Pages

31 Aralık 2009 Perşembe

Bir ani

Bugun ogle vakti yagan kara kucagimda Kerem, yanibasimda Selim'le bakarken kucukken yilbasi aksamlari kar yagmasini ne cok istedigimi hatirladim ve bunu paylastim Sebo'yla.
Hos, Ege'nin iklimini ve bitki ortusunu tam anlamiyla yansitan Aydin'da bu aslinda garip bir istekti ama ben bu istegin garipliginin pek farkinda degildim o zamanlar...
Elbette bu dilegim hic gerceklesmemisti. Bu yagan kara bakinca, artik zaman zaman memleketim olduguna alistigim bu yerde bu dilegimin gerceklestigini farkettim ama ben o cocuk ben degildim artik.
Global dunyamizin yilbasi ille de karli olur goruntulerini o cocuk dunyama kazimasi bir garip hissettirdi beni.
Yeni bir yilda, eskiyi hatirlamak buyudugumuzun bir isareti mi acaba?
10 Aralık 2009 Perşembe

Kerem'in 4 aylik kontrolu

Kerem'in bugun 4 aylik kontrolu vardi.
Ailecek gittigimiz kontrolde herseyin yolunda gittigini ogrendik. Simdilik yasitlarina gore birazcik buyukce gidiyor. Bunun disinda ikinci ayinda yapilan asilar tekrarlandi. Asi yapilinca bastigi cigliga dayanamadi yuregim bu sefer :( .

Ailecek gidince biz de asilardan nasibimizi aldik. Doktorlarin "yaptirirsaniz iyi olur" telkinlerine karsi Selim ve ben de korktugumuz h1n1 asisini olduk. Bir yanim istemezken bir yanim ikinci donem verecegim ders ve ogrencilerin icinde olacagim dusuncesiyle eve virus getirmeme derdiyle ben de olmaya karar verdim, asilanmamis tek Sebo kaldi, zaten Kerem'e de kucuk olmasi nedeniyle asi yapilmiyor.

Hadi bakalim hayirlisi...
9 Aralık 2009 Çarşamba

kar manzaralari...

Biliyorum ki bir muddet sonra bikacak olmamamiza karsin kari, ve kar manzaralarini seviyorum. Kar ozellikle ise gitme zorunlulugunda olmayip da evden elinizde bir fincan cayla disariyi izlerken ya da minik prensiniz (ya da prensesiniz :) ) le kartopu oynarken guzel.
Bugun de yagan kara uyandik...

Iste buralardan kar manzaralari:

 

 

 

 
Posted by Picasa

 

 

 

 
Posted by Picasa

 

 

 


Kar manzarasiyla ilgisi yok ama bu da yuzustu pozisyona donmeye calisirken kolu takilmis Kerem :)

 
Posted by Picasa
6 Aralık 2009 Pazar

Aralik ayinin getirdikleri...

Aralik surprizleriyle birlikte geldi...
Dun mevsimin ilk kari dustu ornegin -bazi arkadaslar ikinci oldugunu soylese de benim gordugum ilk kardi-. Etraf dogal bir guzellige burundu, yapraklari dokulmus agaclar uzerinde karlar ayri bir guzel, cam agaclarinda ayri... hele gece karlarin piriltisina bir de isiklandirilmis agaclar eklenince, her taraf ayri bir guzel oluyor ve ben bu kis manzarasina bayiliyorum :).
Bir surpriz de dogumgunumde geldi. Carsamba gunu yanliz bir dogumgunu gecirdigimi dusunurken, aksam ugradigim arkadaslarimda mini bir dogumgunu kutlamasi yaptik. Sagolsunlar Sebo'nun yoklugunu aratmadilar. Tabii bu partinin olusumunda Sebo'nun da etkisi var.
Burada bunu daha once yazdim mi animsayamiyorum ama Sebo'yu seviyorum! Kuru "seni seviyorum" cumlesine emek verdigi, sevgisine her zaman sahip ciktigi icin onu daha da cok seviyorum.
Bu aralar emeksiz "seni seviyorum" cumleleri okudum cok, davranislara bir turlu yansimayan kuru seni seviyorumlar... Hatta cogunlukla sevgisizligi gosteren davranislar... sozcuklerle davranislar uymali diye dusunuyorum.
Guzel bir dogumgunu ve bembeyaz karlarla baslayan Aralik ayinin boyle guzel devam etmesi dileyigle...
28 Kasım 2009 Cumartesi

Masumiyet Muzesi...


Bugun okudugum bir yazida New York Times'in 2009'un en iyi kitaplari arasinda Orhan Pamuk'un Masumiyet Muzesi'nin de oldugu yaziyordu.
Benim "ortalama" buldugum -Pamuk'un gecmisteki pek cok kitabinin daha iyi oldugunu dusunuyorum- bu kitaba buradaki yogun ilgiyi gozlemlemistim.
Ilk once Borders'ta cok satanlar standinda gordugum, hatta blogda bahsederim belki diye fotosunu cektigim kitabi bir de kutuphaneden Selim icin kitap alirken bir kisinin aliyor oldugunu gormek hosuma gitti dogrusu.
Orhan Pamuk sanirim gectigimiz ay da Harvard'da bir adet lecture series'e katilmisti, cok istedigim halde katilamamistim malesef.
Paylasayim dedim ;)
26 Kasım 2009 Perşembe

Bugun ve yarin...

Google'in izniyle bugun gec de olsa hindi gununuz kutlu olsun! Hos bugun bizim icin gayet yanliz bir sukran gunu oldu ama :(



*** *** *** ***

Yarin bayram, erken kalkin cocuklar... giyelim en guzel giysileri...
Yarin bayram icin ilk defa Selim ve Kerem'e ayni takimi aldik, yarin ikizvari olacak bizim cukcukler :) Ikizvari olmaktan Selim cok memnun, aslinda o istedi ayni takimi giymeyi, Ahmet Kerem beyin ise zaten durumdan haberi yok ne giydirirsen giyiyor zavallim, simdilik tabii ;)

Esra'nin gonderdigi emailden arakladigim fotoyu paylasip, hepinize mutlu bir bayram diliyorum!

23 Kasım 2009 Pazartesi

onemli bir not :)

23 Kasim 2009

Kerem yaklasik bir haftadir basladigi donme cabalarini bugun kendi kendine sirt ustu yatma pozisyonundan karin ustune tek basina, hicbir yardim olmadan donerek basariyla tamamladi.

Ailecek kendisini alkislayarak tebrik ediyoruz ;)
22 Kasım 2009 Pazar

Su gunlerde...

Artik agaclarda sari yapraklarin hemen hemen kalmadigi, ve havalarin nispeten sogumaya basladigi su gunleri hareketli geciriyor bizim aile.
Gunluk rutinlerimiz disinda kah bir gun mutfaktan gelen tencere tabak gurultuleriyle uyanip, Selim abi'mizin kendi kendine yumurta pisirmeye calismalarina tanik oluyor -yumurtalar hatta once bir tabaga kirilip orada cirpilmis :)- kah baska bir gun Kerem bey'in yeni bir kesfine tanik oluyoruz. Hatta biraz once de not ettigim gibi bugun Kerem bey yattigi yerde kendi kendine donmeyi basardi.
Kayda deger bir olay olarak da dun Sebo'nun dogumgununu kutladik, yakinda kesfettigim bir pastane/firin'dan yaptirdigim pasta aynen TR'de yapilanlar gibiydi, lezzetli bir dogumgunu oldu anlayacaginiz.




Posted by Picasa
4 Kasım 2009 Çarşamba

Balkabagi (?) corbasi

Bu tarifi de aslinda ne zamandir yazmak istiyordum. Is arkadasim Anna'nin ogle yemeginde benimle paylastigi bu corba tarifini aklima koyup hemen denedim. Buradaki arkadaslar bilirler butternut squash denilen bir kabak cinsiyle yapiliyor. -Ben TR'deyken gormemistim hic ama bildigimiz balkabagiyla da olur bu corba-

Goz karari (ben yarim adet yaptim) sogani, iki-uc dis sarimsakla kavurup icine kup kup dogranmis kabaklari atiyorsunuz, 5 su bardagi kadar suyla pisirdikten sonra kaynayinca yarim kok -ya da toz halinde ise 1 tatli kasigi kadar- zencefil ekleyip blenderdan geciriyorsunuz.

Iste size bu sonbahara uygun lezzetli bir kabak corbasi. Sebo ustunde test edilip onaylanmistir. Once "kabak corbasi mi?" diye burun kiviran er kisi, sonra iki tabak yemistir not olarak belirtilir ;)

Bugunlerde Selim ve Ahmet Kerem kardesler

Selim ve Kerem'i uyuttuguma gore nihayet uzun zamandir yazmak istediklerimi yazabilirim. Aslinda draft halinde bir Lizbon yazisi (gezelim-gorelim formatinda :)) var halihazirda, ancak bir turlu yaziya son noktayi koyamadigim icin -uzunlugundan degil, elim gidip de yazamadigimdan- onu da hala draft halinde bekletmekteyim.

Abimizle baslayalim: Selim bey gectigimiz cumartesi Halloween gunu bir ilki yasadi ve trick-or-treat'e seker toplamaya cikti. Aslinda yolu yontemi nedir bilmedigimiz icin yine cikmayi dusunmuyorduk ancak cumartesi aksami kapimizi calan, seker toplamaya cikan Halloween cocuklarini ve kostumlerini gordukce onlara seker vermek icin cabalayan Selim'in heyecanini gorunce, onun da bu seker toplama deneyiminden hoslanacagini dusunerek biz de seker toplamaya cikacagini bildigimiz bir arkadasa takilmaya karar verdik. -ooo baya uzun bir cumle olmus bu, tek nefeste okuyanlar? :)))-
Selim evdeki ustunde robotik birsey olan kiyafetini ve isikli yelek ve botlarini giyince gayet mutlu oldu bu son dakika hazirlanmasindan ve Kerem ve babamizi evde birakarak dustuk yollara.



Seker almaya gittigimiz ilk kapida once ne yapacagini biraz sasirsa da Selim, ikinci evden sonra trick-or treat uzmani olmustu bile :). Kendisine uzatilan seker dolu tabaklardan seker secmeye calismasi cok ciddi bir isti ve gorulmeye degerdi dogrusu. Bizim bol gonullulugumuze karsin "bir tane alin lutfen" evsahipleri ise bence cok antipatikti.



Gecenin sonunda sepetini dolduran Selim yorgun ama mutlu bir sekilde eve geldiginde tek tek topladigi sekerlere bakip bir tanesini tattiktan sonra gerisini ertesi sabah kahvaltidan sonra yemek uzere birakarak yataga serildi. Hos, bizim cukulata ve sekere pek de duskun olmayan oglumuz su an itibariyle hala sekerlerini bitiremedi.

Kerem bey ise buyumeye devam ediyor ve bunun farkindaymiscasina bazen oyle hareketler yapiyor ki neredeyse kollarimizdan yuruyup gidecegini zannediyoruz. Yatirdigimizda kendi kendine kalkmaya calisiyor, kucagimizdayken ayaklarina guc vererek tirmanmaya calisiyor.



Bu aralar en guzel hali etrafa gulucuk sactigi oyun modlari ve ona dogru konusmalarimiza cesitli sesler cikararak ve hatta zaman zaman sesli bir sekilde gulerek karsilik vermesi. Bu zamanlarda ara ara kiskanclik moduna giren Selim'e eski foto ve videolarini gostererek gonlunu almaya calisiyoruz. Bizim de anilarimiz tazeleniyor Selim'in bebek-cocuk halinden bir hayli uzaklasip iyice cocuk olan haline hala alisamamis oldugumuz su gunlerde.

Fotograflar, insallah lutfedip de makinadan bilgisayara gecince buraya da bir iki dusecektir efendim ;)
31 Ekim 2009 Cumartesi

Google Halloween

Gune eglenceli ve tatli bir baslangic oldu benim icin, kucuk seyler insani mutlu etmesi guzel :)

Google'da acilis sayfasi:



Ustune bir tik ve:



Bunun da ustune bir tik ve:



Hadi bir daha tiklayalim:



Sanirim doydum sabah sabah sekerlerle :) Tesekkurler Google!

Bu arada biz evimize donduk, it is great to be back!
19 Ekim 2009 Pazartesi

Lizbon yazilarina bir ara ve Mim...

Mimlenmeyi (benim deyimimle ebe-sobe) sevdigimi soylemistim degil mi? Sagolsun :) sevgili Ayse mimlemis beni "bloglama" uzerine.
Here we go:

1-Bloguna neden bu ismi verdin?
Aslinda blog ismim birkac surecten gecti benim. Ilk baslangicta -henuz doktora ogrencisi oldugum donemde- 2005 yilinin Subat ayinda, psikolog tarafindan depresyonda oldum tescillenen bir donemde belki yazarak biraz rahatlarim diye baslamistim blog yazmaya ve 'depression diaries', yani depresyon gunlukleri ismiyle yazmaya basladim.
Sonra, kendimi iyi hissetmekle ve tedavimin bitisiyle birlikte "bir sumuklubocek gunlugu"ne gectim, bu arada Selim icin ayri bir blog actim "gozbebegim" adiyla, Selim'in de dogmasiyla... Sonra Selim'in blogunu da kendi blogumla birlestirdim, Kerem'in de gelmesiyle yazdiklarimin icerigi de daha cok kendimize yonelik olunca "bir Sumuklubocek ailesi" olduk biz de :)))


2-Blog yazarken star tribiyle istediğin,olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

Yok sanirim, yeter ki modunda olayim. Bir ara illa ki yazdiklarima uygun bir resim koyayim takintim vardi ama baktim bu takinti yazmama engel oluyor, hani resim olmazsa yazamam diyerek, ben de vazgectim bu durumdan :)


3-En son satın aldığın garip şey?

Neyi "garip" diye nitelendirdigimize bagli olarak degisen bir soru olsa da bu, dusundum de sanirim pek garip birsey almadim su siralar.
Iki-uc hafta once soyle birsey almistim, pek garip sayilmaz ama benim icin siradan olmayan, her zaman almayacagim birsey.


4 -Şeker gibi olduğun anlar?

"Me time" alip, soyle kendi kendime yalniz basima iki-uc saat kitap okuyabildigim ya da disariya cikabildigim bir gunun devaminda seker gibi olurum kesin ;)
bu pek olamiyor bu aralar malesef :(

5-Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
Simdi sen ne doktorusun? :)))
medikal doktor degilim valla...


6-Aynaya bakınca gördüğün?

Kerem'den sonra catlayan ve hala erimeyen gobegim :)))


7-Kendini okutan blog dediğin?

unlike mine, orijinaller seyler yazan ve bol fotolu olan. simdi "orijinal"ligi de tanimlamak gerekecek ama...


8-Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?

su siralar sikca takildigim "Borders" kitapcisi ve elbette cocuk parklari :)

Ben de simdi Kuaybe'yi sobeliyorum! Hani yazmaya tesvik olsun diyerekten ;)

Belém

Dun Lisbon merkeze yakin tarihi Belém beldesini ziyaret ettik. Burasi gercekten de Lisbon'un icine gore daha tarihi duruyor. Not etmek gerekirse Lisbon gordugum diger avrupa sehirlerine gore yeni binalarla dolu bir sehir. Bu acidan da Turkiye'ye benziyor aslinda. Onlar da bizim gibi eski binalari yikip yerine yeni beton apartmanlarla doldurmuslar her yeri. Bu acidan Belém beldesi cok daha eski ve tarihi duruyordu.
Benim Belém'de gormeyi ilk hedefledigim sey elbette ki 1800'lerin ilk yarisindan beri hizmet veren pasteneyi gormek ve pastalarindan tatmakti :). Ancak bu beldede elbette gitmisken birbirine cok yakin yurume mesafelerinde olan Jeronimos manastirini, "Padrão dos Descobrimentos"u -monument to discoveries- ya da kesifler icin yapilmis olan heykeli, ki sanirim bu heykel en onemli turist ziyaret merkezlerinden biri cunku bildiginiz gibi -hadi bakalim ortaokul-lise bilgilerimizi tazeliyelim Prince Henri'nin destegiyle Vasco da Gama -Hindistan'a giden deniz yolunu bulan-, Bartholomeu Dias -Umit Burnu'nu kesfeden-, Ferdinand Magellan -Sili'nin guney burnunu kesfederek dunyayi deniz yoluyla dolasan ilk denizci- bu Belem limanindan acilmislar kesiflerine. Bu sekilde bakinca ayri gorunuyor Belem beldesi insanin gozune. Burada yine not etmeliyim ki tum bu kasifleri mali acidan destekleyen Prens Henri'nin kendisinin hic denize acilmamis olmasi ayrica ilginc elbette. Bir de sehrin en cok fotograflanan binasi -ne ilginctir ki ben yakindan fotosunu cekmedim :)- Belem kulesi var -Tower of Belem- burada. Diger fotograflari koyacagim ama Belem kulesinin zeten yakin fotosunu cekmedigim icin internetten buldugum bir fotoyu ekliyorum:



Burada Turkiye'de de olan Dia marketlerine ugrarsaniz -TR'de DiaSa saniyorum- uzerinde Turkce yazan pekcok sey bulmak mumkun. Zannediyorum Dia Ispanya, Portekiz ve Yunanistan'a ayni urunleri yapiyor.

ABD'den Turkiye'ye ya da herhangi bir ulkeye gittiginizde ilk dikkatinizi ceken seylerden biri sigara icenlerin coklugu oluyor. ABD'de sigara icenlere pek sik rastlamadigimiz icin bu encok rahatsiz oldugumuz, hele de bebekle birlikte, konulardan biri. Bir de gordugumuz kadariyla burasi ABD'ye kiyasla hic de "kid friendly" olmayan bir yer. Arnavut kaldirimi yollarinda puset cok zor suruldugu gibi hemen hemen hicbir kaldirimda puset ve tekerlekli sandalyeler icin yokuslu inis cikislar yok. Pusetle gercekten yururken cok zorlaniyorsunuz. Bir de -yine ABD'den farkli olarak- etrafta pek cocuk/bebek goremediginiz icin insanlar kapilari acarken, siraya girerken vs pek de yardimci olmuyorlar :(((.

Gozlemledigim bir diger konu her yerde -duvarlarda, bina duvarlarinda, kopru duvarlarinda, trenlerin ustunde vs vs vs graffiti'lerin coklugu. Cidden cok fazla dikkatinizi cekiyor ve goz kirliligine sebep oluyor. Yukarida bahsettigim unlu heykelin bir ucunda bile graffiti gordugumu ve "artik pesss!" dedigimi soylemek istiyorum!

Etrafta ayni TR'deki gibi cingene asilli dilenciler var. Devlet sirf cocuklarini dilendirmesinler, okula gondersinler diye cingenelere ayda 400 euro yardim yapiyormus ogrendigim kadariyla. Zannediyorum cingene nufusu Avrupa'nin bazi ulkelerinde onemli bir sorun. Universitede tanistigim bir Cek arkadasim Cek cumhuriyetinde de cingenelerin bir sorun oldugunu soylemisti yillar once. TR'de de ustu basi biraz duzgun olmayan biri gorse "bu cingene mi?" diye soruyordu hemen :).

Lizbon ustune gozlemlerimizde tekrar bulusmak uzere efendim...

Obrigado -Tesekkur ederim ;)
17 Ekim 2009 Cumartesi

Sumuklubocek Lizbon'dan bildiriyor 1

Persembe ogleden sonrasi itibariyle hayli yorgun bir sekilde Lizbon havaalanina indik.
Yorgunlugumuzun sebebi hem onceki geceden uykumuzu alamayisimiz hem de Boston-Frankfurt-Lizbon yolculugunun da bir hayli yorucu gecmis olmasiydi.
Yolculuk cocuklar acisindan dusundugum kadar yorucu olmasa da- Selim once birkac cizgi film izledikten sonra uyuyakaldi, Kerem de bebek yataginda yatti yolculugun cogunda, bir ara kalksa da bizi fazla yormadi- asil yoruculuk cocuklar icin yanimiza aldigimiz -gerekli olabilecek esyalari tasimaktan kaynaklandi. Yolculukta ihtiyacini duyup da "neden almadik ki!" diye hayiflanmak yerine "iyi ki almisiz" demek uzere ihtiyacimiz olabilecek herseyi, dusunebildigimiz kadariyla hem bavulumuza hem de yanimiza alinca, bunlara bir de Sebo'nun bilgisayari, benim bilgisayarim, okuyacagimiz makaleler ve bunlari koydugumuz iki ayri sirt cantasi eklenince bir o kadar da yanimizda esya tasidik.
Not1: Okyanus asiri yolculuk bir de esyayla daha da yorucu oluyor!
*** *** *** *** ***
Lizbon havaalanina iner inmez ilk izlenimim: Izmir havaalanina benziyor diye dusunmek oldu!
Havaalanindan cikinca, balkonlarindan camasir sarkan apartmanlari, palmiye agaclari, Ekim ayindaki 28 derece sicakligi, Levanten ve Rum'lardan kalma binalari andiran binalari ve hatta birkac gecekondu goruntusuyle bu izlenimim pekisti, evet burasi Izmir'in Avrupa'daki esiydi :).
Lizbon'a yakin iki tatil beldesi Cascais ve Sintra ise siz deyin Cesme, ben diyeyim Kusadasi, sanki iki Ege beldesi :)
Lizbon'un insanlari da bir bassehirde yasiyor gibi degiller, gayet telassiz ve yavas akan bir hayat var sanki burada. Sokaklarda sikca rastladigimiz coffee house gibi yerlerde devamli oturan, kahve esliginde muhabbet eden her yastan insana gunun hemen her saati rastlamak mumkun.
Espresso tarzi kahvelerinin yaninda guzel hamurisleri oldugunu da belirtmeliyim, hamurislerinin bollugu ve puding/muhallebi tarzi tatlilariyla da Turkiyeyi sikca animsatiyor Portekiz.
Iki gunluk gozlemimle, gecekondularindan, sokakta satilan kestanelerine, disarilarda sigara icen ve kaldirimlari izmaritle dolduran insanina kadar Turkiye'ye benzeyen Portekiz'e bakip, ilk bakisla -herhangi bir ekonomik analize girmeden- neden Turkiye de hala AB icinde degil diye dusunmeden edemiyor insan.
Lizbon'dan detaylari yazmaya devam edecegim...
11 Ekim 2009 Pazar

nihayet bir yazi daha :)

Kerem'in buyuyunce sitem etmesinden korkuyorum: "abime bir suru sey yazmissin benim niye yok?" diye :)
Evet, yazma konusunda, ve daha bircok konuda, tembelim bu aralar. Dogum rehavetini bir turlu atamadim galiba. Oysaki tabagimda bitirilmesi gereken bir suru is var, ve en onemlisi kabule yakin bir makelemi duzeltip yollamam gerekiyor ki bu saatten sonra red edilirse cok uzulurum...
Gunler cok cabuk geciyor oysa, yine keske gunler 48 saat olsa dedigim bir zaman dilimindeyim. Belki de yilin en sevdigim mevsimini yasiyor olmamizdan bu cabukluk. Etraf o kadar guzel ki bu aralar, her bakisimda fotograflik bir kare yakaliyorum kendimce. Kirmizi, turuncu, sari ve kahverenginin pekcok cesitli tonlarina bayiliyor, yagmurlu havalarin kokusunu bol bol icime cekiyor, Selim'le mese palamutu ve yaprak topluyorum. Ancak ve bu renk renk agaclarin kisa bir sure sonra yapraksiz kalacak olmasi ve kemiklerimize kadar usuyecegimiz gunlerin gelecek olmasinin gercegiyle "keske bugunler biraz daha surse..." diye hayiflaniyorum kendimce.
Klasik olacak ama Kerem buyuyor, iki ayi bitti gecti bile... Masaallah simdilik bizi pek fazla zorlamayan -gece kalkmalarina artik zorlama diye bakmiyorum, onlar bebekli bir hayatin olmazsa olmazi cunku :)- bir bebek Kerem. Halinden dolayi arada "tombik" ve bakislarindan dolayi da "boncuk" diye de cagiriyoruz onu. Bu aralar -aslinda cok iki haftadir- baya bilincli bir sekilde gulumsuyor bize. Bizi -beni, babasini ve abisini- gayet iyi taniyor. Sabah oyun modunda oldugu ve etrafa gulucukler sactigi bir saati var ornegin.
Abisinin sevme adi altindaki her turlu iskencesine de -dozu fazla olmadigi surece- gayet hosnut bir sekilde katlaniyor. Selim ise simdilik kiskancliktan cok sevgi gosteriyor Kerem'e ki bu da sevindigimiz birsey. Yalniz eskaza Kerem'i mesela "guzel oglum benim" diye seversek hemen gelip "ben de guzelim degil mi?" diyerek kendini hatirlatiyor :))). Oysa ki onu unutmamiz mumkun mu?
Bir dip not: Ikinci cocuk olunca birincinin sevgisi hic azalmiyormus, ikinciyi de en az birinci kadar sevebiliyormus insan.
Aslinda unutmayip yazmaliyim dedigim cok konu var ama yazmadikca unutuluyor malesef. Daha sik yazmayi, hem Selim hem de Kerem icin kayit tutma acisindan hatirlatmaliyim kendime.
Bu arada Selim simdilik krese gitmiyor. Kresteki bir olay sonucu kresi biraktirdik Selim'e; bu donem birkac seyehatimiz olacagi, hem de kasim ayindan itibaren tatil donemleri baslayacagi icin yeni bir krese baslamadi. Onun da evde gunleri bol oyunlu geciyor.
Seyahat dedim de bu hafta icinde onbes gunlugune Portekiz, Lisbon'a gidecegiz ailecek. Aslinda Sebo da ben de PhD seminer dersi verecegiz, ancak Sebo'nunki daha uzun surecek bir ders oldugu icin bir kisminda ben cocuklarla gezmeye calisacagim Lisbon'u. Ancak henuz iki ayini doldurmus bir bebekle bu seyahatimiz nasil olacak tam kestiremiyorum. Selim'le ilk sehir disi gezimizi Selim yaklasik 7-8 aylikken yapmis, onda da ulke disina cikmamistik. Bebek ve uzun ucak seyati gibi konularda onerileriniz varsa bekliyorum efendim.
Yarin da Kerem'in iki aylik asilari vs. var bakalim bu donemde dort bes tane asi aliyor bir seferde bakalim bunyesi nasil karsilayacak Kerem'in? Hatirladigim kadariyla Selim'de cok sorun olmamisti.
Onu da yazayim, bunu de ekleyeyim derken gayet kopuk bir yazi oldu ama idare edecegiz artik ;)

Bu da boncuk bey:


 
Posted by Picasa
16 Eylül 2009 Çarşamba

Uyku durumlari

Kerem bey her gece degil ama bazi geceler "uykusuzluk" moduna giriyor. Bu moda girip de yataginda, ya da anakucaginda uslu uslu otursa iyi ama oturmuyor; ihildiyor, mihildiyor, sonunda aglayarak kucaga gelme talebini biz anne ve babasina iletiyor. Hadi alalim, gezdirelim, konusalim sunu yapalim bunu yapalim derken ben dun gece aksam yemege aldigimiz misafirlerimizin de yorgunluguyla pes ettim. Haa, misafirlerimiz varken de uyumayip kendini biraz da onlarin kollarina birakmisti. Neyse ki cocuk/bebek sever arkadaslardi :). Pes ettim ve Kerem beyimizi babasina birakarak, once Selim'i tuvalete kaldirdim -"aaaaaaaaaaaah aaaaaaaaaaah cocuklar ve tuvalet egitimi, kanayan yaramiz" baslikli yazimiz bir baska yaziya, aslinda hemen yazilmali ama cesaretim yok :(((- cumba yatak moduna gectim gece 12 gibi.
Gecenin derinliklerinde emmek isteyen Kerem'in sesini duydugumda saat 2:30 gibiydi, Sebo yorgunluktan serilmis bir vaziyette uyuyordu, kacta uyutmustu Kerem'i bilemiyorum. Ertesi sabah mutfakta gordugum onceden pompalanmis anne sutu bosalmis biberonu gorunce bir hayli ugrasmis oldugunu farkettim Sebo'nun.
Bu arada gece 8:30 ya da 9:00 civari yatagina yatan abimiz, Selimimiz ise tum bizim uykusuzluklarimizdan habersiz sabah 6:30'da uyanip da yatagimizin basinda dikilince varin dusunun siz bizim uyku hikayemizi!
Bu arada Selim "abi"lik basamaklarinda bir basamak daha tirmandi ve yeni evimizde -bir not daha, biz Kerem'in dogum sonrasi telasina bir de ev tasinmasi ekledik de :), kacinci ev degistirisimiz bu bilemiyorum su postu bir daha okuyayim :)))- yeni odasinda tek basina gayet guzel oyuncaklariyla oynuyor, yatiyor. Odasinin kapisina "Selim" yazip fotosunu da koyunca daha bir sevke geldi. Onceleri korkuyordum "Kerem neden sizin odada?" gibi bir soru sorabilir, bizimle yatmak isteyebilir diye ama boyle bir durum olmadi cok sukur -burada sevgili okurlar, en yakin tahtaya vuruyor, masallah diyoruz, hangisi size uyarsa artik ;)-. Kendisini "ozel" hissetmesi ve unutuldugunu dusunmemesi icin anne- baba olarak elimizden gelenleri yapmaya ozen gosteriyoruz, umuyorum abartmiyoruzdur da.
Bu arada su kitabi almistim, okumaya basladim. Insan ne kadar kitap okusa da bazi durumlarda icguduleriyle hareket ediyor.
Icgudulerimizin bizi yaniltmamasi dilegiyle diyor ve yazimi burada bitiriyorum. Cunku simdi Selim'i yatirip, ona kitap okuyacagim, hadi bize iyi geceler...
14 Eylül 2009 Pazartesi

Gozbebeklerimiz

 


Nihayet Selim ve Kerem canlarimizin fotolari... Selim eline gecen her firsatta -ornegin sabah kalkar kalkmaz, okuldan gelir gelmez vs.- Kerem'in yanina gitmeye calisiyor. Kardesiyle ilgili boyle cosku duymasi cok guzel; ancak Kerem'i korumak adina Selim'in arada sevkini kirabilecegimizden korkuyorum. Ornegin okuldan gelir gelmez Kerem'i gormeden once -hemen ellemek de istedigi icin- ellerini yikamasi gerektigini soyleyince sevki kiriliyor sanki.

Bilmem belki de ben abartiyorum.

Iki cocuklu olmak su acidan garip birseymis: ozellikle ilk baslarda bebekle gecirdigim her saniye sanki Selim'in vaktinden caliyormusum gibi geliyordu. Simdilerde ozellikle Selim'le yalniz, birlikte olabilecegim zamanlar olusturmaya calisiyorum ya da Selim'i Kerem'le yaptigim seylere -ornegin Kerem'in altini almak, Kerem'i emzirirken Selim'e kitap okumak- dahil etmeye calisiyorum. Bu sekilde sucluluk duygum azaliyor.

Neyse, bu dusunceler baska bir yaziya kalsin, benim amacim abi-kardesin fotosunu koymakti :)

Posted by Picasa
12 Eylül 2009 Cumartesi

Emzik...

Galiba Kerem'i emzige alistirdim...
Her ihtiyaci giderildikten sonra, anakucaginin sakinlestirici dalga sesleriyle bile hala bir turlu uyuyamayinca bir kenarda tuttugum emzigini verdim, ve simdi agzindaki emzigi cork cork emerek misil misil uyuyor. Agzinda emzikle uyumasini istemiyorum, uykuya tamamen daldiginda cikaracagim emzigi agzindan.
Emzik bir kenarda dedim ama son bir haftadir kisa cozum icin, ornegin emzirmeye oturuncaya kadar, ya da kucagimiza alincaya kadar vs., emzige basvurmaya baslamistik aslinda. Once reddetmisti o da Selim gibi ama sonra sessizce kabullendi yavrucak emzigi.
Aslinda Selim'den yasadiklarimla emzige alistirmak istiyordum Kerem'i. Cunku Selim kisa bir sureligine parmagini emdikten sonra -sonra kendi kendine birakti parmagini emmeyi- beni "emzik" olarak kullanmisti. Beni emzik olarak kullanmasi gece benim onu sik sik emzirmem ve sonunda uykusuzluk anlamina geliyordu. O yuzden emzige alistirmayi istemistim.
Sanirim Kerem cok da ugrasmadan emzige alisti alismasina da icim rahat degil... Nedeni de emzige -ozellikle TR'de boyle birsey var sanki- olan onyargi. Burada gordugum baya kullaniyorlar tam karsiligi sakinlestirici (pacifier)olan emzigi. Sanirim nedenlerinden biri sonrasinda biraktirmanin zorlugu, ancak bu konuda erken davranmayi dusunuyorum, yani 8-10 aylikken biraktirmayi.
Emzik konusunu acikcasi cok arastirmadim ve hislerim ve deneyimlerimle davraniyorum simdilik bu konuda.
bir fikri olan?

NOT: ABD'de yasaynlar icin ureticiler tarafindan cesitli tehlikeler olusturduklari icin marketten geri cekilen urunlerin bulundugu bir liste buldum: BURADA!
11 Eylül 2009 Cuma

Akip giden hayat...

ha yazacagim, yazmaliyim diyerek kendimi oyalarken bir de baktim ki nartanemiz Kerem beyimiz 4. haftasini bitirmis bile...
bir onceki yazima bakinca ve bu durumla karsilastirinca gulumseyiverdim bu ironi karsisinda.
tabii yazamadigim bu zaman diliminde yazilacak diyerek klavyeye degil de aklimin bir kosesine de koydugum pekcok seyi de unuttum bile; malesef birseyleri belirsiz bir "sonra"ya birakmanin en aci yani da bu.
mazeretlerim vardi ama, hem de cok gecerli mazeretler...
*** *** ***
eski rutinimize donduk sayilir, rutinimizde tek farklilik Kerem'in hayatimiza girmis olmasi.
Kerem'le ilgili detaylari yazmak istesem de -ornegin Selim'de yazdigim gibi bir dogum hikayesi- simdilik herseyi zihnimde tekrar yasama fikri beni yoruyor, bu dogumumun da nasil gectigine dair bir fikir vermistir sanirim :). Ama nacizane fikrim su ki, is "normal dogum" a gelince kolay dogum diye birsey yok, bilmem anlatabildim mi :))).
buralarda dogum yapacak ve "midwife" secenegi olan okuyucular icin bir not, midwife konusunda eger normal seyrinde giden bir hamileliginiz varsa midwife secmenizi oneririm, gunun sonunda doktordan daha cok sizinle birlikte oluyorlar ve cok daha yardimcilar. benim dogumum oyle gelisti ki dogumumda doktorum degil midwife vardi ve keske basindan beri boyle gitseydim dedim.
ne diyordum? Kolay dogum yok... Bu dogum sonunda, 9 agustos 2009'da , pazar gunu ogleden sonra 15:19'da Ahmet Kerem Bey 4kg'lik buyukce bir bebek olarak aramiza tesrif ettiler.
Ozetle, Kerem simdilik Selim'in bebekligine benzedigini dusundugumuz, su anda herseyi cok sukur normal seyreden bizce elbette tatli bir bebis. Simdiye dek dogumunun ertesi gunu sunneti yapildi, yaklasik bes gun icinde tamamen iyilesti; gobegi de bundan iki hafta kadar once dustu ve su anda tamamen iyilesmis durumda. Dun bir aylik kontrolu vardi nartanemizin, bu kontrolde not almaya deger ikinci Hepatit B asisi vuruldu.
*** *** ***
Selim, Sebo ve benim gunlerimiz de ailemize katilan bu minik bebisle degismeye basladi.
Selim'deki degisiklikler bir baska yazinin konusu olsun. O simdi 31 agustos'ta tekrar basladigi kresine gidip geliyor, ortamina tekrar alismaya calisiyor. Malesef alismasi gereken pekcok sey var.
Bu arada Kerem'in dogumundan bir hafta sonra Selim'in halasi, kuzeni ve enistesi geldiler hem bizi gormeye hem de burada isleriyle ilgili birkac hafta calismaya. Selim ozellikle kendisinden bir bucuk yas buyuk olan kuzeni T. ile birlikte olmaktan cok mutlu oldu. Birlikte oynadilar bolca, iste kuzenlerin fotosuyla yazimi bitiriyorum :)

8 Ağustos 2009 Cumartesi

bir onceki...

bir onceki yazima ilave olarak bir t.w1.tter hesabi aldigimi ve linkini de sagda "bizden kisa kisa" basligi altinda verdigimi belirtmek isterim ;)
yine, bir onceki yazima ilaveten doktorumuzun tahminlerinin cikMAdigini da belirteyim...
6 Ağustos 2009 Perşembe
Bugunku doktor kontrolum iyi gecti... Doktordan ayrilirken doktorun "haftaya burada olmazsin" dileklerine gonulden katildim.
Simdilik 3 cm acilma varmis, ancak henuz sancilardan bir haber yok. Rahim kontrolunden sonra "belki yarin olur" dedi doktorumuz... Hayirlisi bakalim... Bizimki de heyecanli bir bekleyis...
Bizi izlemeye devam edin ;) - Bunun icin bir twitter hesabi mi alsam ne?- :)))
***
Bir de unutmadan: Cok tesekkurler sevgili Ayse, fotoyu cok begendim, izninle burada da paylasmak istiyorum!

4 Ağustos 2009 Salı

40. hafta ve hala bekliyoruz...

Gunlerimiz Selim kardes'i, nam-i diger Kerem bey'i beklemekle geciyor...
Bu hafta 40. hafta icindeyiz, verilen dogum tarihine yani 10 Agustos'a bir haftadan az kaldi. Selim bey tam 39. haftada olmustu; 12 Ocak verilen tarihti dogumu icin ancak kendisi bir hafta once yani 5 Ocak'ta gelmeyi secmisti.
Kerem bey ise anne karnini cok sevmis olacak ki hala benimle birlikte, ve gorunuse bakilirsa cikmaya da niyeti cok yok gibi.
Belki hazirlik yapmadigimiz icin gelmiyordur diyerek bu sabah yatagini, anakucagini vs hazir ettik :).
Hos, sancilari ve dogumu dusundukce pek acele etmiyorum ama artik hamileligin bu doneminde pek bir sabirsiz oluyor insan. Yine de aman saglikla olsun da gec de olsa olur diye ekliyoruz tabii ki ;)
Kerem bebek icin fazla hazirlik yapmayacagimizi dusunmustuk, malum kiyafetler abininkileri giyer vs diye... ancak, yine de farkinda olmadan birseyler almisiz. Bir de Selim kis bebegiydi -her ne kadar pek kisa benzemeyen bir yerde olduysa da- bu nedenle kiyafetlerin turu pek tutmuyor. Bu durum ve ozellikle ilk 6 ay cok kiyafet degistirildigi gozonunde bulundurulursa bol kiyafetin olmasi cok da kotu birsey degil sanirim.
Annemlerin donus tarihi 22 Agustos :). Bebis gelse de anne ve babam bir sure Keremle de vakit gecirebilseler...
Bunun disinda ben iyi sayilirim. Dun annemi buranin hem alisveris mekanlari hem de diarida oturma imkani bulunan lokanta ve kafeleriyle hosca vakit gecirilebilecek bir mekani olan Newbury caddesine goturdum. Karnim burnumda dolastim ben de :).
Ayseyle oturdugumuz yerde oturduk, birseyler atistirdik annemle; bu nedenle sevgili Ayse'nin de kulaklari cinlamistir dun belki de ;)
Selim, anneanne ve dedesiyle guzel vakit geciriyor... Hos, onlari kendine akran etti coktan. Sanirim anne ve babanin farki bu: bizler disiplin derdindeyken, anneanne ve dedesiyle oyun konusunda iyi anlasiyor :)
Bu arada Selim'e kardesinden gelecek hediye de hazir edildi, tam bir "abi" oyuncagi, bakalim begenecek mi?
Selim'in bolca fotosunu cektigimiz halde tembelligim sebebiyle fotosuz yazilar yaziyorum. Benim de hosuma gitmiyor bu durum ama tembellik iste ;)
Hastahane cantam da, icindeki cukulatalara kadar hazir durumda :). Hastahaneye gelen cukulatayi alir ona gore ;)
Simdilik, tek eksigimiz Kerem bey... hadi bakalim...
28 Temmuz 2009 Salı

Selim kardesi beklerken...

Yok, hala dogurmadim 39. haftanin icinde olmama karsin...
Iyiyim iyi olmasina da, artik iyice buyumus olan karnimla ve her bir yana donusumde kipirdanan bir bebisle geceleri pek uyudugum soylenemez. Bazen, sabaha karsi soyle bir daliyorum, o kadar...
Simdilik kontrollerim iyi gidiyor. Selim'e hamileligimde pozitif olan GBS, yine pozitif ciktigi icin dogumda antibiyotik alacagim yine, umuyorum bu bebisi olumsuz etkilemez.
Annemler buradalar. Onlarin da gelmesiyle gunluk yuruyus programimi daha siki bir sekilde takip ediyorum. 37. haftada aldigim 4 poundun gecen hafta 2sini, bu hafta da 2sini vererek bu sok kilodan kurtuldum. Birazcik hareket bile farkediyor. Kendimi hem bu sayede, hem de anne ve babamin burada olusunun verdigi moralle daha hafif ve zinde hissediyorum.
Tek yapmam gereken ha bugun ha yarin dogabilecek olan bebis dogmadan elimdeki yetistirmem gereken makaleyi yetistirmek... Umarim becerebilirim...
Bu arada olasi dogum tarihi (due date) 10 Agustos, teorik olarak daha bir onbes gun var yani ;) Korkum bebegin dogumunun gecikmesi...
Hos, ne demisler? "gec olsun, guc olmasin"
hadi bakalim...
19 Temmuz 2009 Pazar

buyuk sorular...

buyuk sorular karsisinda nasil cevap verecegini sasiriyor insan. kucucuk bir adamdan boyle buyuk sorulari duymaya hazir degildim ben. o yuzden cevaplarim saskin, cevaplarim belki de uygunsuz oldu :(.
nasil hazirlanilir ki boyle sorulara???
Selim: annecigim ben olecek miyim?
anne: (yutkunarak ve ne diyecegini bilemeyerek) hepimiz olecegiz birgun (galiba daha korkunc bir cevap oldu),
bu arada da Selim'in "olum" kavramindan ne anladigini dusunmeye calisiyorum, bulamiyorum... gercekten ne anliyor acaba?
anne: ama sen bunu dusunme simdi, hepimizin olmesine daha cok var (diyorum ve ne dedim ben? diye dusunuyorum, yarinimizin garantisi yok ki... ama varolussal diyolaglara 3.5 yasindaki caninizla da giremezsiniz ki...)
Selim: annecigim ben olmek istemiyorum
annenin bogazi dugumlenir, konuyu degistirmek icin birseyler dusunmeye calisirken
Selim: annecigim biz hic olmeyelim, tamam mi?
anne: tamam oglum, biz hic olmeyelim...
7 Temmuz 2009 Salı

sevgili mim, iyi ki varsin !!!

Oncelikle, gec kalmis ama samimiyetinden hicbirsey yitirmemis olarak: IYI KI DOGDUN AYSECIGIM!!! Nice guzel senelere, nice guzel yaslara...
Aslinda aklimin bir kosesindeydi dogum gunun ama dun kutlayamadigim icin ozur dilerim :( :( :( ...
*** *** *** ***
Bu arada yaz(a)mama grevime yine Ayse'nin mimiyle son veriyorum, itinayla duyurulur ;):
1. Kullandigim koku(lar):
vazgecemedigim parfumum, yagmurlu gunlerimin kokusu -bugunlerde bu nedenle cok kullaniyorum :)- Lancome, Tresor
Bir yaz kokusu olarak begendigim: Burberry, The Beat
zaman zaman, nadir olarak: Givenchy, Organza Indecence ve Cacharel, Noa Fleur
2. Kullandigim krem(ler):
Goz kremi olarak yeni kullanmaya basladigim ve simdilik begendigim: Lancome -Progress goz kremi
Nemlendirici olarak yine yeni kullanmaya basladigim - e malum yas 30 oldu :)- Clinique youth surge, ondan oncesinde ise Estee Lauder- Day wear plus kullaniyordum ama cildime biraz agir geliyordu.
cok gunesli gunlerde ise nemlendiriciler yerine yuksek faktorlu (spf 50-70) gunes kremi kullaniyorum yuzum ve vucudumun acikta kalan kisimlari icin.
3. En son okudugum son iki kitap- zira ondan oncesini hatirlayamadim:
*Managing For The Long Run: Lessons In Competitive Advantage From Great Family Businesses
*Reading Lolita in Tehran
4. Son aldigim 3 urun:
Kendime pek birsey almadim galiba bu aralar. Bu soruyla bunu farkettim.
En son gectigimiz pazar gunu icine sigabilecegim bir t-shirt aldim, mavi renkte.
Oncesi yok, ya Selim'e ya da bebege, kendime birsey yok bu aralar...
5. Seyrettigim 3 dizi:
ehem kohem... yemek yerken Asi'yi izliyorduk, bitti... Lost var izledigimiz, bir de artik konulari baysa da Grey's anatomy...
simdi ise arada Bir Istanbul Masali diye eski bir diziyi izlemeye basladim.

Simdi kendime ne alsam diye bakacagim, bu ebe-sobe ise yaradi :)))

*** *** *** ***
Bu sabahki bulutlu ve yagmurlu havanin olusturdugu depresyonik hislerimi Selimcanim gelim "kaymakim benimmm" diye beni severek dagitti.

Bu aralar Selim tv'de kendi kanallarini kesfetti, e rakamlari da bilince bir 2 bir 44 arasinda mekik dokuyor, zap'leme isine erken basladi bizimki ;)

Bu da dunku pozu:

23 Haziran 2009 Salı

back to depression diaries???


neredeyse bir haftadir kapali olan havadan mi, yapilacak islerin coklugundan mi -moralim simdilik daha da bozulmasin diye ne gibi isler oldugunun detayina bile giremiyorum- yaklasan dogum stresinden mi, ve daha bulunabilecek pekcok sebepten mi kendimi devamli bir sikinti-depresyon halinde hissediyorum :(((. boyle arada sirada yazmamin nedeni de bu sanirim.
bu arada sevgili aysecigim ve curlycigim emaillerinize de cevap veremememin sebebi de bu sanirim, icimden oturup birkac satir yazmak gelemiyor, belirsizlikler hala bitmedi cunku... ozur dilerim :(
bu yari (belki de tam) depresyonik hallerimi Sebo'nun gelmesi, getirdigi guzel cikolatalar ve bir makalemi gonderdigim dergiden olumlu gelismeler iceren bir cevap almam bile henuz degistiremedi. durum simdilik vahim yani.
belki birazcik gunes gosterse yuzunu?
hani belki diyorum???
18 Haziran 2009 Perşembe

bu birkac gun

uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba!
hayatimizdaki gelismelerden -hala belirsizlikten kurtulmus saymadigimiz icin kendimizi- bahsetmeyi bir kenera birakip bugunlere donuyorum :)
Son birkac gundur Selim'le yanliz fakat hizli gunler yasadigimizi soyleyebilirim. Sebo'nun akademik amacli Portekiz ziyaretiyle bizler 2+(1) kisi olarak evimizdeyiz. Selim'le hep birarada oldugum su gunlerde genelde onun isteklerini yaparak geciriyorum.
Ornegin dun bize cok da uzak olmayan ancak bugune dek gitmedigimiz hayvanat bahcesine gittik birlikte. Hayvanat bahceleri oldum olasi kulagima hos gelmediyse de, Selim'le verimli bir gun gecirmek acisindan iyi olacagini dusundum. Ancak bekledigimin aksine Selim tum gunu hayvanlarla ilgilenmek yerine, ziyaretci cocuklarla sosyallesmeye calisarak gecirdi. Acaba kresini ozluyor mu diye dusunmeden edemedim bu durumda. Zira Selim cocuklarina takildigi icin ben de zorunlu olarak onu takip ettim ki bu hayvanlari gorme hedefimizin gerisinde kaldi. Eh bir de 8 aylik halimle kosusturan cocuklari yakin takip meselesi vardi ki, nefes nefese kaldigim an cok oldu.
Bu arada sunu farkettim ki cocuklari mutlu etmek icin her dediklerini yapmaya calismak en sonunda iki taraf icin mutsuzlukla sonuclaniyor. Ben disiplinli anne imajiyla sanirim daha mutluyum, sonucta Selim de oyle.
Bugun yapacak birseyimiz yok, evde her ikimiz icin biraz "me time" yaratmak Selim'e de bana da iyi gelecek ;)
3 Haziran 2009 Çarşamba

yollar, secenekler, yasam...

nasil yazacagimi bilemedim, yazdim, sildim, sildim yazdim... bu durum bile icinde bulundugumuz karar doneminin bir gostergesi belki de...
onumuzde yine secenekler var... hayatimizi, ozellikle de cocuklarimizin hayatini etkileyecek secenekler. yine bir kavsakta duruyoruz, hangi yolu, hangi yasami sececegimize dair kararsizlikla dolu bir kavsak...
istekler bir yanda, realite obur yanda.
gelecek bilinmiyor, ama tahmin edilebilir mi?
kafalar karisik...
yine bir kararlar donemindeyiz...
bakalim sonuc ne olacak???
29 Mayıs 2009 Cuma

biraz da nostalji


Ilkokula ilk basladigim gun.
Muhtemelen aylardan Eylul, yillardan 1984...
Fotograf anne ve babamin "daire"lerinin bahcesinde cekilmis; Aydin tarim il mudurlugu... O zamanlar teknik ziraat derlerdi, is yerlerinin adi da "daire" idi, nedenini bilmiyorum.
27 Mayıs 2009 Çarşamba

Boguk bir gun(!)

Mayis sonu olmus, neredeyse Haziran basi... Bana gore bahar coktaan bitmis, teoride Yaz mevsimi olmasi lazim; pratikte oyle degil.
Pratikte durum baska... Hava kizimiz 9 dereceyi gosteriyor, sukur ki F cinsinden degil.
Yalniz sicaklik mi? Bulutlar da el ele vermis gunesi kapatmis, hem de siki sikiya neredeyse hic mi hic gorunmemecesine... Bu karanligi bozan tek sey agaclarin yesilligi, heryer yemyesil, koyu yesil yagan yagmurlardan cildirmis bir yesil... Yesilden sikayet yok ama karanliktan var...
Neredeyse Haziran ama disarisi bogucu, hem de cok :((( .
25 Mayıs 2009 Pazartesi

Evde dogum?

Dun su linkteki evde dogum hikayesini okuyunca, ki fotograflara bakarken daha dogum stresine girdim :). Dogumun genel stresi bir yana, "evde dogum yapma" fikrinin beni korkuttugunu soyleyebilirim. Gerci bu konuda cok birsey bilmiyorum ancak bazi tv programlarina da konu olmus, burada gittikce de populer olan bir akim oldugunu biliyorum.
Evet, daha guncel bir deyisle ABD'de evde dogum yapmak "in" diyebiliriz :). Bu tarz bir dogumu tercih edenler genelde evin sakin, guvenli ve huzurlu ortaminda bebeklerini dunyaya getirmenin daha olumlu ve kolay oldugu gorusundeler.
Bunun bir adim oncesi de Texas'tayken bilmedigim, bu eyalette daha populer olan "midwife" yani dogum ebe'si ile hastanede dogum yapmak. Bu dogum ebeleri, dogum alaninda master almis kisiler ve cok komplike olmayan dogumlarda oneriliyorlar. Dogum ebesinin guzel yani hastahaneye adim atmanizdan itibaren dogum gerceklesene kadar yaninizda olmalari. Turkiye'de prosedur nasil bilmiyorum ama burada doktorla dogum yaparsaniz, doktor son ana kadar gelmiyor - o son an herhalde bebek kafasini cikarmaya baslayana dek diye dusunuyorum- o ana kadar dogum hemsireleriyle oluyorsunuz genelde. Bu anlamda dogum ebesi cok daha cekici olsa da yine ben doktoru sececek gibiyim dogum icin.
Simdi ben bunlari dusunurken evde dogum secenegi bana ne kadar uzak anlayabilirsiniz. Merak ediyorum sizin dusunceleriniz ne?

24 Mayıs 2009 Pazar

simdi, su anda...

yandaki hava durumu kizimiza guvenim sarsildi :( . Zannediyorum biraz geriden geliyor soyle ki bu kiz askili elbiselerle gunluk guneslik bir havada gezinirken su anda burada bardaktan bosanircasina yagmur yagiyor, hem de son yarim saattir.
Radyoda eski parcalar, Lenny Kravitz "baby, It Ain't Over 'Til It's Over" diyor; Kelly Clarkson'un "Because of You"sundan sonra... Lenny Kravitz dinlemeyi ozlemisim, farkediyorum; oysa bir ara o kadar cok dinlerdim ki...
Kahvemi yeni ictim, evde yalnizim...
Aslinda bu hafta Turkiye'den bir misafirimiz var; Selim'in enistesi :), Kanada -Montreal'deki isinden iki gunluk kacamak yapip buraya indi. Boyle durumlarda en cok Selim icin seviniyorum, zannediyorum bu yaslarda aile, akraba duygulari gelisiyor, ve hosuna gidiyor anneanne, babaanne, dede gibi kavramlarin ustune bir de hala, eniste gibi baglari eklemek. Zaten ornegin kreste de aile unitesi yapmislardi, buyukbaba ve annelerden fotograflarini ve nerede yasadiklarini gosteren bir kart istemis, sonra da onlari dunya haritasinda yapistirip sinifta anlatmislardi.
Simdi de Men at Work'den "Land Down Under" caliyor.
***
Boyle sakin kendi kendime kalabildigim gunleri seviyorum, hos hava moduma cok uymasa da umutluyum, gunes biraz sonra gosterecek kendisini ;)
simdi de yeni bir sarki: Taylor Swift- Love Story :)))
22 Mayıs 2009 Cuma

Bu hafta...

Bu haftanin kayda deger onemli olaylari:
sevgili Ayse ile carsamba gunu olan keyifli bulusmamiz,
Sebo'nun hediyesi yesil erikler :)
ve yine Sebo'nun bir makalesinin kabul oldugunu ogrenmemiz
oldu... Selimle ilgili haberler mi? Elbette onlar herzaman onemli :)

*** *** *** *** *** ***


Oncelikle emek dolu ve guzel battaniye hediyemiz icin sevgili Ayse'ya cok cok tesekkur ediyoruz. Ailecek cok begendik ve hatta Selim aslen kardesine gelen bu hediyeye el koydu bile.
Olay soyle gelisti: Eve gelince cantamdan cikarip Sebo'ya ve Selim'e gosterdim Ayse'nin hediyesini. BU arada Selim hemen atladi "bu benim mi?" diye, kiskanmasin, bozulmasin diyerekten "senin ve kardesinin" dedim, "ikinizin de kullanabileceginiz guzel bir battaniye". Selim resimlerden de gorulecegi gibi evirdi, cevirdi battaniyeyi, hatta "uykum var yatagima gidip yatacagim, ustumu bununla ort" dedi. "Sonra, ben simdi bunu kaldiriyorum" deyip de ben battaniyeyi kaldirirken Selim battaniyenin "aidiyet" olayina kendince son noktayi koydu: "Bu benim, sadece benim" diyerek...



Bir de bu resimleri cekmeye calisirken her poz verdirme cabama karsilik "hayir, silly face yapacagim" cevabiyla karsilastim.
Iste size silly face Selim!



Anlayacaginiz, kardesine gelen, ya da aldigimiz -ki Selim'den kalma o kadar cok esya var ki, pek birsey almiyoruz kardes bebege- ne varsa giymeye calisma olayindan sonra, ortak kullanilabilecek seyleri de paylasmak istememe durumu basladi yavas yavas... Kardes icin teoride cok heyecanli ve istekli olmasina karsin pratikte boyle uygulamalarla karsi karsiyayiz. Hos dun Selim'e yeni birkac banyo oyuncagi aldigimiz icin eskilerini kaldirirken "bunlari kaldiralim, kardesim oynasin" dedi ama bakalim gelismeler nasil olacak.

Tam da bu sirada Pratik Anne'nin Su ve Su yazilarini okudum.

*** *** *** *** *** ***


Dun Sebo eve gelirken aldigi yesil eriklerle beni cok mutlu etti. Yesil erik konusunda oyle kit bir memleket ki burasi yesil erikler benim icin cok cok degerli bir hediye. Hos tadlari rahmetli anneanne ve dedemin evlerinin bahcesindeki agactan kopardigim ve yemekten mide fesati gecirdigim erikler kadar sulu ve tatli ve elbette bol olmasa da -zannederim hicbir erik hicbir zaman o kadar tatli olmayacak benim icin- cok iyi geldiler.

*** *** *** *** *** ***


Ne garip, bu yaziya baslarken tamamiyle farkli bir yazi kurgusu vardi kafamda, konu konuyu laf lafi aciyor derken bu satirlara geldim. Size de oluyor mu bu?
18 Mayıs 2009 Pazartesi

cok kadinsal bir istek

Hamileligin verdigi bir his midir yoksa birkac gunluk upstate NY ziyaretimizde yasadiklarimiz mi bilmiyorum ama icimde buyuk bir yuva yapma istegi var.
Yuvamiz yok mu, var aslinda ama 7 senedir o evden bu eve tasinmalarla gecen ve bu nedenle benim hep gecici gordugum ve bir turlu "yuva" demeye dilimin varmadigi bir yuva.
Hayatimizdaki belirsizliklere bir turlu "nokta" koyamayisimizdan ve elbette ihtiyactan dolayi yine tasinacagiz bu Agustos ayi sonunda. Ve yine muhtemelen, buyuk bir olasikla "gecici" bir yer olacak bu tasinacagimiz ev. Onceki tasinmalarimizdan bir kesit icin BAKINIZ...
Artik neresi oldugunu, ya da olacagini da onemsemedigimi farkettim. Yeter ki "bizim" diyebilecegimiz ve mumkunse uzunca bir sure "yuvamiz" benimseyebilecegimiz bir yer olsun. Ici huzurlu, cocuklar icin genis, kafamiz rahat olsun.
Bir esya almak istedigimde dusunmeyeyim sigar mi diye, ya da ertelemeyeyim nasil olsa tasinacagiz diye.
Hayatimizdaki belirsizliklerin en buyuk nedeni su anda Sebo ile ayni yerlerde calismiyor olmamiz. Onun isi upstate NY'da, benim Boston'da. Okullarimiz arasinda araba ile 5 saatlik bir mesafe olunca nerede yasadigimiz, ya da yasayamadigimiz bir sorun oluyor. Bu sorunu yazilara dokup her daim hatirlamak istemedim bugune dek. Ama ayni zamanda cozemiyoruz da kisa vadede. Cozemedigimiz icin buna bagli olan "yuva kurma" konusunda da aksamalar, huzursuzluklar yasiyoruz.
Bu aralar ciddi ciddi kariyerime birkac sene ara mi versem acaba diye dusunmeye basladim. "Yuva" kurabiliriz en azindan :).
Biz yasayarak ogreniyoruz malesef hayatimizdaki onemli seyleri, aldigimiz kararlarin sonuclarina "katlaniyoruz" cogu zaman ve bu sekilde bir yasam "sancili" olabiliyor zaman zaman...
Icim sikiliyor, ve ben artik gecici olmayan bir yuva kurmak istiyorum...
17 Mayıs 2009 Pazar

Benim kitap seruvenim

Ayse'nin sobesi beni eskilere gidip dusunmeye yoneltti. Sahi nasil kitaplar okudum bugune dek? Itiraf ediyorum animsamak cok kolay olmasa da ve isimlerini unuttugum pekcok kitap olsa da iste benim okuma kesitlerim:
Ilkokul'da cocuk kitaplarina dair hemen hemen herseyi okudugumu animsiyorum. Kemallettin Tugcu ve Omer Seyfettin kitaplarinin hemen hepsi, ciltlenmis Dogan Kardes dergileri, ve Pal sokagi cocuklari gibi dunya cocuk klasikleri anneannemlerin kutuphanesinde teyzelerimden kalma okudugum kitaplar arasindaydi.
Sonra kendim kendime kitap alma aliskanligi kazandim yine ilkokul yillarinda. Bir donem su tarzda cok kitap okudugumu animsiyorum, Yaramaz Kizlar serisi de bunlardan biriydi.O kitaplarin tadi hala damagimdadir. Bu sayede ilkokul yillarimda yatili okulda okuyan kizlara cok ozenirdim :). Sonra cok Gulten Dayioglu kitabi alip okudugumu biliyorum, sevdiklerimden biri de suydu. Sonra Iranli yazar Samed Behrengi'nin baya bir kitabini okudugumu animsiyorum. Ornegin Kucuk Kara Balik'i ve Bir Seftali Bin Seftali'yi 8-10 yas arasindaki cocuklara oneririm.
Ozellikle ilkokul besinci siniftan itibaren ortaokulun ilk baslarinda Turk edebiyatini kesfetmeye basladim. Yakup Kadri'nin, Halide Edip'in ve Resat Nuri'nin pekcok kitabini bu donemde okudugumu biliyorum ama en cok hangileri aklinda diye sorarsaniz belki bir kadin dokunusundan olsa gerek Halide Edip'in romanlarini onde tutmusumdur hep.
Sonra Sait Faik ve Halikarnas balikcisi donemim oldu bir yaz.
Bundan sonra ise siyasi ve populust egilimli kitaplar okuma donemim baslar ki bu ayrica basli basina bir donemdir :) Bu donem lise yillarima denk gelir. Simdi donup bakinca anliyorum ki ozellikle OSS- OYS sinav stresinin henuz benligimi sarmadigi lise bir ve iki donemimi bol bol siyasi kitap okuyarak streslendirmisim kendimi :).
Bu donemde en cok sevdigim ve onerebilecegim kitaplar arasinda Tutun, Boynu Bukuk Olduler, Vedat Turkali'nin Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlik, Tutunamayanlar Ve KirkYedililer bu donemden hemen aklima gelen ve beni hem yazim tarzlariyla hem de konulariyla cok etkilemis kitaplardir. Bir de iskencelerin, Deniz Gezmislerin anlatildigi Yaralisin, Gulunun Soldugu Aksam gibi kitaplari da okudum ya onlara hic girmesem iyi olur.
Sonra bu donemin sonuna dogru ozellikle lise 3 gibi sanirim, dunyadan bosvermislik haline girdigim bir donemde Herman Hesse ve Bukowski gibi yazarlari kesfettim, onlarin da hemen her kitabini okudum sanirim. Bu donemde anne ve babamin beni odamda test cozuyor zannettikleri sirada ben itiraf ediyorum ki hayat uzerine cok felsefi duslere dalmisimdir Hesse ve Bukowski sayesinde :) aslinda bu donemde okudugum ve beni cok cok etkileyen ozel bir kitap vardi ama animsayamadim bir turlu adini.
Universitede fantastik kurgu romanlar cekti beni fazlaca,bu donem daha cok yabanci yazarlari okudugum bir donem oldu. Parfumun Dansi ornegin en cok aklimda kalanlar arasinda. Koku'yu da bu donemde okumus olabilirim. Zen ve Motorsiklet Bakim sanati da bunlardan biriydi. Ursula K. Le Guin okudum bir donem ve Yuzuklerin Efendisi kitaplari -ve turevleri olan Hobbit vs-.
Sonra Amin Maulof'un tum kitaplarini okudugum bir yaz vardi sanirim yine bu yillarda, benzer tarzda Puslu Kitalar atlasi da cok begendiklerim arasindaydi.
Donemsel olarak hemen aklima gelenler bunlar.
Bunun yanisira liseden universiteye uzanan bir donemde Orhan Pamuk'un hemen hemen tum kitaplarini okumusumdur.
Universite sonrasi bir donem ise cesitli biyografiler ve ozellikle Elif Safak'i bir yazar olarak kesfetmeye basladim.
Bir de ara ara siir kitaplari okuma deneyimim oldu ama itiraf ediyorum siir ve ben hep birbirimize uzak kaldik, sevemedim siir okumayi bir turlu. Ayni sekilde hikayeler de cok sarmadi beni, tam karakterleri oturttugum havasina girdigim bir sirada hikayenin bitmesindendir belki de, kisa geldiler bana hep.
Soyle kisaca donup geriye baktigimda cidden uzuuun bir kitap seruvenim oldugunu gordum. Bunlarin arasinda okudugum ama unuttugum pekcok kitap da olduguna eminim. Okuma secimim olarak ise farketmissinizdir belki bir yazarin tum kitaplarini okuma gibi bir aliskanligim var ve de illa ki de roman olacak.
Simdilerde kitap secimim ozellikle lise ve universite yillarina gore daha "hafif" kaliyor, hatta bazen kendimi "cok satanlar" vagonuna binmis goruyorum kisisel elestiri olarak.
Ben "bir kitap okudum ve hayatim degisti" diyemiyorum ama cok kitap okudum ve hayata bakis acim sekillendi diyebilirim sanirim :).
Tesekkurler sevgili Ayse soben icin, bana da iyi geldi :).
13 Mayıs 2009 Çarşamba

Selim'le konusmalar

Selim: Buyuyunce itfaiyeci olacagim ben.
Sumuklu: Itfaiyeci mi hmmm... Peki neden? (neden sorusunu sorarken Sumuklu "ses cikaran, kirmizi, buyuk itfaiye arabasina binmek icin" gibi bir cevap beklediginden neredeyse emindir)
Selim: Cunku itfaiyeciler yanginlara su atiyorlar, yanginlari sonduruyorlar.
Sumuklu: -bu kadar faydaci bir cevap aldigina saskin bir durumda- evet, cok guzel bir is yapiyorlar annecigim, itfaiyeci ol sen o zaman...
***
Selim elindeki pembe kagitli sekeri gosterir ve "bunu arkadasim Alejandra'ya verecegin annecigim" der.
Sumuklu: Alejandra mi neden?
Selim: cunku pembe, Alejandra pembe rengi seviyor.
Sumuklu dinlemeye devam eder.
Selim: kizlar pembe severler
Sumuklu: oyle mi? nasil biliyorsun?
Selim: biliyorum.
***
Sumuklu banyodan sonra sacini kurutmustur, hafif sekil vermistir.
Top oynamayi birakip Selim Sumuklu'nun yanina gelir ve "mommy your hair looks so nice!" der, birden.
Sumuklu saskinligini belli etmemeye calisip, "oyle mi, tesekkur ederim" der. Sonra da Sebo'ya doner "yaaa, iste boyle ;)" seklinde bir bakis firlatir :)))
Bir de gecen gun aldigim degaje yaka ve biraz bolca bir penyei giymistim. Selim bana bakti ve:
"annecigim bu sana buyuk geliyor, buyuyunce giy istersen" dedi :)
Gulumseyip sarildim ona.
***
Dun kreste dinazorlar ve surungen hayvanlar unitesinin bir parcasi olarak canli yilan gosterdiklerini bilen Sumuklu Selim'e sorar:
Sumuklu: bugun kreste neler yaptiniz Selim?
Selim: Cok guzel birsey yaptim. Snake elledim.
Sumuklu: -biraz da abartarak- neee??? yilan mi elledin? Korkmadin mi?
Selim: korkmadim
Sumuklu: ben elleyemezdim
Selim: hic yucky degil annecigim, cok temiz o, sen de elleyebilirsin.
Sumuklu: peki, elleyebilirim o zaman.
***
Oyle konusmalarimiz var ki insani sasirtiyor. Cocuklarin dunyasi, onlarin bakis acisi ve algilamalari hakkinda cok sey ogretiyor insana. Oyle guzel, olgun ve olumlu algilamalari var ki, hic bozulmasin...
11 Mayıs 2009 Pazartesi

10 Mayis 2009

Ve Selim artik buyuk bir mutlulukla "abi" bisikletine biner...

 
Posted by Picasa


 
Posted by Picasa
8 Mayıs 2009 Cuma

Centilmen oglum benim :)

Cemile Yeni Arkadaşını Çok Seviyor
Teyzemin Selim icin gonderdigi kitaplar arasindaydi bu.
Gectigimiz pazartesi okuduk birlikte, ertsei gun Selim'i kresten almaya gittigimizde ogretmenli "Selim anlatti mi?" diye sordular, "neyi?" dedim, ki Selim'in sinifina da kitaptaki gibi yeni bir arkadas gelmis. Selim'den iki ay kucuk olan arkadasinin adi Kendall'mis. Selim o gune dek kresteki en kucuk ogrenciydi. Ogretmenlerinin dedigine gore kendisinden kucuk bir arkadasini gorunce cok ilgilenmis yeni gelen bu arkadasiyla. Onunla oynamis, siraya girerken, ellerini yikarken, ve cesitli aktivitelerde yardim etmis ona.
Carsamba gunu de kresindeki sinifiyla dinazorlar ve cesitli suringenler unitesini isledikleri icin bu ay, su muzeye gittiler. Dinazor iskeletlerinden ve soyledigine gore "swimming dinasours"dan etkilenmis Selim. Hos etkilenmek kismina biraz korkmak da giriyor ama orasini karistirmiyoruz pek ;)
Korkmak deyince, Selim'in anlattirmak istemedigi bazi masallar var.
Sumuklu: Hansel ile Gratel'i anlatayim mi Selim?
Selim: Yok, onda cadi var. (cadi'yi, alti noktali c- siz anladiniz- yani chadi seklinde telaffuz ediyor bu arada Selim :)) )
Sumuklu: o zaman kirmizi baslikli kiz'i anlatayim?
Selim: yok, onda da kurt var
Sumuklu: tamam o zaman ne anlatayim?
Selim: Mcqueen, arabalari anlat....
***
Klasikler pek korkunc geldi Selim'e anlayacaginiz, bunda benim demolu anlatma seklimin de katkisi var mi bilemiyorum. Belki de anlatma seklimi degistirmem gerekecek. Bu irsi birsey galiba, annem de anlatirken korkardim ben bu masallari. Ornegin annem bir de kirmizi baslikli kiz yerini "kirmizi baslikli Sumuklu" seklinde anlatirdi, daha bir korkardi cocuk yuregim...
***
Bu arada tam bir karpuz hastasi oldu Selim, karpuz aldigimizda "yasasiiin!!!" diyerek mutlu oluyor :). Boyle zamanlarda bol ve tatli karpuzlarin oldugu TR'de olmak vardi diyorum!
***
Havalar guzellesti ya -artik guzellesti diyebiliriz- Selim de arka bahcede oynuyor bolca. En cok onun icin seviniyorum havalarin iyilesmesine. Agaclara cikiliyor, futbol oynaniyor, bisiklete biniliyor, sincaplar besleniyor.
Onun yuzunde bir gulumseme gormek dunyanin en guzel mutlulugu. Tum anneler icin boyle eminim. Bir gulumseme, bir kahkaha, bir sarilis dunyanin en mutlu insani olmaniza sebep oluyor. Cok guzel bir duygu, insan yasadikca anliyor. Canim benim, seni cok seviyorum oglusum!
5 Mayıs 2009 Salı

Namissiz virus (!)

Wash your hands with soap and clean running water. Visit www.cdc.gov/h1n1 for more information.

Korkunun ecele faydasi yok demisler ama kucuk tedbirlerin olabilir!
***
Zaten el yikamaya onem veren ben, su domuz gribi - ah pardon domuz ureticilerini kirmamak icin H1N1 diyoruz artik!- ortaya cikti cikali evde bir el yikama paranoyasi estirmis durumdayim.
-Selim ellerini yika, iyice kopurt, yikarken -20 saniyeden fazla yikamasi icin- ABC sarkisini soyleyelim oglum, gibi cumleler siklikla duyuluyor evin icinde...
Hos yasadigimiz Massachusetts eyaletinde bugun itibariyle H1N1 virisu aldigi onaylanmis 34 vaka olmasina karsin hayat tum normalligiyle devam etmekte.
Ozellikle 1918'teki Ispanya'da ortaya cikan ve abartmiyorum okudugum kadariyla yaklasik 25 milyon-evet o gunun rakamlariyla 25 milyon(!)- insanin olumune yol acan ve H1N1'nin bir alt turu sayilan grip virisunu dusununce bir korku aliyor icimi. -Bu tarihi salgin konusunda daha fazla bilgi icin buraya bakabilirsiniz- Hos, WHO'dan gelen aciklamaya gore H1N1 Ispanya salginindaki virisun bulasici ozelliklerini tasimiyormus cok fazla -anladigim kadariyla o virus kadar kolay bulasmiyormus-.

Neyse, icinizi daha fazla sikmayayim, yukaridaki banner'i gorunce paylasayim dedim.... Elleri yikamaya devam!
29 Nisan 2009 Çarşamba

Rhode Island'da nisan

Iki hafta once bir kacamak yapmistik Rhode Island'a... Suyun kenarinda olmak insana iyi gelse de, havanin serin olusu malesef TR'deki Ege ve Akdeniz havasini vermiyor.
Hos yaz da olsa kuzeyin sulari soguk oluyor ve buradaki "okyanus", bizim "deniz" ozlemimizi gidermiyor malesef.

 


 


 


 





Posted by Picasa