Pages

31 Ekim 2009 Cumartesi

Google Halloween

Gune eglenceli ve tatli bir baslangic oldu benim icin, kucuk seyler insani mutlu etmesi guzel :)

Google'da acilis sayfasi:



Ustune bir tik ve:



Bunun da ustune bir tik ve:



Hadi bir daha tiklayalim:



Sanirim doydum sabah sabah sekerlerle :) Tesekkurler Google!

Bu arada biz evimize donduk, it is great to be back!
19 Ekim 2009 Pazartesi

Lizbon yazilarina bir ara ve Mim...

Mimlenmeyi (benim deyimimle ebe-sobe) sevdigimi soylemistim degil mi? Sagolsun :) sevgili Ayse mimlemis beni "bloglama" uzerine.
Here we go:

1-Bloguna neden bu ismi verdin?
Aslinda blog ismim birkac surecten gecti benim. Ilk baslangicta -henuz doktora ogrencisi oldugum donemde- 2005 yilinin Subat ayinda, psikolog tarafindan depresyonda oldum tescillenen bir donemde belki yazarak biraz rahatlarim diye baslamistim blog yazmaya ve 'depression diaries', yani depresyon gunlukleri ismiyle yazmaya basladim.
Sonra, kendimi iyi hissetmekle ve tedavimin bitisiyle birlikte "bir sumuklubocek gunlugu"ne gectim, bu arada Selim icin ayri bir blog actim "gozbebegim" adiyla, Selim'in de dogmasiyla... Sonra Selim'in blogunu da kendi blogumla birlestirdim, Kerem'in de gelmesiyle yazdiklarimin icerigi de daha cok kendimize yonelik olunca "bir Sumuklubocek ailesi" olduk biz de :)))


2-Blog yazarken star tribiyle istediğin,olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

Yok sanirim, yeter ki modunda olayim. Bir ara illa ki yazdiklarima uygun bir resim koyayim takintim vardi ama baktim bu takinti yazmama engel oluyor, hani resim olmazsa yazamam diyerek, ben de vazgectim bu durumdan :)


3-En son satın aldığın garip şey?

Neyi "garip" diye nitelendirdigimize bagli olarak degisen bir soru olsa da bu, dusundum de sanirim pek garip birsey almadim su siralar.
Iki-uc hafta once soyle birsey almistim, pek garip sayilmaz ama benim icin siradan olmayan, her zaman almayacagim birsey.


4 -Şeker gibi olduğun anlar?

"Me time" alip, soyle kendi kendime yalniz basima iki-uc saat kitap okuyabildigim ya da disariya cikabildigim bir gunun devaminda seker gibi olurum kesin ;)
bu pek olamiyor bu aralar malesef :(

5-Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
Simdi sen ne doktorusun? :)))
medikal doktor degilim valla...


6-Aynaya bakınca gördüğün?

Kerem'den sonra catlayan ve hala erimeyen gobegim :)))


7-Kendini okutan blog dediğin?

unlike mine, orijinaller seyler yazan ve bol fotolu olan. simdi "orijinal"ligi de tanimlamak gerekecek ama...


8-Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?

su siralar sikca takildigim "Borders" kitapcisi ve elbette cocuk parklari :)

Ben de simdi Kuaybe'yi sobeliyorum! Hani yazmaya tesvik olsun diyerekten ;)

Belém

Dun Lisbon merkeze yakin tarihi Belém beldesini ziyaret ettik. Burasi gercekten de Lisbon'un icine gore daha tarihi duruyor. Not etmek gerekirse Lisbon gordugum diger avrupa sehirlerine gore yeni binalarla dolu bir sehir. Bu acidan da Turkiye'ye benziyor aslinda. Onlar da bizim gibi eski binalari yikip yerine yeni beton apartmanlarla doldurmuslar her yeri. Bu acidan Belém beldesi cok daha eski ve tarihi duruyordu.
Benim Belém'de gormeyi ilk hedefledigim sey elbette ki 1800'lerin ilk yarisindan beri hizmet veren pasteneyi gormek ve pastalarindan tatmakti :). Ancak bu beldede elbette gitmisken birbirine cok yakin yurume mesafelerinde olan Jeronimos manastirini, "Padrão dos Descobrimentos"u -monument to discoveries- ya da kesifler icin yapilmis olan heykeli, ki sanirim bu heykel en onemli turist ziyaret merkezlerinden biri cunku bildiginiz gibi -hadi bakalim ortaokul-lise bilgilerimizi tazeliyelim Prince Henri'nin destegiyle Vasco da Gama -Hindistan'a giden deniz yolunu bulan-, Bartholomeu Dias -Umit Burnu'nu kesfeden-, Ferdinand Magellan -Sili'nin guney burnunu kesfederek dunyayi deniz yoluyla dolasan ilk denizci- bu Belem limanindan acilmislar kesiflerine. Bu sekilde bakinca ayri gorunuyor Belem beldesi insanin gozune. Burada yine not etmeliyim ki tum bu kasifleri mali acidan destekleyen Prens Henri'nin kendisinin hic denize acilmamis olmasi ayrica ilginc elbette. Bir de sehrin en cok fotograflanan binasi -ne ilginctir ki ben yakindan fotosunu cekmedim :)- Belem kulesi var -Tower of Belem- burada. Diger fotograflari koyacagim ama Belem kulesinin zeten yakin fotosunu cekmedigim icin internetten buldugum bir fotoyu ekliyorum:



Burada Turkiye'de de olan Dia marketlerine ugrarsaniz -TR'de DiaSa saniyorum- uzerinde Turkce yazan pekcok sey bulmak mumkun. Zannediyorum Dia Ispanya, Portekiz ve Yunanistan'a ayni urunleri yapiyor.

ABD'den Turkiye'ye ya da herhangi bir ulkeye gittiginizde ilk dikkatinizi ceken seylerden biri sigara icenlerin coklugu oluyor. ABD'de sigara icenlere pek sik rastlamadigimiz icin bu encok rahatsiz oldugumuz, hele de bebekle birlikte, konulardan biri. Bir de gordugumuz kadariyla burasi ABD'ye kiyasla hic de "kid friendly" olmayan bir yer. Arnavut kaldirimi yollarinda puset cok zor suruldugu gibi hemen hemen hicbir kaldirimda puset ve tekerlekli sandalyeler icin yokuslu inis cikislar yok. Pusetle gercekten yururken cok zorlaniyorsunuz. Bir de -yine ABD'den farkli olarak- etrafta pek cocuk/bebek goremediginiz icin insanlar kapilari acarken, siraya girerken vs pek de yardimci olmuyorlar :(((.

Gozlemledigim bir diger konu her yerde -duvarlarda, bina duvarlarinda, kopru duvarlarinda, trenlerin ustunde vs vs vs graffiti'lerin coklugu. Cidden cok fazla dikkatinizi cekiyor ve goz kirliligine sebep oluyor. Yukarida bahsettigim unlu heykelin bir ucunda bile graffiti gordugumu ve "artik pesss!" dedigimi soylemek istiyorum!

Etrafta ayni TR'deki gibi cingene asilli dilenciler var. Devlet sirf cocuklarini dilendirmesinler, okula gondersinler diye cingenelere ayda 400 euro yardim yapiyormus ogrendigim kadariyla. Zannediyorum cingene nufusu Avrupa'nin bazi ulkelerinde onemli bir sorun. Universitede tanistigim bir Cek arkadasim Cek cumhuriyetinde de cingenelerin bir sorun oldugunu soylemisti yillar once. TR'de de ustu basi biraz duzgun olmayan biri gorse "bu cingene mi?" diye soruyordu hemen :).

Lizbon ustune gozlemlerimizde tekrar bulusmak uzere efendim...

Obrigado -Tesekkur ederim ;)
17 Ekim 2009 Cumartesi

Sumuklubocek Lizbon'dan bildiriyor 1

Persembe ogleden sonrasi itibariyle hayli yorgun bir sekilde Lizbon havaalanina indik.
Yorgunlugumuzun sebebi hem onceki geceden uykumuzu alamayisimiz hem de Boston-Frankfurt-Lizbon yolculugunun da bir hayli yorucu gecmis olmasiydi.
Yolculuk cocuklar acisindan dusundugum kadar yorucu olmasa da- Selim once birkac cizgi film izledikten sonra uyuyakaldi, Kerem de bebek yataginda yatti yolculugun cogunda, bir ara kalksa da bizi fazla yormadi- asil yoruculuk cocuklar icin yanimiza aldigimiz -gerekli olabilecek esyalari tasimaktan kaynaklandi. Yolculukta ihtiyacini duyup da "neden almadik ki!" diye hayiflanmak yerine "iyi ki almisiz" demek uzere ihtiyacimiz olabilecek herseyi, dusunebildigimiz kadariyla hem bavulumuza hem de yanimiza alinca, bunlara bir de Sebo'nun bilgisayari, benim bilgisayarim, okuyacagimiz makaleler ve bunlari koydugumuz iki ayri sirt cantasi eklenince bir o kadar da yanimizda esya tasidik.
Not1: Okyanus asiri yolculuk bir de esyayla daha da yorucu oluyor!
*** *** *** *** ***
Lizbon havaalanina iner inmez ilk izlenimim: Izmir havaalanina benziyor diye dusunmek oldu!
Havaalanindan cikinca, balkonlarindan camasir sarkan apartmanlari, palmiye agaclari, Ekim ayindaki 28 derece sicakligi, Levanten ve Rum'lardan kalma binalari andiran binalari ve hatta birkac gecekondu goruntusuyle bu izlenimim pekisti, evet burasi Izmir'in Avrupa'daki esiydi :).
Lizbon'a yakin iki tatil beldesi Cascais ve Sintra ise siz deyin Cesme, ben diyeyim Kusadasi, sanki iki Ege beldesi :)
Lizbon'un insanlari da bir bassehirde yasiyor gibi degiller, gayet telassiz ve yavas akan bir hayat var sanki burada. Sokaklarda sikca rastladigimiz coffee house gibi yerlerde devamli oturan, kahve esliginde muhabbet eden her yastan insana gunun hemen her saati rastlamak mumkun.
Espresso tarzi kahvelerinin yaninda guzel hamurisleri oldugunu da belirtmeliyim, hamurislerinin bollugu ve puding/muhallebi tarzi tatlilariyla da Turkiyeyi sikca animsatiyor Portekiz.
Iki gunluk gozlemimle, gecekondularindan, sokakta satilan kestanelerine, disarilarda sigara icen ve kaldirimlari izmaritle dolduran insanina kadar Turkiye'ye benzeyen Portekiz'e bakip, ilk bakisla -herhangi bir ekonomik analize girmeden- neden Turkiye de hala AB icinde degil diye dusunmeden edemiyor insan.
Lizbon'dan detaylari yazmaya devam edecegim...
11 Ekim 2009 Pazar

nihayet bir yazi daha :)

Kerem'in buyuyunce sitem etmesinden korkuyorum: "abime bir suru sey yazmissin benim niye yok?" diye :)
Evet, yazma konusunda, ve daha bircok konuda, tembelim bu aralar. Dogum rehavetini bir turlu atamadim galiba. Oysaki tabagimda bitirilmesi gereken bir suru is var, ve en onemlisi kabule yakin bir makelemi duzeltip yollamam gerekiyor ki bu saatten sonra red edilirse cok uzulurum...
Gunler cok cabuk geciyor oysa, yine keske gunler 48 saat olsa dedigim bir zaman dilimindeyim. Belki de yilin en sevdigim mevsimini yasiyor olmamizdan bu cabukluk. Etraf o kadar guzel ki bu aralar, her bakisimda fotograflik bir kare yakaliyorum kendimce. Kirmizi, turuncu, sari ve kahverenginin pekcok cesitli tonlarina bayiliyor, yagmurlu havalarin kokusunu bol bol icime cekiyor, Selim'le mese palamutu ve yaprak topluyorum. Ancak ve bu renk renk agaclarin kisa bir sure sonra yapraksiz kalacak olmasi ve kemiklerimize kadar usuyecegimiz gunlerin gelecek olmasinin gercegiyle "keske bugunler biraz daha surse..." diye hayiflaniyorum kendimce.
Klasik olacak ama Kerem buyuyor, iki ayi bitti gecti bile... Masaallah simdilik bizi pek fazla zorlamayan -gece kalkmalarina artik zorlama diye bakmiyorum, onlar bebekli bir hayatin olmazsa olmazi cunku :)- bir bebek Kerem. Halinden dolayi arada "tombik" ve bakislarindan dolayi da "boncuk" diye de cagiriyoruz onu. Bu aralar -aslinda cok iki haftadir- baya bilincli bir sekilde gulumsuyor bize. Bizi -beni, babasini ve abisini- gayet iyi taniyor. Sabah oyun modunda oldugu ve etrafa gulucukler sactigi bir saati var ornegin.
Abisinin sevme adi altindaki her turlu iskencesine de -dozu fazla olmadigi surece- gayet hosnut bir sekilde katlaniyor. Selim ise simdilik kiskancliktan cok sevgi gosteriyor Kerem'e ki bu da sevindigimiz birsey. Yalniz eskaza Kerem'i mesela "guzel oglum benim" diye seversek hemen gelip "ben de guzelim degil mi?" diyerek kendini hatirlatiyor :))). Oysa ki onu unutmamiz mumkun mu?
Bir dip not: Ikinci cocuk olunca birincinin sevgisi hic azalmiyormus, ikinciyi de en az birinci kadar sevebiliyormus insan.
Aslinda unutmayip yazmaliyim dedigim cok konu var ama yazmadikca unutuluyor malesef. Daha sik yazmayi, hem Selim hem de Kerem icin kayit tutma acisindan hatirlatmaliyim kendime.
Bu arada Selim simdilik krese gitmiyor. Kresteki bir olay sonucu kresi biraktirdik Selim'e; bu donem birkac seyehatimiz olacagi, hem de kasim ayindan itibaren tatil donemleri baslayacagi icin yeni bir krese baslamadi. Onun da evde gunleri bol oyunlu geciyor.
Seyahat dedim de bu hafta icinde onbes gunlugune Portekiz, Lisbon'a gidecegiz ailecek. Aslinda Sebo da ben de PhD seminer dersi verecegiz, ancak Sebo'nunki daha uzun surecek bir ders oldugu icin bir kisminda ben cocuklarla gezmeye calisacagim Lisbon'u. Ancak henuz iki ayini doldurmus bir bebekle bu seyahatimiz nasil olacak tam kestiremiyorum. Selim'le ilk sehir disi gezimizi Selim yaklasik 7-8 aylikken yapmis, onda da ulke disina cikmamistik. Bebek ve uzun ucak seyati gibi konularda onerileriniz varsa bekliyorum efendim.
Yarin da Kerem'in iki aylik asilari vs. var bakalim bu donemde dort bes tane asi aliyor bir seferde bakalim bunyesi nasil karsilayacak Kerem'in? Hatirladigim kadariyla Selim'de cok sorun olmamisti.
Onu da yazayim, bunu de ekleyeyim derken gayet kopuk bir yazi oldu ama idare edecegiz artik ;)

Bu da boncuk bey:


 
Posted by Picasa