Pages

29 Şubat 2008 Cuma

Selim Subat 2008

***


Doggieee ve Selim




***


MISSION CONTROL (HOUSTON): Eagle, you are go for lunar landing.

EAGLE (SELIM): Roger, understand. Go for landing.




***


Dondurmaci geldi haniiim...




***


Bak keyfine yan gel de yat! Keyfin daim olsun oglusum!




***


Ve araba sevgimiz tum hiziyla devam etmekte:




***


Selim semsiylerle oynamayi cok sever, annesi de takilirsa uskudar'a gideriken diye baslarlar ve...




***


Gece saat 8; Selim bey sapkasini giymis, eldivenlerini takmis, cantasini bil almis, tam ayakkabilarini giyerken annesi yakaliyor: Selim ne yapiyorsun? Disariya cikiyormus beyimiz kar oynamaya :)))




***


Tuvalet okumalari, iyice dalmisiz okumaya... kaka ne alemde asil sen ondan haber ver Selim beeeey!




***


Ama anne yaaa, olmaz ki; yapilir mi bu adama yaaaa...




***


Abi adam kilot giyer, bizimkisi sozde abi alistirma kilodundayiz hala... (hos doktorumuza gore daha erkenmis bile




***


Banyo yapmak icin hicbir firsat kacirilmaz ve cumburlop suya dalinir:




Artik yilin artik gununde yazilmis bir artik yazi...

Bugun okula gelirken cidden biraz daha disarida dolassam donarim bu sogukta herhalde diye dusunuyordum ki yandaki derecenin -12'yi gosterdigini gordum. Birkacgundur suregelen -2, -3 ve en dusuk -6'lara alismistim ki -12 cidden kemiklerimi bile usuttu. Saniyorum hissedilen ruzgarla birlikte -12'den de dusuk bir derece... Ozetle: brrrr...
***
Bugun artik yilin, artik gunu :))) 19 Subat 2005'ten beri yazageldigim gunlugume bu artik gunde birseyler ciziktirmeliyim mutlaka. Hos her ne kadar medya "yuppi bir gun daha kazandik" :P yaygaralari yapsa da -cidden salak miyiz biz? yoksa insanlar sevinmek icin sebep mi ariyorlar?- aslinda benim icin hic mi hic birsey ifade etmeyen bir zaman dilimi... onumuze geleni yasiyoruz iste, hersey cok ama cok goreceli bana gore...
***
Stresli ruyalar goruyorum yine bu aralar, hani su uyandiginizda da tum gun yakanizi birakmayan, sizi bir ruh halinden otekine sokan, bogan, realiteyi sorgulamaniza ve bu sorgulamanin sonunda da alinize hicbirsey gecmeyen ve bunu gorunce daha da bogulmaniza sebep olan ruyalar. Uyandiginizda uyandiginiza mi uyudugunuza mi hangisine olduguna bilmediginiz ama yine de sizi birseylere pisman pisman eden ruyalar!
***
On gun kadar gec de olsa blogumun ucuncu yilina sapka cikariyorum efendim:
Meraklisina iste ilk blog yazim burada!
Not1: O zamanlar blogumun adi bir sumuklubocek gunlugu degil depression diaries (depresyon gunlukleri) idi, sanirim simdiki ismi daha iyi ;).
26 Şubat 2008 Salı

Dondum...

Bu sayfayi actim sik sik... Yazdigim yaziyi okudum defalarca; sonra yorumlarinizi okudum. Arkamda -sanal da olsa ;)- kocaman bir destegin oldugunu ve zaman zaman hepimizin boyle seyler yasayabildigini bilmek beni o kadar cok rahatlatti ki bilemezsiniz... Okudugum zaman hepinize ayri ayri tesekkur edecek gucu bulamadigim icin buradan kocaman bir tesekkur ediyorum size, cok ama bilemeyeceginiz kadar destek oldunuz bana. Hatta sirf destek olmak icin ilk defa yorum birakan arkadaslar bile oldu, tekrar cok tesekkurler!
***
Simdi, sizlerin de sayesinde biraz daha iyiyim.
***
Uzakta olmak, hani cok sikildiginda cikip bir arkadasinla sohbet edememek o kadar buyuk bir eksiklik ki anlatamam... Hani patlamamak icin ara ara havasini aldirmasi gerekiyor insanin iste onu yapamiyorum ben bu aralar. Onumuzdeki hafta burada bahar tatili -bahar geldi mi? disarida hala kar yagiyor oysa-, bu streslerimizden arinmak uzere kucuk bir tatile cikmaya karar verdik; hepimize, ozellikle de bana iyi gelir umarim.
***
Sorunun bende oldugunu farkettim ya, Selim'le de iyilesti aramiz, en azindan yasadiklarimi ona hissettirmemeyi ogreniyorum. Ona baktikca iyi olmam icin en buyuk sebebin yanibasimda oldugunu animsiyorum.
***
O ise bu aralar cok tatli; buyudukce, dillendikce, kendi kisiligini buldukca daha bir tatli hale geliyor sanki -kargaya yavrusu kuzgun gorunurmus hesabi ;)-. Ornegin gecen gun onu kresten almis evimize donuyorduk. Asansoru cagirmak icin her zamanki gibi Selim dugmesine basti, asansore bindik, cikiyoruz. Cikarken Selim bir bana, bir babasina bakti, baktii ve soyle dedi: baba buyuuk, anne buyuuuk, Selim kucuuuk (tabii bunu Selimce lehcesiyle soyluyor). Bir yandan cok komik geldi, bir yandan gozlerim doldu, kendi kendine durup boyle bir cikarim yapmasi gozlerimi yasartti. Ah o an kamerayla cekilmeliydi...
Biliyorum, aslinda bu aralar gozbebegim'e yazilacak o kadar cok sey birikti ki...
***
Son bir not: sizleri seviyorum!
21 Şubat 2008 Perşembe
Kendimden ve Selim'e davranis seklimden nefret eder, bu cocugu haketmedigimi dusunur hale geldim.
En kucuk hatasina bile cildirmiscasina bagirirken buluyorum kendimi... tamam, tamam diyerek beni sakinlestirmege calisiyor, geliyor yanima ocur diderim annecicim diyor, yanagima bir opucuk konudurup beni yatistirmaya calisiyor. Bu haline ve kucucuk yuzune, ellerine bakip aglamaya basliyorum, yuksek sesle agliyorum, tekrar geliyor yanima tamam tamam diyor. O sevgiyle yaklastikca ben sucluluk duygusuyla daha cok agliyorum
Bu aksam Selim ve ben yalnizdik ve koca bir aksam kendime daha fazla dayanamayacagimi anlayinca Selim'i zorla uyuttum, uyurken gozbebeklerinde yaslar vardi...
***
Ciddi anlamda baya gec bir dogum sonrasi depresyonu yasiyorum galiba, en buyuk kotulugu de yavruma yapiyorum...

Annelik ve ben...

Cocuk sahibi olmak ne garip bir duygudur hala anlamlandiramiyorum. Hicbir zaman annelik hayalleri kurmamis olan ben simdi ustume aldigim bu kimligi bazen igreti tasidigimi dusunuyorum.
Buyumesiyle birlikte sorumluluklari da artan ogluma -bu kelimeyi yazarken 30 sn dusundum yavrum mu, cocucugum mu, oglum mu, ne diye- kimi zaman -son zamanlarda siklikla yetersiz geldigim dusuncesiyle yatip kalkiyorum bu aralar.
Sevgi ve egitimi ayird etmege calisirken onu kirip uzuyor muyum, acaba ben kotu bir anne miyim dusuncesi son zamanlarda siklikla geliyor aklima.
Bir yandan calisma ortami, bir yandan eve geldigimde dinlenme ihtiyaci derken acaba onun isteklerine zaman zaman duyarsiz mi kaliyorum endisesi canimi sikmakta bu aralar.
Yemegini illa da masada bizimle yemesini, yemese de oturup eslik etmesi gerektigini ogretmege calismak gereksiz bir caba mi? Onun dolan gozleri, bukulen dudaklari gozlerinden akan yaslari cidden deger mi bu cabalara?
Aglayarak birsey istediginde hemen vermeyip once birseyi aglamadan istemesini ogretmeye calismak da mi gereksiz?
***
Bilmiyorum...
Tek bildigim bugunlerde annelik kimligimi pek de iyi tasiyamadigim...
19 Şubat 2008 Salı

Basliksiz

Bir sure ara verdikten sonra yazmak zor geliyor insana. Cok da degil aslinda topu topu bir hafta yazmadim...
Yogun gunler geciriyoruz. Gecen hafta New York eyaletinin kuzeyine dogru kisa bir seyahat yapti. Kisa olmasina karsin yogun ve yorucu bir seyahatti. En guzel tarafi kisa bir sureligine de olsa yakin arkadasimi gordum, hasret giderdim. Cidden cok ozlemisim canan bir arkadasimla birlikte olmayi. Karda kista bizi ofisinde agirladi arkadasim sagolsun.
Bol karli bir geziydi, kar, kis soguk derken ugradigimiz yerlerden birinde tum agac dallarinin kristal buza burundugu bir ormanin kiyisindan gectik, super bir manzaraydi ama fotograf makinemiz o anda arabanin bagajinda kaldigi icin o manzaralari yakalayamadik.
Donup de rutinimize basladigimiz zamanlarda su universitede ates acma olayi ses buldu haberlerde. Bir anda etkilendim aslinda her an hersey olabildigine gore ayni olayin birgun benim sinifimda da gerceklesme dusuncesi tuylerimi urpertti. Aslinda bu dusunceye yakalanmam bu olayin gectigi okulla is icin gorusmus oldugum gercegiydi bir yandan da.
Hos gecen sene olan olaydan sonra da sinifta yasadigim bir olay beni korkutmustu aslinda. Ogrencilerimin tum sinifin onunda sunum yapacagi bir gundu. Gruplar halinde yaptiklari bir sunumda sira bir ogrenciye geldiginde sessiz, sakin gorunuslu genc adam siniftaki bilgisayarda cikan bir komuta -sistem bilgisayari kapatsin mi turunden bir soruydu- yanlislikla evet diye basip bilgisayari kapatinca bilgisayarin tekrar acilmasi, sunumlarinin yuklenmesi derken bir bosluk oldu. Bu boslukta ben de tamamen saka amacli "bu firsattan istifade sarki soyleyebilirsin bize" gibisinden gayet masumane hicbir tenkit icermeyen -simdi soylemeseymisim belki daha iyiymis dedigim- bir cumle sarfettim. Bunun uzerine bu genc cocuk birden buyuk bir hizla kendi kafasina vurmaya baslayip "ben aptalim, ben aptalim" diye yuksek sesle bagirmaya basladi. Soke olmustum ne oldugunu kavrayip podyuma dogru ilerledim ve sakin olmasini, bunun onemli birsey olmadigini, korkulacak, cekinilecek, utanilacak bir durum olmadigini, izah ettim ama cocuk kafasina vurmaktan sersemlemis bir durumdaydi ve kendisinin degil grup arkadaslarinin devam etmesini istedim sunuma.
Ama benim icin cidden cok sasirtici bir olaydi ve sonrasinda dusununce cocugun ruh halinin cidden iyi olmadigini anladim. Iste kendisine boyle yapan bir kisi pekala eline silahi alip bize de yoneltebilirdi.
Yeni vurulma olayinda yine bunlar canlandi zihnimde. Abarti gelecek belki ama insan bunlari dusununce sinifa nasil girerim diye dusunuyor.
...
Bu aralar romantik havalara da giriyorum ister istemez -hos depresyonik hallerle birlesince ortaya pek de guzel bir ruh hali cikmiyor-. Romantik havalarimin nedeni pbs'de Jane Austen eserlerinin yayinlandigi bir ay olmasi ve benim favori BBC versiyonu Pride and Prejudice dizimin tekrar yayinlaniyor olmasi. Sanirim bu dorduncu izleyisim, hala yer yer heyecanlanip, yer yer sabirsizlik gostererek diziyi ve agzim kulaklarimda Mr.Darcy'i izledigime gore artik bu eserin bir dvdsini edinmem gerekiyor diye dusunuyorum, ne dersiniz?
10 Şubat 2008 Pazar

sumuklu HANIM

Kendimi pek feminen bulmadigimi yazmistim saniyorum bir zamanlar. Her ne kadar bu fikrim cok fazla degismediyse de son zamanlarda davranislarimda klasik hatun kisi izleri gormek beni sasirtmaya basladi.
Ornegin dun evde gayet depresyonik bir halde tum gun yattim, uyudum, uyandim birsey yapmadan tekrar yattim derken biraz da bu halimi degistirmek amaciyla bugun alisveris merkezine gittik. Suna buna bakarken kendime hic de hesapta yokken uc gomlek ve bir pantalon aldim. Beni sasirtan boyle alisverisle birlikte ani bir ruh hali degisimi yasamam ve mutlu olmam oldu. Yani basbayagi alisveris etmek beni mutlu etti. Hani sikintin olunca git alisveris yap mutlu olursun dedirtecek cinsten.
Bir diger ornek eskiden yalnizca gumus ya da bijuteri tarzi takilara olan ilgimin yavas yavas daha degerli madenlere kaymasi. Son zamanlarda kendimi bu tarz takilari alir, takar ve vitrinlerin onunde birkac dakika gecirir halde buluyorum. Benim icin cok farkli bir gelisme, needeyse "diamonds are a girl's best friend" sozlerini dogrularcasina :).
Gercekten, bu aralar bana birseyler oluyor ama ...

Bir not

Bugunlerde Selim son Turkiye gezimizden getirdigimiz Turkce birkac cizgi filmi -ozellikle Nemo'yu- izlemekten ve elbette buyumesinden dolayi az bucuk duzgun cumleler kurmaya basladi.
Ornegin bugun yemegini yerken kendi kendine "adam geldi aldi gitti" dedi. Kendi kendine Nemo'da olanlari anlatiyordu. Sonra alisveristeyken babasiyla birlikteydi "annem nerde" diyerek beni aradi. Son zamanlarda boyle ornekler cogalmaya basladi.
Krese gitmesiyle birlikte ingilizce kelime haznesi de gelisiyor ama bir sekilde ikisinin farkli diller oldugunun farkinda. Saniyorum krese baslamasinin turkcesini engelleyecegi dusuncemiz aslinda cok da yerinde degilmis.
Not etmek istedim...
8 Şubat 2008 Cuma

uyku biraz uykuuuu....

Ne zaman var ki soyle derin bir uyku cekemiyorum. Bu konuda son zamanlarda basvurdugum carelerden biri ise su gece icin olan agrikesicilerden almak. Hergun olmasa da iki gunde bir yapiyorum bunu. Uykum geliyor gelmesine de o vakti gecirdigimde yatakta dort donuyorum. Olmuyor, kalkiyorum, kitap okuyorum -sonra niye kitap yazamadigimi sorguluyorum :)- daha da sikiliyorum televizyon izliyorum bu genelde pbs'te bir belgesel oluyor. Ornegin gecen aksam su programi izlerken kendi soyagacimi pek de bilmedigimi animsadim tekrar -bunun ilk farkina varmam Ayse Kulin'in Veda adli kitabini okurken oldu. Anneannemin annesini gormustum (buyukanneannem) onun esini biliyorum. Anne-dedemin babasini biliyorum ama annesinin ismi hakkinda hicbir fikrim yok. Babaannemin anne ve babasini biliyorum ama baba-dedemin ne annesi ne de babasi hakkinda fikrim var. Oysa bilmek isterdim kimlerdir, ne yaparlardi, hep dogduklari topraklarda mi yasamislardi, yoksa baska biryer miydi gercek yuvalari, meslekleri neydi, nasil insanlardi, nasil yasamislardi, nasil olmuslerdi. Bir ara bunlarla bogustum, nasil arastirabilirim diye dusundum, kafa yordum, Turkiye'ye gittigimde arastirmak uzere bir kenara koydum.
Sonra hernasilsa uyuyakalmisim.
***
Uyudum uyumasina da her sabah 6'da kurmadigim halde beni uyandiran ayakli saatim gelip yanima "annem, annem" diye beni uyandirinca ve sebo'nun oyalama calismalarina karsilik vermeyince, gozlugumu getirip kalk kalk diye basimda konusunca ister istemez uyandim tabii ki.
***
Anlayacaginiz benim uykusuzluk durumlarim kucuk ayrintilar disinda hemen hemen hergun bu sekilde seyrediyor. O sekilde olmazsa bu sekilde uyuyamiyorum, uyusam da farkli bir sekilde uyaniyorum, gunduz uyumak icin bir zaman bulamiyorum derken bu siralar tek takintim, yapmak istedigim en onemli sey derin bir uyku cekmek. Hani soyle basimda davul calsa uyanmamacasina.
Hani soyle bir kenera kivrilsam da misil misil uyusam...
Mi-sil mi-sil uuuuy-kuuuu...
6 Şubat 2008 Çarşamba

Gozlerimi bu dunyaya kapatmadan yapilacaklar listesinden bir madde

Yapmak istediklerim listesinde o kadar cok sey var ki, ne kadarini tamamlayabilecegim acaba gozlerimi bu dunyaya kapattigimda?
Bunlardan bir tanesi ise kitap yazmak :))) Hos, bir tane ciltli tez kitabim var bir kenarda, su asirma (intihal mi diyorlardi?) tezlerden de degil hem de, herseyini, o cok sikici formatina kadar bizzat kendi yazdigim tezim, ikinci cocugum :). Ama benim listemdeki kitap o degil. Benimki basmaya degecek bir roman yazma istegi. Her roman okuyusumda "ben de, ben de yazmak istiyorum" dedirten bir istek.
***
Istek var ama yetenek yok :)
Bence yazar olmak calisma oldugu kadar yetenek isi cokca da. Yetenek diyorum cunku o cumleleri bir araya getirmek bambaska birsey.
Dun elimde okudugum romanda o kadar cok emek farkettim ki istegim olmasina karsin hicbirzaman bir roman yazamayacagim da dank etti kafama. Emek gozlemden ve bu gozlemin okuyucuya aktarimindan geliyor. Bir kuafor salonunu ornegin oyle yazmis ki yazar kisi kendinizi o anda o kuaforde bekleme koltuklarinda bulup etrafi gozlemliyor sanirsiniz. Iste ben bunu hicbir zaman yapamam.
Hep bir eksik vardir benim anlatimimda, ozellikle de sifatlari kullanmamda. Sifatlari kullanamam ben, kacar benden sifatlar sanki iskence ederim ben onlara.
Kapi derim ornegin, anlamasini isterim tek bir "kapi" deyisimden karsimdakinin o kapinin tahta, mavi, boyasi yer yer dokulmus, metali kuflenmis bir tokmagi ve bu tokma ga asilmis uc tane kucukten buyuge dizilmis, birbirine bagli bir cingiragin oldugu ege'deki bir koy evine ait bir kapi oldugunu.
Sonra cumlelerim de cok devriktir. Turkce dilbilgisi derslerinde cok zorluk cekmemisimdir ama bu yine de degistirmemistir ozne, nesne, ve yuklemden olusan siralamayi hep kulakardi etmemi.
Zordur benim icin birseyi anlatmak, hani tam kafamda kurguladigim sekliyle anlatmak.
Gunluk hayatta da cok konuskan olmamam da bu yuzden galiba. Nasil olsa anlasilmiyorum diye dusunuyorum belki de kafamin arkada bir kosesinde.
Iste bu sebeplerle ben bir roman yazamayacagima karar verdim yine dun aksam. Bu karari verdim ya artik zamanidir kafamda dolasip duran roman olmayi bekleyen kucuk hikayecikleri silip atmanin.
Ve elbette gozlerimi bu dunyaya kapatmadan yapilacaklar listesinden "roman yazmak" maddesinin ustunu karalamanin.
Not: Karalamak dedim de bu islem tukenmez kalemle degil yazmaktan iyice kuculmus bir ucu olan tepesindeki silgi isirilmis ve metali egilmis bir kursun kalemle yapilacak. Ama ben sadece kalem diyecegim ona, bilmem anlatabildim mi?