bebekler ve cocuklarla ilgili okudugum ve faydali buldugum bilgileri de yazmak istiyorum buraya. Bulunmasi kolay bir kaynak olur belki. Yok, ya da en iyisi soyle yapayim ben.
Ve babamiza seslenmeyi ihmal etmiyoruz: fotograf makinamiz neredeeeeeeeeeeeeeeeee????

Bana top geldi

Selim artik masallah yerinde durmuyor, ve cok kullandigi kelime ac ac. Birseyi istediginde ac ac diye bagiriyor tatli tatli. Aciktigi zaman mamma, elma vs diyor isaret ederekten. Aciktigini acikca belli ediyor yani... Onun birde pilli ati var, koyuyorsun digidigidik gidiyor. At kelimesinin birsey atmak oldugunuda biliyor. Ver kelimesini, getir kelimesinide biliyor. Baba ile anneyi bazen karistiriyor. El supurgesi bu kucuk elektrikli el supurgelerinden, tasimasi cok kolay yani. Aciyoruz bazen pili bitinceye kadar etrafi supurmeye devam ediyor. Ben yorulmuyorum, ama ayni zamanda su tezleri bitirmeye calisiyoruz ya ondan biraz. Yoksa ona butun zamanlarimiz feda olsun ins. Su anda devamli inglizce seyrediyor ama bileniniz Turkce birseyler varsa online adresini gonderirse seviniriz. Abonede olabiliriz aslinsa. Maksat Turkce ogrenmek olsun dimi. Onun 3-5 dil bilmesini istiyoruz ve oyle yonlendirecegiz ins. Hayirlisi bakalim. Ben de baya yaramazmisim, ama Selim kadar mi bilmiyorum. Duydugumuz kadariyla anneside durmazmis yerinde hic. Su kilkurdu hikayesi...Fotograf makinasini bir arkadasa emanet vermistik New York sokaklarinda kaybetmis. Hangi zenci kullaniyordur, yada ebay de satilmistir belki. Sagolsun arkadas parasini verdi Iremin begendigi makinalar var onlardan birisini alacagiz 100 megapixel li:) Bu cocuk muhabbeti yapmak cok eglenceli yaw, dertlerinden siyriliyorsun, kendini unutuyorsun. Bize cennetten gelmis, evimize cennet bahcelerini getiren biricik emanetlerimiz onlar, nasil bikalim dimi. Herkese nasip olsun ins, aslinda Selim de sansli tam biz ogrenciligimizde geldi hayata, ve onunla hep ilgileniyoruz. Ins digerlerinede onun gibi ilgilenebiliriz, tabiki nasip olursa. Amma uzun oldu backyardigans lara. Bu arada orijinali gibi olmuyor cizgi filmler, selendirme effectler falan kayboluyor. Artik bizde cocuk programlarini seyretmekten sikinti basiyor artik. Gelip ac ac ac diyor istedigi programi actiriyor benim laptop ta, calisiyormusum hic onemli degil. Oglumuzu hem ben hem de annesi cok seviyoruz, ve onun iyilikleri icin hep dua ediyoruz. Sizlerde kendi cocuklarinizdan ve bizden eksik etmeyin dualarinizi insallah...
23 Mart 2007 Cuma

Sarkilar ve animsattiklari...

Bazi sarkilar vardir, kokular gibi anilari da beraberinde tasirlar... Her dinledigimizde bizi ya ilk dinledigimiz ya da o sarki calarken etkilendigimiz bir ana, kisiye, ve yere gotururler. Ve ondan sonra her o sarki calindiginda kulaklarinizda; gozlerinizin onune gelir o an, kisi, ve yer. Kokular gibi kurtulamazsiniz o sarkinin anisindan.
Bence kokular ve sarkilar icin cok gecerli birseydir bu!
******
Dun sabah, okula giderken arabada radyoda bu konuyla ilgili yorum yapiyorlardi ve size eski askinizi animsatan sarki nedir? diye sorum telefonla dinleyici aldilar programa. Sarkilarla beraber o zamanki iliskilerinin niye bittigini de sordular dinleyicilere. Ilginc cevaplar vardi aslinda. Ornegin aklimda kalanlardan biri suydu: Disi kisi iki yildir devam eden iliskisinde evlilik istiyor, er kisi istemiyor; bu yuzden ayriliyorlar, aradan bir ay gecmeden er kisi bu disi kisiden onceki eski sevgilisiyle EVleniyor! -yorumum: cidden yikici bir durum olmali!
Bir diger: Baska bir disi kisi A er kisisiyle guzel bir birlikteligi varken, baska birisinden (X erkisisi diyelim ona) hamile kaliyor ve dogal olarak A er kisisi disi kisiden ayriliyor. Radyoya telefon eden disi kisi. Bu durumu anlatiyor detayiyla -radyo program sahipleri bu arada cok ayipliyorlar kadini, "nasil yaparsin!" falan diyorlar- kandin devam ediyor anlatmaya ve aslinda "aldattigim icin pismanim ama oglumu cok seviyorum, onun icin pisman degilim" diyor. - Yorumum: demek ki hangi kosullar altinda dogmus olursa olsun insan yavrusunu bir baska seviyor...
Ve bu olaylarini animsatan sarkilarini soyluyorlar program sahibine.
******
Bende de cesitli anisi olan sarki coktur. Ornegin simdi Noa'nin bu parcasi geldi aklima. Ve Buyukada'da hafta ici bir gun -adanin bos oldugu bir zaman- bugunun ipodlarinin yerine- kulagimda walkman'imle Aya yorgi'ye cikisimi, ve oranin essiz manzarasi esligimde bir agacin altinda oturup; yuzumu deniz kokulu ruzgara verisimi animsatti bana.

Sanirim bu aralar bu parcayo daha cok dinlemeliyim, iyi geldi dogrusu...



******
Simdi bunu bir ebe-sobe haline getireyim ve soruyorum: size hangi sarki neyi animsatiyor?
kime mi? bu postu okuyan herkese :))))
22 Mart 2007 Perşembe

Uyariyorum: cok gereksiz bir yazi...

  • Cay icmeyi seviyorum.
  • Kahve icmeyi de seviyorum; hele bir de aromali olursa; bir de frappe tarzi soguk kahveyi seviyorum, yunan gocmeni genlerimden dolayi sanirim ;)
  • Oglusumla vakit gecirmeyi -zaman zaman cok yorulsam da- en cok seviyorum.
  • Cay icme; cay ve cay kulturu hakkinda yazi yazmak istiyordum, bunu yapmaktansa boyle takiliyorum iste.
  • Evet, biliyorum "gereksiz" diye nitelendirilebilecek bir yazi ;)
  • Isteyen okusun, isteyen biraksin burada...
  • Bir onceki maddede okumayi birakmayanlar; hala niye okuyorsunuz? -boyle de kotu espri yaparim!-
  • Bugunlerde burada havalar cok oynak; bir gun 80 derecede iken diger gun 60'lara iniyor.
  • It is BIGGER in Texas!
  • Internete takilmak bile cok sikici benim icin, cogu zaman okuyacak birsey bulamiyorum.
  • Sanirim artik tasinmak istiyorum, ama tasinmadan once yapilacak o kadar cok sey var ki!
  • Tasindiktan sonra da yapilacak tonla sey var!
  • 1 Eylul 2007'de Amerika'ya gelisimi(zi)n 5. yili dolacak...
  • Yarin sabah ders verecegim yine; tekrar ediyorum I hate teaching, ben bir researcher'im aslinda :P
  • Ve de ben bir "anne"yim, bunu ilk defa simdi kendi kendime soyluyorum; yeni mi dank etti nedir???
  • Bugun Elle, aklima bir road trip soktu, hosuma da gitti; aklim orada mi kaldi ne...
  • Artik herseyi turkce yazacagim diye kasmayacagim, sikildim.
  • Maddeleri yazarken evet, arada durup dusunuyorum ne yazsam diye.
  • Genelde yazdiklarimi donup tekrar okurum ama bu yaziyi okumayacagim.
  • Uzun zamandir alisverise cikmadim, alisverisim geldi.
  • Selim'e pantalon almamiz lazim.
  • Selim'e hersey hersey almak istiyorum. Nedeni? Bakiniz madde 15.
  • Sebo yorgun dustu, iceride uyuyor.
  • Selim de uyudu bir saat kadar once.
  • E benim ne isim var? E tabiii "data" isim var...
  • Teyzemle konusuyorduk bu "data isi nedir?" dedi, acikladim; bu data benle birlikte herkesi bunalima soktu galiba :)))
  • Cocuk ruhlu teyzecigimi ayri bir severim zaten birtek teyzem o kaldi; diger teyzelerimin biri vefat etti; digeri de "benim icin" oldu.
  • Anne ve babami zaman zaman cok ozluyorum.
  • Annem bize kuzey'e hazirlik atkilar ve bereler orecek, yuppiiii... Cok guzel bir atki modeli buldum el isi bloglarindan emailledim anneme, o da cok begendi ;)
  • Kaygisiz, tasasiz kitap okumak istiyorum.
  • Mesgulum ya, yapamadigim herseyi yapmak istiyorum.
  • Diyet yapmak istemiyorum.
  • Egzersiz yapmak da istemiyorum.
  • Ama kilo almak da istemiyorum.
  • "Sihirli formul"u olan var mi?
  • Arada Turk dizileri izliyoruz Seboyla, matrak oluyor.
  • Tam anlamiyla "matrak" nedir acaba?
  • Paul Auster'in yeni kitabi cikmis okumaliyim!
  • Sebo bana ipod tarzi birsey aldi, seviyorum onu.
  • Sebo bana 4Gb'lik fals drive aldi; hersey da-ta icin!
  • Ortaokulu ve liseyi okudugum guzide okulum ilk onceleri bir kislanin karsisindaydi. Her sabah "her-sey vatan icin, her-sey vatan icin!" ve " ay aksamdan isiktir, yaylalar, yaylalar" mani(?)lerini dinlerdik.
  • Keske okulumuz oradan tasinmasaydi.
  • Sebo hala askerlik yapmadi, o bir tee-cil-li...
  • Seboyla Selim ayni zamanda mi askerlik yapacak acaba?
  • Selim askerlik yapmasin ben ogluma kiyamam :P
  • Iyice sacmalamaya basladim...
  • Bu yazi uzar gider boyle...
  • Az konusan biriyimdir normalde.
  • Ama cenem mi dustu ne?
  • Bu yazi daha fazla uzamadan bu sacmaliga bir son demek gerekir.
  • E o zaman....
  • SON!
21 Mart 2007 Çarşamba

ah su backyardigans!

Selim bayiliyor bu karakterlere... dvd'sini kutuphaneden almamizla basladi maceramiz; uzun sure onu izledik, sonra dvd'yi geri verince yeni bir dvd alincaya kadar youtube'dan bir bolum bulduk onu izliyoruz, ve su siralar nickjr kanalindaki saatlerini kesfettik. Yani backyardiganslara nereden ulasabilirsek ulasmaya calisiyoruz anlayacaginiz. Ama her zaman izledigi ve tekrar tekrar izledigi bolumleri daha hosuna gidiyor sanirim. Ornegin bugun televizyondaki bolumunu o kadar ilgiyle izlemedi ve bilgisayari gosterip "ac, ac" diyerek bilgisayardaki bolumunu izledi yine. Televizyon izlemeye alistirmayalim derken bu animasyon diziyle baya ilgilendi Selim bey; gerci 24 saat onu izlemiyor tabii. Bir de gecen Kasim'da Philadelphia'a gittigimde -bilmeden- bir backyardigans karakteri olan "Tyrone"u almistim; simdi de onu dusurmuyor elinden.

Gunluk rutinimiz bu animasyonu izleyerek basliyor anlayacaginiz ;)
Iyice isteklerini, dileklerini vs. belirtmeye basladi Selim pasa. Arabalar oyuncaklarda favorisi; kitaplari hep seviyor ama sevdigi belli basli kitaplari var, bu aralar Sari kedi Misir favorisi, bir arkadasimiz getirmisti turkiye'den.

Bunlar disinda disariya cikmayi da cok seviyor, aklina esen zamanlarda kapiyi gosterip yine "ac, ac" diyerek disariya cikmaya calisiyor; tabii her zaman bize uymadigi, ya da hava serin oldugu icin onun bu istegini her daim yerine getiremiyoruz.
Cok yabancilama huyu yok Selim'in o yuzden eve gelen misafirleri ve gittigimiz yerlerdeki insanlarla hemen yakinlik kuruyor; yalniz, yabancilarin oldugu mekanda biz de varsak gayet mutlu, biz odadan cikinca beni ya da babasini aramaya basliyor ki bunlar genel gelisim surecinde bu siralar olan, ya da olmasi gereken seyler zaten. Bir de bu aralar elektrikli el supurgesine takti; koca seyi kendi cussesine gore agir magir demeden getiriyor, "vu, vu, ac, ac" deyip illa ki de actiriyor ve surmeye basliyor; eh yerleri temizlemesi acisinda iyi tabii ki :))) ama o el supurgesinin devamli acik oldugundaki gurultuyu siz tahmin edin artik...
Cok hareketli, bu yuzden devamli terliyor, buna bir care var midir acaba?
Dun eve geldigimde babasini bezdirmis gibiydi, babasi "bu cocuk cok yaramaz olacak" diyordu bana... Eh babamiza cekmis diyelim!
Iste boyle, malesef fotograf makinamiz olmadigi icin yeni fotolar yok :(
18 Mart 2007 Pazar

Blog vs.

Gecen hafta, birgun -animsamiyorum hangi gun- hic olmayacak sikisik bir zamanimda cok gereksiz bir blogda cok gereksiz bir yazi okurken buldum kendimi! Blogger dostlarim alinmayin lutfen ama etrafta gercekten "niye okuyorum ki ben bunu" dedigimiz -hos, belki de baskalari benim blogu okurken de bunu soyluyor olabilirler- bloglar mevcut ve eger kendinizi kaptirip o linkten bu linke blog okuyunca bazen boyle bloglarla karsilasiyorsunuz. Neyse iste kizdim kendime, bunca isin arasinda boyle "gereksiz" birsey yaptigim icin ve o yuzden hazirladim asagidaki anketi.

Sevgili Elle demis ki "Eger sevdiklerinden haber almak maksadiyla okuyorsan,egitici bloglari okuyor ve yeni seyler ogreniyorsan" bosa vakit harcamiyorsundur. Buna katiliyorum; zamanla okudugum blog sahipleri bir anlamda "dostlarim" oldu benim ve onlardan haber almak maksatli okudugum yazilar hep sevindiriyor beni, bir nevi sanal arkadas toplantisi oluyor blog okumak, yorum yapmak belki de; Ayse'nin yorumu da buna deginmis, sanal da olsa -gerci birgun tanisacagimiza dair bir his ve umit var icimde- yeni arkadasliklar kurmak da bir o kadar bloglarin pozitif yanlarindan.
Benim de blog yazmaya baslarken ilk amacim kendime ait sanal bir gunce olusturmak; dusuncelerimi, konusarak paylasamadiklarimi -konusma ifade eksikligi ya da etrafimda paylasacak kisiler olmamasi nedeniyle-, yazarak ve belki de okuyanlarla paylasmakti.
Sonra "here comes the baby!", Selim gelince dunyaya ben de ozellikle Selim'le ilgili yasadiklarimizi unutmamak, ona bir arsiv hazirlamak ve turkiyedeki ailemiz ve dostlarimizla onun gelisimini paylasmak amaciyla ona da bir blog kurdum.
Evet, yaptim; pisman degilim ;)
Blog dunyasi kendimi ifade etmenin yanisira pekcok iyi dost kazandirdi bana; onlari okumaktan, yasadiklarini- yasadiklarimizi paylasmaktan, verdikleri destekten cok mutlu oldum hep.
Bir dost da kaybettim bu yuzden; zaten bitecek bir dostlukmus, bir link vesile oldu bitmesine, ilginc ama gercek...
Iste boyle; herseyde oldugu gibi sorumlu bir sekilde yazmak ve okumak gerekiyor bloglari.
Velhasil asagidaki ankette benim oyum "d" secenegine oldu.
14 Mart 2007 Çarşamba

Soruyorum...

yok :(

Uhu, uhu :(((
Arkadas fotograf makinamizi kaybetmis.
"Saglik olsun" dedik ama yeni bir fotograf makinasi alana kadar ne yapacagiz?
Aksi gibi bu aralar da pekcok fotograflik kareler geliyor gozumun onune.
Yap'cak bisiy yok simdilik...
11 Mart 2007 Pazar

Bugunlerde...














Op'la oynar...

*********************
Pisliklere bulanir...















*********************

sonra da boyle gulerim ben ;)

:(((

Data isleri bitmek bilmiyor; bu da benim cok canimi sikiyor.
Ufff sikildim, ne zaman bitecek; oyle ki artik hic bitmeyecekmis gibi geliyor!
10 Mart 2007 Cumartesi

bir dis daha...

8 mart gunu, Selim'in yedinci disinin cikmakta oldugunu farkettik. Uzuuuuun bir suredir iki altta, dort ustte olmak uzere alti diste yerimizde saymaktaydik. Genelde cevredeki bebeklerden duydugumuz dislerin biri gelince hepsinin ard arda cikiyor olusuydu; ancak, Selim epeydir alti diste takili kalmisti; yoktu diger dislerden ses seda. Bunca sey arasinda bunu dert etmiyorduk pek ama iste yine agzina herseyi goturuyor olusundan farkettik ki yedinci disimiz de yolda.
Sormayin cok komik eski daha "bebeklik" zamanindan kalma dis kasiyicilar cikti yine ortaya. Dedemizin hediyesi olan titresimli dis kasiyicimiz ve ici su dolu olup dondurulabilen dis kasiyicilarimiz tekrar cikti meydana.
Disliklerini cikarmak icin icinde eski oyuncaklarinin oldugu kutuyu cikardik meydana. Bir gormeliydiniz o bebekken "oynadigi" oyuncaklari bir orijinalmis gibi cikarip eline alisi ve sevinisi vardi ki sormayin. "Oglu, sen bunlari daha bebekken oynuyordun" dediysek de birkac saatlik zevki ondan esirgemedik. Masallah Selim oyuncaklarla oynamayi cidden seven ve her oyuncagiyla -tamam, bazilariyla biraz fazla olsa da- oynayan bir cocuk. O yuzden ona bir oyuncak almak ayri bir zevk veriyor bize.
Her neyse, boyle iste yeni bir disimiz daha geliyor ;)

hickirik

Selim daha anne karninda cok hickiran bir bebekti. Devamli hickiriklarini hissedebiliyordum. Kendim hickirmayi hic sevmedigim ve bana cok rahatsizlik verdigi icin onun da iceriden hickirmalarina uzuluyordum hep. Nihayet dogdu Selim. Ancak dogumdan sonra da zaman zaman hickirmalari kesilmedi. Hala da devam eder ara ara, ornegin bu sabah yine hickirmasi bana bu videoyu animsatti. Burada onbesgunluk falan sanirim Selim.
Hickirmasinin kesilmesi icin -genelde pekcok seyde oldugu gibi- emzirmeye basvuruyorduk care olarak. Ya da biberonla anne sutu veriyorduk -Ilk dory at kadar su da vermedik Selim'e, hep anne sutu...; su vermememizin nedeni de karninin su yerine daha faydali birseyle dolmasini saglamak -doktor boyle demisti-. Agzina birseyler aldigi zaman regule oluyordu diyaframi ve kesiliyordu hickirigi.
7 Mart 2007 Çarşamba

bir sumuklu kritigi ;)


Haftasonu iki yeni film izledik. Aslinda Babel'i izlemek icin gec bile kaldigimizi dusunuyordum ama oyle degilmis.
Madem Babel dedim, onunla baslayayim. Malesef beklentilerimin altinda kaldi bu film. Yonetmeninin onceki iki filmini (21 Grams ve Amores Perros)izlemis ve her ikisini de cok begenmistim. Yasama dair farkli, bir o kadar da gercekci bir yaklasim sunmustu yonetmen bu iki filmde de. Acilar da, cikmazlar da duygular da cok gercekciydi.
Babel de oyleydi aslinda. Belki de bu iki filmden once izleseydim Babel'i begenebilirdim cok. Ama bu haliyle bana konusu itibariyle -bu itibariyle lafi da bana Korfez savasi sirasinda televizyonda simultane ceviri yapan teyzeyi animsatir hep, herneyse- degil ama cekim tarzi -farkli ama bir yerde, bir sekilde kesisen yasamlar; ve anlatilan duygular, ozellikle de caresizlik ve aci- yonunden Babel, Amores Perros'un biraz Holywood'lastirilmis hali olmus. Brad amcam ve Cate teyzem de bu "Holywood"lastirma cabasinin bir parcasi olarak filmde rol almislar sanki... Oyuncular deyince, her iki filmde de ozellikle Meksika kokenli oyuncularin da ayni olmasi yine bir rahatsizlik olusturdu bende.
Ozetle Babel'i orijinallikten yoksun buldum ve sev(e)medim.
Ikinci izledigimiz film ise The Departed idi. Hatun kisiler genelde sevmezler pek boyle biraz polisiye, biraz gangstervari filmleri ama benden gecer not aldi bu film. Hikayeyi, kurgu ve oyunculuklar cok iyiydi; bana gore surpriz bir sonla bitti ama isin iyi yani "kotu"nun de yanina kalmadi ;) Eh, biraz da yeni tasinacagimiz yerde geciyor olmasi da etkiledi sanirim beni.
Ozetle, izleyin derim The Departed'i...

P&P

Her daim severim... 1995 yapimi bu diziyi ilk BBC'de yayinlanirken izlemis, ve cok begenmistim. Burada da durup durup dvd'sini kiralayip izliyorum. Kitabini da okumustum, ve diziyi kitabi uyarlamada basarili bulmustum.
Yazarin diger eserlerinde de belirgin olan donemin ozellikleri cok iyi verilmisti dizide. Yalniz karakterler arasi resmiyet beni cildirtiyordu bazen; kendimi "e hadi soylesene onun sen oldugunu" ya da "ufff soyle artik onu sevdigini" vs diye haykirirken buluyordum. O donemde baska bir sabirliymislar herhalde ama ben yapamazdim oyle sanirim. Seviyorsan soyleyeceksin kardesim, ne o oyle bekle bekle... nereye kadar?
Neyse, her izledigimde kendimi icinde buluyorum, dizinin, donemin, karakterlerin. Normalde pek romantik bir insan olarak tanimlamam kendimi ama bu dizi pek romantik!
En begendigim karakter mi? Soylemem, siz bulun ;)

5 Mart 2007 Pazartesi

bahar geldi, hos geldi... ley ley lumu lumu ley :-)


Guya bahar tatilindeyiz ama caliskan arkadasiniz Sumuklu hala israrla okula gidenlerden! Herneyse, birkac saat once okuldan ciktigimda oyle guzel, oyle guzel bir bahar havasi karsiladi ki beni icim her bahar oldugu gibi kipir kipir oldu. Ben sarkidaki gibi her bahar asik olmam ama bahara asik olurum; ilkbahar da sonbahar da icime bir civilti, bir cosku verir hep ve okul cikisinda o temiz, cim, bitki, bocek, agac, yaprak kokan havayi icime cekince yine cosku doldu icime.
Okul binasindan arabaya yururken eski "bahar"lari animsadim.
Guzel bir Ege ili olan Aydin'liyim ben. Orada dogdum, orada buyudum, orada yasadim pekcok seyi taa ki universite icin Istanbul'a gidene dek... O zamanlar kiymetini pek bilmezdim ama aslinda cok severim ben daglarindan yag (zeytin), ovalarindan bal (incir) akan memleketimi.
Baharlar ayri bir guzeldir Aydin'da. Mart ayindan Mayis ortasina kadar suren bahar mevsimi boyunca hava cok cok cok guzel ve temiz olur. Baharda insani da canlanir Aydin'in; pekcok yerde oldugu gibi uzayan gunleri de firsat bilerek disari atar herkes kendini; o guzel bahar gunleri bitmek bilmez boylece.
Lise yillarimda bahar denilince dersane cikislarimi animsiyorum en cok. O cok sevdigim arkadaslarimla dersaneden keyifle cikardik bahar gunlerinde. Ve cok sikisik degilse ders durumumuz mutlaka ya herkesin takildigi bulvarda muhabbet ederek birkac tur atar, kitapcilara takilir; ya da bahar ve yaz sezonunu acan parklarda otururduk biraz hava kararip da eve gitmeden once. Kucuk sehrin avantajiyla mutlaka baska arkadaslarimiza rastlar muhabbetlerimize muhabbet katardik; boylece gunun stresini de atmis olurduk. Ne guzel arkadaslar, ne guzel zamanlardi onlar...
Sonra, her baharda leylak, sumbul ve adini animsamadigim guzel kokan bir cicek turu daha satan cicekcilerle dolar sehrin en canli kisimlari. Ve ben ya okuldan ya da dershaneden donuste onlardan alirdim evimize, mis gibi koksunlar bahari yasatsinlar bize diye. O taze cicekleri cok ozledim; ama kokulari hala burnumda, orada yasadigim her guzel bahar gibi.
Arabaya bindim, hareket etmeden hizlica yaptigim radyo kanali arastirmasinda canli bir keman koncertosu yakaladi beni; bildim hemen bu kadar canli ancak bi Vivaldi olabilirdi ve son ses onu actim, dinledikce coskuyla doldu icim. Sonra o zamanlardan beri herdaim favorim Supertramp calmaya basladi birden -ayni kanalda degil tabii ki ;)- cok severim kendilerini. Iste canli bir parca size:

Sunu da severim aslinda, ama o daha sakin -hatta depresif- gunler icin! Nesemizi bozmayalim simdi ;)
***
Eve geldim baharin doldurdugu coskuyla!
Kapiyi actim iceriden bu baharin en guzel cicegi kosa kosa geldi kapiya... Onunla, firsattan istifade saklanan babasini aramaya koyulduk; eh kucuk evimizde bulmak zor olmadi tabiii...
Ne diyeyim, bu bahar bir baska guzellestiriyor insani ;)

ve deee

Tabiki bitmek tukenmeyen bilmeyen anne ve baba sevgisi,sefkati, ve merhameti...sabir ve kendini devamli olarak cocuk yetistirtirme konusunda egitmek ve hastaliklar ve terslikler konusunda sogukkanlilik...Simdilerdede cesitli cocuk programlari, ozellikle hem bizim hem de onun sevdigi The Backyardigans...Kitaplar...Ve en onemlisi dua...Siz daha da ekleyebilirsiniz tabiki olmazsa olmazlara...
4 Mart 2007 Pazar

Selim'in "olmazsa olmaaaaaaazzzz"lari:

Selim'in mutemmim cuz listesi -bu liste olayinin hikayesi icin bknz buraya- benden daha uzun sanirim; ancak bu kullanilanlar donem donem degisiklige ugradi kimilerinin devri kapandi, kimilerininki yeni basladi.
  • Her daim ve hala kisa kollu tulumlar -yazin oylece tulumla rahat rahat dolasti ortalikta Selim, kisin da ic giyecegi oldu bu tulumlar.
  • Buyudukce ve kisin ozellikle su tip tulumlar -buyukce fermuarli olanlar tercih sebebidir.
  • Biz Selim'i ilk iki ay kundak yaptik -oyle de onerdiler burada hastahaneden- ve dolayisiyla kundak bezleri.
  • Ana kucagi -9 aya kadar kullandi Selim- en buyuk yardimcimiz oldu, cidden olmazsa olmazlardan! biz soyle birsey kullandik ama keske sunu alsaymisiz dedik.
  • Elbette araba koltugu -once kucugu, simdi de buyugunu kullaniyoruz.
  • Elbette puset. biz soyle bir takim kullandik, simdi ayri buyuk araba koltugumuz var.
  • Kesinlikle yerdeki donemlerinde -ilk alti ay gibi, hatta iki alti ay arasi denilebilir- zamanini gecirdigi soyle bir alet -bizimki bundan degil ama konsept ayni ;).
  • Mutlaka ve mutlaka sut sagma aleti. Bizimkisi suydu.
  • MPcigimin listesinde de olan su alet.
  • Su postta ustune bindigi; hala bindigi; hala oynadigi, muzigini acip el cirptigi, onu neselendiren ucagi.
  • Ilk alti ay icin yataginin ustune takilan muzikli oyuncak. Selim'in yataginda ek olarak soyle bir oyuncak da mevcuttu; baya da oynadi.
  • MP'nin listesinde olan Desitin pisik kremi, cok memnun kaldik.
  • Gerber sampuanlari, onlardan da cok memnun kaldik hele de lavanta kokulusundan.
  • Bebek kuveti, mutlaka!
  • Banyo oyuncaklari -hala oynuyoruz!
  • Mama sandalyesi; alti aydan sonra ve hala. biz bu linktekini kullaniyoruz ve cok memnunuz.
  • Ve elbette, cesit cesit oyuncaklar; kitaplar, su bardaklari -dokulmeyen-, ve incik cincik bir suru faydali alet. Biz sanirim bu konuda cok dikkatli alisveris yaptik ve cok faydali hediyeler aldik pek ki su ana dek kullanmadigimiz hicbir alet olmadi.
Aklima baska seyler gelirse tekrar devam, boylece annevebebisine de uzun zaman once yapmaya basladigim listeyi de tamamlamis oldum -mu acaba?-

Benim "olmazsa olmaaaazzzz!"larim:

Sobelenmeyi seviyorum ben! Yazmaya konu bulamadigim zamanlarda ozellikle ilac gibi geliyorlar -hos gerci sobelendigim zamanlar cok cok sayilidir ya, neyse-. MPcigim sobelemis "vazgecilmezlerim" konusunda. Ben benimkileri buraya, Selim'inkileri oraya yazacagim. Yalniz fotograf makinemizi Sebo bir arkadasina odunc verdigi icin fotolar birkac gun sonra gelebilir -unutursam hic gelmez, animsatmaniz lazim ;). Iste benim mutemmim cuz'lerim -bu laf da bana universitenin ilk yillarinda kabus kadindan aldigim hukuk dersinden kalmistir. Hos kizkardesinden de ders almisligim vardir ama hem kendi bolumumun hocasi olmasi hem de herkesin pek de iyi notlar alamadigi dersini bana gore gayet iyi (BA'ydi sanirim) bir notla gectigim icin, onu nispeten daha cok severim. Yalniz bu hatunlar literature de boyle gectiler ya, ne diyeyim bize de konu oldu.
Ne diyordum, benim listem:
En birinci "bir" numaram: Gozlugum! -ilkokul ikiden beri en onemli olmazsa olmaz'im-
Anahtarlarim
Bilgisayarim -hersey, hersey onda; Selimcigimin resimleri, videolari, ikinci cocugum tezimle ilgili hersey, arastirmalarim, datalarim, dis dunyaylar baglantim ve hatta -onlar kendilerini bilirler- arkadaslarim bile ;)-
Gunluk nemlendiricim -simdilik spf 30 faktorlu olmasi ve cildimi yaglandirmamasi acisindan bu!
Cok sevdigim, her daim favori kokum -bana Londra'yi animsatir ayrica bu koku- parfumum.
ve parfumume ek yillaaaaaaaaaaaardir kullandigim, turkiye'den istettiklerim arasinda hep birisnci sirada yer alan "Floral" Johnson bebe kolonyam.
Kalemlerim -her parmaga her kalem olmaz, benim kalemlerim "tombul!" olmalilar!
Mutfakta el blender setim(iz), fermuarli kucuk posetler -easy zipper bags-,
dusunuyorum.....
dusunuyorum.....
.
.
.
Bu kadar galiba... Gunluk, her daim kullandigim, kullanmaktan vazgecemeyecegim seyler bunlar galiba.

Not: Aklima gelirse baska birseyler eklenecek, makina gelince -unutulmazsa fotolari cekilecek... hadi bakalim!
2 Mart 2007 Cuma

tamirat-tadilat...

Tamirat, tadilat bitti tam gaz yayindayiz artik ;). Elle'in de yardimiyla temizleyip toparladim blogu; simdilik -yani sikilincaya kadar ben ;)- boyle blogun yeni gorunumu.
Data calismalarim ve dolayisiyla bu konudaki sikintilarim devam ediyor. Tamam, biliyorum bittiginde cok iyi bir sey olacak; uzun bir sure bu datanin semeresini yiyeyecegim -boyle bir deyim vardi degil mi?- ama yine de zaman zaman -bu aralar siklikla- bunaliyorum artik bununla ugrasmaktan ve bir de tezi bitirmenin dayanilmaz agirligi var ensemde... Neyse, buyuk sikintilar olmasin basimizda; bunlar olup gidiyor iste. Ama acik cagrim var bundan benim bir arastirma asistanina ihtiyacim var, gonullu olan?
Bir de cok gerekliymis gibi ders de veriyorum bu donem. Ogrenciler felaket; motivasyonlari hic yok, onlari derse cekmege calismak bunca is arasinda benim icin bir olum, ama yapmam gerekiyor; yapmazsam dersler pek fena geciyor, bu da yine donup dolasip benim sinirimi bozuyor. Inanamiyorum burada lisans egitimi cidden turkiye'ye kiyasla cok cok kolay. Ogrenci -hoca arasinda turkiye'deki gibi fazla bir ast-ust iliskisi de yok -bazen aramiyor degilim boyle bir iliskiyi-; insan bazi durumlarda ogrencilerin tavirlarini gorunce soke oluyor. Ornegin gecen gun bir ogrenci mail atmis oyle, kisaca soyle diyor mail: "bu dersin bir suru odevi, projesi vs'si var, bizim de isimiz, ailemiz, kendi hayatimiz var". Bu kadar yazmis, sikayette bulunmus sevgili ogrenci. Yani pardon? dedim okuyunca maili, dis dunyanin bundan daha az yorucu oldugunu zannediyor bayanlar baylar ki -bilirsiniz- hayat hicbir zaman malesef kolay degil. Hele de is yasami hepimizin ogrenciliginden eminim ki cok daha zor. Ve de ders almak aslinda bir nevi keyif isi, oncelikleriniz arasinda degilse almayacaksiniz; alinca da zaten acayi kolaylastirilmis olan derslerden sikayet etmeyeceksiniz...
Ama komik seyler de oluyor ders verirken; ornegin bu donem ikizler var sinifimda. Ilk hafta ikinci dersimden sonra bir ogrenci odama geldi "kusura bakmayin ben bugun dersi kacirdim 10 degil de 11de saniyordum dersi...." vs diye konusmaya basladi. Cocuk konusurken ben dusunuyorum, kafayi mi yemis bu cocuk dersimdeydi ya, gordugume yuzde yuz eminim; hatta dersten sonra gelip soru da sordu, diye dusunceler geciyor kafamdan. Sonra donmus kalmisim "pardon, anlayamadim" dedim cocuga "sen benim dersimdeydin, niye boyle diyorsun" dedim, cocuk "yok o benim kardesimdir, biz ikiziz" deyince anladim herseyi. Ama sonra cok guldum o anki soke olmus halime.
Bir de yazdiklari yazilari okurken traji-komikliklerle karsilasiyorsunuz. Gayet resmi bir dille yazilmasi gereken odevlerinde "bu sirketin aptal yoneticileri", "saka mi saniyor bu adamlar sirket yonetmeyi" vs. gibi gunluk hattta zaman zaman argoya varan konusma dili insani gulduruyor zaman zaman. Hele gecen donem verdigim uluslararasi isletme dersinde yabanci yatirimlarin nedenini sordugum soruda "biz amerikanyalilar zavalli ulkelere medeniyet goturmek amaciyla yatirim yapiyoruz" gibi gayet atmasyon ve bencil cevaplari dusununce falan "oooof, oooof, oooof" diyor, "yaw biz ne super ogrencilerdik!" diye dusunmekten alamiyorum kendimi.
Ya ben mumkunse bu akademisyenligin yalnizca "arastirma" yanini alayim; "hocalik" cidden zor zanaat; hele de buradaki lisans ogrencilerine! ~soz meclisten disari ve istisnalar kaideyi bozmaz~ lafzalarini da ekleyerek elbette ;)