Pages

28 Eylül 2011 Çarşamba

Sonbahar is in the air :)

Havada biraz gecikmis bir sonbahar kokusu var.
Gecikti, cunku simdiye dek coktan agaclarin yarisinin yapraklarini dokmesi gerekiyordu. Gecikti, cunku biz henuz bahcemizden kurek kurek yaprak bile toplayamadik.
Gecikti, ve bundan kimse sikayetci gorunmuyor, benim gibi bir sonbahar asigi bile...

Cunku biliyoruz ki, kistan once biraz daha gunes, herkese iyi gelecek; kistan once biraz daha sicaklik bizlere mutluluk verecek ve biraz daha enerji toplamamiz icin bir sebep olacak.
Ve biliyoruz ki bizim, uzun ve karli kis gunlerinde bu gunes damlalarina cok ihtiyacimiz olacak.

Sikayet yok.
Yavas yavas gelen sonbahari, yavas yavas karsilama vaktidir simdi!


*** *** ***



*** *** *** 
Kerem'in onundeki araba garaji oyuncagini bir komsumuzun bahcesinin onunden aldik. Yani kullanilmis, onceki cocuklardan sirasini savmis bir oyuncak bu. 
Turkiye'ye donersek, bir gun, ozleyecegim seylerden birisi de bu... Artik kullanmadiginiz bir oyuncagi ya da esyayi yeri geldiginde ya bir garaj satisinda, ya da internette satabilmek ve yeri geldiginde kapinizin onune koyabilmek. 

Kapi onune koyulan esyalar genelde duzgun kullanilmis ve tekrar kullanilabilecek ev esyasi, lamba, biblo, bazen bir sehpa vs., cocuk oyuncaklari, ve hatta yatak bile olabiliyor. Ve o esyalari begenirseniz sorgusuz sualsiz alip evinize goturebiliyorsunuz. 

Iste ben de dun yuruyus yaparken onume cikan bu oyuncagi -icinde itfaiye, polis arabasi ve kucuk adamlariyla birlikte- eve getirdim ve oyuncak aninda bizim Kerem'in, ve okuldan geldikten sonra da Selim'in gozdesi oldu! Sanki kutusundan yeni cikmis gibi bu oyuncakla yatip, bununla kalkiyorlar... Tabii, simdilik...



Not: Tisortumuz Esra Teyzemizden hediyedir efendim! 

Not2: Buradaki dolu dolu bir sonbahar ornegi icin buraya bakabilirsiniz. 
25 Eylül 2011 Pazar

Gonullu isler bunlar...

Bu gunlerde  hayatimin sadece is ve evden ibaret olmamasi icin bazi girisimlerde bulunuyorum. Cunku anladim ki ozellikle isimden dolayi yasadigim bu "dersini yapmamis cocuk psikolojisi" kendime is ve ev  disinda baska bir alan olusturmadigim surece hic gecmeyecek. -Bu psikoloji evdeyken de gecmiyor cunku evdeki calisma odam, masam ve bilgisayarim orada hep beni bekliyor, gelsin de calissin diye !-.
Ben de Selim'in okula baslamasini firsat bilerek kendime okulunda bir hayli aktif olan bizdeki karsiligi okul aile birligi olan organizasyonda gonullu roller aldim kendime.
Oncelik olarak okul kutuphanesinde gonullu oldum. Buna gore Selimler'in haftada bir kez olan kutuphane derslerinde, nu derslerde cocuklar sinifca okul kutuphanesine gidiyorlar, orada ogretmenleriyle kitap okuyorlar, cesitli etkinliklerde bulunuyorlar ve her cocuk eve goturup birhafta sonra getirmek uzere kutuphaneden kitap aliyor. Ve iste benim gorevim burada basliyor: ben de cocuklarin kitap alip-veris kayitlarini tutacagim, hangi cocuk hangi kitabi aldi, hangi kitabi verdi vs. Hem okulun kutuphane havasini solumak, hem de Selim'in sinif arkadaslarini tanimak icin guzel bir firsat olacak diye dusunuyorum.
Bir diger gonullulugum de tenis derslerinde olacak. Tenis dersi ogrencilerini okul bitiminde siniflarindan alip, okulun bahcesindeki tenis kortlarina goturecek, ders bitimine kadar onlarin basinda duracak ve ders bittiginde de ailelerine teslim edecegim. Bu da aslinda sorumlulugu buyuk bir gorev oldugu icin once beni biraz korkutsa da, sonrasinda korkulacak birsey olmadigini farkedip guzel bir deneyim olacagina odaklandigim bir is oldu. Ilk ders carsambaya, bakalim nasil olacak?

Tahmin edersiniz ki bunlarla ugrasmak su siralar isimden cooook daha buyuk bir keyif veriyor bana.
Is konusunda da "bu hayat bu psikolojiyle gecmez" modundayim, bakalim gelecek neler gosterecek?

Kerem




Eski resimlere bakarken Kerem'in bu videosuna denk geldim. Kerem yaklasik 10-11 aylikken cekilmis bir video. Bu zamanlarina kiyasla Kerem simdi bebeklik hallerinden neredeyse tamamen siyrilmis durumda. Cok insana yakin, neseli, ve canli bir cocuk. Amaaa bir o kadar da inatci ve kararli.
Abisinden dolayi, galiba her ikinci cocuk gibi pekcok seyi yasindan cabuk ogrendi. Ikinci cocuk olmanin bu guzelligi varmis, biz de bunu ogrendik. Abisinin yaptigi her seyi, hareket, soz, davranis, taklid eder durumda. Hatta bazen ona "taklitci zihniyet" diye de takildigim oluyor :)))).
Ama kendine ait bir karakter oldugunu da her daim hissettiriyor. Kendi istekleri, begenileri var onun da. Ornegin abisi bir cizgi film izlemek istese hemen dvdlerden gidip kendi istedigini koymak istiyor. Kendisi "thomas" trenli cizgi filmi seviyor ve her zaman onu izlemek istiyor.
Oyun parkini, ozellikle de salincakta sallanmayi cok seviyor. Ama eger abisi ve abisinin arkadaslari baska oyunlar oynuyorlarsa yasina bakmadan onlarin arkasindan gidiyor. Bir o kadar da gozu kara, kendini kolay kolay incitmiyor ama yapabilir miyim diye dusunmeden buyuklerin yaptigi tum hareketler yapiliyor! Yapabilir miyim sorusunun cevabi cogu zaman onun icin" abim yaparsa, ben de yapabilirim!" seklinde oluyor :))).
Cukulatayi seviyor... Selim pek cukulata yemedigi icin bize garip geliyor Kerem'in cukulata sevgisi ama "o bir Keremmm" diyerek kabulleniyoruz biz de, tabii dozunda olmasi sartiyla :))).
Bazen sozumuzu dinletmede zorlaniyoruz Kerem'e. Istemedigi birseyi ille de yapmiyor. Istedigi birseyde ise elletmeden, "kendim yapacagim" diyerek herseyi, ama her seyi -dolaptan bir galonluk sut sisesini cikarip sutunu kendi koymaya varincaya dek- kendisi yapmak icin cabaliyor, yeri geliyor diretiyor!
Abisiyle oyuncak paylasimi konusunda ille de kendi istedigi olsun istiyor, buyuktur vs demeden cebren ve hile ile oyuncagi elde ettigi oluyor. Her ne kadar istemesem de bazen Selim'e "sen buyuksun, sen baska bir seyle oyna istersen" demek zorunda birakiyor bizi.
Ama abisinin alanini da ogreniyor yavas yavas. Evde ne kadar "mavi" renkli bardak tabak varsa biliyor ki onlar abisinin, kendisine de yesil renkler kaliyor, ister istemez Kerem'in favori rengi yesil olmak zorunda kaliyor. Ya da legolarin abisinin oldugu, kendisine de eski legolari oynamanin dustugunu biliyor, zaman zaman abisi yokken abisinin legolariyla oynamaya calismasindan aslinda bunu pek de kabullenmedigini anliyoruz.
***
Selim ve Kerem her aksam 8'de yatakta oluyorlar, artik Selim'den once Kerem'e de bir kitap okuyorum, onun sectigi bir kitap, Selim'in sirasi sonra geliyor. Sonra her ikisi de yataklarina yatiyorlar. Yarim saat sonra onlari kontrole gittigimde hep her ikisini ayni yatakta kucak kucaga uyurken buluyorum; kardeslik de boyle birsey herhalde...
***
Bu arada, bu aksam Selimle su siteyi kesfettik. Unlu aktorler oyku kitabi okuyorlar. Bizim cok hosumuza gitti ve her pazar uykudan once buradan bir kitap dinlemeye karar verdik. Belki sizler de seversiniz...

24 Eylül 2011 Cumartesi

itiraf ediyorum:

nurturia dostluklarini kiskanmaya basliyorum! peki nurturia'ya pek takilamayanlar ne yapsin?
dostsuz mu kalsin :(((

Okumak istiyorum: Oneriler???


Bugunlerde zaman zaman depresif takiliyorum ya... ister, istemez...
Nedenlerinden biri de yaklasik bir aydir belki elime bir kitap alip okumuyor olmam diye dusundum kendimce. Oysa ki kitaplar iyilestirir beni, ozellikle de bir solukta okunasi kitaplar!
Elimdeki kitaplar bitti; TR'den gelirken aldigim birkac kitap da bitti.
Ingilizce kitap okuyabilirim, ama istemiyorum; ayni tadi vermiyor cunku.
Cunku Ingilizce benim icin benim calisma dilim... Ne kadar guzel bir kitap okusam da (en son bu kitabi okumustum, bir solukta), Ingilizce okurken kendimi hep calisiyor  gibi hissediyorum.
Turkce ise, baska... duygu dilim, dusunce dilim... O yuzden Turkce okumanin tadi da cok baska benim icin.
Buradan Turkce kitap alma olanagi var, ustune her ne kadar baya bir fiyat farki ekleseler de, ama su siralar ne okuyacagimi bilemez bir haldeyim.
O yuzden onerilerinizi bekliyorum, var mi beni benden alikoyacak bir kitap?

****
Kitaplar konusunda eski bir yazim icin burayi tiklayabilirsiniz.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Selim icin bir milat

Selim icin bir milat (aklima ilk gelen ne aci ki treshhold kelimesi, milat tam karsilar mi acaba?) ...
Burada cocuklar ozellikle okula basladiklarinda oyun parklarinda monkey bars dedikleri hani asilarak gecilen demir cubuklari yapabilenler ve yapamayanlar diye ikiye ayriliyor(mus). Bunu da yeni ogrendik Selim sayesinde. Bizim Selim daha bir hafta oncesine kadar bu aletin yanindan bile gecerken ofleyip puflerken ne olduysa bir-iki gun once parkta birden bunlari yapabildigine tanik oldum! Cok sevindik ikimiz de, ve aksam babasina gosterdik o da cok sevindi, derken tekrar yapmasini istedim.
Kendisi bizimleyken bahsettigim gibi bunlari denemek bile istemezken okula baslayinca deneyip yapmaya calismasi birkez daha arkadas baskisinin ne kadar guclu olabilecegini hatirlatti bana, bu da ayri bir konu olsun bakalim...

Benim bet sesime kulaklarinizi tikarsaniz, sizlerle paylasmak istiyorum bu donum noktasini :)))


Organik yasam

Gecen haftasonu(ydu galiba, zira bu aralar hafizam beni siklikla yaniltir oldu) havanin da guzel olusunu bahane ederek arkadaslarimizla birlikte etraftaki ciftliklerden birine gittik. Gittigimiz ciftlik cok duzenli ve bakimliydi, bunda aldiklari pek de ucuz olmayan giris parasinin rolunun buyuk oludugunu dusunmeden edemedik elbette.

Cocuklar icin hazirladiklari etkinliklerle cocuklar cok eglendi, biz de dalindan meyve toplamanin keyfini yasadik. Dalindan topladigimiz seftaliler, erikler, armutlar, ve elmalar gercekten cok lezzetliydi. Elma toplarken bir ara eskilere gittim kendi kendime, anneannemlerin bahcesinde erik agacindan topladigim ve karnim agriyana kadar yedigim eriklerin lezzetini hatirladim... Sonra limon agacina cikisimi, ki o zamanlar gozume kocaman gorunen agacin en son gordugumde aslinda ne kadar da kucuk oldugunu farketmek hayalkirikligina ugratmisti beni, hatirlatti bana.


GEDC0713


Bu tarz elma, meyva, ve sebze toplayabileceginiz ve sonra da tartarak alabileceginiz ciftlikler cok yaygin yasadigimiz bolgede. Hatta dun bir sebze ciftliginin onunden gectik ve ayni sekilde su anda misir, domates, patlican gibi sebzeleri dalindan koparip alabilecegimizi gorduk. Aslinda gercekten cok keyifli, hem de cocuklara daha "organik" bir yasami sunmasi, gostermesi acisindan da cok ogretici. Ama bir yandan da isin pazarlama kismini da dusunmeden edemiyorum. Pazarlama, cunku bir zamanlar kimilerinin belki de "aman, koylu isi" diye oteledigi tarimin, simdi "organik" adi altinda sehir yasamina kadar girmesi kimi zaman ilginc geliyor bana. 

Cesitli imkanlar da dogdu bu ilgiyle birlikte. Ornegin bu ciftlikler size daha baska secenekler de sunuyorlar. Bir ciftlige haftalik diyelim ki 25 dolar oduyorsunuz ve onlar yil boyunca size her hafta mevsim urunlerinden yaklasik 4 kisilik bir ailenin haftalik tuketecegi kadar bir sepet hazirliyor. Ya da "organik yemek" uzere artik insanlar bahcelerindeki cimlerin yanina cesitli sebzeler de ekiyorlar. Hatta bazi organize olmus ve az yerleri bulunan  yerlerde komsular anlasarak kimi domates ekiyor, kimi misir, kimi biber derken sonra da ektiklerini degis tokus ediyorlar,  sonucta herkes ilacsiz meyve, sebze yemis oluyor...

 

Guzel degil mi?

 

 

GEDC0713

 

 

yazdan kalan

Hala yazda yasadigimi farkediyorum zaman zaman; kendimi su ana, simdiye getiremedigim zamanlar oluyor. 

Kendimi gecmiste kalmis karelere bakarken buluyorum ister istemez. Ama mutlu kareler, mutlu anilar bunlar, bakmasi ayri bir guzel!

 

June-July 2011

 

****************


June-July 2011

 

Biliyorum gececek, ve bunda dusen yapraklarin cok etkili olmasini bekliyorum!

9 Eylül 2011 Cuma

Okulda ilk gun!

Ha basladi baslayacak derken, Selim'in okulu sonunda basladi. Selim'in okula baslamasi bizim gunluk yasantimizda da pekcok degisikligin baslamasi demek oldu. Artik program yaparken onun tatil ve okul zamanlarini, okula giris cikis saatleri, onu okula birakma ve alma saatleri vs. gibi pek cok konuda pek esnek degiliz. Ama sikayet yok cunku Selim okulunu ilk gunden cok sevdi: eve gelir gelmez, defterini cikarip "annecigim dear mrs.L nasil yaziliyor?" diye sordu. Ogretmenine mektup yazacakmis hemen. Ben de donem sonunda yazarsin dedim, zira bir yandan yemek yapip bir yandan kendi isime gitmek icin hazirlanmam gerekirken bir de kocaman bir mektubu tek tek "spell" etmek o an icin hic de isime gelmedi dogrusu :)Selim okulunu sevdi, zira bunda Amerikalilarin yaptiklari her isi, bazen sahte bir sekilde de olsa ve sahte oldugunu bilseniz de, bir solen havasinda yapmasinin bir etkisi var saniyorum. Okulun ilk gununde okul suslenmis, kafeteryasinda velilere kahvalti sunulmusti. Ve iste Selim'in sinifinin onunden bir kare:

Ogretmenleri velilere su paketleri hazirlamislardi, hosuma gitti dogrusu... Paketin icinde bir poset yesilcay, mendil ve pamuk vardi :)


Ve ilk gunde heyecanli bekleyisle Selim... Bu duzgun kiyafeti eminim sene icinde t-shirt ve esofman alti sekline donusecek ama simdilik, okula jilet gibi haziriz!

Okulun baslamasiyla ogrendik ki sosyallesmenin bir parcasi olarak neredeyse yasadigimiz sehirdeki her cocuk buradaki futbol- bizdeki namiyla soccer- calismalarina katiliyormus. Isin guzel yani bu calismalarda yasadigimiz yerdeki tum ilkokullardaki cocuklar karisik bir sekilde takimlara ayriliyorlar ve cocuklar kendi okullari disindaki cocuklarla da arkadas oluyor. Selim malum genleri itibariyle ilk gunden futbolu cok sevdi, mavi takima dusmesi ise onu ayri bir sevindirdi :)))
6 Eylül 2011 Salı

malesef yine hissiyat...

Oncelikle saskinim diyerek basliyorum yazima. Boyle baslamak hic yoktu aklimda ancak ben yokken buralarda blogger'in bile cehresi degismis... Uzun zamandir yazmiyordum biliyorum ama zamanin bu kadar uzuuun oldugunu farketmemistim.
Aslinda dogru, bana oyle gelmese de ne de olsa iyisiyle kotusuyle kocaman bir yazi gecirdik oyle degil mi?

*** *** ***
Gece ruyamda elimi isiran kopegin acisiyla uyandiktan ve elimdeki aciyi bir bes dakika daha hissettikten sonra bu sabah kendimi eski bir sarki mirildanirken buldum:
...Uslandım artık uslandım artık Dilde var, dilberde yok Ah ışıldarken paslandım artık Dertliyim dertliyim çok...

Ozellikle isildarken paslandim artik kismini kendime yakistirdigimi farkettim sonra.
Bu siralar is konusunda cok buyuk bir isteksizlik hakim, kocaman bir yazi bos bos gecirdigimi dusunmek bana cok buyuk bir sikinti veriyor. Insanin calisabildigi ve calisamadigi donemler olabiliyor ama bu bana son zamanlarda daha cok calisamamak yonunde oldugu icin icim cok sikiliyor. Kendimi gereksiz ve yetersiz hissediyorum sirf bu yuzden...

Buralara sonbahar geldi sanki, bugun hava serin ve yapraklar hafif hafif kizarmaya basladi... Bu memlekette en sevdigim mevsim sonbahar zaten. Bunun disinda bu yazki turkiye gezimizde bir daha anladim ki bu memleketin cogu seyini aslinda hic sevmiyorum ben! Belki de icinde bulundugum ruh hali soyletiyor bunu bana ama bu aralar deli anne'nin de anlattigi ve bana da cogu zaman mutluluk veren seyler bile mutlu etmez oldu beni.

Selim ve Kerem'in varligiyla mutluluk yakalamaya calisiyorum. Selim'in yeni baslayacagi donemde ona destek olmak icin heyecanlaniyorum. Kerem'in gunluk sirinlikleriyle depresif olmamak icin zorluyorum kendimi, ama cogu zaman o kadar, baska birsey yok! Hayatimda degisiklik olarak dizilerin yeni doneminin baslamasini bekler oldum, o kadar yani!

Oysa ki yapilacak o kadar cok sey var ki... Aslinda hem iste hem de evde enerjik olabilsem yapmayi istedigim cok sey var ki... Ne lazim bilmiyorum, motivasyon mu, gercekten enerji mi, gercekten bilmiyorum; ama bilmeyi ve bu durumu cozebilmeyi cok istiyorum! Belki de is, ya da mekan degisikligi iyi gelecek, ama ikisi de su an icin hic kolay degil!

Su anda yine orada olsam... Eylul'de de o kadar guzeldir ki...