Pages

30 Aralık 2006 Cumartesi

Bizim Bayram!


Bu sabah bayram sabahiydi bizim buralarda. Niye bu sabah da yarin degil olayina hic girmeyecegim, bu sabah burada bayramdi iste!
Sabah cok da erken kalkmadigimiz, ve biran bayrami unutup Selim, Sebo ve ben yatakta ucumuz bir aile saadeti yasadigimiz icin Sebo son anda bayram namazina gitti. Ben de "bugun bayram" diyerekten genelde hergun aksam yikadigim Selim'i yikadim, bir guzel giydirdim, babasi donunce onu cici cici karsilasin diye.
Sonra, mutfagi toparlayip kahvalti hazirlamaya koyuldum. Bugun bayramdi ya, ekstra guzellikte hazirlamak gerekiyordu kahvaltimizi; oyle de yaptim.
Sebo geldi, Selim annesinin babasinin bayramini kutladi :), ve biz masamizda Selim mama sandalyesinde kahvaltimizi yaptik.
Bir yandan da Sebo'ya bu gunu Selim icin nasil daha anlamli ve ozel hale getirebiliriz diye konustuk. Kendi kucukluk bayramlarim benim genelde anneanne, babaanne, buyukler, es, dost, akraba ziyareti ile geciyordu. Sabahlari evimizde -ya da anneanneme gittigimizde- kahvalti eder ve ayni sehirde yasadigimiz icin once anneannemlerin bayarmini kutlamaya giderdik. Eger babaanneme o gun degil de ertesi gun gideceksek o gunumuz yasadigimiz sehirdeki buyukleri gezmekle gecerdi. (Daha kucukken ise ben sabahlari mahallede el opmeye ve bayram harcligi, seker vs. toplamaya cikardim ;) ) Ertesi gun ise Izmir'de yasayan babaanneme, halalarima ve oradaki akrabalarimizi ziyarete giderdik. Dini anlamindan cok bayram demek buyukleri ziyaret etmek, uzun zamadir gormediklerimizi gormek ve bolca tatli, cukulata vs. yemek demekti. Eh tabii ki 15-16 yasina kadar aldigim bayram harcliklarini da unutmamak lazim.
Velhasil boyle gecerdi bayramlar. Benim icin bayramlar ben universiteye gittikten sonra bitti, tadi kalmadi, tatil anlamina geldi.
Ama zaman gectikce bayramlarin onemini anladim ben de. Hem bizim, hem de Selim icin. Hele uzakta olunca bayramlari yasatmak daha bir onem kazaniyor. Her ne kadar uzakta olursak olalim oncelikle aile icinde oneminin kavranmasi gereken bir olay bayramlar. Amerikali ofis arkadasim da ornegin cocuklari oldugunda Christmasi mutlaka kendi evlerinde daha bir ozel gecirmek istedigini soylemisti ki cok hak verdim.
Biz de bundan sonra ozellikle Selim icin bayramlarda evi suslemeyi, Selim'e ve hatta birbirimize bayram hediyesi almayi, bayram sabahini evimizde diger gunler daha farkli gecirmeyi, bayram gunlerinde mumkunse calismamayi -malum burada resmi tatil falan olmayacagi icin ;)- ve Selim'le ozel olarak gezmeyi, onunla vakit gecirmeyi ve bayramin ozelligini ona bu sekilde hissettirmeye calisacagiz.
Eminim bunlar Selim'in buyuyunce anlatacagi guzel bayram anilari kadar bizim icin de guzel ve anlamli anlar, paylasimlar olacak...
29 Aralık 2006 Cuma

Yurumek ve dusundurdukleri

Yurumek Allahin bize verdigi en buyuk nimetlerinden birisidir suphesiz. Yuruyerek baslar her bir yolculuk, ve sonunda yurumelerimizi yavaslatarak biter hedefe varmalar. Hemen ayaga kalkar insan uyanir uyanmaz, ve birisine ogut verirken kendi ayaklarin uzerinde dur deriz. Oglumuzda artik bu uzun surece basladi. Hayati boyu yuruyecek. Bize ne heyacan verdi aslinda onun yurumeye baslamasi, aslinda uzun suredir deniyordu bunu. Bazen hizli yurumeye calisiyor ama yalpanarak dusuyor bir ucagin yere cakilmasi gibi. Birde kollarini yukari kaldira kaldira yuruyor, dengesini boyle kuruyor yani. Gulmuyoruz, sadece kollarimiz acip onun bize dogru kosmasini bekliyoruz. Gelincede sizi kocaman kucakliyor, asil bu mutluluk veriyor insana. Yani size guveniyor ve size ulasinca birakiveriyor kendisini. Gunlerimiz dolu dolu geciyor onun sayesinde, ve guzelim dunyamizin guzelliklerini kesfetmesinde yardimci oluyoruz elimizden geldigi kadar. O dunyamizi cok guzel oldugunu bilerek yetissin, kotulukleri, catismalari, zitlasmalari hic ogrenmesin. Zaten onlari bir sekilde ogrenecek ama biz ona ahlaklarin en yucesini almasi icin elimizden gelen herseyi yapacagiz, ve bu kotuluklerin etkisini minimize edecek elbette. Kisacasi iyiliklere kosan, ama kotulukler karsisinda dimdik duran bir insan. Tabiki sevgi ve saygi dolu herkese. Kos oglumuz kos, gidecek cooook yolun var, ve biz her zaman yaninda olacagiz bu yasam seruveninde...Saga sola sapmadan dimdik orta yoldan, yurumenin ve kosamanin hakkini vererekten yalpalamadan...Biliyorum bizde senden coook sey ogrenecegiz bu istikamette biricik oglumuz...Biz heyecanliyiz, sevincliyiz, ve sukrediyoruz bu emanet icin bize, ve gozumuzun onunde gelisimine...

ugurlar olsun 2006...

Ilk defa ortaokuldaki en super -ogretmesi ve telaffuzunun guzelligi yanisira, bizimle olan dostane tavirlari nedeniyle- Ingilizce hocamiz olan Nurten Hanim'dan duymustum bu "yeniyil muhasebesi" ve gelecek yilda neler hedefledigimize dair bir liste yapma meselesini (nam-i diger new year's resolution, ornekler icin bknz suraya ve suraya :) ).
Oturup dusununce ben de "2006 nasil gecmis benim icin?" diye, cok cesitli streslere ve zorluklara ragmen genel olarak 2006 cok iyi gecmis.
  1. Oncelikle ve en buyuk, en guzel, en yasanilasi olarak "Selim" dogdu, 5 Ocak 2006'da.
  2. Yilin her ani, ver her zaman Selim'le guzellesti yasamimiz, onun bircok ilk'ini tattik.
  3. Egitimimin onemli bir ayagi olan tezimin ilk savunmasindan gectim 15 Haziran 2006'da.
  4. Is bulma streslerini yasadim ve guzel bir is buldum, birkac hafta kadar once.
  5. Is arama olayi sayesinden bir suru yer gezdim, dolastim, yeni insanlarla tanistim.
  6. Evliligimizin de besinci yilinin icinden oldugumuz bu yilda (besinci yilimiz Ocak 2007'de dolacak -kocis'e not: eh, guzeeeeel bir hediye beklerim artik ;)- ), 2006 yilinda Seboyla da iliskimiz ayri bir guzellige oturdu.
  7. Ailelerimizle olan iliskilerimiz -oyle hissediyorum ki- daha bir guzellesti.
  8. Ruhani olarak daha bir dingin, daha bir mutlu, daha bir ne istedigini bilir oldum.
  9. Yeni dostluklarim, cok sevdigim blog arkadaslarim oldu, iyi ki varsiniz!
  10. ve daha animsamadigim pek cok guzel olay oldu.
Yani, ozetle cok guzel bir yil oldu 2006, benim ve cekirdek ailemiz icin!
Insallah onumuzdeki yillar da boylesine guzel, ozel, saglik, basari ve mutluluk dolu olur; kendim ve herkes icin bunu diliyorum.

HERKESIN KURBAN BAYRAMI VE YENI YILI KUTLU VE MUTLU OLSUN!


Yagmur

"Yagmur yagiyor" dedi kendi kendine, pencereye usul usul vuran damlalara bakarak: "yagmur yagiyor"...
Yagan yagmurun etrafi temizledigini dusundu, sonra pencereyi acip o eskiden beri animsadigi toprak kokusunu cekti icine, ici temizlensin diye. Neden sonra yagmurun herseyi temizledigini dusundu, herseyi, herkesi; kimse kalmamacasina, O ve kendisi disinda.
Yagmur ona O'nu animsatti sonra. Yagmurlu bir ogleden sonra bir agacin altinda birbirlerine sarilarak yagmurun dinmesini bekleyislerini. O'nun mutluluk dolu, sevgi dolu gozlerini... O'nun gozlerinde gordugu o sinirsiz, kosulsuz, yargilamasiz sevgiyi.
Ve sonra, sonra'yi dusundu.O'nun ellerinden yagmur damlalari gibi kayip gidisini, O'nu kaybedisini: kendi deger bilmezligini.
Ellerini sikti, dislerini isirdi, ve bu sirada disarida yagmurun hizlandigini farketti, hizlandigini ve yuzunu islattigini, tipki O'nunla olduklari o gun gibi. Kapatti pencereyi.
Yagmuru dinmeyen biryerde olmayi diledi.
Sonra buyukannesi geldi aklina, kocaman yasina ragmen hic buyumeyen buyukannesini. "Yagmur berekettir" diyerek bir cocuk gibi yagmurun yagisina sevinisini. Buyukannesi de "gidenler" arasindaydi. "Ben niye buradayim ki?" diye sordu kendi kendine, ama sonra bu soruyu defetti kafasindan buyuk bir suc islemis gibi.
Kapi calindi aniden "girin" demeden o, iceriye dalmisti sekreteri. "Esiniz aradi" dedi, "size yonlendirdim ama acmadiniz, not birakti esiniz". Birsey demedi, soru soran gozlere sekreterine bakti. "Yola cikiyormus esiniz, cocuklarla birlikte gunesi bol olan o yere dogru", "arayacakmis tekrar, ucak kalkmadan", kiz pespese siraliyordu cumleleri.
Es, cocuklar, gunes.... Ne kadar da yabanci geldi birden hepsi gozune!
"Tesekkur ederim" dedi mirildanarak, dudaklarindan neler dokuldugunun kendisi bile farkinda degildi oysa ki.
Disariya bakti tekrar, yagmur yine yavaslamisti.
Gozlerini kapatti.
Ve yine, ama daha buyuk bir istekle
Yagmuru dinmeyen biryerde olmayi diledi.
Buyukannesini animsadi, "yagmur berekettir" diyen sesini.
O'nun gozlerini ise, dusunmedi...
28 Aralık 2006 Perşembe

COOOOK Tesekkurler...


Birseyleri bilerek yapmak farkli oluyor tabii.
Biricik html uzmani arkadasim AnneveBebisi'ne cok cok cok tesekkur ediyorum "yorum" problemimi cozdugu icin.
Yuppi, artik gelsin yorumlar, gitsin ?
Hadi, hadi ne duruyorsunuz, bisiyler diyiverin gari :)))
27 Aralık 2006 Çarşamba

Selim yuruyor (mu)?

Selim yuruyor mu?
Bu soruyu sorup duruyoruz birkac zamandir kendi kendimize.
Yaklasik onuncu ayinin sonlarindan itibaren bir-iki adim atmaya basladi Selim. Ama son zamanlara kadar bu hep bir ya da iki adim olunca, biz pek yuruyormus gibi davranmadik ona :).
Ama bu son zamanlarda masallah, yavrumuz yurume isini soktu (okumayi soktu gibi bir anlatim oldu ama, neyse) gibi. Malum, cok buyuk bir evimiz yok ama -bilenlerin fikri olmasi acisindan- bu aralar mutfaktan salonun ortasina kadar gelebiliyor Selim, yaklasik 10 adim falan. Ya da yurumeye basliyor, yolda duruyor bekliyor biraz elinde birsey varsa yere koyuyor ya da yerden birsey alip devam ediyor yurumeye, o zaman daha uzun mesafe katedebiliyor kendince. Ama elbette yuruyusu paytak paytak; Sebo'nun deyimiyle "sunnet cocuklari gibi" :).
Dikkat ettik ki ozellikle kendi haline biraktigimiz zamanlarda kendi kendine daha cok yurumeye calisiyor, yoksa biz yaninda olunca "kucak" diye bir kurtarici aklina geliyor ;). Yani donem donem kendi haline birakmak yurumesi acisindan faydali oldu baya.
Bu arada, dustukce o kafayi biryerler vurup duruyoruz ya, hadi hayirlisi...

Not: Bir de soyle bir video isledim bugun, guzelmis, paylasmak istedim: Video icin buraya!
26 Aralık 2006 Salı

Evladimiz

O herseyi ile bize bagli ve ne yaparsak onu taklit etmeye calisiyor. Yani etrafimizda oyle birisi dolasiyorki her yaptigimizi kopyaliyor ve kendisine bir hayat felsefesi olusturmaya calisiyor. Bi onun dunyaya acilan yegane pencereleriyiz anlayacaginiz. Onun icin davranislarimizda dikkatli olmaliyiz, ozellikle sesli konusmayi seven ben. Daha sessiz ve sevecen konusup onun hislerini incitmemeye calismaliyim. Dedigim gibi gayeniz o olmasa bile o oyle anlayabiliyor. Etrafimizdaki nesnelerin isimlerini soyleyince gostermeye basladi ve getir diyince getirebiliyor artik oglumuz. Ona daha komplike seyler ogretmeye baslayabiliriz artik, bunun icin mecburen inglizce kullanacagiz istemesekte. Aslinda Turkce egitici malzemelerle baslamak lazim ama ingilizce olanlari daha egitimli gibi geliyor bize. Adamlar onun uzerine kocaman bir sektor olusturmuslar ve oglumuz onlarla oynamaktan cok hoslaniyor. Kendisiyle bir baba olarak ilgilenmeniz cok onemli, ve oglumuz kendini rahat hissediyor o zaman. Yani sizinde sicakliginizi istiyor, onunla oyalanma yollarini bulmaniz lazim. Ona ornek olan bir siz varsiniz evde erkek olarak ve siz gibi olmak isteyecek. Onun icin onunla gecirdiginiz her ani ozel kabul edip yasamaya calisin bence. Ilgilenin butun herseyi ile, yemesi, icmesi, uyutmasi, altinin degistirilmesi, mamasinin hazirlanmasi, oyuncaginin secilmesi, giyinmesi, arabasina yerlestirilmesi, ve vs. Bunlari yardimsizda yapmaya calisin. Esinize mesgul olabilir o zaman kendiniz yapmak zorunda kalacaksiniz cunku...Yani kisacasi evlatlarinizin kiz olsun erkek olsun her safhasinda olmaya calisin. Ve tadini cikarin, cunku bu bebeklikleri geri gelmeyecek, ve onlarin sizi taklit etmesinin zevkini cikarin...
25 Aralık 2006 Pazartesi

yag yag yagmur, teknede hamur...

Bu arada buraya tum gun yagmur yagdi, usul usul, yavas yavas. Hala da yagmaya devam ediyor. Yagmuru cok seven ben bundan hic sikayetci degilim hani.

Not: tamam, itiraf ediyorum; bu postu sadece su resmi koyabilmek icin yazdim, blogum acilsin senlensin biraz diye :)))
24 Aralık 2006 Pazar

Oylesine birkac karalama

Son birkac gundur yazmak istedigim yazilar kafamda dolasip duruyor. Kafamda yazacagim cumleleri kuruyorum ama oturur oturmaz ucup gidiyor hersey kafamdan ne garip... BEn de bugun modaya uyup aklima gelenleri siralayiverecegim oylesine...
  • Tezim biyoteknoloji endustrisiyle ilgili. Su siralar biyoteknoloji firmalarinin uzerlerinde calistiklari urunlere bakiyorum. Cogu cagimizin onemli hastlaiklari kanser ve aids ile ilgili. Ozellikle kanser hastaliginda hastaligin kendisi yanisira, hastaliktan kaynaklanan vucudun diger yerlerindeki tukenmeyi onaracak bircok ilac da mevcut. Okudukca hastaligin da vehametini anliyor insan. Cogu zaman dusunmuyoruz ama urkutucu bir gercek.
  • Bugun Selim'e tren taklidi yaparken rahmetli dedecigimin kucukken bana anlattigi yari gercek-yari hayal urunu hikayeler aklima geldi. Dedem astsubay, anneannem de ilkokul ogretmeni olduklari icin calistiklari donemde memurluklari itibariyle turkiye'nin heryerinde bulunmuslar. Dedemin yaninda oturur, dinlemeye baslardim onu, anlatirdi: "Edirne'den bindik trene takatak takatak takatak tak...." Canim dedecigim, ozledim seni galiba.
  • Bir Sirince gezim aklima geldi. OSS oncesi iki arkadasimla birlikte yasadigimiz yer olan Aydin'dan trene binip Selcuk'a gitmis, oradan da dolmusla Sirince'ye yol almistik, amac kafa dinlemek, sinav stresini atmak. Seson disi bir zaman oldugu icin koy gayet sakin, bir o kadar da guzeldi, cok guzel bir gun gecirmistik. Ne akla hizmetse yalniz donuste Sirince'de Selcuk'a yuruyelim dedik. Yaklasik yarim saat kirkbes dakikalik yuruyus olacakti bizim icin. Iyi guzel, derken yari yola gelmeden siddetli bir saganak basladi, yol kenarindaki agaclarin altina girsek de yagmur cok hizliydi, yoldan da bir araba falan gecmiyordu. Orada sirilsiklam olup ertesi gun sinava giremeyecegimi dusunurken siyah, buyuk bir mercedes durdu onumuzde -o taraflarda luks arabalara pek rastlamazdik o donemde- isin ilginc yani arabayi surenin bir amerikali olmasiydi! bizi selcuk'a birakabilecegini soyledi adam, amerikali texas'liyim demisti -Selcuk'ta bir texasli, olayin garipligini dusunun- yol boyu muhabbet etti adam buyuk bir cenesi dusuklukle- sonra da bana durup "you have an American smile" demisti, adam kendince iltifat ediyordu besbelli ama o donemde cidden anti- Amerikan olan ben -goruyorsunuz, yillar nasil da degistiriyor insani :)))- bu lafa acayip sinir olmustum, diger iki arkadasim uzun sure "you have an America smile, heh he he" diye dalga gecmisti benimle. Nereden mi aklima geldi, hic iste...
  • Seneye ise baslayacagim okul okulun maskotu, bir sapka ve ustunde okulun ismi yazan guzel -tam elime gore, cok kalem secerim ben- bir kalem gondermisler, mutlu oldum.
  • Dun aksam televizyonda "neseli gunler" filmini izledik. Sebo bu "kiz filmi" deyip durduysa da benimle izledi yine de ;). Eskiden az kanalli donemde pazar sabahlari trt1'de olurdu bu filmler: neseli gunler, ve avusturya prensesi olan Sisi... cok severdim, tam kiz filmleri iste ama tekrar izlemek cok buyuk bir keyif verdi. Bu arada neseli gunler'in basrol oyuncusunu hala ekranlarda goruyor olmak cok hos.
  • Nostalji turuna bir ek de bu aksam internette Selim'e turkce cizgi film, egitici program vs. diye bakinirken geldi. You tube'e susam sokaginin o cok eski fragmanini koymuslar: gun guneslik, insanlar neseli, sen de gel oyna, susam sokaginda, dostluk ve sevgi sariyor heryeri, gel katil bize, verelim el ele, sev dunyayi, acilir her kapi, iste susam sokagi... fragmanda siyah onluklu cocuklar falan var, ben ilkokulu siyah onlukle bitirenlerdenim ;)
  • Bu aralar Sebo ile ciddi bir calisma donemine girdik, bir o calisiyor bir ben, Selim uyurken ikimiz tam gaz calisiyoruz.
  • Blogumun yeni templatindan dolayi yorum birakilamiyor ne yazik ki, yapmaya calistim ama olmadi iyi html bilenlerden bi fikir alsam nasil olur?
Baska birsey gelmiyor aklima, simdilik bu kadar sanirim...

Merhabalar


Merhabalar, ben Selimin babasiyim, zaten yazis tarzimdan bunu anlayacaksiniz. Zannediyorum bu blogu sadece bayanlar takip ediyor, biz talebi erkeklerden yone cekmek ve onlarinda evlatlariyla ilgilenen birer baba olmalarini tesfik etmek icin boyle birsey dusunduk aslinda. Yani eslerinizede soyleyebilirsiniz bi babada yaziyor diye :) Tabiki en onemli sebeb gozbebegimize farkli bir bakis ve degerlendirme. Takdir edersiniz bayan ve erkek degerlendirmeleri farkli oluyor olaylara. Bunu burada sahit olacaksiniz. Oglumzdan sonraki cocuklarimizada ayni seyleri yapariz ins, yani aslinda ileriye donup baktigimizda diger bebeklerimizede en azindan Selim kadar ilgi gostermek istiyoruz. Bu yazilar bizi yonlednirecek o yolda, ve yasadigimiz heyacani bize hatirlatacak. Oglumuz bizim hayatimiza gercekten buyuk bir ilahi lutuf olarak geldi, yani derler ya cennetten, ve cennet kokusuyla. Bunu tamamiyle hissettik beraberce. Esimde masallah burada guzelce dillendirdi bu duygularini. Ve oglumuzun oncelikle iyi insanlardan bir insan, hayirli, saygili, disiplinli, ahlakli, vatanini ve milletini seven, annesine ve babasina bagli, dilinden guzel sozleri ve dualari eksik etmeyen, hedefleri olan ve bu hedefleri icin canla basla calisan, ve insanliga yararli bir insan olarak yetismesini istiyoruz ins. Tabiki toplumda basarili bir birey olmasi icinde onu gucumuzun yettigi en iyi okullara gondermeye calisacagiz, yoksa gozbebegimiz nasil yapar tek basina :) Biliyorsunuz onun zaten iki vatandasligi var, Amerikan ve Turk. Yani iki guclu kulturun yogrulmus bir ciktisi olacak istesekte istemesekte. Iki vatandasliginida en iyi sekilde temsil etsin istiyoruz. Ileride nasip olursa kardeslerinede guzel bir ornek abi olsun diyoruz, tabiki onlarin sorumluluklarini uzerine almadan. Bazi aileler o yanlisligi yapiyor, buyuk cocuklarina kucuk cocuklarinin sorumlulugunu veriyor, yani buyuk abi yada abla kucuk yastan cocuk yetistirmeye basliyor, ileride tabiki kendi cocugu oluncada bikabiliyor. Kisacasi cocuklugunu yasamiyor. Sahsen ben buyuk olmama ragmen boyle birsey olmadi bizim ailede, yani annem babam kucuk kiz kardesimin sorumlulugunu bana yuklemediler ama ona iyi bir ornek olmami istediler. Ve oyle oldu tabiki. O simdi azmi ile bir ogretim uyesi, ve bizde o yolda ilerliyoruz. Esimde sansli zaten baska kardesi olmadigi icin boyle birseyin ihtimali olmamis. Olmazdida zannediyorum, kayinvalidemler bu konularda bilincli insanlar. Selim ilgi istiyor etrafimda dolasiyor simdi, biraz onunla ilgileneyim, sabahlari erken kalkiyor benle beraber onun icin onunla ilgilenme sirasi bende, hamdolsun. Bu tanisma yazisi idi, gorusmek uzere...
22 Aralık 2006 Cuma

bir gozbebegim yazari daha

Selim'i hep benim gozumden, sozumden, yuregimden yaziyordum bu bloga.
Ileride birgun sayet okuyacak olursa Selimcigim bu yazilanlari, babasinin dileginden, yureginden de birseyler bulsun istedigim icin sevgili babamizi da davet ettim yazar olarak gozbebegim'i yazmaya.
Arada, Selim'in babasindan da birseyler okursaniz sayet sasirmayin oldu mu?

scrapbooking



planlar, planlar...
dogdugundan beri Selim icin soyle scrapbooking yaparak -dogru bir cumle oldu mu simdi bu?- bir album yapmayi planliyorum; amma velakin bir turlu yapamadim.
ona ait kucuk minik herseyi sakliyorum yapacagim albume koyacagim, yapistiracagim, altina ustune, sagina soluna cicili bicili yazilar yazacagim diye. ama olmadi iste, hala kafamda tum bunlar.
sanirim bunu hala yapamamis olmanin birinci nedeni Selim'in cogu fotografinin -cogu degil hepsi desem aslinda ne dersiniz?- hala bilgisayarda olup bir turlu bastiramamis ve benim de dolayisiyla kirpip yapistirip bir album hazirlayamamis olmam.
neyse, buraya da yazarak yapilacaklar listeme bir daha ekleyeyim ben bu olayi, Selim buyumeden bir gun insallah...

daglara gel daglara...

Daglari ozledim ben; dogada olmayi, kamp yapmayi.
Dagcilik maceram universite yillarinda dagcilik klubune katilmamla basladi. Bu konuda daha universiteye girmeden cok hevesliydim aslinda. Lisede universite sinavlarina hazirlanirken istedigim ve sonunda gittigim okulun dagcilik ve tiyatro klupleri suslerdi calisma masamin onundeki duvari -motivasyon olsun diye hani ;)-. Tiyatro klubu hevesi cok ilerlemeden sondu -baska bir yazida anlatirim umarim bir gun-, ama dagcilik maceram surdu epeyce.
Kaya calismalari, yuksek irtifa kamplari vs. derken baya sardim ben dagcilik olayina; baya da zorluydu aslinda gittigimiz daglar, cok da seviyordum ama zorlugunun da farkindaydim. Boyle bir yuksek irtifa gezisi sirasinda -Aladaglar'di yanilmiyorsam- tecrubeli bir arkadas kayadan dustu! Hem de ciddi sayilabilecek bir dusus...
Neyse ki cok agir darbe olmadan atlatti arkadasimiz o dususu, ama bunun sonucunda ben gercekten istedigimin bu olup olmadigini sorguladim kendi kendime. Aslinda tehlikeyi, adrenalini seven bir yapim vardir ama hayat da bu kadar ucuz olmamali dedim kendime; bu sporu yapanlara saygim sonsuz ama o olaydan sonra ne kadar cok sevsem de bunu devam ettirecek yuregin bende olmadigini anladim.
Yuksek irtifa dagciligini henuz baslarinda iken sona erdirmem daglari da biraktigim anlamina gelmesin sakin. Daha "soft" versiyonuna gectim olayin daha sonra. Trekkinglere ve cesitli kamplara katildim ve kamp yaptikca dogayi, dagada olmayi ne kadar da cok sevdigimi anladim. Daglarda olmanin benim icin cok farkli bir huzur, doyum ve mutluluk anlamina geldigini farkettim.
Dallas'a gelmemiz bir anlamda bu cok sevdigim olaylardan uzak kalmam anlamina geldi. Dallas dumduz cunku; tek bir cikinti bile yok gidip hevesimi giderebilecegim. Bu yuzden yaklasik dort yildir daglardan, doga yuruyuslerinden ve kamplardan uzak kaldim ben.
Gidecegimiz yer trekking olaylari acisindan da cok zengin. Kisi da bolca oldugu icin kis sporlarina da baslayabiliriz belki diye dusunuyoruz Sebo'yla. Her ne kadar birkac denemem sonucu kaymaktan cok zevkalmamis olsam da ileride belki Selim'le Sebo kayarken ben de oralarda kamp yapiyor olurum.
Dogada olmayi dusunmek bile guzelmis...
20 Aralık 2006 Çarşamba

Dikkat dikkat!

Sevgili "Gozbebegim" okurlari, son okudugum birkac yazi ve izledigim seylerden dolayi bu blogu herkese acik olmaktan cikaracagim. Blogumuzu takip etmek isterseniz ayin 25'ine kadar emaillerinizi iremdem@yahoo.com adresine bekliyorum.
Sevgilerimle
Sumuklu
19 Aralık 2006 Salı

Anneme su ictigimi soylemeyin o benim kahve ictigimi saniyor :)))
















Dallas'tan suslu geceler...



Gecen sene hamile hamile cektigim iki suslu gece fotografi. Noel ve yilbasi suslemeleri, dekorasyonlari alabildigine heryerde, magazalarda noel sarkilari, cilginca alis-veris eden insanlar, santa ile fotograf cektirmek icin sirada bekleyen cocuklar, son firsat! indirimleri... Tum manzaralar gecen sene ile ayni.
Tek fark ise bu sene karnimin burnumda olmamasi :))).

18 Aralık 2006 Pazartesi

NOT: Burada miskin miskin yatan bir kedi resmi olmasi gerekiyordu, ama yok :((( Nedenini bilmiyorum, yardim taleplerimi yorumlar arasinda ilgili kisilere ilettim :). Neyse siz simdi bir agacin dalinda yatan miskin bir kedi hayaledin simdi ve yaziyi oyle okuyun ;).

NOT2: Bu sefer oldu sanirim, he he :)))... Coook tesekkurler sevgili anne ve bebisi!

Evet, evet burada o unlu "holiday season" basladi yine, ve her nekadar bizler icin cok buyuk bir anlam ifade etmese de noel tatilinden ve gorsel guzelliklerinden yararlaniyoruz biz de.
Tatil, tatil olmasina da bu ise ucundan kiyisindan az bucuk dahi bulasmis olanlar bilirler bize tatil, dur durak yok aslinda: arastirmalar, data toplamalar hic bitmiyor. Bu yuzden ne tam tatil havasindayiz ne de degil... Benim tezimle ilgili mesgaliyetlerim tam gaz devam ediyor hala. Hatta is de buldugum icin hocam simdi tezimle ilgili arastirmalarima daha fazla egilmemi istiyor, ki adam hakli. Onun yanisira bir de tam tezime egilmem gereken gelecek donem zor bir ders verecegim, biraz da ona hazirlanmam lazim. Derken bana dur durak yok yine, neyse mesgaliyetler guzeldir halimden hic mi hic sikayetci degilim ama arada -hele su herkesin birbirine "Happy Holidays!" dedigi diralarda- su yukaridaki kedi gibi tembellik etmeyi de ozlemiyor degilim hani ;).
15 Aralık 2006 Cuma

guzel bir yazi...

Biraz once Selim'i yine emzirerek uyuturken -hala en kolay uyutma yontemi bu cunku-, dun bir blogda okudugum yazi aklima geldi. Bu yaziya 100% katiliyorum.
Ne okursak okuyalim ne kadar kitabina uydurmaya calissak da herkes sanirim kendine gore farkli yasiyor anneligi. Pekcok ortak nokta oldugu dogru ama annelerin ve en onemlisi bebeklerin kisilikleri bu farklilasmada en buyuk paya sahip. Onemli olan sonucta dogru, durust, kendi ayaklari uzerinde durabilen, kendine ve cevresine faydali, iyi bir insan yetistirebilmek.
Umuyorum gidis seklimiz ne olursa olsun sonucta bebislerimiz iyi birer birey olabilirler.

Not: Yazinin tamami burada.
14 Aralık 2006 Perşembe

hayaller gercek oldu :)))

Mutluyum, mutluyuz!
Sonunda birkac aydir gitmelerimin, gelmelerimin meyvesini aldik ve guzel hayaller kurdugum, sevdigim, istedigim okuldan guzel bir teklif geldi. Birkac gundur bunun degerlendirmesi ile mesgulduk ancak sonunda kararimizi verdik ve artik, Boston'a tasiniyoruz! Buyuk bir aksilik cikmazsa 2007 temmuz ayinda tasinacagiz; yaklasik dort yilimizi gecirdigimiz Dallas'tan ayriliyoruz. Guzel bir degisiklik olacagini dusundugumuz icin cok seviniyoruz, istedigimiz biryer oldugu icin daha da cok seviniyoruz, hayirlisi bakalim.
Kalmali mi gitmeli mi derken burada kalmayi sectik biz.

bak sen su dondurmaya!

Bu aralar kafamdaydi, ne zaman baslamali Selim'e kendi kendine yemek yemegi ogretmeye diye dusunuyordum. Guvenilir bir kaynaktan 16. aylar gibi bu konulara ciddi bir sekilde deginilebilecegini ogrenmis ve rahatlamistim kendi kendime "hmmm, daha zamanimiz var nasil olsa" diye dusunerek.
Dun aksam Selim'le yalnizdik evde, Selim oyuncaklariyla oynuyordu bir kosede, ben de bu arada firsattan istifade kendime bir kase dondurma koydum. Tam yemege basladim ki bizimki elindeki oyuncagi birakip bana dogru yoneldi, besbelli dondurma istiyordu. Kasigin ucundan verdim; yetmedi ona elimden kasigi alip kendisi giristi ise, hayretler icinde kaldim! Biz kara kara ne zaman kasik kullanmayi ogretelim diye dusunurken Selim bey aldi kasigi elimden daldi dondurmanin icine. Derken ona kendi kasiklarindan getirdim ve eline verdim, diger elini de dondurma kasesine daldirmamasi icin tuttum. Arka arkaya kasigiyla minik minik dondurmalari kasigiyla agzina goturdu. Bu deneyimden hem o eglendi hem de ben onun bu basarisini (masallah diyorum bir yandan) keyifle izledim. Ana ogul bu sekilde dondurma yedik birlikte. Normalde dondurmanin cok da faydali olmadigini dusunerek pek yedirmiyoruz Selim'e ama bu deneyiminde dondurma yemesine goz yumdum, boyle yemege can kurban diyerek :).
Bu sabah da ayni sekilde "kendimiz yeme" deneyine devam ettik, genel olarak baslarda iyi basliyor ama sikiliyor sonra, sonra simdilik ben devraliyorum yine yedirme olayini. Ama bu bir baslangic diyerek bu deneye belli bir sure devam edecegizdir. Ne diyelim dondurmanin fendi...
11 Aralık 2006 Pazartesi

Gitmeli mi kalmali mi? Elbette kalmali!

Bu is arama zamanlarinda Turkiye'den, Istanbul'da guzide bir universiteden hem bana hem Sebo'ya gelen ciddi bir teklifle "Turkiye'ye mi donsek" diye dusundugumuz oluyor zaman zaman.
"Gitmeli mi, kalmali mi?" diye dusundugumuz garip bir ruh hali bu. Blogunu uzun zamandir takip ettigim Sevgi de bir yazisinda "koklerim burada ama dallarim okyanus otesinde" demis ve bence cok guzel anlatmis iki arada yasiyor olmayi. Ben de oyle hissediyorum, belki koklerimiz Turkiye'de bizim (ben ve Sebo'nun, Selim daha Turkiye'ye gormedi bile :)) ama buraya dallanip budaklandik sanki.
Teklif her ne kadar ciddi, cazip ve prestijli olsa da ben bir sure daha buralarda olmak istiyorum. Buralari, buradaki hayatin akisini, insanlarin yasam tarzini, birbirlerine saygi dolu yasamlarini, bizim yasam tarzimizi ve her seyin merkezinde olma duygusunu -bu Amerikalilardan gecen bir duygu belki de- seviyorum cunku. Buradan ziyaret ve bir takim vize islerini halletmek icin ilk defa Turkiye'ye gidisimde ornegin orada, koklerimin bulundugu o ulkede, kendimi cok yalniz hissetmistim. Garip bir histi, sanki dunya donuyordu da ben o donusun disinda kalmistim tamamen. Yasamin hizindan geri kalmislik hissiydi. Yabancilasma hissiydi; ulkeme ve koklerime ve belki de kendime, kimbilir...
Ulkemi, Turkiye'yi, insanlarini, dogasini, tarihini, nimetlerini seviyorum ve ozluyorum hem de cok; ama sanirim benim henuz Turkiye'ye donme vaktim gelmedi.
Bir sure daha burada dallanip budaklanmaya, yeni surgunler vermege devam edecegiz biz ve simdilik ben bundan hic sikayetci degilim!
10 Aralık 2006 Pazar

unutamayacagim soguk bir gece...


"Inanmam!" demeyin sakin: Dallas'ta da buzz gibi soguk gunler yasayabiliyor insan. Ornegin bir hafta once bir gunlugune de olsa kar yagmisti bizim buralara. Kar gitti ama sogugu kaldi. Sogugu severim, ama soguk basimizi sokacak sicak bir evimiz oldugunda daha bir hos oluyor soguk.
Oysa ki dun aksam klimamiz bozuldu bizim. Buralarda kislar cok sert gecmedigi icin klimalarin isiticilari yeterli olabiliyor cogu zaman -cogu zaman diyorum, istisnai soguk havalarda simsicak kaloriferin yerini hicbirsey tutmuyor bence. Neyse, dun de 27F (-2.7C) derece bir sogugun oldugu bir gece idi ki bizim klimamiz bozuldu. Acilen apartman kompleksinin 24 saat acik servisini aradik, yarim saat kirkbes dakika sonra bir tamirci geldi 15 dakika kadar baktiktan sonra "oldu" dedi gitti. Adam gittikten 10 dakika sonra bizim klima yine calismaz oldu, somine yakma islemimiz de basarisizlikla sonuclandigi ve evdeki dumandan tum kapi ve pencereleri actigimiz icin ev tamamen buzzz kesti. Klima calismadi gorevlileri aradik tekrar, gelen giden olmadi, saatler de gecenin ilerleyen vaktini gosterdigi icin bu arada klimanin yapilma isi sabaha kaldi. Sogukta yatak odamiz icinde yeller esen bir bayir gibiydi :-). Selim'i usumemesi icin ortamiza yatirdik, ama kiprak Selim'le uyumak ne mumkun! o kipirdadikca biz kenera kaydik, bir kenera kaydikca yorganlar ustumuzden kaydi, yorganlar kaydikca biz donduk. Derken benim dahi kocam -yok, saka degil cidden dahidir benim kocam, her zaman birseylere guzel cozumler bulur, onun bu yonu cok takdir ettigim yonlerinden birisidir-, gecenin 3unde kalkti giyindi 24 saat acik olan WalMart'tan elektrikli isitici aldi geldi. Guclu elektrikli isiticimizla tum evimiz degil belki ama odamiz simsicacik oldu da biz de geceyi rahat bir sekilde gecirdik o saatten sonra. Sabah 9 sularinda -biz daha erken bekliyorduk oysa ki- Meksika kokenli tamircimiz gelip klimamizi yapti: yanan motor degistirildi ve boylece tum evimiz sicacik oldu.
Biz de boylece gitme olasiligimiz bir hayli artan -gidecegimizi baska bir postta yazacagim- soguk ama cok istedigimiz sehir icin, kisa bir alistirma yapmis olduk :).
Ne diyeyim, ilginc bir geceydi vesselam!
9 Aralık 2006 Cumartesi

kirpik kirpik


Bugun babasiyla Selim'in saclarini kirptik biraz. Kac aydir kesilmeyen saclari her taraftan uzadi baya ama Selim saclarini keserken pek merakli bir sekilde kipirdandigi icin yalnizca en elzem olan kulak ustlerini ve onundeki alnina dusen uzamis kisimlarini kestik. Herseye merakli oldugu bu yaslarda sacini kesmek ne kadar zormus gormus olduk.
Bu arada tamamen karakterine uygun hasari, merakli oglan cocugu kimligine burunuverdi Selim, isimiz var :) hayirlisi bakalim.
Buyudukce Selim de anneden ayrilmayan bebekler -pardon cocuk oldu onlar artik, cocuklar- kervanina kapilmaya basladi. Gerci simdilik benden ayrilma sendromu yok -hani odadan cikinca bagirmalar falan, ki cok yakinda bekliyorum ben de boyle olmasini- ama evdeyken devamli gelip bacaklarima yapisiyor "beni kucagina al" babinda. Ben alip babasina devretsem de bir sure sonra yine geliyor bacaklarima; mutfakta bir is yapmak Selimsiz mumkun olmamaya basladi.
Mutfagi karistirma seruvenimiz son gaz devam ediyor, dolaplar aciliyor, icinden tencereler, cekmecelerden tabaklar tek tek cikariliyor, oynaniyor. Bulasik makinasini bosaltirken biz bulasik makinasinin yanina geliniyor, kasik, catal ve bicak gibi tehlikeli maddelerin bulundugu hazneyi kaldirinca annesi, Selim makinadan tabaklari tek tek cikararak annesine veriyor, annesi de yerlerine koyuyor; bazen bu verme istekli olmasa da "Selimcim, hadi ver onu annecigim" israrlarina karsi koyamiyor Selim.
Cocuklar ne yaptigimizin aynasi gercekten: "hayir"i ogretmek icin ona isaret parmagimizi sallayarak "hayir" diyoruz o da isaret parmagini ayni sekilde sallayarak bize "hayir" diye karsilik veriyor, komik sey...
Yemek konusunda simdilik pek bir problemimiz yok; yaptigimiz mamalari yiyor yeteri kadar, yemediginde de yemekten sogumamasi icin cok israr etmiyoruz, zaten yeteri kadar yemis oluyor, yalniz tatlilardan uzak tutmaya calisiyoruz -arada dondurma kacamaklarini saymiyorum-.
Bir de bu aralar hosumuza giden iki ellerini yumruk yaparak "himmm" (sert bir tonda) deyisi var ki o zaman tam bir oglan cocugu oluyor.
Dun aksam aldigimiz mutlu bir haberi kutlamak amaciyla yemege gitmistik, orada bir bayanla konusmaya basladik. Bayan, Selim'i sevmek amacli yaklasti bize -burada sevebilir miyim dediklerinde hayir demiyorum pek cunku zaten cok fazla yaklasmadan, degmeden ve cok sukur ki opmeden, belli bir mesafeden konusarak seviyorlar cocuklari ve ben bunu cok takdir ediyorum-; ve kendisinin de 14 ve 18 yasinda iki oglu oldugunu , ogullarinin nasil buyuduklerini anlamadigini ve bebeklik gunlerini ozledigini anlatti, gulumseyerek dinledim ama ben bile Selim icin daha dun bebeklik halinde oldugunu dusunup ne cabuk buyudu diyorsam kadinin hislerini anlamamak imkansizdi. Belki birgun ben de ayni seyleri soyleyecegim, kimbilir?
Onemli olan onlarla her anin tadini cikarmak oysa ki!
7 Aralık 2006 Perşembe

Bestik uc olduk

Bes gun once mutlu mesut bir sekilde dogumgunumu kutluyorduk annem, babam, kocisim ve Selimcigim. Bes gun once bes kisiydik evimizde, bes kisilik kocaman bir aile olarak yasiyorduk yaklasik iki bucuk aydir.
Annem ve babam bugun ayrildilar yanimizdan; geride ayriligin huznu kaldi bizde. Gerci duygulari bir yana atip dusundugumde, arada stresli oldugumuz zamanlar olsa da ne guzel ki guzel zamanlar gecirebildik hep birlikte. Birbirimize cok alistik bu zaman zarfinda. Eminim geride kalmak zor oldugu gibi gitmek de zor oldu onlar icin.
Yasam boyle iste; muhasebe okumus olanlar bilirler hani su "T" cetveli vardir, gelenler ve gidenlerin, artilar ve eksilerin yazildigi , iste boyle bazi secimler yapiyoruz artilarini ve eksilerini tartarak, ornegin uzaklarda bir yasami secmek gibi. Artilarinin cok oldugunu dusunerek yasiyorsak da sectigimiz bu hayati, eksiler de bir o kadar acitabiliyor insani bu "ayriliklar" gibi.
Bugun bu eksinin etkisini hissettigim depresif bir gundeyim.
Oysa ki hersey tum hiziyla yeniden baslayacak yarin, Selim olanlardan bihaber rutinleriyle baslayacak gune, ben pazartesiye hocamla gorusmem gereken bir konu, ve gelecek donem verecegim ders icin calismaya baslayacagim tam gaz, Sebahattin de cok yakinda olacak konferansinin hazirliklari ve tezi ile ilgili calismalarina yogunlasacak. Annemler donecekler evlerine; yazi da yazliklarinda gecirmis olduklari icin su anda tam yedi bucuk aydir yasanmamis evlerine donecekler, haldir huldur bir temizlik olacak, hasta olan anneannemle ilgilenecek belki de annem bu arada, onlar da kendi rutinlerine doncekler zamanla.
Bizimle kalan guzel paylasimlar, guzel anilar.
Ve su cok bilinen dizeler geldi aklima bu ruh haliyle simdi. "Ne alaka" demeyin sakin!
Avazeyi bu cihana Davud gibi sal,
Baki kalan bu kubbede hos bir seda imis.

Simdi "DJ sumuklu" olarak sizinle su parcayi paylasmak istiyorum:



4 Aralık 2006 Pazartesi

bir mektup

ah annecigim (ben "enne" diyorum ama aslinda "annecigim" demek istiyorum, biliyorsun), ne zamandir mesgulsun, arada beni de birakip gidiyorsun; sen giderken aglamamam uzulmedigim anlamina gelmiyor ama dondugunde kollarina atmam kendimi seni ne kadar cok ozledigimi gosteriyor oyle degil mi? ah annecigim diyordum ki cok mesgulsun kendinle benim bloga da yazmayi ihmal ettin bu aralar, bari en yazayim.
Gitmelerinin -ki sanirim bir muddet gitmeyeceksin, gitme tamam mi?- en zor yani emmeyi ozlemem. Hani bu aralar ayri bir duskun oldum, sen de farkindasin oyle degil mi? Hatta bazen senin adinin "enne" oldugunu unutup sana "meme" bile diyorum ben; sen de guluyorsun bu duruma, gulme lutfen ogrenecegim yakinda.
Sonra oyun istiyorum bol bol: anneannem bana "oyunbaz" diyor. Disari cikmayi cok seviyorum bu aralar, anneannem ve dedem beni disarilarda gezmege alistirdilar. Anneannem sincap kardesleri gosteriyor bana. Ben onlari cok seviyorum evdeyken bana "nerede sincap kardesler" diye sorduklarinda isaret parmagimi kaldirip disariyi gosteriyorum hemen, aferim bana! Sonra dedem de disariya ciktigimizda yaprak kopariyor bana; yapragi koklamayi, sallamayi arada da elbette agzima koymayi hic ihmal etmiyorum. Sonra havhavlari goruyoruz bazen onlari gorunce elimi sallayip "gidin" diyorum, ben korkmuyorum havhavlardan ama babam ve dedem korkuyorlar, ondan. Anneannem ve dedem gidecekler yakinda onlari cok ozleyecegim ama onlarin yaptiklarini size devrediyorum artik annecigim ve babacigim; hergun beni gezdirirsiniz artik, oyle degil mi?
Evdeki oyuncaklarima binmeyi coook seviyorum. Ucagim ve bisikletim en favorilerim; bir de birseylerin ustunde beni yerde suruduklerinde de bayiliyorum buna, devamli yapsinlar istiyorum.
Unutmadan, bu aralar mutfak dolaplarini kesfettim ben, iclerini acip tencereleri, cezveleri, suzguleri ve bilimum ne varsa herseyi teker teker cikarmak cok hosuma gidiyor ama geri koymuyuyorum onlari, niye koyayim hem?
Bir de su "Selim ne zaman yuruyecek?" sorusundan sikildigimi belirteyim; sen gormedin annecigim ama babam, anneannem ve dedem gorduler arada birkac adim atiyorum, gerisi yok, yetmez mi? yeter simdilik.
Icimdeki kedi ruhumu seviyorum, nerede kargasa orada ben :). Ornegin dun aksam dedem bavul topluyordu; etrafta posetler, kagitlar, esyalar tam benlik! Annem ortaligi karistirdigim icin mutlu oldugumu saniyor ama aslinda ben dedeme yardim ediyordum niye anlamiyorsunuz?
Bilgisayara bayiliyorum, klavyeye vurmak -mumkunse kirmak- en buyuk hobim (ama kirma konusunda basarili olamadim henuz :(, ugrasiyorum ama), sonra annemin ve babamin calisma masalari da cok cok cekici geliyor, karistirma konusunda; bu konularda da uzmanlasmayi hedefliyorum.
Daha yazacak cok sey yapiyorum ben, ama annem yazmiyor iste; hem yakinda dogumgunum de var tam BIR yasina girecegim, daha sik yazmasi lazim annemin oyle degil mi?
Enne, beni duyuyor musun?
Selim