Pages

28 Ağustos 2006 Pazartesi

kisa kes Dallas havasi olsun!

memleketimin ahini almislar; neymis efendim gun boyunca havasi sik degisirmis!!! yok canim oyle degil, bu degidi artik ben "kisa kes Dallas havasi olsun" diye degistiriyorum.
Dallas'ta yasamaya basladigim ilk zamanlardan beri havasinin cokca degisken olusu dikkatimi cekmisti. Iki sene once sanirim gunluk guneslik ve de sicak bir gunun aksamustu dolu yagmisti ornegin; oyle boyle de degil, golf topu buyuklugunde dolulardi bunlar, hani disarida olsaniz kafanizi yaran cinsten. bir kere de oyle yine cok soguk olmayan bir gunde buz yagmisti. kar ve buzdan yollar cikilmaz hale gelmis ve okul bile uc gun tatil olmustu.
Ornekler cogaltilabilir... Gerci bir aydan fazla bir suredir burada muthis sicaklarla bogusmakta iken ve dun sabah da bu durum surerken, aksamustu gokyuzunu kaplayan bulutlar bize yagmur getirdi. Yagmuru, bulutlu, bulutlu ve yagmurlu havalari cok seven ben sevinemedim zira bunun yine bir aldatmaca oldugunu dusundum. Gece boyunca yagmur yagid oysa ki- o turkiye'de pek duymadigimiz, sanki gok yarilip ustumuze dusecekmis gibi hissettiren simseklerle birlikte elbette- ve bu sabah bulutlu, yagmurlu ve nispeten serin bir havaya uyanmak beni cok mutlu etti. Okula bir neseyle surdum arabayi. Ogleye dogru gittigim icin okula her zaman arabayi park ettigim parkta yer kalmamisti ve arabayi biraz daha uzakta olan bir park yerine park etmek bile beni mutlu etti zira yagmurda yurume firsatim oldu. Arabadan cikarken radyoda "feel the rain on your skin" diye bir sarki caliyordu.
buyuk bir mutlulukla arabadan ciktim ve yurumeye basladim; agzimda bir turku:
Feel the rain on your skin
No one else can feel it for you
Only you can let it in
No one else, no one else
Can speak the words on your lips!

Bir yandan da eskilere gitti aklim, o universite sinavi oncesi yagmurlu bir Sirince gezisi ve ayni gun yagmur sevdasina iliklerime kadar islanisim geldi aklima- elbette eve dondugumde annem cok kizmisti bana, hani ya hasta olursam da sinava girmezsem diye!- ve elbette her yagmur yagisinda balkondan bile olsa yagmura dokunusuma.
keske surse biraz daha... yagmura o kadar hasret kaldi ki bu topraklar bu sene birkac hafta ust uste yagmur yagsa kimse yakinmaz sanirim biraz once tv'de "good old rain" diye bahsediyorlardi hatta bugunku yagmurdan.
sevgili yagmur, biraz daha kal da bizi mutlu et oldu mu?
25 Ağustos 2006 Cuma

Nefise hanim...

Dedemin ozellikle son yillarda seslenisi anneanneme kulaklarima geliyor; ses tonu ve mimikleriyle "Nefise haniiim" diye. Ne tatliydi o seslenisler ve ben ne cok ozledim dedecigimi...
Ama bu ozlem apayri bir yaziya, ben anneannemi, bir zamanlar "ananas suyu" diyerek sevdigim -ne alaka demeyin, anneanne lafi bana nedense ananas suyu'nu cagristiriyordu-, nam-i diger Nefise Hanim'i yazacagim simdi.
Anneannecigimle konustum dun aksam, burada gece bir sulariydi, oralarda ertesi sabah dokuz sulari... Tebrik etmek icin aramistim; teyzecigimin vefatindan bir sure sonra anneannemle birlikte yasamaya baslayan kuzenim, universite sinavini kazanmis, istedigi bir okula- bolume gidecegi icin onlari tebrik etmek istemistim.
O gencecik sesiyle acti telefonu anneannecigim. Yillarin yaslatamadigi tek sey sesiydi belki de. Konustuk uzunca sayilabilecek bir sure; nese ile konustuk, mutlulukla konustuk; telefonu kapatirken onun sesi burkuldu sanki; kapattik ve ben bir sure agladim; onu ne kadar cok sevdigimi, ne kadar cok ozledigimi, yakin bir zamanda onu ne kadar cok gormek istedigimi, onun yavrumu, Selim'i ne kadar cok gormesini istedigimi dusunerek agladim.
Yillar, uzakliklar ona olan sevgili hic azaltmadi, daha da buyuttu aksine.
Canim anneannemin elinde buyudum ben. Her ne kadar ilkokul dorduncu sinifta onlarin alt katindan tasindiysak da, ayni sehirde yasadik uzunca bir sure ve ben her zaman gittim anneannemin- dedemin evine, cunku orayi ben hep kendi evim bildim.
Hep gurur duydum onunla; ilkokul ogretmeni olmasiyla, herseyden ote onun benim anneannem olmasiyla.
Beni cok sevdigini bildim hep, sevgisinden hicbir zaman suphem olmadi. Annemle aralarinin bozuk oldugu bir donemde ornegin, okula gelirdi ornegin anneannem beni gormeye, dersten izin isteyerek cikar, bahcedegi cardagin altinda oturur, konusurduk; kacak bulusan sevgililer gibi.
Kucuklugumu gecirdigim gunlerim yanisira, ada'daki yazlikta birlikte oldugumuz zamanlar da cok canli aklimda. en cok da muhabbetlerimiz; aksam ustleri cay yapip yaninda kek, kurabiye ya da cerezler esliginde yudumladigimiz zamanlar, mutlu cok mutlu anilar benim icin. Arada sirada kolkola girip sahilde yuruyuse cikardik onunla.
Guzel yazlar, guzel anilar...
Yalniz teyzemin vefatiyla degisti anneannem, daha bir icine kapanik oldu, sonrasinda hastaliklar, ameliyatlar...
Ama tum bunlar bizim o guzel iliskimizi degistirmedi hic, belki artik eskisi gibi sik gorusemiyoruz ama dunku konusmamizda farkettim ki, konusmalarimizin, muhabbetlerimizin tonunda hep ayni samimiyet ve sevgi var. Ve bu sevgi bana buyuk bir mutlulugun yanisira psikolojik olarak da doyum veriyor ve anneannemle iliskim konusunda kendimi cok huzurlu hissediyorum.
Ve umut ediyorum ki Selim'in de anneannesiyle boyle bir iliskisi olsun; yasanasi cok guzel birsey bu cunku.

bu da Selim'in geyigi...

Your Birthdate: January 5

You have many talents, and you are great at sharing those talents with others.
Most people would be jealous of your clever intellect, but you're just too likeable to elicit jealousy.
Progressive and original, you're usually thinking up cutting edge ideas.
Quick witted and fast thinking, you have difficulty finding new challenges.

Your strength: Your superhuman brainpower

Your weakness: Your susceptibility to boredom

Your power color: Tangerine

Your power symbol: Ace

Your power month: May

boyle de bir geyik buldum iste...

Your Birthdate: December 2

You're so intuitive, it's like you have a sixth, seventh, and eighth sense.
You connect with others freely and easily - and you tend to have many best friends.
Warm and caring, it's hard for you to close your heart to anyone.
Affection is like air for you - you need to give and receive it to survive.

Your strength: Your universal compassion

Your weakness: Your unpredictable mood swings

Your power color: Mauve

Your power symbol: Butterfly

Your power month: February
22 Ağustos 2006 Salı

sevimsiz bir yolculuk :(

konferansa gittik, geldik; yogun gecti, bakalim sonuclari sonra gorecegiz de benim yazmak istedigim bu degil.
tam gidis gunumuzde su ingiltere kaynakli olay patladi. biz bavullarimizi hazirlarken haberlerde yanimiza herhangi bir sivi ve kozmetik urunu alinmamasi ile ilgili duyurulari dinliyorduk bir yandan. ucaga binecegimiz dallas-fortworth havaalani kirmizi alarmdaydi, yani siki guvenlik onlemleri olacak siki siki aranacaktik.
iyi, peki diyerek ozenle bavullari hazirladik. bu arada Selim'le ciktigimiz ilk yolculuk oldugundan baya parca esyamiz olmustu. Ucagimiz sabah sekizdeydi ve biz alti sularinda havaalaninda idik, guvenlik konusunda erken gitmemiz onerilmisti, biz de erkenden gittik havaalanina.
havaalani kalabalikti, normalde olmadigi kadar; anlasilan herkes korkudan erken gelmisti. neyse, bilimum sacma sapan kontrolden gectik, ayakkabilar, saatler, takilar, bilgisayar, canta, kemer, Selim'in puseti de dahil olmak uzere hersey x-rayden gecti. bir yandan tum bu guvenlik onlemlerinin kabak tadi verdigini dusunsem de bir yandan, olan olaylardan sonra, acaba? diyerek hak veriyorum ama insani bezdirdikleri bir gercek!
neyse bunlar 40-45 dk surdu, tam ucagimizin kalkacagi yere gittik, ne gorelim, ucagimiz 3 bucuk saat ertelenmis, dile kolay uc bucuk saat! 8'de kalkmasi gereken ucak pilotlar tam dinlenemedigi icin 11 bucuga ertelenmis! isin komik tarafi bir saat sonra oraya gelen pilotlarin bundan haberlerinin olmayisi idi.
bizler de birsonraki ucaklara stand by olarak kaldik, kendi ucagimiza degil stand by'dan 11:20'deki bir ucaga bindik. Atlanta havaalanina vardigimizda saat ogleden sonra iki olmustu, perisandik, bir an ponce gitme planlari yaparken bavullarimizin diger ucakla geliyor oldugunu ogrendik... perisanlik, sinir, yorgunluk vs vs derken 4 sularinda otelimize gidebildik, ve ben apar topar zaten ikide baslamis ve aksam yediye kadar surecek olan bir toplantiya yetismek icin ciktim otelden.
gidisimizi buyuk bir yorgunluk, stres, perisanlik karisimi duygularla animsiyorum. kotu bir baslangicti vesselam!

yorgunum diye yazacaktim ama...

Dun ogleden sonra 2 ile 4:45 arasi bir dersim vardi. Egitimimin bu doneminde ders almak zorunda degilim ama bolumumuze yeni gelen ve alaninda bir hayli unlu sayilan -takdir etmek lazim adam henuz 33-35 yaslarinda ama simdiden full professor olmus ve ondan fazla birinci derecede onemli sayilan akademik dergilerde arastirmasi var- hocanin verdigi bir dersi kacirmak istemedigim icin bu hocanin dersini aldim. Basima is mi actim? Evet, ama buna degmesi umuduyla derslere girmeye basladim, yararli olacagina inaniyorum. Neyse, dun bu dersim saat bes sularinda bitti; sonra birkac asistanlik isi icin saat altiya kadar okulda kaldim, altida apar topar okuldan eve dogru ciktim cunku Sebo'nun saat yedide dersi vardi ve benim nobeti devralmam gerekiyordu -biriken sutler de cabasi tabii ki ;)-. Eve, geldim -Sebo cikti; Selim'le ilgilenme, birseyler atistirma, Selim'e birseyler yedirme vs. derken hic dur durak bilmedik. Yerde Selim'le oynarken -ve bir yandan da uyumasi icin ugrasirken- ne kadar yoruldugumu -yalniz o gun icin degil, kumulatif olarak ne kadar yoruldugumu- ve dinlenmedigim -yani hakkini vere vere bir tatil yapmadigim- surece bu yorgunlugumun da pek kolay gecmeyecegini dusundum; ve hatta "yorgunuuuum, yorgunuuuum" diye bagiran bir yazi yazmak istedi canim. Herneyse, bir dusunceydi ve gecti.
Daha sonradan Sebo'da ogrendigim kadariyla Selim ogleden sonra uykusunu biraz fazla kacirdigi icin aksam bir turlu uyumak bilmedi, tum aksam oyun ve ilgi istedi; gereken ilgi- izzet tarafimdan seve seve gosterildi. Normalde 9:30- 10:00 gibi uyur Selim, ama dun aksam uyumadi ve 10:15 civari eve gelen babasini karsiladi. Karsilama toreni bittiginde Sebo, evimize ilk giriste solda olan odanin kapisini niye acmadigimi, o odaya-ki kendisi bizim calisma odamiz olur- girip girmedigimi sordu; ben de hic girmedigimi soyledim, bir yandan da dusunuyorum niye girmedim diye. Herneyse bir vesileyle Sebo beni odaya soktu ve gordugume inanamadim, cooook ama cooook sevindim, mutlu oldum, mutluluktan kac kez Sebo'ya sarildim bilmiyorum.
O odada ne vardi? ....
Kirmizi guller degil efendim, yanlis tahmin :), zira kirmizi guller beni bu kadar mutlu edemezdi, Sebo bunu bilir ;).
Hadi daha fazla meraklandirmadan soyliyeyim, uzun zamandir hayalini kurdugum bir beyaz i.mac calisma masamin ustunde duruyordu. Uzun zamandir ben bu bilgisayarin hayalini kuruyor, ancak Sebo'nun ve benim henuz yeni sayilabilecek bilgisayarlarimiz zaten oldugu icin i.mac'e kavusacagimi -en azindan yakin zamanda- hic mi hic tahmin etmiyordum. Bu istedigimde yillardir bir mac'e sahip olma duygumun yani- sira su son donemlerde burada mac ve pc karsilastirmasi yapan reklamlarin da etkisi var tabii ki ;).
Her neyse, artik bir i.mac'im var ve surprizimi gorunce bende yorgunluk morgunluk kalmadi dostlar. Gece ikilere kadar macintosh dunyasini kesfe daldim ve mac'imi simdiden cok ama cok sevdim....

NOT: bu arada ben ciglik cigliga sevincten Sebo'ya sarilirken Selim'in halini gormeliydiniz!!! o da kendi capinda bagirarak, hemen hizli hizli emekleyerek bizim yanimiza geldi ve benim sevincime ortak oldu. Ama hali gorulmeye degerdi dogrusu, kipir kipir birseyler oluyor ya, kacirmamak lazim tabii digerek olayin orta gobegine daldi kendisi. Sonradan dusundukce guluyorum Selim'in haline, paylasti o da annecigiyle bu sevinci, ne sevinci oldugunu bilmese de :)))...
6 Ağustos 2006 Pazar
haftaya cuma yolculuk var atlanta'ya.
hazirlanmam gerek, hem is gorusmeleri hem de sunum yapacagim makaleler ile ilgili.
uf ufff canim da hic istemiyor.
cumbur cemaat, butun mahalle gidecegiz atlanta'ya. ben is gorusmeleri vs. seklinde terlerkene baba- ogul ortamin tadini cikaracaklar bizimkiler.
yani neyse ki atlanta; cok gezilecek gorulecek birsey yok diye biliyorum -oyle mi? bilenler bilmeyenlere anlatsin!- o yuzden cumadan sali gunune kadar surecek is gorusmeleri ve sempozyumlarla gececek zamana acimayacagim.
gecen sene bizim konferans hawaii'deydi oysa ki...
oy oy oy...
Selim'i de takiyoruz pesimize,sutten kesmemek icin, cocuk simdiden universite- konferans- bolum partisi vs gibi ortamlarda cirit atmaya basladi, kucukten bikacak bu ortamlardan; bu gidisle, "ya ne bunlar boyle, ben ressam olacagim" vs. diyebilir, desin, neyle mutlu olacaksa onu yapsin. (boyle de diyebilen bir annesi var, ne mutlu ona -ehem kendime de pay cikarayim degil mi ama?)
neyse iste butun bunlara hazirlanma, bir de su cekik milletiyle yaptigim bir makaleyi bitirme ve bir akademik dergiye gonderme telasi icindeyim.
su is arama durumlari cikti ya, olsun istedigim bir okul istiyorum, sikildim artik bitsin bu okul, yeni bir yer, yeni bir is olsun iste. Istedigim birkac okul var yirmiye yakin gorusmem arasinda, olsa keske...
dun benden bir donem ustteki arkadasin mezuniyeti vardi, gittik gorduk bu doktora mezuniyeti ne menem birsey oluyormus diye; guzel oluyormus su hood giydirme kismi pek cekici geldi bana, gizli bir seye uye oluyormussun gibi falanb; cok filmvari oldu ama iste oyle, ozendim; seneye bizim basimiza insallah dedim.
baska, baska... bugun tax free haftasonu bizim buralarda, yani yaptigimiz alisverislerde vergi odemeyecegiz, birseyler almaya cikmali bari, cok gec olmadan bir de bu kadar sey arasinda.
Selim'le Sebo horulduyorlar iceride, gidip kaldirayim ikisini de -canavar anne, cocugunu uykudan uyandiracak, diyenleri duyar gibiyim ;)- cikal;im bari biraz disariya,
ufff bunaldim,
cay koyayim
karpuz yiyeyim
disari cikalim
vs
vs
vs
hadi size
gule gule!

?

Simdi "dunyada onca sey olurken benim kendimden ve cok gunluk seylerden bahsetmem reva mi?" diye dusundugum oluyor...
uzuluyorum, sinirleniyorum; hatta oturup agliyorum kimi zaman.
ama hicbirsey degismiyor, degisecegine dair umudum da yok ne yazik ki.
ve ben kucuk dunyamda kucuk seyleri yasamaya ve yazmaya devam ediyorum iste oylesine...

su ve sabun savaslarinda son durum...

Seren bildirmis ;)

gelismeler...

Selim'le ilgili yazmak istediklerim cokca birikti aslinda, neyi nasil yazacagim, nereden baslayacagim karmasasi icinde birseylere baslayalim bakalim...
Yedinci ayini da doldurdu ya artik Selim herseyim de tam olarak farkinda bir bebek. Etrafini cokca ve dikkatlice gozlemliyor, hersey onun icin yeni, hersey onu sasirtmak icin yeterli. Nereye gidersek gidelim hemen cevresini dikkatlice tanimaya calisiyor ve onun bu halleri bizi fazlasiyla neselendiriyor.

Bugunlerde kesfettigi -aslinda bir, iki hafta kadar oldu- birsey de ayaga kalkmak! kendi boyuna uygun birseylere -hatta bazen duz duvara bile- birsekilde tutunarak ayaga kalkmayi beceriyor, ve sonra gucunun yettigi surece ayakta duruyor. Hatta inanamadigim bir durum gecen gece uykuda ayaga kalkmisti, yani sanirim uyku ile uyaniklik arasi bir durumdydi- ve o sekilde mizildaniyordu, yani nasil? diye sordum kendi kendime. Ayakta durmayi cok seviyor, sanirim biraz erken ama bu durumlarindan yakinda onun yurumeye baslayacagini dusunuyoruz. Yurume konusunda genetik onemli ise eger (bilmiyorum), annemin soyledigine gore ben dokuz aylikken yurumusum, Sebo da erken yurumus; bu nedenle erken yurume olasiliginin yuksek oldugunu dusunuyoruz. Simdi bile arkasindan takip etmek zorlasmisken yurumeye basladiginda neler olur diye dusunmek bile beni yormaya yetiyor :). Aman yanlis anlasilmasin, tatli yorgunluklar bunlar...
Heryeri kesfediyor ya akliniza hayalinize bile gelmeyecek seyler onun icin agzina sokulmayi bekleyen muthis nesneler. Bu nedenler etrafta ozellikle kucuk seylerin bulunmamasina ekstra ozen gosterme durumundayiz. Ancak agza sokulacaklar arasinda yine de favorileri oyuncaklari (bunda pek tehlike yok), kablolar (fise takili olmadigi surece orta karar tehlikeli) ve kagitlar (ben bunu cok tehlikeli grubuna sokuyorum) geliyor. Ornegin gecen gun annemle konusurken ben telefonda, kasla goz arasinda almis bir kagit agzinda guzel guzel yiyordu -ek besinleri bu kadar istahla yeniyoruz ama!-, hemen olaya mudahele etti sumuklu annesi tabii ki ;).

Bir de minik patikler'in de bahsettigi miyavlama, isteklerini immmimmm (nasil yaziya dokulur bilemiyorum ama ) seklinde sesler cikararak, mizildayarak belirtme hallerimiz var. Uyanik oldugu surece ilgilenmek gerekiyor; her ne kadar oyuncaklariyla kendini oyalasa da bir muddet sonra sikiliyor ve anne- babasinin ilgilisini bekliyor. Bu konuda bilgisayarlarimizdan nefret ettigini dusunmekteyim (ben oyle hissederdim sanirim) cunku o oyuncaklariyla oynarken biz de firsattan istifade is bitirmeye calisiyoruz laptoplarimizda. Bazen birseyler yaparken kucagima aliyor, oyle calismaya calisiyorum ama ne mumkun, Selim can klavyeye elleriyle vurmaktan buyuk bir keyif aliyor. Onun o halini gorunce bilgisayarla lisenin son doneminde tanismis bir insan olarak arada ne kadar nesil farki oldugunu dusunuyorum ister istemez...
Ne guzel ki Adam bebek gibi suyu cok seviyor Selim can. Siteya ait birkac havuz olmasina ragmen hijyen konusunda suphelerimiz oldugu icin biz Selim'i kuvette suya alistiriyoruz. Birlikte kuvete girip oynuyoruz saatlerce, hic sesini cikarmiyor bu arada, cok neseleniyor, guzelce oynuyor suyun icinde.
Yalniz dun kucuk bir vukuatimiz oldu. Selim'i soymustum, bezini de cikarmis bir halde besigine koydum, ki o sirada banyoyu hazirlamak icin birkac dakikaligina banyoya girdim. Selim'i yataginda biraktigimda yatagin kenarlarina tutunup ayaga kalkmis mutlu mutlu bakiyordu bana. Sonra Sebo'nun "Selim yatagina yapmis" nidalariyla yanlarina kostum, Selim hala biraktigim gibi duruyordu, ayakta, sadece cis yapmistir diye dusunurken icimden yatagin ustundeki birkac kaka parcasini gordum: Surpriiiiiz :))) Neyse ki baya kati bir formda oldugu icin temizlik sorunu yasamadik, ama komik bir surpriz oldu bu bize. Neymis? Bir kac dakikaligina da olsa alti acikken Selim yalniz birakilmiyor ve hatta mumkunse alti acik birakilmiyormus ;).

Kendi kendine ayakta durarak kendini oyalayacagi orumcek tipi birsey almistik Selim'e; cok tutmadi, ustunde bes dakikadan fazla kalmadi, pek sevmedi, geri verdik o yuzden; Selim bagimsiz takilmayi seviyor.
Bir de bu aralar giyinmeyi ve alt aldirmayi sevmeme durumlarimiz cikti, altini alirken dondugu icin ve onu cok zorlamak istemedigim icin alt alma olaylari cok zor hale gelmeye basladi. Eline dikkat cekici bir oyuncak vererek alabiliyorum altini ancak, ki cogu zaman bu ise yaramiyor, hemen donuyor yatagin ustunde emekleme pozisyonuna geciyor. Ayrica kiyafet degistirmek cok zorlasti, kiyafet degistiriken cok agliyor; basiyor yaygarayi. Bu nedenle bazen hic istemedigim halde gogsu islak islak geziyor oyle Selim bey.
Bir de lastik top gibi oldu Selim artik, hele o kafayo her daim biryerlere carpiyor, vuruyor, agliyor ama tekrar aksiyona son gaz devam ediyor; bu arada annesinin icin paramparca oluyor ama ne kadar dikkat edilse de Selim kafasini biryerlere carpacak bir yontem mutlaka buluyor.
Simdilik aklima gelenler bunlar; yaramazlikta bir numarayiz, cok kipir kipiriz, yerimizde duramiyor; firsat buldukca ayaga kalkiyoruz ve kafamizin ne kadar dayanikli olduguna dair denemeler yapiyoruz.
Selim'den haberler boyle...
1 Ağustos 2006 Salı

yine deadline...

Yine deadline ve ben blog yazmayi oturup makalemizin bir bolumunu yazmaktan daha kolay ve eglenceli buluyorum -bulmayan var midir acabana?-.
Yaklasik bir haftadir bu teslim tarihini biliyordum- hatta uc yazarli makalemizde bu tarihe karar veren kisi bendim-, ama hala soyle dogru duzgun kalem-pardon klavye- oynatmis degilim henuz.
Yaz rehaveti diyorum yalnizca baska aciklamam yok!
Simdi Selim de misil misil uyurkene iceride, e ne duruyorum ben, hadi calismaya;
deadline beklemez! (hele de diger iki makale yazari cekik kismindan olunca! -adamlar robnot gibi yaw, nasil beceriyorlar anlamiyorum?!?!?!?!?)