Pages

29 Kasım 2016 Salı

Kucuk Kadinlar

Kucuk Kadinlar'i okumayan var midir bilmem...
Ama bugun google'i acar acmaz gordugum resim "ah kucuk kadinlarrr..." narasi attirdi bana.
Oyle sicak, oyle kitabi yansitan bir resim olmus ki paylasmadan olmaz dedim.


Google, Kucuk Kadinlar'in yazari Louisa May Alcott'in 184. dogumgunu anisina koymus bu resmi. Louisa May Alcott'in kendi zamanina gore siradisi yasami Boston'da yasadigim zamanlarda dikkatimi cekmisti. Selim'in okulundaki gezi Louisa'nin evine goturdugunde bizi, sanki kitap canlanmisti gozlerimin onunde. Kendimle ozdeslestirdigim Jo ile tanisacagimi sanmistim evi gezerken. Yazarin kendi hayatindaki kole karsitligi, ozgurlugu, ve feministligi de Jo da hayat bulmustu. 
Louisa'dan kucuk bir kesit izlemek isterseniz buraya tik tik.

Kendime not: Tekrar okumak lazim Kucuk Kadinlar'i, bu yaz, belki bu defa orijinal dilinden...

Olanlar olmus...

Bir vesile ile, ki detaylari onemli degil, Ilhan Irem'in "olanlar olmus" sarkisini dinledim... Bir an durmusum, oyle gercekten durmusum, kalakalmisim taa ki baktim en kucuk oglan kazagimdan cekistiriyor "annem, annem" diye...
Eskilere gittim diyecegim de bu sarki ben 3 yasindayken cikmis, 80li yillarda da pek calindigindandir belki, cocukluguma goturdu beni.
Cocuklugum, bir dugum bogazimda.
Cocuklugumla simdiki zamanlar arasinda sanki yuzyillar var gibi.
Cocuklugum, sanki ben degil, bana ait degil, bir baskasinin yasami gibi.
Cocuklugum, tekrar tekrar gordugum bir ruyanin sonunu gormeden uyanir gibi.
Oyle iste bir sarki seni senden alir, durdurur, tikar, dugumler...
Sonra bir ani gozunun onune gelir: Gun, universite sinavlarinin aciklandigi gun... Gun, sonuclari ogrenmemle birlikte kirmizi bisikletime atlayip, annemlerin yazligindan anneannemlerin yazligina ucarcasina bisiklet surdugum gun. Gun, en buyuk teyzemin bir bucuk sene kadar sonra olecegini bilmeden mujdeli haberi verme gunu. Gun, gelecegin neler getirecegini bilmemenin sapsalligini yasadigim gun.
Bazi an'lar, bazi ani'lar vardir, gozler onunden gitmez. O, onbes dakikalik bisiklet yolculugu gibi. Bisikletin tekerinin degdigi her tasi animsiyorum desem? Yuzume vuran ruzgari, ogleden sonrasi gunesinin sicakligini, denizden esen ruzgari, gectigim  henuz site olmamis seftali bahcelerini...
Bir "olanlar olmus" sarkisi bana tum bunlari animsatti bir anda...
***
Cocukluguma gelince: yasanmisti, bitti. Birkac kisiymis insanlari bir arada tutan, onlar da gidince aile baglari bitti.
Ayrica anladim ki ister anne babaniz olsun, ister en yakinlariniz, onlarin istedikleri normlara uymayinca aile baglarini silip atabiliyorlar. Ailede boyle olunca toplumdaki cozulmeler de cok sasirtmiyor beni.
Anlayacaginiz, bizlere de "olanlar olmuuuus, olanlar olmus"...
15 Kasım 2016 Salı

Ben bir robot degilim

"Ben bir robot degilim" yazisinin yanindaki kutucugu da isaretledik mi tamamdir, yorumumuz onaylanmistir...
Tamam, hos da sahi ben bir robot muyum degil miyim? Durup dusununce hic de kolay degil aslinda bu sorunun cevabini vermek...
Robot muyum?
Soyle donup bakinca su gundelik yasama, rutinlerime, yaptiklarima robot degilim demek oyle zor ki... Hatta o kadar alisir olmusum ki bu rutinlerde birsey degisse bazen affalliyorum, neydi, ne yapacaktim ben diye...
Dusuncelerim de robotlasti, bazen "simdi bu durumda boyle hissetmem gerekir" diye hissettigim seyler dahi oluyor hayatimda. Ne kadar cizgi disi olabiliyorum? Ne kadar disinda kalabiliyorum cemberin?
Gariptir ben robotlastigimi, insanlik olarak robotlastigimizi dusunurken, film/dizi sektoru tam tersi robotlari insanlastirmaya calisiyor... Humans ve Westworld insanligin her turlu hizmetini karsilamak uzere yapilan robotlarin dusunebildigi, sevebildigi, yanilmadan yaniltip insan sozunden cikabildigi takdirde neler olabilecegini kesfeden iki ayri -ama aslinda benzer- dizifilm. Biz insanlar robotlasirken aslinda bir yandan "insanlasmayi" konu ediyor ve izliyor olmamiz da ilginc geliyor bana.
Keske bu dizilerdeki bir robot kadar kendimizi, kimligimizi, insanligimizi sorgulayabilsek.

8 Kasım 2016 Salı

8 Kasim 2016

8 Kasim 2016...

Tarihe bir not: Bugun ABD'de, ABD tarihinde esi benzeri gorulmemis bir secim kampanyasini sonuclayacak secimler var. Bu secim kampanyasi herkesin ortak gozlemledigi gibi tek kelime ile "kirli" idi. ABD demokrasisine yakismayan suclamalar, vaatler, soylemler yapildi. Malesef her iki parti de adaylariyla secmen kitlesini memnun etmedi. Konustugum herkes bizim tabirle "kotunun iyisi"ni secmek icin oy kullaniyorum diye dusunerek secime gitti. The Economist'in karikaturu gibi bir camurdan, batakliktan cikmis gibi hissedecek herkes bu secim kampanyasi sonucunda. Populist, korku dolu, ve "oteki"lestiren politikalar ve politikacilar bizlerin yasamini camura sokmaktan baska birsey yapmiyorlar, bunun kotu bir uygulamasini Turkiye'de izlerken burada da basimiza geliyor olmasini kotu bir tesaduf diye nitelendirip, Trump secilmesin diye umid etmekten baska birsey gelmiyor elimden.
Bu arada bugun oy kullanmadim ben, burada secim gununden once belli bir sure icinde de oy kullanabildigimiz icin daha once yapmistim secimimi. Politik goruslerim hangi adayi cikarirlarsa cikarsinlar demokratlarla paralel cizgilerde ozellikle ekonomi, devletin ekonomideki yeri, dis ticaret, ve devletin kadinin secimlerinden ellerini cekmesi konularinda.


Sonuclar pekcok insani sasirtmayacak belki ama yine de heyecanla bekliyor insan, acaba ABD de ilk kadin baskanini sececek mi diye...  Az sabir, gorecegiz...

***
Diyet gunlugu'ne gelince, bu yaziyi 3.5 mile ( 5.6 km) aktif yuruyus ve kosu sonrasi yazdigim icin gurur duyuyorum kendimle. Yeme konusu bir yana, bu "saglikli yasam" halleri duzenli bir sekilde daha aktif olmaya yonlendirdi beni. Ne kadar kilo verdigime (ya da vermedigime) takilmadan hergun mutlaka bir egzersiz sikistirabiliyorsam gunluk rutinime bu tatmin ediyor beni saglikli yasam yolu'nda. 38 yasima girmeye bir ay (hatta daha az) kaldigi bugunlerde, bu degisiklik iyi geliyor bana. Hatta bazen Selim ve Kerem'in de bana bisikletle, scooterla, ya da yanibasimda yuruyerek katilmasi onlarla olan iliskime de baska bir boyut kazandiriyor.
Bir de spor bahanesi ile "me time", yani "bana ozel" zaman alabiliyorum, zihnen ve bedenen iyi geliyor insana. Sonucta mutlu bir ben mutlu bir anne demek cocuklar icin de...

2 Kasım 2016 Çarşamba

Durdum...

Unutmusum.... Diyet yaparken insanin enerjisinin ve vaktinin buyukce bolumunu bu diyet konusuna ayirdigini unutmusum. Diyet yapmak, ne yiyecegini, nasil yiyecegini, ayarlamak, planlamak, programlamak, yuruyus vaktini , spor  vaktini sabitlemek bunlar cidden cok vakit alan seylermis. Sanki hayatimda baska birsey yokmus gibi mesgul ediyor insani bu konu.
Hal boyleyken verdigimin karsiligini almak istiyorum ancak yok... En son tartildigim kiloda kaldim bir haftadir -topu topu 15 gun oldu gerci bu ise baslayali ama-. Iste vaktimi bu kadar verdigime gore soyle hergun bir iki pound vereyim diyorsun ama olmuyor.
En zor kismindayim zannedersem. Yol ayrimi ya devam edecegim ha geyret bakalim bo yolun sonu ne olacak diye, ya da birakacagim bir haftadir o kadar ugrasiyorum bir meyvesini goremedim diye...
Bilmiyorum, sabirsizlik mi ediyorum?