Pages

27 Eylül 2007 Perşembe

Basliksiz

Bu aralar pek yaz-a-maz hallerdeyim. Elim klavyeye gitmiyor nedense. Belki de Selim'le baslayip ailedeki herkese, henuz geleli bir hafta olan anne ve babama da, yayilan grip ve tembellik halidir nedeni. Belki de -yine- yazacak birseyler bulamamanin yorgunlugu. Her nedense bu yazamama tikanikliklari daha sik olmaya basladi bu aralar; hatta tamamen yazmasam mi artik diye dusundugum bile oluyor zaman zaman. Yani ne katkim oluyor ki blogger dunyasina diye sorgulamadan edemiyorum :).
Sonbahar da gelemedi hala; kuzeye geldik soguk olsun diye ama hala yazdan kalma gunler yasiyoruz; dun hele 31- 32 derece civariydi. Boyle simarik konustuguma pisman oldugum gunler gelir mi bilmem ama hadi artik sararsin su yapraklar da sonbahar havasina girelim diye dusunmuyor degilim. Bunda merkezi oldugu icin ofis klimamin artik buzzz gibi degil de sicak sicak ufurmesini istememin de payi var az cok.
Selim'i doktora goturdugumuzde; doktor bize topluca sizin stres katsayiniz yuksek olmali dedi; hani yeni bir cevre, yeni bir sehir, yeni bir is, e bu arada hastaliklarla mucadele etme durumlari derken belki de tum bunlarin getirdigi bir yorgunluk benimkisi bilemiyorum.
Gerci yazmak, bir anlamda kendimle dertlesmek de oldugu icin iyi geliyor ama bazen insan kendiyle de dertlesmek istemeyebiliyor, o da ayri bir durum.
20 Eylül 2007 Perşembe

T'deki kiz...


Bostonlular buradaki metroya ve sehir ici toplu tasima sistemine bagli otobuslere "T" diyorlar kisaca. Biz de buraya tasindi tasinali isimize gidip gelmek icin siklikla kullaniyoruz T hattini.
Uzun zaman sonra tekrar toplu tasimayla biryerlere gidip gelince farkli gozlemlerde de bulunuyor insan. T'deki orneklemden sehirle ilgili genellemelere bile gidiyor insan.
Gecenlerde bir okula gidis sirasinda bir duraktan bir kiz bindi, karsima oturuncaya kadar dikkatimi cekmemisti.
Ustu basi pek de temiz olmayan bu kizin duz kahkullu, omzuna kadar dusen saclari ve kahkullerinin ustune taktigi sari taci dikkatimi cekti yalnizca. Kiza baktigim bir sirada kiz elindeki cantasindan pek de kucuk olmayan cantasini cikardi saclarini ve tacini duzeltmege koyuldu. Birkac saniye sonra tacini cikardi, cantasina koydu, kahkullerini ayirip yandan tokalarla tutturdu, aynasina tekrar bakip aynayi cantasina koydu. Aradan bes saniye gecmedi ki kiz tekrar aynasini cikardi saclarina bakti, tokalarini cikardi, saclarini duzeltti, cantasindan tacini cikardi duzgun bir sekilde tacini takti, aynasina bakip aynayi cantasina koydu. Yine aradan bes saniye gecmedi ki tekrar aynasini cikardi saclarina bakti, tacini cikardi, cantasina koydu, kahkullerini ayirdi, tokalarini takti...... bu islemleri tekrar, tekrar defalarca ben inecegim yerde ininceye kadar yineledi; ben inerken tacini cikariyordu tekrar! Inerken farkettim ki metronun cok da kalabalik olmayan bu saatinde ben dahil olmak uzere birkac kisi daha kizi seyrediyordu.

Niye anlatiyorum bunu, sanirim kizin haline uzuldugum icin. Tedavi aliyordur belki de, belki de -ustune basina bakarak soyluyorum- almiyordur. Ama gencecik bir kiz; boyle gorunce uzuldum ve aklimdan cikmadi birkac gundur; kimsenin basina gelmesin boyle seyler...
17 Eylül 2007 Pazartesi

Severim...

Minik melegin annesi o kadar guzel yazmis ki, okurken "keske bu bir ebe-sobe olsa da ben de yazsam" diye gecirdim icinden. Oyleymis, ve daha da guzeli sobelenmisim! Gerci onun yazisinin ustune ne yazsam kuru kalacak ama icimden geleni, bu liste hicbir zaman tam olmaz ama ilk aklima geliverenleri, siralayayim. Ama siralamadan once oglusumun herseyini cok sevdigim icin -pekcok anne gibi- onu ve sevdigim insanlari bu listenin disinda tuttugumu belirtirim ;)
***
Sobelendigime sevindim, sobelenmeyi severim.
Geceleri ben de cok severim, gerci ilk genclik yillarimda daha buyuk bir sevgiydi bu, geceleri ders calistigim, muzik dinledigim, ve sehrin isiklarina bakarak hayaller kurdugum donemlerdi. Geceleri hala severim, beraberinde artik cok degerli olan uyumayi da ...
Artik kendini iyice hissettirmege baslayan sonbahari ve getirdiklerini; turuncu, sari, kahve tonlarini, usutmeyen ama urperten sogunu, tarcin kokusunu ve kestaneyi severim.
Yagmuru severim; usul usul yagani da, birden bastiranini da, hic ayrit etmem ;)
Eskiden 3K olarak nitelendirdigim seyleri severim: kitap -bir cirpida okumayi, kaset- artik kaset pek kalmadi ama sevdigim muzikleri dinlemegi ve koku-bu parfum anlamina gelen koku. Bir de koklamayi severim, bu yuzden basima turlu seyler geldigi de olmustur -amonyak koklayip neredeyse bayilmak gibi.
Koku demisken, yeni yikanmis camasir kokusunu da severim; ama Selim'in kokusunu en cok severim ;)
Cay, kahve icmegi her daim; sutlu tatlilari da dondurma ve sutlac basta olmak uzere her daim; yemek yemegi ozellikle guzel ve ozel seyler oldugunda daha bir cok severim.
Evim icin alisveris etmegi ve hediye almayi severim.
Deniz kiyisinda bisiklete binmeyi severim.
Pek beceremesem de duzenli olmayi ve duzenli olanlari severim.
Zaman zaman yalnizligi severim.
Kedileri severim, yumusakliklari, sicakliklari, ve karakterli oluslarini severim.
Her ne kadar son birkac yildir ugrasacak vaktim hic olmasa da orgu, kanavice, resim, vb. her turlu el isi faaliyetini ve degisik seyler ortaya cikaran insanlari severim.
***
Simdi, durup dusunmege basladim; demek ki ilk aklima geliverenler bitmis...
Yalniz yazdiklarima donup bir bakinca soyle diyesim geldi: yasamak, duyumsamak, tat almak, ve sonunda kucuk seyleri sevmek guzel sey be kardesim!
***
Kim kimi sobeledi bilmiyorum ama ben de ekmekcikiz'i sobeliyorum.
Not: Mac'imde blogger'in link kismi calismiyor, link veremedim, sorry :(((
11 Eylül 2007 Salı

Deniz olunmali oglum ;)

Denizi sevmisimdir hep; kokusunu, tuzunu, serinligini, cakilini, kumunu, baligini, yosununu... Denizi ve getirdigi herseyi.
Dallas'ta yasadigimiz yillar boyunca en cok ozledigim seylerden biriydi deniz. Dallas'ta goller coktu; hem cogunun "suni" oldugunu bildigimden, hem de ne kadar buyuk olursa olsun (Chicago'daki Michigan golu gibi) bir siniri, sonu olmasinin verdigi kisitlilik hissinden pek sevememisimdir golleri ve tabii de olsa bir deniz taklidi oldugunu dusunmusumdur.
Bu sehri de denize -aslinda Amerikalilarin soyleyisi ile- okyanusa yakin olmasindan sevmis ve istemistim. Ama bir tasinma, etrafimizi tanima karmasasinda denizi bile gorememistik. Bu hafta sonu -yine- bu aralar siklikla yaptigimiz gibi kucuk birsey icin bile olsa ciktigimiz bir alisveris sirasinda -tesadufen- bir plaj kesfettik. Cumartesi gunuydu ve hava su anin aksine sicakti. Elbette alis veris icin ciktigimiz icin plaj icin hazirlikli degildik, biz degildik ama Selim zaten penye sortu oldugu ve yanimizda ek kiyafetimiz oldugu icin cok hazirlikliydi.
Asagida fotografi gorunen plaj cok kalabalik degil ama doluydu. Insanlar belki de bu son yaz gununu kacirmamak icin havlulari, sezlonglari, buzluklarinin icinde yiyecek, icecekleri ile plajdaydilar. Plajin kumluk alani cidden buyuktu, denizi ise Didim altinkumun denizi gibi 50 metre kadar dizinize kadar ancak gelen sonra yukselen bir denizdi. Bu yuzden Selim'i guvenle biraktik; o hic korkmadan havuzdan buyuk gormedigi suyu, kumlari, cakillari, midye kabuklarini kesfetti. Biz de kiyidan zaman zaman da islanmayi goze alarak denizde elinden tutup onun keyfine eslik ettik.
O oynarken kiyidan guzelim denizi izleme firsati buldum.
Ertesi gun hazirlikli bir sekilde donmeye karar verdik plaja; ama ertesi gun soguk ve yagmurlu bir Boston sabahina uyaninca plaj keyfimiz guzel bir ani olarak kaldi...

9 Eylül 2007 Pazar

sondan basa okuyunuz lutfen ;)

6- ayagimizin tozuyla bir Turk gunune rastladik; daha fazla onayacaktim ben ama izin vermedi evin buyukleri :(((

***********************************************************************************
5- yeni esyalarimizin geldigi gunlerde yorgunluktan harap dustugum bir zaman. Calisan anne ve babamdi ama yorulan ben oldum :)

***********************************************************************************
4- Selim kendine ait masa ve sandalyelerinin tadini cikarirken. Annemiz bunlarin ustune resim yapmayi dusunuyormus. Annecigim, lutfen masa ve sandalyelerimi mahfetme :)

***********************************************************************************
3- bu fotoyu annemiz cok seviyor, Boston'a ilk geldigimiz gunlerde anne ve babamizin okuluna ugradigimiz bir zaman...

***********************************************************************************
2-ayni gun; annemizin buzlu cayina dadanirken ;)


***********************************************************************************
1-Babamizin mezuniyetine giderken, elimizde annemizin -artik eski- ofis arkadasi Erin teyzemizin guzel bir yolculuk gecirmesi icin (Dallas'tan Boston'a giderken) aldigi ve Selim'in pek sevdigi arabalar. Iki dirhem bir cekirdek giyindik ama tum toren boyunca uyudu oglusumuz :)))
7 Eylül 2007 Cuma

Selim ve Boston'daki ilk gunler

ah bir anne cocugunun blogunu bu kadar ihmal eder miiiiii????....
eder-mis!
yasadik ve gorduk malesef...
herneyse, buraya da daha sik yazma dilegiyle baslayalim yazimiza.
***
Boston'a tasinmamizla birlikte Selim icin cok hareketli gunler basladi. Her ne kadar bu hareketin guzel yanlari varsa da, anne-baba olarak hem bizler bu durumdan cok yoruluyoruz hem Selim cok yoruluyor.
Selim bey krese basladi baslamasina ama kres malesef cok da uygun bir yerde degil. Bu nedenle her sabah erkenden o sabah kalabaliginda Selim'le birlikte metroya biniyor, once Selim'in kresinin oldugu durakta inip Selim'i birakiyor, sonra tekrar metroya binip okulumuza gidiyoruz. Sabahlari ben birakiyorum, aksamlari ayni rutinle babasi aliyor. Malesef cocuk o sabah kalabaliginda, ve aksam is donusu kalabaliginda bizimle birlikte metroya binmek zorunda kaliyor.
Kresi fena degil ama simdi de dil sorunu yasiyoruz. Orada siklikla ingilizca duydugu icin konusmasinin gerilemesinden korkuyoruz.
Ve bir kac endise sebebimiz de eklenince dayanamayip anneanne ve dedesini cagirdik yanimiza, onlar da sagolsunlar teklifimizi kabul ettiler ve cok yakinda buraya gelecekler. En azindan bu uc ay icinde gelecek donem icin neler yapacagimizi da daha iyi planlayabiliriz diye dusunuyoruz.
Hayirlisi bakalim...
***
Selim hakkinda ne anlatsam diye dusunuyorum. Cidden buyudu diye dusunuyoruz baktikca ona. Buyudukce araba, ve her turlu tasit sevdasi da katlanarak buyuyor. Devamli cesitli arabalarla oynuyor, ya da bizi de oyununun icine katiyor. Biryerlere cizme sevdasinda da azalma gorunmedi, ama biz careyi kalemleri pek fazla ortada tutmamakta ve kendi gozetimimizde birseyler yazip cizmesine izin vermekte bulduk.
Kendi capinda ortaya cikardigi saklanbak oyunu da gozdesi. Saklanip biryerlere, ya da devekusu misali yalnizca kafasini ortup birseylerle, "nerdeeee, nerdeee" diye soruyor; sonra da acip "aaaa" diyor, buradaymis diye. Eh bu oyuna bizi de, daha cok beni, dahil edince de surdurdukce surduruyor, yani bazen hic bitmeyecek saniyorsunuz :).
Oyun durumlari bunlar, su kres durumlari yuzunden kelime haznesinde pek bir yenilik gpremesem de ben bu aralar oradaki cocuklardan, su "oh-ooooh" -nasil yazsam bilemedim ama amerikalilar'in yanlislikla birsey yaptiklarinda cikardiklari bir ses sekli, iste bunu ogrenmis birsey dusurunce falan direk oh-oooooh duttu (dustu) diyor. Bu konuda sonumuz hayrola diyor, anneanne ve dede gelince ozellikle turkcesinin biraz daha gelismesini umuyoruz.
Ha, bir de sayi saymasi var ki cok tatli, bir, iki, uc tamam, ama sonrasi a-ti (alti), neni (yedi), ooooon (melodik bir sekilde on) diyerek bitiyor; bunu bir turlu kameraya alamadim, oysa ki kacirilmamasi gereken birsey.
bir de bir gun, bir gun bir cocuk, eve de gelmis kimse... yok kismini Selim bagirarak "dooook" (yok) diye tamamlamasi cok tatli. Aksama sanci baslamis deyince de yuzu acikli bir ifade alirken ben gulmemek icin zor tutuyorum kendimi :))).
***
Resim post etme planlarim var ama bu aralar resimler birkac bilgisayara dagildigi icin, son cekilen birkac resim koyabilecegim ancak.
***
20 dakika sonra...
malesef cidden uzun surdu ve bir resim bile yukleyemedim, yarin yine deneyecegim ;)
Sorry :(((
6 Eylül 2007 Perşembe

Hey, merhaba! Ben geldim!


Bu kadar cok ara verince insan nereden baslayacagini bilemiyor. Gercekten nereden baslamali? Tasinmamizdan mi? sonrasindan mi? esyalarimizin gec gelisinden ve sonunda -nihayet- yerlesmis olmamizdan mi? yeni bir sehre alismaya calismanin verdigi gucluklerden mi? is cevremin yeniliginden mi? ogrencilikten hocaliga gecisin tecrubelerinden mi? Selim'den mi (pardon bu gozbebegim'in konusu oluyor- ki orayi da cidden ihmal ettim)?
Sahi neleri anlatayim?
***
Yarin yeni is yerimde, yeni ogrencilerime, ilk dersimi verecegimin heyecani ve telasi icindeyken yaziyorum bu satirlari. Yine bir sikisiklik anina sigdirmaya calisiyorum blog yazimi. Yazimi, ve birkac saat sonra ofisimde isimi bitirdikten sonra metroya binip Selim'i almaya gidecegim krese, ve onu alip birlikte yine metroya binip 20-25 dakika suren yolculugumuzdan sonra yeni evimize gidecegiz. Farkli mi? Farkli, Dallas'taki yasamimizdan cok daha yogun ve yorucu gunler yasiyoruz; ama sanirim herseye oldugu gibi buna da alisiyoruz yavas yavas degil ama hizli hizli.
Yasamimizdaki guzel seylerden biri evimizin cogu esyasini, eksiklerini halletmis olmamiz. Yeni evimizi, ve esyalarimizi cok seviyoruz. Bu insana buyuk bir huzur, yeni bir motivasyon veriyor.
***

Boston, yorucu bir sehir Dallas'a gore. Arabamizi degil, toplu tasimayi kullaniyoruz genelde; bu degisikliklerin en onemli kisimlarindan biri. Dallas'ta heryere - ama cidden heryere- arabayla giderken, simdi mahallemizde olan markete yuruyerek gidip eksik birsey almanin keyfini yasiyoruz.
Arabamizi eski siklikta kullanmasak da, kullandigimiz zamanlarda trafigin yogunluguna hem sasiriyor, hem de Istanbul'da yasadigimiz donemleri animsiyoruz. Trafikte insanlarin saygisizligi bizi soka soksa da, eskiyi animsiyarak duruluyoruz biraz. Genel olarak kuzeydeki insanlarin yapisi da guneydekinden farkli. Guneydeki gibi selam verme aliskanligi yok buradakilerin; hatta selamverince biz -eski aliskanlik- yuzumuze bakiyorlar garip garip "ne istiyor acaba?" dercesine. Insanlar pek saygili degil yani birbirine. Buyuk sehir aliskanligi mi acaba desem, Dallas daha buyuk bir sehirdi oysa ki...
Insanlari ve trafigi takmazsaniz, kisa mesafelerde yapilacak cok sey oldugunu gorup seviniyorsunuz. Hem ogrencilikten cikmis olamanin, hem de yeni yerler kesfetmenin verdigi istekle daha cok bir yerlere gider, acik mekanlarda daha cok hava gecirir olduk ki bu da buranin pozitif yanlarindan biri.
***
Uzun sure ara vermemden dolayi oyle oradan buradan yaziyorum, ama seytanin bacagini kirdim bir kere, gerisi gelir, oyle degil mi?