Pages

30 Kasım 2007 Cuma

...

Sabah kalktigimda annemi hic uykusuz bir halde buldum. Haberleri okumus; ucak kazasi haberinden cok etkilenmisti. Nasil etkilenmesin ki? Onlar da buradan donduklerinde Istanbul-Izmir ucagi icin bu havayollarindan almislardi biletlerini. Okudukca ben de daraldim, uzuldum cok. Bugunlerde bir ucak kazasina yakalanma orani ne adar dusuk olursa olsun, malesef olabiliyor boyle olaylar.
Havacilik arastirmasina gore kazalarin %45'i pilotaj hatasindan, %33'u tanimlanamayan sebeplerle, %13'u mekanik arizadan, %7'si hava olaylarindan, %5'i sabotajdan, %4'u baska insani hatadan (kule ekibi hatasi, dil anlasmazligi vs.), %1'i de diger sebeplerden kaynaklaniyormus. Henuz belirlenemedi ama komplo teorilerini bir yana birakirsak bu da pilotaj hatasi gibi gorunuyor.
Neden kaynaklanirsa kaynaklansiz, aci buyuk, aci her aci gibi zamansiz...

nahos konular... (tuvalet egitimi sorunsali)

Selim'in tuvalet egitimi icin kas gelisiminin uygun oldugu 18 ay donemini bekledik. Hos, gerci o doneme de tasinma, bir yerde pek kalici olmama gibi konularla ugrastigimiz icin 20 aylik doneminde yavas yavas tuvalet konusuna egilmege basladik.
Bizim konuya yaklasimimiz oncelikle Selim'in cis ve kaka gibi olaylari ogretmekle oldu.
Su an icin bu devredeyiz.
Su anda Selim kakasini yaptigini yaparken gayet farkinda. Birden sessizlesmesinden anlasiliyor. Ve altinda bezli iken yaptigi zaman bize gelip kaka diyor. Yani yaptim beni temizleyin demek bu. Belli rutini var elbette, bu rutini yakaladigimizda elinde bir oyuncak ya da kitapla tuvalete oturtuyoruz, belli bir sure oturduktan sonra yapiyor. Yaptiktan sonra da genellikle overek yaptiginin guzel birsey oldugunu belli ediyoruz ona. Cis konusunda pek bir gelisme yok henuz ama okudugum ve gozlemlemledigim kadariyla cis kakadan sonra geliyormus.
Malesef yerler hali oldugu, mevsim de pek musait olmadigi icin cocugun altini devanli acma gibi bir luksumuz yok. Sanirim sadece kulot giydirme yontemi cok daha fazla verimli olurdu.
Herneyse bu sorunun detaylariyla bogulmayalim ama ozetle anladim ki tuvalet egitimi bu ana dek bebek/cocuk bakiminda karsilastigimiz en zor asamaymis - bir digeri de onu anne sutunden ayirmak olacak-. Bakalim bu zor surec ne zaman bitecek?
29 Kasım 2007 Perşembe

Bagimlilik...

Zaman zaman kendimi inceledigimde aslinda yeme-icme konusunda kolayca bagimlilik sahibi olabilek -ya da olan mi demeliydim?- yapida bir insan oldugumu anliyorum.
Icecek konusunda uzun degil kisa bir zaman onceye ek suren kahve bagimliligim -bir sure once *$ vanilla latte, daha sonra suradaki findik aromali kahve olmak uzere; simdilerde yerini okula gelir gelmez bir bardak sicak suyun icine salladigim -cay tiryakileri "hih sallama cay mi" diye burun cevirseler de ;)- limonlu siyah cay'a birakti. Bu cay gercekten her ne kadar 'sallama' da olsa icerken taze demlenmis limonlu cay lezzetini sunuyor. Ikinci kez turevini alsam da -i.e. ayni poseti ikinci bardak icin kullansam da- taze limon aromasi hic gecmiyor. Cay severlere duyurulur.
Tad konusunda her ne kadar tutucu olmasam da yesil cayi bir turlu sevemedim. Iyi, hos, cok yararli ama odun gibi birsey. Yalniz bu firmanin yesilcayi da fena degil ama ozellikle alip da icilecek birsey de degil.
-Kendimi pazarlamaci/reklamci gibi hissettim yaziyi yazarken-
26 Kasım 2007 Pazartesi

neden neden?


Uzun zaman once birakmistim Turkiye ve gelismis ulkeler kiyaslamasini. Yalniz bu demek degil ki guzel olan seylerin ulkemizde de olmasini istemiyorum -ah benim devrik cumlelerim! farkettiniz mi ben devrik cumle kurmayi cok seviyorum!-.
Bugun metroda elimde okuyacak birsey olmadigi birgundu ve ben bu gunde annemin buraya geldiginden beri defalarca yineledigi soruyu sormadan edemedim kendime. Once metroya baktim, eski cok eski... Metroda kullanilan trenler de oyle Nuh nebiiden kalma. Ama isliyor, tikir tikir isliyor hergun ve sehrin cogu bu ulasim aracini kullaniyor.
Soyle bir bakinca goruyorsunuz yeraltindaki bu ag sistemi yillar yillar once yapilmis. Kuzey amerika'nin ilk metro sistedim 1897 yilinda kurulmus Boston'da sanirim bu New York'dan da once -New York sistemi 1900lu yillarin basinda kurulmus-. Avrupa'da ise ilk metro sistemi Londra'da -surprise, surprise- 1863'de calismaya baslamis.
Bu konuyla ilgili kucuk arastirmam gosterdi ki bizde de Istanbul'daki Tunel metro sistemi Kuzey Amerika ve Avrupa ile es zamanlarda (1875) yapilmis. Merakim su ki neden devam edilmemis bu metro sistemine? Ilk aklima gelen ihtiyac duyulmamis olabilecegi, ama acikcasi Istanbul gibi bir sehirde -o zamanar icin dahi- boyle bir olasilik az gibi gorunuyor. Sonra neden cunhuriyetin ilk yillarinda Ankara'da baslatilmamasi da ilginc -muhtemelen yeni ve fakir devletin kaynaklari yoktu.
Sonra gelen politikalar, insanlari sadece karayoluna yonlendirme ve trenin komunist isi (!) oldugunu soyleyen politikacilar -cidden bu soylemin yapilmis olmasi cok tuhaf ve trajikomik geliyor insana-, plansiz kentlesme derken Avrupa'nin ilklerinden metro sistemine sahipken ne yazik ki 20.yy'in sonlarinda tekrar zorla dusunur olduk ve kurmaya basladik metrolari -ki bizdeki sistemler Avrupa ve Amerika'daki metro aglariyla kiyaslandiginda cidden saka gibi geliyor insana.
Malesef insan bu yazinin basligina donup neden, neden diye sordugunda pek de ic acici cevaplarla karsilasmiyor. Belki de bu yuzden coktan birakti ben TR ve gelismis ulkeler kiyaslamasini ama hergun metro da gozume gozume sokuyor inatla bu farki ne yazik ki :(((

Selim'e sorduk...

Selim'in dedesiyle arasinda gecen konusma. Yalniz soruya cevap vermekten cok yorganlarla oynamakla mesgul oglusumuz ;)

Gozbebegim

Gozbebegim simdilik herkese acik...
24 Kasım 2007 Cumartesi

Bugunlerde Selim

Bugunlerde Selim evde anneanne ve dedesiyle olmasiyla birlikte iyice oyuna -oyun oynamaya- duskun bir bebek/cocuk (toddler'in tam Turkce karsiligi var midir?) oldu. Donem donem oyuncaklara olan ilgisi degisiyor.
Bir donem oyuncak treniyle cok oynuyordu; gectigimiz yaz sarki soyleyen baligi devamli acip dans ediyordu, bir donem saklambac tarzi "nerde???" oyununa takmisti. Bu oyunda saklanip nerde diye bagirarak kendisini arattirmasi cok hosuna gidiyordu. Bir donem devamli disariya cikmak istiyordu. Derken bugunlerde en cok kucuk arabalariyla oynamaktan -dedesi gectigimiz cumartesi iki kutu yeni kucuk araba aldi o kadar cok sevdigini gozlemleyerek- ve belki bir sene kadar once aldigimiz ama su ana dek sik kullanilmayan bizim deyimimizle ciz ciz tahtasina devamli birseyler -simdilerde siklikla araba (sasirmadiniz elbette) ve disli kopekbaligi -Jaws!- cizmekten cok ama cok hoslaniyor. Elinde devamli gordugumuz bir alet haline geldi ciz ciz tahtasi. Bununla birlikte cizgilerinin de iyilestigini gozlemliyorum.
Sarkilardan da birgun birgun bir cocuk, ali dedenin ciftligi, annesinin uydurdugu I love you sarkisi, minik kedi, mavi mavi (mami mami m'a mami), araba ve en onemlisi neseli oldugu her an agzindan dusmeyen a-b-c-d-e-f-g... meshur alfabe sarkisi genel olarak melodileriyle ve selimce sozleriyle dilinde her an. Ya da bana gelip bir sarkiyi biraz mirildanip devamini soylememi bekliyor. Bu donemleri ayri bir guzel; neleri ne kadar cabuk ogrendigini kesfedip sasiriyor insan.

Bu dergi kapagi pozumuz. Genel olarak dedesi "poz ver Selim" dediginde kafasini iki yana sallayarak "hayir" diyen Selim'i yakalayabildigimiz ender anlardan biri...



Selim ve agzinda kalemi



Dedesi kucuk arabalar seti, Babasi buyuk arabalar almis. Uykudan kalkip bu oyuncaklari gormek pek sasirtti onu!



Dallas sicaklari bitti sekerim ;)

Nostalji: Selim'in ilk adimlari

New England sonbahari...

Bu yil sukran gununde bolumdeki bir hocanin evine davetliydik. Kendisi 65, esi 67
yasinda olan bu cift hayat dolu halleri ve davetlilerine gosterdikleri ozenle bize
guzel bir sukran gunu yasattilar.
Bu davet ve ertesi gun bizim gezme projemizle New England cevresini gorme olanagi bulduk. Sukran gunune giderken bizimle gelen yari Alman -ama daha cok Almanya'da yasadigi, Ingilizceyi Alman aksaniyla konusmasi ve genel hal ve tavirlariyla bende daha cok bir Alman izlenimi uyandiriyor- yari Amerikali arkadasimiz bizim Texas ozlemimizi gorunce "cevreyi gezince eminim buralari daha cok seveceksiniz" dedi ve son iki gun onu hakli cikardi.
Burada yasamanin guzel yani en fazla yarim saat arabayla biryerlere cikinca cok guzel bir tabiatla karsilasmaniz. Okyanus -ben hala agiz aliskanligiyla deniz diyeyim- orman, gol, nehir, dag... hemen hemen her cesit guzellik bir arada. Buna bir de buranin Avrupa ve Asya kadar "kullanilmis" -yasanmis, yuzlerce kultur ve savaslar gecirmis- olmamasindan kaynaklanan taze kita olma ozelligi de eklenince gercekten insana bir yenilik ruhu veriyor.
Dun buraya en fazla 45 dakika uzakligindaki Ipswich kasabasini ve cevresini gezmeye ciktik. Havanin sogukluguna ragmen 4-5 mil uzunlugundaki Crane Beach kumsal ve okyanusu beni canlandirmaya yetti. Burada Agustos ayinda kumdan heykeller yapiliyormus plajda; yazin ne kadar canli olabilecegini dusunerek oradan ayrildiktan sonra Ingiltere'de pekcok ornegine rastlanabilecek cevredeki unlu malikane gezisi yaptik. Malikanenin mimarisi ve peyzaji bana Ingiltere'deki pek cok buyuk yapiyi animsatsa da cok guzel ve orijinaldi. Boyle yerleri gordugumde ister istemez gercekten orada yasanilan zamana donme ve o anlari gorme hissi tasiyorum icimde.
Tum bunlarin bulundugu doga ise artik gecmeye yuz tutmus yerini kisa birakan sonbahar gorunumuyle daha bir guzellesmisti.
Boyle cevre gezileriyle buralari daha cok sevecegiz sanki...

Crane sahili



Crane malikanesi yolu







Uzakta okyanus



Sonbahar



Crane malikanesi



Arka bahce




Okyanusa bakan on bahce




Desktop icin bir New England sonbahari



Bir tane daha...

21 Kasım 2007 Çarşamba

Bunalti ve muz kabugu...


Ufff bunaldim!
Ogrencilerin sinavlarini okuyorum ve birkac gundur bitiremiyorum, icime fenalik geldi. Dun derste soz verdim onlara yarina -bugun icin- notlarini gonderecegime. Neymis, veremeyecegim sozler tutmamaliymisim, ama gun bitmedi hala on kisinin kagidi okunmak uzere beni bekliyor, hala zaman var; sozumu tutabilirim belki.
Asistanim var ama guvenip veremiyorum bu ogrencilerin notlarinin %30'unu olusturan projeyi. Eh bir de ogrenciler o kadar ugrasmislar, detayli okuyayim herkese adaletli davranayim birinden not kesmediysem otekine de kesmeyeyim diye ugrasip didinince bu kadar uzun suruyor iste ogrenci kagidi okumak.
Bunalinca her turlu seyi yapiyor insan, gereksiz web sitelerinde gezinmekten yeni almayi dusundugum kahve makinasi arastirmasi yapmaya ve yandaki arsiveden hangi ay kac yazi yazmisim istatistigi tutmaya ve excel'de bunun icin bir grafik yapmaya kadar (!) Son yazdigim gosteriyor ki cidden bunalmisim ben.
Blog yazmak bunlarin icinde elbette ve her zaman en anlamli olani.
Yarin burada sukran gunu. Tatil sevinci -bazilari icin huznu, ama genelde sevinci- olsun ogrencilere diye bugunku hedefim ciddi ciddi bu kagitlari okumayi bitirmek!
Hadi bakalim bir nefes alip doneyim sevgili (!) ogrencilerimin yazdiklarina!
Not:
Google'da kucuk bir arastirma, notlama olayinin pek de sevilmedigini gosteriyoru: yalniz degilim!
19 Kasım 2007 Pazartesi
Birseyler yazin
Saklayin
Bekleyin
zaman gecsin aradan
yazdiklarinizi cikarin ortaya
Tekrar okuyun
Ne gordunuz?
***
Dun Eylul 2005 tarihli bir yazi buldum eski bir defterden. Defteri Selim ustune birseyler cizsin diye cikarmistim ki ilk sayfada "psikoloji defterim, ic cocugumla konusmalar 1" baslikli bi yazi buldum.
Annem de vardi yanimda, oturduk, okuduk birlikte neler yazmisim diye.
Dogan Cuceloglu'nun bir kitabini okuyordum sanirim o alistirmayi yazdigim zaman, ic cocugu hikayesi oradan kalma ;).
Yazdigim seyler icinde birsey cok komigime gitti. En sevdigin yemek hangisi kucuk sumuklubocek sorusuna "makarna" diye cevap vermisim. Hersey bir yana makarna! Yani cidden icimdeki cocugun istegini cevaplamisim... Ama yani makarna....neyse, donup donup takildi aklim buna. Listemde ikinci sirada balik ucuncu sirada -egeliler bilirler- borulce salatasi ve borulce yemegi var :)))
Bunun disinda bir suru soru cevap seklinde bir yaziydi. O sirada doktora egitiminin getirdigi sikintilari da iceren cevaplar... Isin guzel yani acik ve ictenlikle yazilmis olmasi ve okudugumda "ben ne demek istemisim burada" diye sormama gerek kalmayan seyler olmasiydi.
Iyi geliyor boyle insana, ara ara eskiye donmek...
***
Bu da ic cocugumun sarkisi olsun, ozellikle ezgisi cok hosuma gitti...

Hos bir yaziyla baslamak gune...

"...Bundan bir zaman evvel, kim bilir kaç zaman evvel, “Bildiğin her şeyi unut” dedi Dost. “Şu yeni başlayan güne bilmekle değil, bildiklerini silmekle başla. Terk et zanları. Kimsenin hakkında tek bir kötü laf etme sakın. Hiçbir dünyevi konuda yüzde yüz emin ve bilgili sayma kendini. Daim açık ol başkalarından öğrenmeye. ‘Onlar alim ben cahil, âlem güzel ben çirkin’ de. Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden...”"
Elif Safak
18 Kasım 2007 Pazar

Iki film

Selim'in dogumundan bu yana her ne kadar sinemaya gidis sikligimizda hatiri sayilir bir azalma olduysa da firsat buldukca dvd izlemeye calisiyoruz. Son zamanlarda izledigimiz filmlerden Woody Allen'in yazdigi ve yonettigi Match Point ve Ali Selim isimli yari Misir, yari ABD asilli yonetmenin Sweet Land'i en begendiklerim arasindaydi. Match Point, siradan denilebilecek senaryoya farkli bir bakis acisi getirmesi ve degisik bir finalle bitmesi nedeniyle hosuma giderken, Ali Selim'in filmi butunuyle farkli bagimsiz bir yapit olmasi ve cok da taninmamis kadrosuyla basarili bir oyunculuk yakalamasi acisindan hosuma gitti. Bu filmde basroldeki kadin oyuncuyu Grey's Anatomy'de gecen sezonunun son birkac bolumunde yuzu ezilmis mechul kadin olarak tanimistim, boyle farkli bir filmde gormek ilginc oldu.
Farkettim ki agir, ve psikolojik icerigi olan filmleri seviyorum. Sweet Land'in tonunu yillar once izledigim Dalgalari Asmak (Breaking the Waves) filmine benzettim, ozellikle bittiginde bende olusturdugu duygular acisindan.
***
Bugun onemli bir gun oldu benim icin, not edeyim unutulmasin ama nedeni bana kalsin ;)
16 Kasım 2007 Cuma

Elveda Texas!

Texas'a elveda demek icin gec mi kaldim diye dusunup hep "hayir" diye yanitlarken buluyorum kendimi. Kolay degil koskocaman bir bes seneyi orada gecirdikten sonra veda etmek.
Garip ama konusurken gercekten orali olmus gibi hissediyor, ornegin Turkiye'ye tatile gitsek mi falan diye konusurken dahi Turkiye yerini cumlede Dallas'a birakabiliyor. Bu bes sene icinde Turkiye'ye benim bir Sebo'nun hic gitmedigini dusunursek Dallas-Texas bizim icin gercekten vatan olmus gibi. Bunun son ornegini Selim'i grip asisi olmasi icin doktoruna goturdugumde hemsire kizin "nerelisiniz?" sorusuna gayri ihtiyari "Texas liyiz" diye cevap vermem ve verdigim cevaba kendi kendime sasmamla bizzat yasamis bulunmaktayiz.
Amaaa Texas'a asil vedamizi once ehliyetlerimizi degistirmekle, sonra da bugun arabamizin plakasini Massachusets'e cevirmekle yaptik sanirim.
Ehliyt degistirme isleminde burayi hala sevemeyisimizin bir nedeni daha ortaya cikti: burokrasi. Devlet daireleri heryerde istisnasiz burokrasi kurbani, ABD'de de durum Turkiye'den bir nebze daha iyi olsa da cok farkli degil. Ancak, "biz Texasteykene..." devlet dairelerinde buradaki kadar cok burokrasiyle karsilasmamistik, hatta hic kasilasmamistik diyebilirim. Hersey tam anlamiyla tikir tikir isler, en korkunc gorunen ehliyet alma, araba vergi odemesi, ruhsati ustunuze gecirme gibi islemler kalabalik bir zamanda dahi 15 dakikadan fazla zamaninizi almazdi. Ancak buradaki motoru tasitlar dairesinde daire acilmadan erkenden gitmemize karsin ehliyet degistirme -ki yeniden sinava falan girmeniz gerekmiyor, sadece diger eyalete ait ehliyetinizi ve artik Massachusets'de oturdugunuza ait birkac belge gostermeniz- neredeyse iki saati bulunca sinirlenmeden edemedim. Ustune birkac sudan puruz de cikartilinca bagirarak oradan cikmak istedim. En sonunda islemler bitip memur kadinin hadi ehliyetinizi aldiniz "welcome to Massachusets" diye seslenisine "kusmak istiyorum" yuz ifadesiyle karisik buruk bir gulumsemeyle karsilik verdim. Aklima orada birakmak zorunda oldugum Texas kimligim gelip uzulerek ayrildim oradan.
Ahhh, ahhh, biz ciddi ciddi tek yildizli yari-vatanimizi daha cok ozleyecegiz anlasilan :(((

Selim kime benziyor?

Bu tartisma burada kapanmis, olay tescillenmistir efendim ;)

15 Kasım 2007 Perşembe

neden starbakus'u seviyorum?

Itiraf ediyorum, Starbucks(*$)'i seviyorum.
Dukkana ilk adim attiginizdaki kahve kokusunu, cesit cesit kahvelerini en cok da vanilla latte ve frapicunalarini (cok kalorili olsa da arada birden birsey olmaz diyerekten), mevsimlere gore degisen bardak renklerini; genel ambiyansini seviyorum.
***
Diger taraftan, *$larin artik ticarilestigi, o ilk basta yaratmak istedikleri ucuncu mekan (third place- insanlarin ev ve is disinda takilmaktan hoslanacaklari, cekici ucuncu bir mekan) konseptinden uzaklastiklari, ozellikle amerikada yayginlasan arabadan inmeden kahve alabileceginiz tipte *$ dukkanlarinin isi kahve kulturunden uzaklastirdigi ve hic de ucuzlamayan fiyatlariyla populerligini yitirdigine dair yorumlar olsa da ben *$'in uzunca bir sure basarisini devam ettirecegi inancindayim.
Ornegin cafe kulturunun yaygin oldugu yerlerden biri olan Latin amerika'da *$ hala bilmem kacyuz metre kuyruklar olusturabiliyorsa; ve her *$ acilan yerin kiyisinda kosesinda acilan baska bir kahve mekani da is yapabiliyorsa (buna *$'in talep olusturma faktoru diyebiliriz), bu yukarida saydigim negatif olusumlara ragmen *$ daha uzunca bir sure marketteki basarisini koruyacaktir.
Buna *$larin diger ulkelere yayilimini da eklersek, bu hic de azimsanamayacak bir basari gibi gorunuyor.
Bu arada *$ sirket olarak da calisanlarinin memnuniyetlerinin arttigi bir sirket olarak geciyor literature. Ornegin son zamanda cikan "*$ hayatimi nasil kurtardi" isimli kitap dogustan zengin, Yale mezunu, iyi bir kariyere ve yasam tarzina sahip 63 yasindaki Gill'in isini ve esini ve tamamiyle hayatini kaybetmesinin ardindan bir *$ magazasinda buldugu isi -ki bu is onceki hayatindan cok farkli olarak magazada verilen ortaligi temizleme isidir- ve bu isin getirdikleriyle, bunda sirket olarak *$'in calisanlarina verdigi degeri anlatiyor- kendini yeniden toparlamasini anlatiyor. Ilginc degil mi?
***
Ne komik, bir vanilla latte yudumlarken oturup bunlari anlatacagimi hic dusunmezdim!

grip asisi

Dun grip asisi oldu Selim bey.
Aslinda ben de gecen sene olmus ve pek bir yararini gordugume inanmamistim, bu yuzden asi olmasi gerektigini dusunmuyordum ama doktorumuz artik 9 aydan buyuk bebekler icin ABD'de grip asisinin zorunlu oldugunu soyleyince biz de zorunlu olarak bu asiyi yaptirdik. Bebekler ve cocuklar icin icinde bazi maddeleri barindirmayan bu asinin ilk kismini dun oldu Selim ikincisini ise bir ay sonra olacak.
Sastigim konu igneyi bacagina girerken goren Selim'in hic aglamamasi oldu -masallah diyeyim-. Oyle uf dedi bir igne girerken gerisinde hic sesinin cikarmadi, hemsire de uzmanmis diyeyim. Cidden sasirdim bu duruma. Ben de aman cok aglarsa vs diye yaninma lolipop getirmistim -normalde yemesine pek izin vermedigimiz bu sekeri asidan sonra odul olarak vermeyi dusunuyordum, aglamamasina karsin verdim -kendi kendime verdigim sozu tuttum yani :)))
Seker ve tatli simdiye dek cok yemedigi icin bunlara karsi asiri bir istegi yok Selim'in. Eh tabii ki dondurma (selimce'de "dondu") mustesna... Her ne kadar dondurmanin soguklugunun hastalik sebebi olduguna inanmasam da, annemler de burda oldugu ve bu konuda Selim'in hasta olabilecegine inandiklari icin bu aralar pek dondurma da yemiyor Selim.
Dusundukce iyice bebeklikten ciktigini farkediyorum. Oyun oynamalari, resim yapmalari, genel hali ve tavirlari gittikce gelisiyor, buyudukce daha anlamli iletisim kuruyor.
Bu aralar favorim "annenin aski kim?" diye sordugumda elini gogsune koyarak "benn" demesi.
Bir de ali baba'nin ciftligi sarkisini biz Ali dede;nin ciftligi diye soylerken esekleri var kismina bir "a-i, a-i" deyisi var ki cok cok hos. Umuyorum bir ara kameraya cekebilirim onu ki Selim'in kameraya poz vermeme, kameradan kacma ya da kamerayi elimizden alma gibi cabalariyla bu cok zor bir hal aliyor :).
Gectigimiz ay -ya da Eylul sonu da olabilir- cekilmis kucuk bir kesit...
12 Kasım 2007 Pazartesi

Ilginc bir ebe-sobe...

Asagidaki posta ait minik melegin annesi'nin yorumunu okurken sobelendigimi farkedip bugun son zamanlarda yapmadigim birsey olarak ikinci kez yaziyorum efendim ;).
1. Ben kucukken her sehirde farkli bir dil konusuldugunu sanirdim :))). Bir gun yasadigimiz sehirden izmir'e giderken anneme "annecigim simdi izmir'de izmirce mi konusuluyor; biz nasil izmirce konusacagiz?" diye sordugumu animsiyorum.
2. Aslinda ben cok maymun istahliyimdir. Zamaninda -simdi pek vaktim olmuyor- pek cok hobiye baslamis, birsure devam ettirdikten sonra hepsini birakmisimdir. Bir zamanlar karakalem resim yapardim, onu biraktim hafe islemeye basladim -hafeyi bilen var mi?-, onu biraktim vitray yaptim -vitray maceram baya uzun surdu aslinda-, anneannemden cok tig ormegi ogrendigim oldu, bir sure bebeklerime elbise dikmeye sardim -bunlarin zamanlari karisik aslinda-, sonra gitar calmayi ogrenmege basladim universitede onu da biraktim, sonra dagcilik geldi, onu da biraktim bir sure sonra... Sonra uzunca bir donemdir bir hobim olmadi.
3. Ilk kopyami ne zaman cektigimi (aslinda cekemedigimi) cok iyi animsiyorum. Universitedeydim, Hisar kampusundeki anfide final aliyorduk. Ondeki arkadas kagidini tam bana gosteriyordu ki bakarken heyecandan gicik tuttu, oksurmege basladim, o kadar dikkat cekti ki iki asistan yanima geldi "iyi misin" diye. Yani ortada ne kopya cekme kaldi ne birsey; guler misin aglar misin halim her zaman utandirir beni :))).
4. En sacma huyum acligima dayanamamam. Hatta yemek zamanimiz vs bir sekilde sastigi ve geciktigim zaman cidden cok sinirli olabiliyorum. Bu yuzden agladigimi bile animsiyorum.
5. Bu maddeye tam cevap veremeyebilirim cuku ben cep telefonumun SMS'ini kullanmiyorum. SMS sayim aldigim ve gonderdigim yilda 5 taneyi gecmes herhalde. Ama soyle yazayim cep telefonum oglusumun resimleriyle dolu :)
(not: Bu maddenin orijinali "cep telefonum.......mesajlari ile dolu", noktali yerler doldurulacak)
6. Ask bence elde edildigi anda biten birsey. Bu konuda her zaman cok realist oldum, belki de bu yuzden boyle hissediyorum.
7. En sevdigim bloglar; benimkinin aksine cok sik guncellenen yasama dair herseyden bahseden gunce tarzi bloglar. Ikinci kez itiraf ediyorum yemek bloglarini sevmiyorum -soz meclisten disari ;)-. Blog listem de umuyorum cok yakinda burada olacak.
***
Cok keyifle yaziyordum ki maddeler bitmis malesef :(
***
Ben de adam bebek'in annesini sobeliyorum bu ebe-sobe icin!

birkac foto


***

Cekmeyin abicim yaa...

***

Doook! (Selimce yooook)

Bakalim annemin bilgisayarinda neler varmis?

***

Bir simariklik buhrani sirasinda :)

***

Selim, Sumuklubocek ve okulumuzun sembolu Husky!

***

Selim ve meshur arabalari...

Dun ve bugun ve vs.

Burada yasadikca Boston ve Dallas arasindaki farklari farkedip sasirmaya -hos sasirmak da denemez buna ama- devam ediyoruz. Ornegin ABD'de her sene kutlanan Veterans day -gazileri anma gunu diyebiliriz buna- burada resmi tatil gunu olarak geciyor; Dallas'ta ise bu gunu gaziler gunu olarak bilirdik ama resmi tatil degildi. Bununla birlikte farkettik ki burada boyle resmi tatil gunleri oldukca bol. Bu ornekten guneyliler daha cok calisiyor gibi bir genellemeye gidemesek de bu sabahki kahvalti konumuz bu oldu :))).
Dun ise annemlerle birlikte bir "Boston'u gezelim, taniyalim" gunu gecirdik. Hedefimiz genelde ABD'de pek yaygin olan ama bizim simdiye dek hic gitmedigimiz, Boston'un merkezi yerinde olan New England bolgesinin -New England, icerisinde Maine, New Hampshire, Massachusets, Connecticut, Vermont ve Rhode Island eyaletlerini bulunduran bolge- akvaryumuna gittik. Biz akvaryumu abartildigi kadar bulmasak da hem denizde yasayan cok cesitli canlilari gormek acisindan -beni en cok etkileyen kopekbaligi ve vatoz olmak uzere, bir de deniz kaplumbagasinin buyuklugu sasirtti beni; bir de bazi buyuk baliklari gorup "ah bu ne lezzetlidir" diye de gecirdim icimden -ne fenayim ben--, ozellikle de Selim icin cok farkli bir deneyim olmasi, ve hep kitaplarda gordugu cesitli balik ve penguenleri gormesi acisindan cok guzel bir deneyimdi. Hos, biz Selim'in ortamdan cok hoslandigini farkedip bir yillik uyelik aldik Selim icin ara ara getirip gezdiririz diye. Boyle yerler ozellikle cocuklar icin gercekten cok guzel. Annem Turkiye'ye de boyle bir akvaryumun yapilacagini soyledi.
Sonra da akvaryumun oldugu civardaki Quincy Market'te birseyler yedik etrafi biraz dolasip pazar gunumuzu sonlandirdik. Annem, Quincy market nedir vs diye bize sorup pek de tatminkar yanitlar alamayinca -eh bizim Boston deneyimimiz de onlardan fazla uzun degil- eve gelip her zaman yaptigi google'lama isleminden bir blogdaki aciklamalari buldu. Bu blog Dallas'ta yasayan bir bayan tarafindan yaziliyor; kendisiyle tanismiyorum ama aciklamalarini cok detayli ve faydali buldum.
Not: Fotograflardaki farki farkettiniz mi? Bereli, sapkali, montlu insanlar :)))
***
Akvaryuma giris sirasi, sira uzundu ancak bol gise oldugu icin fazla beklemedik.

Birkac balik :)))

Selim'in penguenleri.

Kopekbaligindan bir kare...
6 Kasım 2007 Salı

Sasirdim kaldim :)))

Bes senedir burada oldugum halde hala amerikan milletinin bazi hareketlerine sasirabiliyor olmam ilginc geliyor bana. Texas'ta yasamaya basladigim ilk gunlerde disarida hava 40 derece iken kapali yerlerin sicakligini 20-25 dereceye dusurup bu sogukta- sicakta degil, cunku icerisi cidden buzzz gibi oluyor- askililar ve flip flop terliklerle gezebildiklerine sasiran ben simdi de henuz abartildigi kadar sogumayan havada kat kat giyinmelerine ayni derecede sasiriyorum.
Evet, bildigimiz birseydi bu bolgenin soguk oldugu ve bir gun gelip ona gore giyinmek gerekecegi ama bu sopsoguk gunler pek gelmeden bizim Boston ahalisi erkenden kat kat giyinip atkilari, bereleri takmaya basladilar. Metroyla da gidip geldigim icin daha da dikkatimi cekiyor bu durum bu aralar.
Gerci bu hafta ciddi anlamda soguk olmaya basladi, cuma gunu gunduz sifir derece olacakmis, cuma gunu tum ogleden sonra sinifta olacagim icin sorun degil ama eve gidis gercekten soguk olacak! Annemin aldigi atki, bere ve eldiven takimin siftahini yapmanin tam zamani diyorum :)))
4 Kasım 2007 Pazar

uykusuzlugun getirdikleri

Bu aksam kendimi dun gece Selim'in uykuda fildir fildir donmesinden dolayi bir hayli yorgun hissetsem ve erkenden yatmaga calissam da uyuyamadim.
Uyuyamamanin faydasi oldu; her ne kadar yorum birakacak gucu bulamasam da bugune kadar bakamadigim pekcok bloga goz gezdirdim. Gonul iyice okumak isterdi ama bu da guzel oldu. Yalniz siklikla girdigim bloglarin linklerini yeniden koymaligim bloguma cunku tek tek animsamaya calismak, ya da ortak okudugumuz bloglarin oldugu ve o bloglara link veren baska bir blogtan onlari bulmaya calismak (ehem su ana kadar cumle nasil oldu bilmiyorum, pek karisik oldu gibi, ama geri donup de cumleyi yeniden kurasim yok :))) bir hayli yorucu oldu. En kisa zamanda goz gezdirdiklerim linkini eklemeliyim sumuklubocek'e.
***
Bu arada bir de attachment parenting ile ilgili birkac yazi okuyup da aslinda farkinda olmadan bu metodu izledigimizi gormek hosuma gitti. Umuyorum Selim tekrar krese basladiktan sonra da bu bagi yine de surdurebiliriz; cunku bu yontemin -hos biz bir yontem olarak baslamasak da- faydali oldugunu dusunuyorum.
***
Halloween burada cok neseli gecti. Halloween gunu aksam ustu apartmanimizin oldugu sokakta kostumleriyle bir suru cocuk dukkanlardan Halloween sekeri topluyorlardi; onlara eslik eden ebeveynleriyle tabii. Bence gercekten eglenceli birsey bu Halloween.
***
Blogumu daha sik guncelleyecegime dair bir his var icimde... Spooky!
2 Kasım 2007 Cuma

Vs. vs. vs.

Bir onceki yazimdaki modumu astigimi dusunsem de zaman zaman yine depresyonik hallere geri donusler yasiyorum.
Ornegin bugunku dersimde bir ogrenci beni tam anlamiyla sinir etti. Amerika'da ders vermeyi sevmedigim oluyor ogrencilerin bu halleri yuzunden. Yapmalari gereken bir proje var; kiz ne bakmis ne yapiyoruz diye ne okumus, hal boyle oldugu halde sinifta anlamadim, cok karisik diye naralar atiyor. Anlatiyorum anlamak istemiyor; siz gosterin siz yapin once diyor. En sonunda bu benim sorumlulugum degil, sizin sorumlulugunuz once oturup yapmaya calisin sonra benden yardim isteyin dedim. Ama bir yandan da cok sinirlendim; tam bir armut pis agzima dus mantigi. Burada hocalar cidden ogrencilere bu kadar yardimci oldukca ogrenciler de hocalarin tepesine cikma hakki buluyorlar kendilerinde. Kendini bilen ogrenci de var ama sinifta boyle bir kisinin cikmasi tum sinifin huzurunu bozuyor. Bazen kendimi anaokulu hocasi saniyorum bu tip ogrenciler yuzunden.
Halloween'de ogrencilere seker verdim cok sevindiler :))).
***
Burada olmadigim sure icinde bir konferans icin San Diego'ya gitmistim. Geldikten bir hafta sonra yanmaya basladi San Diego. New Orleans'a gittigimden iki hafta sonra da Katrina firtinasi olmustu. Gittigim yere felaket getiriyorum diye dusunmeye baslayacagim yakinda :)
***
Annemlerin burada olmasinin keyfini cikariyoruz bir yandan. Eve geldigimde yemekler, sofralar hazir; ev temizlenmis, toplanmis oluyor. Sagolsun anne ve babam elimizi sicak sudan soguk suya degirmiyorlar. Bu duruma bir bucuk aydir cok alistik; gittiklerinde onlari ve paylastiklarimizi cok arayacagiz. Selim belki bizden daha cok...
***
Aralik basi Dallas'a gidecegiz hep birlikte. Ben diploma torenine katilmamistim; hepbirlikte benim diploma torenine katilacagiz. Simdiden heyecanlaniyorum bunun icin. Tekrar Dallas'a gitmek de ayri bir degisiklik olacak bizim icin.
***
Simdilik boyle iste...