Pages

31 Aralık 2011 Cumartesi

2011'in son yazisi!

Itiraf ediyorum, sirf 2011 yilinin son gunune bir son yazi olsun diye yaziyorum! Yeni yila yazarak girersem belki daha cok yazarim 2012 icinde de.
Aslinda onun icin gece tam 12'de makale ustune de calisayim ki, bol makale ciksin 2012'de! -Amin!-

Blog dunyasinda da yavas bir gun bugun, yeni yazi yazan blogger pek az. Sanirim herkes aksama hazirlik yapiyor.
Benim ise bugun gunum calismakla gecti, geciyor... Onumuzdeki birkac gun daha boyle olacak. Elimdeki isi kolayladim sayilir, ama son halini vermek ve hakemlere cevap yazmak da cok zaman alici ve ugrastirici bir is, ki yanlis yapmamak gerekiyor. Hayirlisi olsun bakalim, bittigini goruruz insallah.


Yarin Seb'i Portekiz'e ugurlayacagimiz icin yilin ilk gunu, ilk yazi yazamayabilirim. Ondan sonra da 15 gun ben,cocuklar, ve babaanneleri yanliz olacagiz... Bu arada Selim'in ve benim okullarimiz baslayacak. Okula ve ders anlatmaya hazir degilim, henuz... Umarim gecer bu motivasyonsuzluk hali.

Bu son yazi da boyle olsun, 2012 neseyle dolsun!
(Evet, ilkokul donemi manilerine bir gonderme yapalim bakalim :))))
30 Aralık 2011 Cuma

Karisik Duygular

Karisik bir ruh hali sonunda yapacagini yapti: grip oldum!
Insan ruhi olarak zayiflamayagorsun fiziksel olarak da devami geliyor. Sonuc: iyi olmaliyim! Her iki acidan da!
Sagolsun Seb giderayak beni ayaga kaldirmaya calisiyor, ozellikle ilac takviyesi yaparak....
Iyi olmaliyim, cocuklarim icin; iyi olmaliyim, yan odada bilgisayarda beni bekleyen dosyalar icin; iyi olmaliyim, kendim icin!

Bir yandan yeni bir yilin arifesinde Turkiye'den gelen haberler de uzuyor beni. Umarsiz kalamiyorum olan bitene. Hele de hal bu kadar karisik iken! Sahi siz bir anlam verebiliyor musunuz? Hele herkesin olaylari kendi tardfina
cekip karsilikli karalama kampanyalari yok mu, uzaktan iyice dolanmis bir ip yumagini andiriyor hersey!

Bugun ustune ustluk burada da 1935 yilindan beri ilk kez bir kuduz vakasinin goruldugu haberini izledik bugun. 60 yaslarindaki vakayi farketmeden bir yarasanin isirmis olabileceginden supheleniliyor. Hastanin olumune kesin gozuyle bakiliyor.

Virus ve yarasa da isin icine girince su yenice izledigim C.0nt.ag10n filmini hatirladim. Hele de kuduz kucukken seyrettigim o korkunc kuduzla ilgili Turk filmini hatirlatti. Cocuklarin sudan korktugu sahneyi cikarip onume atti bilincaltim! Sebo da ayni filmi hatirlamis, baya etkilenmisiz demek ki cocuk halimizle.

Zaten hastaliklardan korkan bir yapim var- kucuklugumden kaynaklanan bir durum, yine baska bir yazi konusu olsun- ustune bunlari da duyunca iyice hal vahimlesti. Belki de hepsinin altinda bir olum korkusu yatiyordur kimbilir?

Velhasili tum bu karmasik durumlar, duygular icinde yine de umitvar olarak -umitvar olmaliyiz, en azindan gelecek nesiller icin!- herkese tum sorunlarin cozuldugu -cok utopik oldum simdi ama umutlarda sinir yoktur, oyle degil mi?- cozumlerden mutlu olabilecegimiz bir yeni yil diliyorum!

Vira 2012!
29 Aralık 2011 Perşembe

Dunun ardindan...

Dunku gogsume yumruk oturmasi durumunun ardindan, "yuruyus yapmaliyim!!!" diyerek disariya vurdum kendimi. Saatin aksam -hava 4:30 civari karariyor- 5 olusuna, disarinin zifiri karanlik olusuna aldirmadan ciktim. Icimdeki bu uhuneti atmanin baska bir yolu yok diye dusundum ve yollara vurdum kendimi.
Her zaman yurudugum yerlerden baska bir yol izleyeyim dedim, orasi beni buraya surukledi, burasi oraya derken bir ara kayboldugumu sandim, cep telefonundan haritaya bile baktim... Sonunda evin yolunu bulup eve donmeyi basardim.
Bu sabah nerelere gitmisim diye bakinca bir de gordum ki 4.5 mil yurumusum. 4.5 miles = 7.242048 kilometers diye cevirdi bilgisayar.
Gozlerime inanamadim! Hani deseler cik 7 kilometre yuru diye hayatta kaldiramazlardi beni yerimden, ic sikintisi kaldirdi... Boyle birseymis demek kendini yollara vurmak!
Sonuc, yurumek iyi geldi, daha huzurlu, ve elbette yorgun!, uyudum bu aksam.
Dusunmeden de edemedim, her gun bu yolu yurusem, herhalde ip gibi olurum diye...

**** **** ****
Ic sikintisi, sikilmak vs. derken bugun AnneveBebisi'nin yazisini okurken kendi cocuklugumdaki sikilmalarim geldi aklima. Onceden de yazdigim bir yaziyi da hatirladim, cikardim arsivlerden okudum, cunku cocukluguma ait sikildigim anlar, anilar hep sicak yaz ogle vakitlerine dair anilar oldu benim icin. Hic bitmeyecek kadar uzuuun, upuzun gecen gunler...
Hos, yaz gunleri uzundur ama cocuklar icin de gunler ayri bir uzundur. Cocukken, belki de yapacak onemli birsey olmadigindan, gunler bitmek bilmez hic. Hatta ciddi ciddi oturup dusundugum olmustur, gunler bu kadar uzunken ne zaman buyuyecegim ben acaba diye...
Isin komik yani zaman gecmedigi halde, uyu dediklerinde uyumak da istemezdik kucukken, oysa ki uyku en kolay vakit gecirme araciydi o zamanlar- simdi ise internet var!-
Ama iste zaman, geciveriyor ve bir bakiyoruz buyumusuz, hos buyuduk mu gercekten?

Bu "ben SIKILDIM" lafini Selim'den de duyuyorum bazen. Bazen, siklikla Selim'in bilgisayarda oyun oynamak istedigi zamanlar. Oyuna, ya da bilgisayarda birsey izlemege, izin verilsin diye cikardigi bir kart bu "ben SIKILDIM" karti.
 Hani ille de baska yapacak hicbirsey bulunamayip, sikilmaya tek care(!) olarak bilgisayar kaliyor... Onun disinda pek duymuyorum Selim'den; cok sukur ki Selim kendini genelde oyalayabilen bir cocuk.
Kerem zaten bilmiyor sikilmak ne demek, henuz...

Aslinda cocukluk degil midir insanin bilimum seylerle kendini sanki sonsuza kadar oyalayabilecek bir durumda olmasi, kendini oyunlarin derinligine atip oradan hic cikmayacakmiscasina oynamasi.

Aslinda cocukluk degil midir herseyin en guzel, en neseli, en yasanabilir oldugu zamanlar?

Sevdigim, eski bir parca: Burada!



28 Aralık 2011 Çarşamba

Devekusu misali...

Sezonun yavasligi midir, bir yili bitirmenin huznu mudur, ya da bambaska birsey bilmiyorum ama bir sikinti var icimde.
Hani gelir yureginizin ortasina oturur, soyle derin bir nefes almak istersiniz icinize cekersiniz ama yari yolda dugumlenir, kalir oylece, iste oyle benim sikintim da. Bir yandan derin bir nefes alip biraksam cikip gidecek gibi, bir yandan ya yapamiyorum ki... Gelmis, oturmus, coreklenmis icime gitmiyor...
Sebep arayinca buluyorum aslinda, su, bu, sunlar, bunlar, belki de hepsi, belki de hicbiri, adi konsa konmaz, tarif edilse edilemez...

Bu sikintiya bir de kabuslar eklenince is icin icinden cikilmaz oluyor. Kabuslar, ruyalar, hep bahsederim ya cok etkiler beni; istemesem de tum gunumu o gordugum bir anin etkisinde gecirebilirim bazen.
Bugun de oyle bir gun iste.
Gece kendimi gordugum kabustan ter icinde uyanmis, bildigim her duayi okur halde buldum. Gozumu kapattigimda kabus beni kaldigi yerden takip ediyor gibiydi, gozumu bir sure kapatmadim. Oysa ki guzel bir ruya gorunce ne cok isteriz kaldigimiz yerden devam etmeyi ve bir turlu olmaz.

Iste bu kabusun etkisinde yaziyorum, okunmaya deger degil belki ama, yazmak beni rahatlariyor; o ohhhh diye veremedigim nefesi yazarak vermeye calisiyorum ben de....

*** *** ***
Ikinci donem 9 ocak haftasi baslayacak, hic baslamak istemiyorum. Yeni bir doneme hic mi hic hazir hissetmiyorum kendimi. Yalnizligima cekilesim var. Ama ogrenciler ayni zamanda onlarla etkilesim icinde olmak, onlari dinlemek, anlamak ve ona gore dersimi  anlatmak demek. Sosyallesmek demek, insan icinde olmak demek...

5 Ocak, Selim'in dogumgunu. Dort gozle, desem yalan olur belki de ondort gozle bekliyor Selim dogumgununu. Buyuk bir dogumgunu partisi yapmak istiyor, arkadaslarini davet etmek istiyor, dogumgunu yasamak istiyor. Gecen sene bu seneye ertelemistik. Bu sene ise hem Seb yurtdisinda olacak hem de ben bu halde. Dogum gunu de insan icinde olmak demek benim icin, nasil yapacagim diye simdiden kara kara kara kara dusunur oldum...

Velhasili, basimi kuma gomup yalnizligima cekilesim var...


23 Aralık 2011 Cuma

Bugun

Bugun Selim'in okulunda bir haftalik tatil oncesi kis konseri vardi. Siraylar Kindergarten'dan dorduncu sinifa kadar tum ogrenciler hazirlandiklari sarkilari soylediler.
Ardinda da siniflarina gittik, biraz da bugune dek neler yaptiklarini gormek icin.
Sinifta her ogrenci ailesine bir hediye paketi hazirlamisti, icinden cikan kartta Selim beni ve babasini cizmisti, tabii ozel bir mesajla birlikte.

 Bu Selim'in gozuyle, pek etek giymeyen, ama her nasilsa "etekli" resmedilen ben:



Bu da babasi, itiraf ediyorum ki saclari cok benzetmis; baba da Selim'i dusunuyor bu arada :)




****

 :(((Bir suru sey yazmistim ama bir tusla silindi. Vardir bir hayir diyor ve tekrar yazmak icin cabalamiyorum.

 Sezonun sevdigim bir parcasiyla sonlandirayim bari yazimi:

19 Aralık 2011 Pazartesi

2011 hic bitmesin...

Neden mi?
Aralik sonuna yetistirmem gereken cok is var da ondan... Cok bencilce biliyorum ama zamani soyle bir muddet durdurabilir miyiz lutfen?
Bu arada aslinda bir yandan bitsin de istiyorum, hatta hemen yaz 2012'ye hizli bir gecis yapalim... Yenilikler donemi olacak bizim icin, umarim guzel olur!
**** *** **** ***
Dun Ayse'den gelen yeni yil tebrik karti beni cok mutlu etti. (Aysecigim cok tesekkur ederiz guzel dilekleriniz icin, sonuna kadar katiliyorum bu arada ;) ). 
Bugun de Gggle'da "let it snow" yazinca cikan surpriz, yazmanizi oneririm geyik modundaysaniz eger, resimler arasindaki su resim ise eski kartpostallari hatirlatti bana.


Eskiden kartpostallar satilirdi sokaklarda, bilmem hala var mi? Var mi gercekten hala? 
Cunku cok severdim ben o sehrin merkezinde kurulan kartpostal saticilarindan tek tek, ozenle, ve elbette harcliklarimi yetirerek kart almayi. Bayramlar icin, ve yilbasi icin kartlar alirdim. 
Ders calisma masama oturur yazardim ozenle, gonderecegim kisiye ozel ne yazsam diye dusunerek. Herkese farkli bir tebrik yazardim, iliskime gore. 
Kart dahil, mektup yazma aliskanligim da coktu. Uzaktaki aile fertlerine, arkadaslarima, hatta sehir icindeki arkadaslarima dahi, mektup arkadaslarima yazardim hep. Ozel mektup kagitlarim olurdu, onlara yazardim. Ve degisiklik olsun diye hep renkli zarflar alirdim kirtasiyeden. Yalnizca yazmak degildi sevdigim. Bu bahaneyle postahaneye gitmeyi de cok severdim, hala da severim aslinda. Ki o zamanlar postahaneler pek kuru olurdu, camlar arkasindaki degisik pullara bakmak, onlardan almak, pulu yalayip zarfa yapistirmak ayri bir seremoniydi benim icin. 
Biraz da vakit gecirir, pul kolleksiyonum icin pul da alirdim. Kolleksiyon pullari ayri bir hosuma giderdi. Dusundum de pullara ne cok para dokmusum zamaninda, simdi pul kolleksiyonum nerede kimbilir, annem kesin atmistir evden...

Zamanla tembellestim galiba yitirdim birseyler gonderme ve kaleme ve kagida dokunarak bir mektup yazmayi. 

Sahi ne zaman en son oturup bir mektup yazdim acaba? 



16 Aralık 2011 Cuma

Not (Bir gun degismesi umuduyla...)

Bir insanin kendi anne ve babasi tarafindan anlasilmamasi ne derin bir keder...
Galiba bununla yasamayi ogrenmem lazim...
15 Aralık 2011 Perşembe

Calisiyorum, lutfen rahatsiz etmeyin!

Gayret ettim, Aralik 2011 icin hic yazi yazmayacagim dedim(mi?) ama olmadi iste buradayim...
Gunler gunleri kovaliyor, gunler bir digerini anlamsizlastiriyor.
Bu arada yasadiklarimizi, hissettiklerimi anlatayim diyorum bir yandan, bir yandan dur hemen soyleme, kendine bile soyleme nazar deger diyorum yazamiyorum... Yazamiyorum ama yazamadigimi yazabilirim oyle degil mi?
(ey okur, sacmaladigimi soyler misin bana?)
*** *** ***
Cevredeki herkesin Noel tatili rehavetine girmeye basladiklari su gunlerde benim calismam gerekiyor. Cok sIkI calismam gerekiyor hem de...

Calismak icin butun ortam saglaniyor:
buyuk cocuk okula, kucugu "anneciiiiim, anneciiim" diye bogurmesine ragmen su anda bizimle olan babaanneye teslim ediliyor,
masaya oturuluyor,
bilgisayar aciliyor,
emailler kontrol ediliyor,
face'de ne var diye bakiliyor, ki ben face'i cok minimumda kullananlar arasinda sayiyorum kendimi, ama bu is yine de, yine de cooook zaman aliyor!!!
sonra "ben ne yapiyorummm!!!" diye soruluyor kendi kendime, iki tokat, bir cimdik atiyorum yanaklarima, aciyor,
ve nihayet, en nihayetinde aciliyor o word dosyasi, aciliyor o hakem yorumlari, bir yorum, ikinci yorum derken bir kahve molasi diyorum, asagiya iniyorum, kucukluk beni yakaliyor birakmiyor derken, bir yolunu bulup cikiyorum yukariya, donuyorum dersimin basina.
Baslamadan once bir sarki dinliyorum, sarki beni uzaklara goturuyor, bir sure dusunuyorum...
Neden sonra uzuuuun zamandir bloguma yazmadigim dusuveriyor aklima, ve blogger.com'a tikliyorum ve
yaziyorum...
Cok calistim, bugunluk bu kadar calismak yeter!



29 Kasım 2011 Salı

Bir takvim yapragi


Bir yaprak daha kopardim ofisimde masamin ustunde duran takvimden bugun...
Aralik 2011 yanibasimizda gelmis bile... Hos, yarini gorup goremeyecegimiz garanti degil ama, insan olma hali iste gorecekmisimcesine kopartiverdim yapragi.
Aralik 2011,  dogumgunum goz kirpiyor bana oradan. 
Dogumgunleri de aslinda anlamini yitirdi benim icin. Sadece bir sukur vesilesi olarak bakiyorum artik. Belki de sadece bu sekilde bakmak gerek ama, yine insan olma hali diyecegim, ister istemez beklentiye giriyor insan. Oysa ki bu aralar daha iyi anliyorum ki en yakinindan en uzaga insanlardan hicbir beklentim olmadan yasamam lazim, bunu hic unutmamam lazim. Zira, bu sekilde yasamaya calismak daha mutlu ediyor insani.
Bir takvim yapragi bakiyorum ve anliyorum:
Zaman, cabuk geciyormus.
Zaman,  ne getirecegi hic belli olmuyormus.
Zaman, hor kullanmamak gerekiyormus.

Zaman, buyudukce ogreniyor insan...
26 Kasım 2011 Cumartesi

Bugunler, gecsin gitsin bu gunler...

Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma
ben çok gülerim
ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz...
C.Sureya
**** **** ****
Boyle bir ahval icindeyim... Ruhum yorgun, ruhum yilgin; Ruhum kirgin, biraz da kizgin aslinda.
Hal boyle, ama hayat da devam ediyor; hayat bana hep gulen, isik dolu, umut dolu iki cift gozle devam ediyor... Ve en cok da onlar icin gulumsemeye calisiyorum.




19 Kasım 2011 Cumartesi

Mutsuz milenyum kadinlari miyiz?

Kisa zamanda biri 12 yildir, digeri 17 yildir evli olan iki arkadasimin ayrilik haberlerini aldim.
Uzuldum.
Gerci bu konunun iki yonu oldugunu dusunuyorum. Birincisi, eger evlilik her iki tarafi da yipratir, hayattan bezdirir hale getirirse, ve belki de sevgi, ask, her ne ise kalmadiysa elbette ki herkes icin en mantikli cozum. Ikincisi, mutsuz bir evlilikte huzursuz, ve bir okadar mutsuz  cocuklar yetistirmektense, ayrilmis olarak ayrilan ebeveynlerin cocuklarinin ihtiyaclarina duyarli, ama belki de daha mutlu bir anneyle, daha mutlu bir babayla cocuklari buyutmek cocuklar icin cok daha iyi olacaktir.
Bunlar kafamin bir kosesinde olmasina karsin, yine de uzuldum.

Garip bir nesil bizimkisi; evet, daha ozgur, daha bagimsiz; ama bir o kadar da yorgun bir nesil.
Dun arkadasimin gonderdigi bir yazida, gerci bu yazi Amerika icin yazilmisti ama bence Turkiye'de buyumus bir nesil icin de gecerli, 30'lu yaslarin basinda olan kadinlarin islerinden ayrilma, islerinde mutsuz olma oraninin cok arttigini yaziyordu. Benim de katildigim bir sebepte diyordu ki bu nesil lisede, universitede, ve belki universite sonrasinda basarili olmak icin o kadar cok calistilar ki, kariyelerinde mutlu ve basarili olmak icin enerjileri kalmadi. Kendime baktigimda haklilik payi var diye dusunuyorum bu tesbitin.
Ben kendi annemin birgun isini sevmediginden, ki bence gayet rutin bir is yapiyordu, bahsettigini duymadim. Bizimki simariklik mi diye de dusunmeden edemiyorum bir yandan.

Isteki mutsuzluk, evdekiyle de birlesince elbette ki ya iste, ya da este patlamak belki de bir an meselesi.

*** *** *** ***
Hal boyle olunca ne yapmak lazim?
Gercekten ne yapmak lazim?


16 Kasım 2011 Çarşamba

Okuyorum, yaziyorum; yaziyorum, okuyorum...


Selim'in resimlerinden bir demet...
Okula basladiktan sonra yaptigi resimler daha bir anlamli hale gelmeye basladi. Bunda zannediyorum okulda okuduklari kitaplarin etkisi var. Ornegin bu aralar oykulerdeki karakterleri, oykunun ne zaman ve nerede gectigi gibi konulari isliyorlar. Okulda da donem basindan beri her cocuk kendi kitabi ustune calisiyor, okuma-yazmayi ogretme yontemlerinden birisi, okulun baslarinda resimle ifadelenen cumlelerin donemin sonunda nasil yaziya donustugunu bu kitaplar ustunden takip edecegiz. Ve ogretmeninin anlattigina gore donem sonunda bu kitaplari basiyorlarmis ve her cocuk kitap imza gunu duzenliyormus okulun kutuphanesinde. Kulaga hos geliyor. 
Hatta gecen aksam Selim yatarken buyuyunce "yazar" olmak istedigini soyledi. "Itfaiyeci" olmaktan "yazar" olmaya gecmesine benim bir itirazim yok dogrusu, dilerim ki uzun soluklu olur...

Acikcasi iki cocum da dogdugundan beri en buyuk endiselerimden biri onlara kitabi nasil sevdirecegim konusunda olmustu; ama zannediyorum dogal olarak yaptigimiz pekcok seyle, kucukten beri birlikte kitap okumak, etrafta her daim kitap bulundurmak, benim de etraflarinda kitap okumam gibi, ikisi de kitabi seviyorlar simdilik. Bunun bir de okulda cesitli etkinliklerle desteklendigini gormek cok guzel!

****
Burada da abiden ilham alarak oraya buraya cizmekten, kagida cizmeye calistirdigimiz Kerem! Ders yapalim diye ders odasina girince bir nebze olsun onu da kalem ve kagitlarla, ya da goruldugu gibi kalem ve elleriyle oyalamak mumkun, yani simdilik ;) ...




13 Kasım 2011 Pazar

Bitmez haftasonu

Zor bir haftasonu geciriyoruz, ya da gecirdik diyeyim de bitsin gitsin!
*** *** ***
Konferanstan hem bilimsel, hem sosyal, hem de 27C derecede seyreden havadan bol enerji almis bir sekilde dondum.
Donus eve olunca guzel... Anladim ki insanin yasadigi yer, iyisiyle kotusuyle "ev"i oluyor ve "ev"e donmek, adamlarima kavusmak beni mutlu ediyor!
*** *** ***
Donuste cuma gununun tatil olmasiyla uzun bir haftasonu bizi bekliyordu. Uzun haftasonlari guzel, ancak Selim gibi enerjik bir cocugu evde "mesgul" etmenin yollarini bulmak gerekiyor.
Selim'i mesgul etmek aslinda Selim buyudukce daha kolay oldu. Buyudukce ve okula baslamasiyla ornegin oturup daha uzun bir sure legolariyla mesgul olabiliyor, resim yapiyor, yazi yazmaya calisiyor...
Bunlari goren Kerem de abisini taklitle eline kalem alip birseyler ciziktiriyor kendince. Bu guzel de bazen o kalem kagit yerine, duvarda, sandalyelerde, masalarda, ve bilimum yerlerde gezinebiliyor. Kalem kursun ya da silinebilir herhangi bir kalem oldugunda sorun cozulebilirken, tukenmez kalem ya da kalici bir baska kalem olunca olay cildirmalik bir hal alabiliyor.
Kerem'e defalarca anlattigimiz, ya da anlatmaya calistigimiz halde, o kalemin gezinmesi konusunda su anda pek basarili degiliz. Kerem'de durum bu.
Selim'de boyle bir sorun hic yasamamistik, hatta boyle birsey sozkonusu bile olmamisti... Derkeeen, kardesinden mi ilham aldi nedir bu sabah, hem de arkadaslarimizin ugrayacagi sirada, eline mavi tukenmez bir kalemi alip salondaki kahve krem rengi arasindaki koltuga guzelce bastira bastira ustunden gece gece bir "W" yazmis. Yanlis oldugunu bile bile neden oraya yazdigi bilinmez, neden "W" yazdigi da baska bir konu -hani bilmem "S" yazsa daha mi az sinirlenirdim acaba???-
Bunun uzerine sadece pazar gunleriyle sinirlanan bilgisayar oynama hakki elinden alindi Selim'in.
(O "W" hala silinemedi, bir golge seklinde de olsa koltugun ustunde siritmakta kendisi)

Vakit gecirmenin bir parcasi olarak bugun zencefilli kurabiyeler yaptik Selim ve Kerem'le, onlar kendilerince suslediler kurabiyelerini. Sonra Kerem uyudu, Selim bahcedeki yapraklari toplamak uzere bahceye cikan babasiyla birlikte bahceye cikti, ben de yemek isleriyle ugrasirken onbes yirmi dakika sonra asagidan gelen seslere kulak verip inince bir de gordum ki camasir makinesinin yanindaki deterjan ve yumusatici alinip hem camasir odasina hem de disariya acilan kapidan  disariya yerlere guzelce dokulmus, hem de baya baya dokulmus. Niye doktugunu sorunca arabayi yikamak istedigini soyledi ama boyle masum bir istek dahi olsa cinlerin tepeme cikmasini engelleyemedi. Selim hemen odasina gonderildi, zorunlu yatak istirahati verildi -nam-i diger ogle uykusuna yatirildi-. Bu arada camasir odasi temizlendi.

Selim'in her nedense, merak onde giden sebep, deterjan, dis macunu, kozmetik gibi urunleri dokup, karistirip bilimum baska amaclarla kullanma gibi bir huyu var. Ornegin yuz temizleme tonigim ile sivi sabunu seyreltip kupuk sabun yapip kullandi bir sure. Sonra dis macunuyla camasir yikamaya calistigini, anneannesinin nemlendiricisiyle lavabolari temizleme girisimlerinde bulunmalari bunlardan bazilari.
Olumlu bir yonden bakarsam kimyager olma istegi var icinde diyecegim artik, ama takrir edersiniz ki pek de hos karsilanacak girisimler degil bunlar.

Bakalim, bu da bir donemdir ve atlatilir oyle degil mi?
*** *** ***
Bu kadar olaydan sonra yine de yuzumuz gulsun diye Selim'in siniflarinda cadilar bayrami gunu cektirdikleri bir resimle kapatayim bu ic dokme amacli yazimi.
Ogretmenlerinin todd parr kitaplarindaki bir karakter gibi giyindigi cadilar bayrami gunu, o gunu kutlamayanlar da dusunulerek okula pijamali gitme gunu olarak degerlendirilmis. Selim'in anlattigina gore cogu ogretmen kitaplardan bir karakter kiliginda gelmisler okula.







10 Kasım 2011 Perşembe

Donus Hediyesi


Geri donusumun en guzel hediyesi!
Tum detaylari dusunulmus bu resim icin tesekkurler Selim'im!


3 Kasım 2011 Perşembe

Gecmis zaman olur ki...

Simdi ben bir bayram gunu, hem de bayramin ilk gunu!, cocuklarimi arkamda birakip, icimde kocamaaaaan bir huzunle zorunlu bir konferans icin yollara dusecegim ya, iste o yuzden simdiden dustu icime kuzularimin ozlemi...
Eski resimlere bakarken buldum kendimi; Selim'in kucukluk resimlerine.
Kisa bir zaman olmasina ragmen simdiye bakinca sanki hic bebek olmamis gibi Selim oglum... Oysa ki ne emeklerle buyudu ve bugunlere geldi...
Ah Selimimiz, "ilk" olmanin cilesini ceken melegimiz...





Kerem... Kerem gozumuzde hala bebek Kerem... O her ne kadar abisinin her yaptigini yaparak, tum davranislariyla bir "abi "olmaya calissa da, yok henuz biz buyutemedik onu gozumuzde.
Kerem cilekes olmadi hic, henuz kres yuzu gormedi; buyukannelerin, buyukbabalarin elinde el bebek gul bebek buyudu. O yuzden butun simarikliklari, butun nazlari...


 

Ah, canim ogluslarim! Uc gun icin bile olsa, sizi cok cok ozleyecegim!
31 Ekim 2011 Pazartesi

Trick or Treat Day

Soguk ama gunesli bir gunde seker toplayan Halloween cocuklarina katildik.
Selim gecen senenin tecrubesiyle onden emin adimlarla seker alirken, Kerem once cekingen, sonra bu kadar cesitli sekeri birlikte gormenin saskinligiyla istekli bir sekilde aliyordu
her bir sekeri...
Bu seker toplamalar beni bir nebze bayramliklarimla her komsunun zilini calip ellerini optugum o eski zamanlara goturuyor ve belki de bu yuzden seviyorum bu Halloween'i.



Kasli masli transformers kostumuyle pek ciddi gorunen Selim, bir elde balon bir elde kabak cantasiyla karizmayi cizdirmis sanki :)))


Tum bu karmasada poz verebilen Kerem:


Abinin ardindan emin adimlarla gidiyoruz!

30 Ekim 2011 Pazar

Mevsimin ilk KAR'i...

TR'de bunca sey olurken moraller de bozuk bizde de, uzakta olmamiza ragmen...
Ama guzel seyler olmuyor degil. Pek cok universitede oldugu gibi calistigim universitede de ogrenciler Van icin yardim topluyorlar; cesitli Turk organizasyonlari Van icin kermesler duzenliyorlar. Yardim toplayan derneklerin web sitelerinden de bagis yapmak cok kolay.

Bizler guvenerek bagislarimizi yapiyoruz ama en onemli dilegimiz bagislarin gitmesi gereken yerlere, verilmesi, ihtiyaci olanlara ivedi bir sekilde ulasmasi! Insallah, oyle olur!

*** *** ***
Burada da, heryerde oldugu gibi, hayat devam ediyor. Bugun, Boston standartlarinda bile, erken olmasina karsin mevsimin ilk kari yagdi. Kar beni sevindirirdi normalde ama bana depremzedeler icin de yaklasan soguk kisi animsattigi icin pek mutluluk duyamadim.
Ama bu deprem yikintilari icinde bile gulumseyebilen cocuklar gibi, bizimkilerin de gulumsemesine ve yagan kari mutlulukla karsilamalarina engel degil elbette!
Dun aksam az da olsa yagan kari mutlulukla seyretti Selim ve Kerem bu sabah.
Kahvaltidan sonra tek tek giyildi, kar pantalonlari, ceketler, eldivenler, sapkalar, ve kar botlari. Oyle, paket halinde cikildi disariya ve karda oynadilar biraz.

Oynarken alelacele poz veren Kerem:


*** *** *** *** 
Ayni durumdaki Selim, artik onlari yakalayip fotograflarini cekmek oyle zor ki...


24 Ekim 2011 Pazartesi

ahhh hissiyat...

Tam birseyler yazmaliyim, acilari her ne kadar uzaklarda da olsak paylastigimizi, cok icten paylastigimizi gostermeliyim diye dusunurken Deli Anne'nin facebook'ta paylastigi bu yaziyi  okudum.
Fazla soze gerek yok sanirim...
20 Ekim 2011 Perşembe

Olumu kaniksayan insan olamaz!

Dun sabah duydugumda 24 sehidi, yine mi? dedim! Yine mi???
Sonra "yine mi???" oylesine kaniksanmis geldi ki, utandim soylediklerimden. Zira olumu kaniksamamali insan olan. Olum kaniksanamaz!

Kendimi bildim bileli bu sorunla yasiyoruz biz. Bizler, bizler "bati"da yasayanlar belki tam anlamiyla, hakkiyla bilmiyoruz "dogu"da yasananlari ama bildigimiz 30 yildir 50 bin can'in yok oldugu! Dile kolay tam elli bin insan, bebegiyle, cocuguyla, hamile kadiniyla, eriyle, aslaniyla, yigidiyle, tam elli bin CAN!

Ben "bati"da yasarken hep televizyonlardan duyduk olanlari, uzulduk, acidik... Ama neden oluyor tum bunlar diye dusunduk mu? Bilmiyorum, zannetmiyorum. Cunku yasananlar bize uzakti, icimizde degildi.... Bir film karesiydi yasananlar, okudugum Yilmaz Guney kitaplarinda konuydu belki sadece, o kadar...

Ne zaman "bati" illeri de goc almaya basladi "dogu"dan, ne zaman "bati" illerindeki cezaevlerine "dogu" lu siyasiler gelmeye basladi, ve ne zaman "bati"li sehitler artti o zaman biraz daha gercek hale geldi anlatilanlar.

Yasadiklarimiz gercek! Olenler figuranlar degil, sen ben gibi CANlar!
Ve artik duyup da uzulme, duyup da acima zamani degil!
Sevmedigimiz bir filmi bitirmeyip kapatan bizler neden bu bildik tanidik nahos filmi izlemekten bikmadik? Biktiysak neden gostermiyoruz tepkimizi?

Artik birilerine halk olarak cozum istedigimizi, savas degil baris istedigimizi, olum duymak istemedigimizi, oldurmeyin, olmeyin diye haykirma, haykirabilme zamanidir!

Bu olumleri kaniksamamaliyiz, olum kaniksanamaz, olumu kaniksayan insan olamaz!


16 Ekim 2011 Pazar

Yine Halide Edip

Tarih okumayi severim ben. Hatta tarihi farkli bakis acilarindan ve farkli kaynaklardan okumayi daha da cok severim.
Halide Edip'in bu  ve bu eserlerini (yanilmiyorsam ilkinin Turkcesi Mor Salkimli ev ve ikincisinin Turk'un Atesle Imtihani) web ustunde orijinal sekilleriyle bulunca cok sevindim. Turkcelerini eskiden okumus oldugum bu eserlerin Ingilizcelerinde farkli ifadeler var zira.
Okuyup bitirmeye yakin zamanda firsat bulur muyum bilmem ama cok ilginc oldugu kesin.
5 Ekim 2011 Çarşamba

Buyukanneannem

Kucuklugume dair onemli karakterlerden birisi de buyukanneannem (yani anneannemin annesi) dir benim icin. Buyukanneannem vefat ettigi gune kadar -tam yasi 93 olabilir- kendi evinde, kendi kendine saglikli bir sekildi yasamis, oylesine seker ornek alinasi bir yaslidir benim icin.
Buyukanneannemi en cok her cuma anneannemle birlikte evine ziyaretlerimizle aniyorum. Her cuma anneannemle birlikte buyukanneannemin yaklasik yirmi dakika yurume mesafesindeki evine gider, ona icinde mutlaka bir kilo sutun oldugu erzak sepetimizle birlikte onu ziyaret ederdik. Buyukanneannemin evinde en cok beyaz boyali bahcesini, teneke saksilar icindeki ciceklerini, ve  tel dolabini hatirliyorum. Ona olan ziyaretleri de hep mutlulukla aniyorum.
Zayif, incecik bir kadindi, ona sarildigimda kucuk olmama karsin ben onu kucagima aliyor gibi hissederdim kendimi...
Ara sira da anneanneme gelirdi buyukanneannem, ama anneannemin tum israrlarina ragmen hic kalmak istemez ve aksam olmadan hep evine donerdi. Israrlara dayanamayip kaldigi zamanlarda ise bir bakardik ki sabah namazinda kalkip gitmis evine. Anneannem "kacmis yine!" derdi. Bunda galiba damat evinde kalmak istemeyisinin etkisi vardi.
Buyukanneannem damadini, yani dedemi, pek sevmezdi. Aslinda tum erkekleri sevmezdi demek daha dogru olur. "Aman kiziiim, sakin evlenmeyin" derdi, "erkekler kadinlari avkuluyor" diye devam ederdi. Avkulamak Aydin sivesinde ezmek, yogurmak anlamlarina gelir. O zamanlar anlamazdim neden oyle soyledigini. Neden sonra annemden dinlediklerimde bagdastirinca taslari yerine oturttum.
Buyukanneannemin kocasi, yani buyukdedem capkin bir adammis. Kendileri Aydin'a yakin bir koyde yasarlarmis da buyukdedem gider sehirden dost tutarmis kendine. Evine ugradigi zamanlarda ise ayaklarini yikatirken buyukanneanneme, cebinden dostunun verdigi mendille alnini siler, gorunce gozlerine yaslar dolarmis buyukanneannemin ama yutkunur da isine devam edermis. Boylece anlarmis iste buyukanneannem buyukdedemin bir dost tuttugunu.
(Simdi dusunuyorum da oyle birsey bizim basimiza gelecek, zaten ayak yikamayiz da hadi diyelim eskaza bir fantezidir yikadik :))), adam cikarip baska kadina ait bir mendille alnini silecek de  alir su dolu legeni adamin kafasina indiririz hani ...)
Sonra haylice parasini da yedirmis bu dost tuttugu kadina, belki de kadinlara, buyukdedem. Zamaninda hatiri sayilir zeytin ve incir bahceleri varmis buyukdedeme ait. Buyukanneannem dort cocugunu birakir evde bahcelerine incir toplamaya gidermis. Tam incirleri koyup donerken sepetine, "Fatme teyzeee" diye seslenmis birisi arkasindan, "incirini toplamissin da artik bu bahce sizin degil, dun satti Bayram amca bana" deyince adam oracikta birakmis topladigi incirleri ve yine dugumlenmis bogazi, yutkunmus ve donmus evine. Boyle birkac satistan sonra anlamis ki buyukanneannem buyukdedem satip saviyor elinde avucunda ne varsa yoksa... Eski zaman, birsey diyemiyor kadincagiz...
Boyle sartlarda buyutmus dort cocugunu, oglanlar bir baltaya sap olurlar nasil olsa demisler, tek kizlarini, anneannemi vermis koy enstitulerinden gelenlere. Oglanlar okumamis, tek kizi ogretmen cikmis....
*** *** ***
Ne hayatlar, ne hikayeler... Herkesin hayati belki de bir roman aslinda, ve tarihimizin, ve bizim bir parcamiz aslinda...
Keske yasarken buyukanneannem ve anneannem dinleseydik ve not etseydik bunlari bir yere...

1 Ekim 2011 Cumartesi

1 Ekim 2011

Yok ozel bir gun degil... Hos, her ne kadar unutarak yasasak da aslinda her gunu ozel bir gun olarak yasamak lazim, diye dusunuyorum. Cunku her gun bize ozel bir hediye aslinda, bunu hep bir olum hatirlatsa da unutmamak kupe yapmak lazim. Ama demisler iste bir kere insan unutmakla maluldur diye...
Herneyse amacim moral bozmak falan degil(di) aslinda ama belki de icimde bir sikinti, o yuzden boyle hafif sikintili koselerden bakisim.
Bu aralar Selim'in ustune cok gitmekte, bagiran cagiran kas catan yuzumu takinarak dolasmaktayim ortalikta. Bugun Selim'e bagirdim, hem de kendimi taniyamayacak sekilde(!), ve "ama ben seni cok seviyorum, sen neden boyle yapiyorsun!!!" diyen bir cocuk ve hep bes bucuk yasinda oldugunu unuttugum bir cocuk sesiyle silkindim, irkildim!
Belki de panik benimkisi, eve odev verilen dikdortgenleri, ucgenleri, kareleri ve cemberleri cizip yapistirmazsa odev kagidina dunyanin yok olacagina, Selim'in ders calisma aliskanligi kazanmayacagina, ve bunun ustesinden nasil gelecegime dair bir panik.
Kesinlikle bir unutma benimkisi.... Onun hala oyun caginda oldugunu, henuz odev(!) yapma diye bir kavraminin olmadigini ve aslinda bu konuda onu yavas yavas egitmemiz gerektigini unutma!
Bunu bir "sticky note" olarak koymaliyim bilgisayarima!
Ahh Sumuklu ahhh, bu kalp agrisiyla sen nereye gideceksin???
***
Yarin Selim'le kek yapsak birlikte, ve birlikte oturup su sekil odevini yapmaya calissak onun o cocuk kalbi beni affeder mi?
28 Eylül 2011 Çarşamba

Sonbahar is in the air :)

Havada biraz gecikmis bir sonbahar kokusu var.
Gecikti, cunku simdiye dek coktan agaclarin yarisinin yapraklarini dokmesi gerekiyordu. Gecikti, cunku biz henuz bahcemizden kurek kurek yaprak bile toplayamadik.
Gecikti, ve bundan kimse sikayetci gorunmuyor, benim gibi bir sonbahar asigi bile...

Cunku biliyoruz ki, kistan once biraz daha gunes, herkese iyi gelecek; kistan once biraz daha sicaklik bizlere mutluluk verecek ve biraz daha enerji toplamamiz icin bir sebep olacak.
Ve biliyoruz ki bizim, uzun ve karli kis gunlerinde bu gunes damlalarina cok ihtiyacimiz olacak.

Sikayet yok.
Yavas yavas gelen sonbahari, yavas yavas karsilama vaktidir simdi!


*** *** ***



*** *** *** 
Kerem'in onundeki araba garaji oyuncagini bir komsumuzun bahcesinin onunden aldik. Yani kullanilmis, onceki cocuklardan sirasini savmis bir oyuncak bu. 
Turkiye'ye donersek, bir gun, ozleyecegim seylerden birisi de bu... Artik kullanmadiginiz bir oyuncagi ya da esyayi yeri geldiginde ya bir garaj satisinda, ya da internette satabilmek ve yeri geldiginde kapinizin onune koyabilmek. 

Kapi onune koyulan esyalar genelde duzgun kullanilmis ve tekrar kullanilabilecek ev esyasi, lamba, biblo, bazen bir sehpa vs., cocuk oyuncaklari, ve hatta yatak bile olabiliyor. Ve o esyalari begenirseniz sorgusuz sualsiz alip evinize goturebiliyorsunuz. 

Iste ben de dun yuruyus yaparken onume cikan bu oyuncagi -icinde itfaiye, polis arabasi ve kucuk adamlariyla birlikte- eve getirdim ve oyuncak aninda bizim Kerem'in, ve okuldan geldikten sonra da Selim'in gozdesi oldu! Sanki kutusundan yeni cikmis gibi bu oyuncakla yatip, bununla kalkiyorlar... Tabii, simdilik...



Not: Tisortumuz Esra Teyzemizden hediyedir efendim! 

Not2: Buradaki dolu dolu bir sonbahar ornegi icin buraya bakabilirsiniz. 
25 Eylül 2011 Pazar

Gonullu isler bunlar...

Bu gunlerde  hayatimin sadece is ve evden ibaret olmamasi icin bazi girisimlerde bulunuyorum. Cunku anladim ki ozellikle isimden dolayi yasadigim bu "dersini yapmamis cocuk psikolojisi" kendime is ve ev  disinda baska bir alan olusturmadigim surece hic gecmeyecek. -Bu psikoloji evdeyken de gecmiyor cunku evdeki calisma odam, masam ve bilgisayarim orada hep beni bekliyor, gelsin de calissin diye !-.
Ben de Selim'in okula baslamasini firsat bilerek kendime okulunda bir hayli aktif olan bizdeki karsiligi okul aile birligi olan organizasyonda gonullu roller aldim kendime.
Oncelik olarak okul kutuphanesinde gonullu oldum. Buna gore Selimler'in haftada bir kez olan kutuphane derslerinde, nu derslerde cocuklar sinifca okul kutuphanesine gidiyorlar, orada ogretmenleriyle kitap okuyorlar, cesitli etkinliklerde bulunuyorlar ve her cocuk eve goturup birhafta sonra getirmek uzere kutuphaneden kitap aliyor. Ve iste benim gorevim burada basliyor: ben de cocuklarin kitap alip-veris kayitlarini tutacagim, hangi cocuk hangi kitabi aldi, hangi kitabi verdi vs. Hem okulun kutuphane havasini solumak, hem de Selim'in sinif arkadaslarini tanimak icin guzel bir firsat olacak diye dusunuyorum.
Bir diger gonullulugum de tenis derslerinde olacak. Tenis dersi ogrencilerini okul bitiminde siniflarindan alip, okulun bahcesindeki tenis kortlarina goturecek, ders bitimine kadar onlarin basinda duracak ve ders bittiginde de ailelerine teslim edecegim. Bu da aslinda sorumlulugu buyuk bir gorev oldugu icin once beni biraz korkutsa da, sonrasinda korkulacak birsey olmadigini farkedip guzel bir deneyim olacagina odaklandigim bir is oldu. Ilk ders carsambaya, bakalim nasil olacak?

Tahmin edersiniz ki bunlarla ugrasmak su siralar isimden cooook daha buyuk bir keyif veriyor bana.
Is konusunda da "bu hayat bu psikolojiyle gecmez" modundayim, bakalim gelecek neler gosterecek?

Kerem




Eski resimlere bakarken Kerem'in bu videosuna denk geldim. Kerem yaklasik 10-11 aylikken cekilmis bir video. Bu zamanlarina kiyasla Kerem simdi bebeklik hallerinden neredeyse tamamen siyrilmis durumda. Cok insana yakin, neseli, ve canli bir cocuk. Amaaa bir o kadar da inatci ve kararli.
Abisinden dolayi, galiba her ikinci cocuk gibi pekcok seyi yasindan cabuk ogrendi. Ikinci cocuk olmanin bu guzelligi varmis, biz de bunu ogrendik. Abisinin yaptigi her seyi, hareket, soz, davranis, taklid eder durumda. Hatta bazen ona "taklitci zihniyet" diye de takildigim oluyor :)))).
Ama kendine ait bir karakter oldugunu da her daim hissettiriyor. Kendi istekleri, begenileri var onun da. Ornegin abisi bir cizgi film izlemek istese hemen dvdlerden gidip kendi istedigini koymak istiyor. Kendisi "thomas" trenli cizgi filmi seviyor ve her zaman onu izlemek istiyor.
Oyun parkini, ozellikle de salincakta sallanmayi cok seviyor. Ama eger abisi ve abisinin arkadaslari baska oyunlar oynuyorlarsa yasina bakmadan onlarin arkasindan gidiyor. Bir o kadar da gozu kara, kendini kolay kolay incitmiyor ama yapabilir miyim diye dusunmeden buyuklerin yaptigi tum hareketler yapiliyor! Yapabilir miyim sorusunun cevabi cogu zaman onun icin" abim yaparsa, ben de yapabilirim!" seklinde oluyor :))).
Cukulatayi seviyor... Selim pek cukulata yemedigi icin bize garip geliyor Kerem'in cukulata sevgisi ama "o bir Keremmm" diyerek kabulleniyoruz biz de, tabii dozunda olmasi sartiyla :))).
Bazen sozumuzu dinletmede zorlaniyoruz Kerem'e. Istemedigi birseyi ille de yapmiyor. Istedigi birseyde ise elletmeden, "kendim yapacagim" diyerek herseyi, ama her seyi -dolaptan bir galonluk sut sisesini cikarip sutunu kendi koymaya varincaya dek- kendisi yapmak icin cabaliyor, yeri geliyor diretiyor!
Abisiyle oyuncak paylasimi konusunda ille de kendi istedigi olsun istiyor, buyuktur vs demeden cebren ve hile ile oyuncagi elde ettigi oluyor. Her ne kadar istemesem de bazen Selim'e "sen buyuksun, sen baska bir seyle oyna istersen" demek zorunda birakiyor bizi.
Ama abisinin alanini da ogreniyor yavas yavas. Evde ne kadar "mavi" renkli bardak tabak varsa biliyor ki onlar abisinin, kendisine de yesil renkler kaliyor, ister istemez Kerem'in favori rengi yesil olmak zorunda kaliyor. Ya da legolarin abisinin oldugu, kendisine de eski legolari oynamanin dustugunu biliyor, zaman zaman abisi yokken abisinin legolariyla oynamaya calismasindan aslinda bunu pek de kabullenmedigini anliyoruz.
***
Selim ve Kerem her aksam 8'de yatakta oluyorlar, artik Selim'den once Kerem'e de bir kitap okuyorum, onun sectigi bir kitap, Selim'in sirasi sonra geliyor. Sonra her ikisi de yataklarina yatiyorlar. Yarim saat sonra onlari kontrole gittigimde hep her ikisini ayni yatakta kucak kucaga uyurken buluyorum; kardeslik de boyle birsey herhalde...
***
Bu arada, bu aksam Selimle su siteyi kesfettik. Unlu aktorler oyku kitabi okuyorlar. Bizim cok hosumuza gitti ve her pazar uykudan once buradan bir kitap dinlemeye karar verdik. Belki sizler de seversiniz...

24 Eylül 2011 Cumartesi

itiraf ediyorum:

nurturia dostluklarini kiskanmaya basliyorum! peki nurturia'ya pek takilamayanlar ne yapsin?
dostsuz mu kalsin :(((

Okumak istiyorum: Oneriler???


Bugunlerde zaman zaman depresif takiliyorum ya... ister, istemez...
Nedenlerinden biri de yaklasik bir aydir belki elime bir kitap alip okumuyor olmam diye dusundum kendimce. Oysa ki kitaplar iyilestirir beni, ozellikle de bir solukta okunasi kitaplar!
Elimdeki kitaplar bitti; TR'den gelirken aldigim birkac kitap da bitti.
Ingilizce kitap okuyabilirim, ama istemiyorum; ayni tadi vermiyor cunku.
Cunku Ingilizce benim icin benim calisma dilim... Ne kadar guzel bir kitap okusam da (en son bu kitabi okumustum, bir solukta), Ingilizce okurken kendimi hep calisiyor  gibi hissediyorum.
Turkce ise, baska... duygu dilim, dusunce dilim... O yuzden Turkce okumanin tadi da cok baska benim icin.
Buradan Turkce kitap alma olanagi var, ustune her ne kadar baya bir fiyat farki ekleseler de, ama su siralar ne okuyacagimi bilemez bir haldeyim.
O yuzden onerilerinizi bekliyorum, var mi beni benden alikoyacak bir kitap?

****
Kitaplar konusunda eski bir yazim icin burayi tiklayabilirsiniz.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Selim icin bir milat

Selim icin bir milat (aklima ilk gelen ne aci ki treshhold kelimesi, milat tam karsilar mi acaba?) ...
Burada cocuklar ozellikle okula basladiklarinda oyun parklarinda monkey bars dedikleri hani asilarak gecilen demir cubuklari yapabilenler ve yapamayanlar diye ikiye ayriliyor(mus). Bunu da yeni ogrendik Selim sayesinde. Bizim Selim daha bir hafta oncesine kadar bu aletin yanindan bile gecerken ofleyip puflerken ne olduysa bir-iki gun once parkta birden bunlari yapabildigine tanik oldum! Cok sevindik ikimiz de, ve aksam babasina gosterdik o da cok sevindi, derken tekrar yapmasini istedim.
Kendisi bizimleyken bahsettigim gibi bunlari denemek bile istemezken okula baslayinca deneyip yapmaya calismasi birkez daha arkadas baskisinin ne kadar guclu olabilecegini hatirlatti bana, bu da ayri bir konu olsun bakalim...

Benim bet sesime kulaklarinizi tikarsaniz, sizlerle paylasmak istiyorum bu donum noktasini :)))


Organik yasam

Gecen haftasonu(ydu galiba, zira bu aralar hafizam beni siklikla yaniltir oldu) havanin da guzel olusunu bahane ederek arkadaslarimizla birlikte etraftaki ciftliklerden birine gittik. Gittigimiz ciftlik cok duzenli ve bakimliydi, bunda aldiklari pek de ucuz olmayan giris parasinin rolunun buyuk oludugunu dusunmeden edemedik elbette.

Cocuklar icin hazirladiklari etkinliklerle cocuklar cok eglendi, biz de dalindan meyve toplamanin keyfini yasadik. Dalindan topladigimiz seftaliler, erikler, armutlar, ve elmalar gercekten cok lezzetliydi. Elma toplarken bir ara eskilere gittim kendi kendime, anneannemlerin bahcesinde erik agacindan topladigim ve karnim agriyana kadar yedigim eriklerin lezzetini hatirladim... Sonra limon agacina cikisimi, ki o zamanlar gozume kocaman gorunen agacin en son gordugumde aslinda ne kadar da kucuk oldugunu farketmek hayalkirikligina ugratmisti beni, hatirlatti bana.


GEDC0713


Bu tarz elma, meyva, ve sebze toplayabileceginiz ve sonra da tartarak alabileceginiz ciftlikler cok yaygin yasadigimiz bolgede. Hatta dun bir sebze ciftliginin onunden gectik ve ayni sekilde su anda misir, domates, patlican gibi sebzeleri dalindan koparip alabilecegimizi gorduk. Aslinda gercekten cok keyifli, hem de cocuklara daha "organik" bir yasami sunmasi, gostermesi acisindan da cok ogretici. Ama bir yandan da isin pazarlama kismini da dusunmeden edemiyorum. Pazarlama, cunku bir zamanlar kimilerinin belki de "aman, koylu isi" diye oteledigi tarimin, simdi "organik" adi altinda sehir yasamina kadar girmesi kimi zaman ilginc geliyor bana. 

Cesitli imkanlar da dogdu bu ilgiyle birlikte. Ornegin bu ciftlikler size daha baska secenekler de sunuyorlar. Bir ciftlige haftalik diyelim ki 25 dolar oduyorsunuz ve onlar yil boyunca size her hafta mevsim urunlerinden yaklasik 4 kisilik bir ailenin haftalik tuketecegi kadar bir sepet hazirliyor. Ya da "organik yemek" uzere artik insanlar bahcelerindeki cimlerin yanina cesitli sebzeler de ekiyorlar. Hatta bazi organize olmus ve az yerleri bulunan  yerlerde komsular anlasarak kimi domates ekiyor, kimi misir, kimi biber derken sonra da ektiklerini degis tokus ediyorlar,  sonucta herkes ilacsiz meyve, sebze yemis oluyor...

 

Guzel degil mi?

 

 

GEDC0713

 

 

yazdan kalan

Hala yazda yasadigimi farkediyorum zaman zaman; kendimi su ana, simdiye getiremedigim zamanlar oluyor. 

Kendimi gecmiste kalmis karelere bakarken buluyorum ister istemez. Ama mutlu kareler, mutlu anilar bunlar, bakmasi ayri bir guzel!

 

June-July 2011

 

****************


June-July 2011

 

Biliyorum gececek, ve bunda dusen yapraklarin cok etkili olmasini bekliyorum!

9 Eylül 2011 Cuma

Okulda ilk gun!

Ha basladi baslayacak derken, Selim'in okulu sonunda basladi. Selim'in okula baslamasi bizim gunluk yasantimizda da pekcok degisikligin baslamasi demek oldu. Artik program yaparken onun tatil ve okul zamanlarini, okula giris cikis saatleri, onu okula birakma ve alma saatleri vs. gibi pek cok konuda pek esnek degiliz. Ama sikayet yok cunku Selim okulunu ilk gunden cok sevdi: eve gelir gelmez, defterini cikarip "annecigim dear mrs.L nasil yaziliyor?" diye sordu. Ogretmenine mektup yazacakmis hemen. Ben de donem sonunda yazarsin dedim, zira bir yandan yemek yapip bir yandan kendi isime gitmek icin hazirlanmam gerekirken bir de kocaman bir mektubu tek tek "spell" etmek o an icin hic de isime gelmedi dogrusu :)Selim okulunu sevdi, zira bunda Amerikalilarin yaptiklari her isi, bazen sahte bir sekilde de olsa ve sahte oldugunu bilseniz de, bir solen havasinda yapmasinin bir etkisi var saniyorum. Okulun ilk gununde okul suslenmis, kafeteryasinda velilere kahvalti sunulmusti. Ve iste Selim'in sinifinin onunden bir kare:

Ogretmenleri velilere su paketleri hazirlamislardi, hosuma gitti dogrusu... Paketin icinde bir poset yesilcay, mendil ve pamuk vardi :)


Ve ilk gunde heyecanli bekleyisle Selim... Bu duzgun kiyafeti eminim sene icinde t-shirt ve esofman alti sekline donusecek ama simdilik, okula jilet gibi haziriz!

Okulun baslamasiyla ogrendik ki sosyallesmenin bir parcasi olarak neredeyse yasadigimiz sehirdeki her cocuk buradaki futbol- bizdeki namiyla soccer- calismalarina katiliyormus. Isin guzel yani bu calismalarda yasadigimiz yerdeki tum ilkokullardaki cocuklar karisik bir sekilde takimlara ayriliyorlar ve cocuklar kendi okullari disindaki cocuklarla da arkadas oluyor. Selim malum genleri itibariyle ilk gunden futbolu cok sevdi, mavi takima dusmesi ise onu ayri bir sevindirdi :)))
6 Eylül 2011 Salı

malesef yine hissiyat...

Oncelikle saskinim diyerek basliyorum yazima. Boyle baslamak hic yoktu aklimda ancak ben yokken buralarda blogger'in bile cehresi degismis... Uzun zamandir yazmiyordum biliyorum ama zamanin bu kadar uzuuun oldugunu farketmemistim.
Aslinda dogru, bana oyle gelmese de ne de olsa iyisiyle kotusuyle kocaman bir yazi gecirdik oyle degil mi?

*** *** ***
Gece ruyamda elimi isiran kopegin acisiyla uyandiktan ve elimdeki aciyi bir bes dakika daha hissettikten sonra bu sabah kendimi eski bir sarki mirildanirken buldum:
...Uslandım artık uslandım artık Dilde var, dilberde yok Ah ışıldarken paslandım artık Dertliyim dertliyim çok...

Ozellikle isildarken paslandim artik kismini kendime yakistirdigimi farkettim sonra.
Bu siralar is konusunda cok buyuk bir isteksizlik hakim, kocaman bir yazi bos bos gecirdigimi dusunmek bana cok buyuk bir sikinti veriyor. Insanin calisabildigi ve calisamadigi donemler olabiliyor ama bu bana son zamanlarda daha cok calisamamak yonunde oldugu icin icim cok sikiliyor. Kendimi gereksiz ve yetersiz hissediyorum sirf bu yuzden...

Buralara sonbahar geldi sanki, bugun hava serin ve yapraklar hafif hafif kizarmaya basladi... Bu memlekette en sevdigim mevsim sonbahar zaten. Bunun disinda bu yazki turkiye gezimizde bir daha anladim ki bu memleketin cogu seyini aslinda hic sevmiyorum ben! Belki de icinde bulundugum ruh hali soyletiyor bunu bana ama bu aralar deli anne'nin de anlattigi ve bana da cogu zaman mutluluk veren seyler bile mutlu etmez oldu beni.

Selim ve Kerem'in varligiyla mutluluk yakalamaya calisiyorum. Selim'in yeni baslayacagi donemde ona destek olmak icin heyecanlaniyorum. Kerem'in gunluk sirinlikleriyle depresif olmamak icin zorluyorum kendimi, ama cogu zaman o kadar, baska birsey yok! Hayatimda degisiklik olarak dizilerin yeni doneminin baslamasini bekler oldum, o kadar yani!

Oysa ki yapilacak o kadar cok sey var ki... Aslinda hem iste hem de evde enerjik olabilsem yapmayi istedigim cok sey var ki... Ne lazim bilmiyorum, motivasyon mu, gercekten enerji mi, gercekten bilmiyorum; ama bilmeyi ve bu durumu cozebilmeyi cok istiyorum! Belki de is, ya da mekan degisikligi iyi gelecek, ama ikisi de su an icin hic kolay degil!

Su anda yine orada olsam... Eylul'de de o kadar guzeldir ki...




25 Haziran 2011 Cumartesi

ruyalarim



daha once bahsetmis miydim bilmiyorum ama cok ruya gorurum ben. cok ruya gormenin kerameti var midir bilmem ama biraz da kafamin bulanikligindan kaynaklaniyor diye dusunuyorum bu durumun.
ilginc ruyalar gorurum...

film gibileri vardir mesela,gercek hayatimdan hicbir sey icermez, karakterleri bile tanimam icindeki, ama oylesine sarar ki beni gece birkac dakikaligina uyansam tekrar uyuduktan sonra devam eder.

mistik ruyalarim vardir, hayatim icin onemli mesajlar tasidigina inandigim -hos, cok siklikla olmaz bunlar %1 ya da 2-.

sonra eminim pekcogunuzun da gordugu, aman sinav kagidini yetistirememisim, aman sinav kagidini alip yanimda eve goturmusum, sinav varmis ama etrafta herkes konusuyor, birseyler oluyor ve ben birinci soruyu bile bitiremiyorum, ya da dislerimin, ozellikle de on dislerimin -herhalde en fecisi odur diye mi dusunuyorum ne?- dokuldugu ruyalar var. bu ruyalari genelde cok stresli oldugum zamanlarda gorurum.

bir de beni allak bullak eden ruyalarim vardir, icerigi bende sakli :), ama uyandigimda bir iki saat etkisinden kurtulamadigim ruyalardir bunlar, cok psikolojik, cok da gercekmis ama degilmis cinsten...

ama bu aralar siklikla bu aralar korku filmi gibi ruyalara uyuyorum gece... binbir surette cinler, seytanlar mi dersiniz, zombiler, canavarlar mi??? oylesi yaratiklar hergece misafirim oluyorlar. kalktigimda o kadar korkmus oluyorum ki hemen bakiyorum yanliz miyim, sebo ya da en azindan ufakliklardan biri yanimda mi diye?

bilmem, ciddi tatile ihtiyacim var galiba...
21 Haziran 2011 Salı

zaman sadece birazcik zaman

zaman cabuk geciyor... her zaman degil ama bu siralar...
cocuklugum aklima geldi bu gun; her cocuk icin oyle midir bilmem ama ben cocukken gunler cok ama cok uzun gelirdi bana... gun bitmek, zaman gecmek bilmezdi. binbir turlu oyunla, biraz buyuyunce kitapla, sokakta cocuklarla, buyuklerle kimi zaman, kimi zaman resim yaparak, kimi zaman anneannemden orgu ormeyi ogrenerek; belki de tum gun boyunca hepsini yaparak... yine de gecmek bilmezdi zaman...
***
zaman ozellikle ben bu topraklara geldikten sonra daha cabuk gecmeye basladi benim icin, ve o zamandan beri de, yaklasik on senedir, hic hizini azaltmadan geciyor... uzucu degil mi?
***
ama cocuklar icin oyle degil anlasilan. bizim selim ve kerem icin oyle degil eminim. aksam yatmak bilmeyislerinden. bir kitap daha diye yalvarislarindan, tam yatarken bogazlarinin kuruyup bir bardak su istemelerinden, tam yatarken acikmalarindan... bu iyi bir sinyal mi kotu mu anlayabilmis degilim oysa ki...
***
sonunda halide edip kitabini bitirebildim, demokrasiyi taassub derecesinde savunmus ve ona uygun yasamis bir kisilik, gunumuzun "sozde" demokratlarinin aksine, okuyun goreceksiniz...
***
zaman cabuk geciyor dedim ya bizim de turkiye ziyaretimizin vakti gelmis, neredeyse... bakalim, biraz enerji ve moral toplamayi planliyoruz ya, olacak mi? zira donuste yine yogun gunler bizi bekleyecek. bu yogunluga selim'in de yeni okul yogunlugu katilacak. hayat gercekten de akip gidiyor....
***
bu arada fakultemizin dekani vefat etti... pankreas kanseri; 5 ay icinde, teshis, tedavi derken... mutlak son...
18 Haziran 2011 Cumartesi

hayat garip sey be dostum...

Bu fotografi buradaki arkadaslar cekmis, cok uzak degil 50 km otemizdedir bu mezarlik. Ve iste muhtemelen Osmanli zamaninda gelmis bir grup Turk'un mezarlari... Buraya ne icin geldiler, neler yapiyorlardi sorularinin cevabini da kutuphanedeki kayitlardan ogrenmisler arkadaslar, ben detaylari bilmiyorum ama cok ilginc geldi. Coluklari cocuklari var mi? Kimliklerini koruyorlar mi? Supheliyim ama bilmek, ogrenmek guzel olurdu diye dusunuyorum.
Hayat gercekten garip, biz de belki burada bir mezar tasi olacagiz bir gun... Sadece bir mezar tasi... Mevlut Huseyin gibi...
8 Haziran 2011 Çarşamba
ufff yazmiyorum diye sikinti yapacagima gelip yazayim dedim...
bizim kabak kafalar (Selim ve Kerem ikilisi oluyorlar) iyiler :))). Bu sabah agbi kardes el ele tutusa tutusa iniyorlardi merdivenlerden. Normalde Kerem'in tek basina inmesine izin vermiyoruz kayar, duser vs diye. Aslinda cok dikkatli Kerem ama ne olur ne olmaz modundayiz. Selim de bunu bildigi icin hic elini birakmadan kardesinin indirdi onu, inerken bir yandan da merdiven basamaklarini sayiyorlardi. Selim ne derse.... ama ne derse aynisini soylemeye calisiyor Kerem. Yanliz soyledikleri mi? Hersey, ama herseyi taklik ediliyor Selim'in Kerem tarafindan. Selim neredeyse Kerem de orada. Selim okuldan geldiginde "abiidiiim" diye bir sariliyor ki Kerem sormayin. Arada tirmalayip, tukurse de agbisine - cunku Selim lego yapiyor Kerem gelip bozuyor, Selim oynatmiyor, Kerem tukuruyor vs vs...- genelde agbisinin arkasinda Kerem. Nam-i diger "taklitci zihniyet!" :))).
Kerem'in saclari evimizin berberi babalarinin is kazasina ugradi ve iki numara oldu! Neyse yaz icin iyi oldu, belki de boylelikle Kerem'in saclari cogalir, biraz seyrek simdilik!
***
Dun bebegi olan bir arkadasimizi ziyarete gittik hastahaneye. Bu yaz cok hamile var etrafimizda ve genelde duyduklarim da hep erkek! Kiz da duyuyorum ama %20 civarinda, evet istatistik tutmaya basladim :P. Bebek kokusunu ozlemisim, cok guzel geldi!!!
***
Bu application'i cok begendim. Kotu iphone resimlerini bir sanat eserine donusturuyor kisa surede, oneririm: iste burada bir resim.
***
Selim'in okul oncesi okulunda (daha iyi bir anlatim bulmadim? yuva degil, anaokulu belki?) son gunu yarin! Cok hecanliyiz "goodbye day" ozel oluyormus! Artik Kindergarden'a baslayacak ya bu okulu bitti.Kindergarden dedim de gecen hafta okul ogretmenleriyle tanisma toplantisi vardi, ogrencilere sibiflari gezdiriyorlar falan, ilk basta cok endiseli gordum Selim'i ilk defa, beklerken ozellikle... Bir de renk gruplarina ayirmislardi ogrencileri Selim mor gruptaydi, onun tafrasini yasadik mor kiz rengiymis de Selim'i neden yesil takima koymamislar vs derken neyse, sonrasinda endisesi gecti, iyi bir tanisma olmus anlattigina gore... Bakalim kindergarden'in ilk gunleri nasil gececek? Ozellikle okuma yazmaya agirlik veriyorlar, bir de basit matematik ve fen dersleri oluyor(mus) anlattiklarina gore. Ingilizceyi degisik ogreniyorlar, cok fonetik olarak, bakalim yardim edebilecek miyiz diye endiseleniyorum bazen. Bir de Turkce ogrenmege hazir bence Selim ama karismasin diye baslamiyorum bir seye, bakalim nasil halledecegiz? Oyle iste...
***
Yaz okulunda ders vermek ayri bir gicikmis, hava guzel diye ograncilerin akli disarida, haftanin dort gunu ust uste ders, benim aklim da disarida derken oyle ite kaka gidiyor dersler, bakalim son ders 23 haziran'da!
Geri saymaya baslayayim mi?
***
Bun ve yarin cok sicak burada bugun 32, yarin 37 (evet 37!) derece gosteriyor hava tahminleri. Ama siki durun cumartesi 19 pazar da 20 derece! Nasil bir hava degiskenligidir bu??? Okyanus etkisi olmali! Bilmiyorum ama kulaga hos gelmiyor!
31 Mayıs 2011 Salı

uzun haftasonu

Boston'un havasinin cok kotu olduguna karar verdim...
Yok, su andan hic sikayetci degilim, yanda da goreceginiz gibi misss gibi- hos biraz nemi yuksek oldugu icin terleten bir sicaklik ama- sicacik bir hava var...
Oyle soguk ve uzuuun gecti ki bu kis cok ozledik yazi, ve iste yaz geldi!!!
Havasi kotu diyordum cunku soyle ilik bir bahar yasamadan resmen birgun once 11-12 dereceyken birgun sonra 25-30derecelere cikti ve bahari yasayamadan yaza girdik... Neyse yine de sikayet etmiyeyim, bakarsiniz yine doner soguga...
***
Pazartesi gununun  de tatil olmasi sebebiyle, uzun bir haftasonu yasadik. Bu haftasonu guzel havalarla da birlesince cok guzel geldi dogrusu. Cumartesi gunduzu bahcede babamin  diktigi domatesleri sulayarak, acur, feslegen ve dereotu tohumlari ekerek, bahceyle ilgilenirken bir yandan minik yardimcim Kerem'e bakarak gecirdim. Bu sirada Selim ve babasi alisveristeydiler... Arada bazi kisliklari kaldirdim, hos daha kaldirilacak pek cok sey var ama, yavas yavas ;). Aksama da arkadaslarimizi davet etmistik, onlarla birlikte gecirdik. Pazar gunu ise cogunlukla evle ilgilenmekle birlikte aksamustu cocuklari sulu parklara goturduk, ozellikle de Selim sulu parklari cok seviyor. Kerem "bannyo, bannyo" diye sevindiyse de genelde dikkatli bir sekilde uzaktan izledi. Bakalim ikincisinde sularin altina girmeye cesaret edecek mi? Kerem her turlu deniz, buyuk sulu seylere "bannyo" diyor bu arada :-).
Kerem kendisine ne diyor biliyor musunuz? Pebem... Onun adi "Pebem" ve bunu oyle guzel soyluyor ki!

***
Tum haftasonu boyunca komsularimizin mangal kokularini dinledik bu arada :-). Guneyde de kuzeyde de Amerikanyalilarin milli yemeginin mangalda et olduguna dair kuskum kalmadi hic.
***
Iste boyle, bol dopingli bir haftasonundan sonra bakalim haftamiz nasil gececek?
25 Mayıs 2011 Çarşamba

gunesli bir gun!


gunesli bir gune uyanmaktan daha guzel ne olabilir?
gunesli ve sicak -e tabi Boston standartlarina gore sicak- bir gune uyanmak!
bu sabah oyle bir gune uyandik biz de; enerjik, civil, civil...
uzun zamandir ilk kez bu sabah bir sarki mirildandim kahvalti hazirlarken -sarki depresifti hos, ama dilime takilmis bir kere, : yanlizligim yollarima pusu kurmus beklemeeekteee...
hos okula gidiyor olmak pek ic acici degildi boyle bir gunde ama neyse, ekmek parasi iste ;)

bu sene kistan da cok bunalan ogrenciler ve herkes disariya atmisti kendilerini. 40 dakika sonra dersim var bakalim katilim ne kadar olacak? ogrenciler dersi ekebilirken hocalarin ekememesi haksizlik, oyle degil mi???

bu arada guzel bir surpriz yaparaktan haziran sonu turkiye'ye gitmeye karar verdik, yanlizca karar vermedik biletlerimizi de aldik! Seb bize Lizbon'dan sonra katilacak olsa da uzuuun zamandan sonra ilk defa ailecek turkiye'de olmanin heyecanini yasiyoruz. Kerem'in ilk Turkiye gezisi olacak bu, Selim ise neredeyse iki bucuk yildan sonra ilk defa gidecek, kendisi simdiden cok heyecanli ve herkese anlatiyor bu durumu. benimse iki cocukla, tek basima oldugum ilk ucak yolculugu olacak, kazasiz atlatiriz umarim ;)

neyse, simdi  derse gideyim... insallah ogrenciler gelmez de ders iptal olur :-P.
12 Mayıs 2011 Perşembe

New.YoRk

Gecenlerde, yaklasik 10 gun kadar once, benim buhranlarimin basladigi siralarda su yeni pasaportlardan almak icin minik bir New.York yolcugu yapmistik Sebo ile. Boston'dan New.York'a otobusle gitmek cok rahat. Hem de New.York'taki son duraktan 42. caddeden hem konsolosluga cok rahat yuruyor, hem de yol ustunde Times Square, Grand Central Istasyonu dahil pekcok mekani gorebiliyorsunuz. Ben pek modumda olmadigim icin pek gezmedik. Konsoloslugun oldugu binadaki dostalarimizi ziyaret ettik daha cok.

Pasaport icin basvurusumuz ve elimize alisimiz cok cabuktu, 10 gunde evimize geldi yeni "bordo" renkli pasaportlarimiz. Ancak konsolosluktaki bazi manzaralar pek ic acici degildi. Ornegin anne-baba Turk bir ailenin iki oglunun tek kelime Turkce bilmiyor oluslari cok aciydi bence, cocuklarin gelecegi konusunda korkuya dusurdu beni.

Boston'daki is teklifini degerlendirmeden once New.York, Manhattan adasinda bir okuldan da teklif almis ve ikisi arasinda daha sakin oldugunu dusunerek Boston'u secmistik. Simdi is konusunda bu secimimi sorgulasam da, hala New.York'un cocuklu bir aile icin zor bir sehir oldugunu dusunuyorum.

Insan hayatini mumkun oldugunca basitlestirmeli aslinda, cunku bu hayat pekcok acidan zaten zor.
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Direksiyondayken havada ucan bir kusun kanadina takilan bir cift goz, benim gozlerim...
100 kere "kendine gel sumuklu" dersem kendime gelir miyim acaba?
hayattan biraz "off" almak istedigim zamanlari yasiyorum. kapimi kapatip evimle, ailemle olmak istiyorum sadece. bir donem "soccer mom" olmak ve bundan haz almak istiyorum. yapabilir miyim? neden olmasin? bir bakarsiniz yapmisim!

****
Selim'in ve Kerem'den yeni fotolar koyayim diye kendi bilgisayarimdan yazmak istedikce yazilarim gecikiyor. Fotosuz olsun o zaman, olmaz mi?

Selim "uzay" konusuna takmis durumda bu aralar. Uzayla ilgili herseyi okuyor, ogreniyoruz. Bizim de bilgilerimiz tazelenmis oluyor, fena mi? Ornegin Pluto artik gezegen statusunde degilmis, cok sasirdim. Biz 9 gezegen var diye ogrenmistik -ilkokulda miydi acaba?- ama artik gunes sistemindeki gezen sayisi 8'e inmis cunku Pluto gezegen degil de kendisine benzeyen pek cok gezegenle birlikte "cuce gezegen" kategorisine alinmis. Ve daha bir suru detay. Bir uzay cisminin gezegen kategorisinde olmasi icin hangi ozellikleri tasimasi gerek diye sorun Selim'e, o anlatsin size, valla bana artik bayginlik geldi....
Kendi acimdan da okudukca bunalima giriyorum uzayin buyuklugu karsisinda hersey o kadar anlamsizlasiyor ki...

Kerem ise bebek kategorisinden iyice cikmis durumda. Yaptiklariyla, hareketleriyle o kadar sasirtiyor ki bizi, bazen ciddi ciddi soyleyecek soz bulamiyorum. Gecen gece Kerem'i uyutamadigimiz bir gece, Selim'i gece tuvaletine kaldirmistim, Selim yari uykulu tuvaletini yapti Kerem de kapidan "aferiiin" diyor abisine... Ve daha simdi yazmaya usendigim bir suru birsey. Abisini model ala ala yasindan cabuk olgunlasiyor bu "ikinci"ler demek ki... Hala emmese,  ufaklik demeye sahit gerecek.
Malesef hala emiyor. Malesef diyorum zira ikidir biraktirmaya calistim ve basarili olamadim, henuz... Her cocugun kendine gore farkli zorluklari var. Selim emmeyi cok kolay birakmisti oysa ki...
****
Neyse, gitmem gerek...
8 Mayıs 2011 Pazar

Sevgili Gunluk

"Sevgili Gunluk,
Uzun zamandir yazmadigim icin uzuluyorsun biliyorum...."
Boyle baslardi 7-8 yasinda yazdigim gunluklerim. "Bugun arkadasim bize geldi cok mutlu oldum", "annem bana bagirdi cok uzuldum", "sokakta oynadim, yemekte makarna vardi" vs. gibi basit gunluk seylerle dolu dolu "gunluk"tu.
Ortaokul-lise yillarimda daha cok gundemin sosyal-siyasi olaylarina yorum yaptigim yazilar vardi gunluklerimde. Ilk askim gibi bir sirri paylasmayi degil de, "yazmaya deger" bir konuyu ele alan ciddi gunluklerdi bunlar.
Simdi, buyudum... nasil yaziyorum bilmiyorum, ama yazmak hep aklimin bir kosesinde. Yaz(a)madigim gectigimiz bir ayda pekcok sey oldu yine, ben onlari yazdim aslinda aklimin bir kosesine ama buraya degil. Buraya yazmak icin ya zamanim oldu, ya zamanim oldu ama canim istedi, ya zamanim da oldu canim da istedi ama paylasilir mi bunlar dedim.
Yine oyle bir suzgecten gecirirken kendimi, dusuncelerimi iste boyle klavyeye gidiverdi ellerim.

Ben iyi degilim bu aralar, evimiz, cocuklar, onlar iyi ama benim halet-i ruhiyem iyi degil. Nedensiz de degil, sebepleri var ama yazmak istemedigim sebepler...
Boyle sir gibi yazmak yerine hic mi yazmamali bilmiyorum ama oyle iste:
"Sevgili Gunluk,
yazmadigim icin sakim uzulme e mi? yazmiyorsam, yaz(a)miyorsam bil ki bir sebebi var..."
10 Nisan 2011 Pazar

simdi, su anda...

simdi, su anda ingiltere, reading'teyim... ilk defa yurtdisina ciktigim bu ulkeye, 17 yil sonra tekrar ayak bastim... 17 yil oncesinden farkli olarak bu sefer bu ulkeyi sevmeme neden olan ulkenin kendisi degil birlikte oldugum insanlar, cok degerli arkadaslar oldu, onlara tekrar tesekkur ediyorum...
reading'teki universitede, 17 yil oncesinde oldugu gibi bir universite yurdunda kaliyorum. yurt kokusu 17 yil oncesinin aynisi.
17 yil oncesinden farkli olarak odamda kendime ait bir bilgisayarim ve internetim var, bu sayede evimle konustum biraz once. Miniklerimi cok ozledim, yine 17 yil oncesinden farkli olarak...
***
simdi tembelligi birakip yarinki sunumum icin calismam lazim, evet, yine 17 yil oncesinden farkli olarak ;)
yarin icin bana basarilar dilemeyi unutmayin lutfen!
7 Nisan 2011 Perşembe

Yine kisa kisa...

Bizim universitede donem sonuna yaklasiyoruz, donem sonuna gelince ogrencileri bir not telasidir  aliyor ki sormayin, hergune mutlaka bir not sorusu emaili aliyorum ogrencilerden, gicik bir durum. Bu donemki ogrencileri gectim, gecmis donemlerden de email atip "ekstra odev yapip da sizin dersten notumu yukseltebilir miyim?" emailleri ise en gicigi...
Sahsen universitede kendim degil not sormayi hocayla konusmaktan bile titreyip korktugum icin midir nedir bu not soran ogrencilere ayri bir gicik oluyorum, ne yapayim?
Bir makalem haziran ayinda Japonya'da olacak bir konferansa kabul aldi, hem Japnya vize de istemiyor bizlerden ancak ve ancak serde radyasyon korkusu var, %98 gitmeyecegim. Radyasyon konulari kucuklugumde bolca bahsi gecen Cernobil, radyasyonlu caylar anilarina goturdu beni. Cocukluk zihnime cok kotu islemisti radyasyon benim.
Ne diyordum? Evet, donem sonu yogunlugu var bu aralar is cenabinda.
*** *** ***
Ev cenabinda ise asayis berkemal.
Selim okuluna kaydoldu dun itibariyle, hayirli olsun cumlemize :))) Kendisinde de basladi yavas yavas yeni bir okula baslamanin heyecani, hos daha eylul'e cok var ama bu kayit konusu cokca gectigi icin bu aralar evde, o da heyecandan konunun bas aktoru olarak nasibini aldi. Inanamiyorum oglum buyuyor! -bu aslinda kocaman bir yazi konusu olabilir, olmali da, su telaseler bir gecsin ;)-
Kerem hergun ayri bir kelime ve davranis ekliyor repartuarina. Aslinda gulmemiz gereken ama komik oldugu icin ister istemez guldugumuz hareketleri var; bir seye kizdigi, istemedigi birseyi yaptigimiz zaman tukurmesi gibi -bunu yazmistim galiba once ama olsun, devam ediyor tukurme durumu :)))-. Evde merdivenlerde emniyet kapisi var, merdivenden inmek isteyince "dikkat, dikkat"  ya da "dedeeeee" diye bagirmasi da ayri bir hosluk.
Ama en buyuk konu hala gece emiyor olmasi ve "anneeee, anneee" diye bagirarak istemesi. Simdi dort gece yokum, ne yapacak Kerem'im diye dusunmekteyim kara kara.

Yillar sonra tekrar Ingiltere'ye gidecek olmak heyecan uyandirsa da minnoslarimi ardimda birakiyor olmak cok dusunduruyor, bir o kadar da uzuyor beni. Selim yine anliyor, ama Kerem ne yapar bilmiyorum. Selim gecen gun bir fotografmi istedi benden, ne yapacaksin diye sordugumda, "sen yokken, ozlerim ben seni, ozleyince de fotografina bakarim" diye acikladi canim benim, cok duygulandim... Yarin aksam yola cikiyorum, cabucak gidip geleyim, oyle degil mi?

Gecen cuma yagan uc-bes cm'lik kardan sonra, havalar isinmaya basladi, dun 8 derecenin tadini cikardik, bugun de 7 derece ile mutlu olduk! Haftasonu 10 derece ve ustu olacakmis, ben yakalayamayacagim ama cocuklar en azindan bahce keyfi surerler diye seviniyorum. Cocuklar da bu uzun suren kistan cok sikildilar bu sene, Selim devamli ne zaman yaz gelecek diye soruyor, evin icine tikilmak ayri bir sikti onu da.

Bahce icin soyle birsey aldik, bakalim Sebo ile babam monte edebilirlerse cocuklar icin iyi bir oyalanma olacagini dusunuyorum. Bakalim, yapabilirler umarim.
Yazin buyuk ihtimalle yine Turkiye'ye gidemeyecegiz gibi gorunuyor. Buna en cok uzulen Selim oldu, bakalim belki planlar degisir, zira bizim planlarimizi son anda degistirme gibi bir huyumuz var, iyi mi kotu mu bilmem.
4 Nisan 2011 Pazartesi

yeni tarifler arayanlara...

Bu haftasonu gordugum  bu yazida degisik bir tariften bahsediyordu. Eger degisik bir tarif arayanlardansaniz boyle birsey yapmayi deneyebilirsiniz.
Aslinda klasik bir pay tarifi ancak tabanini icibostan (kimileri beze diye biliyor sanirim) yapiyorsunuz ve ustunu dilediginiz gibi dolduruyorsunuz. Linke tiklarsaniz resimler fikir verebilir.

Icibos ozellikle kucukken severek yedigim bir tatli oldugu icin cok hosuma gitti bunlar. Bugunlerde yapamam biliyorum, ama buraya not aliyorum, yakinda deneyecegim ;)

Iciboslu pastalar iste boyle gorunmekte, gerisi sizin hayal gucunuze kalmis durumda...



Not: Yok, boyle guzel fotograf cekemiyorum ben, zaten iyi bir fotograf makinem de yok -bir damla yas akar gozumden-, e hal boyle olunca fotolar da yaziyi okudugum yerden, The Wall Street Journal'dan alinmistir. (yazayim da telif melif olmasin, hak gecmesin kimseye, degil mi ama ;) )
17 Mart 2011 Perşembe

Mutlu olmak... ne kadar onemli?

kaynak: Pew Research Center, Social and Demographic Trends Project

Ozellikle bugunlerde isimde mutlu muyum degil miyim, baska bir meslek mi secmeliydim vs. gibi konularla ilgili dusunurken ve ayni meslekten arkadaslarla ayni "mutluluk" konulari uzerinde konusurken buluyorum kendimi. Hatta meslegi gectim, cevremdeki pekcok insanin ve bazen kendimin de dahil aslinda gundelik mutluluklar ugruna ne cok caba harcadigini gorerek hem sasiriyor hem de bunun gerekliligi uzerinde de dusunuyor-dum ki biz yazi okudum dun meslegim geregi hemen hemen hergun baktigim W.A11 Str.Jrnal'da dun.
"Mutluluk fazla mi abartiliyor?" diyordu yazinin basliginda. Hatta bu yazi su anda bu gazetenin en cok okuyanlarin birbirine gonderdikleri yazilar arasinda. Bunu da gorunce aslinda durmaksizin mutlulugu aramanin bir nevi cagimizin hastaligi oldugunu dusunmek mumkun.
Makalenin de ana fikri aslinda surekli gundelik mutluluklar arayarak mutlu olmaya calismanin aslinda kisilere faydadan cok zarar verdigi yonundeydi. Bilimsel psikolojik arastirmalara dayanan yazida aslinda "mutlu olmaya" cok saplanip kalmanin nasil insani mutsuz ettiginden bahsediliyordu. Buna gore aslinda insanin genel olarak saglikli olmasi ve "anlamli" bir yasamin verdigi hazzin aslinda insani genelde daha mutlu ettigi yonundeydi.
Yani guzel bir yemek yemenin, film izlemenin, tatile gitmenin, tuttugunuz bir takimin kazanmasi gibi "anlik/gundelik" mutluluklar insanlara gore cocuk bakmaktan, iyi bir amac ugruna gonullu calismaktan, zorlu bir is yapiyor olmaktan -verilen ornek ornegin tip fakultesinde okuyor olmaktandi - cok daha tercih edilir ve anlik mutluluk veriyor olmasina karsin, aslinda ikinci gruptaki aktiviteler sizleri su anda cok mutlu etmese de uzun surede insanlari daha tatmin eden ve saglikli olmalarina sebepler.

Uzun lafin kisasi arastirmalar gosteriyor ki insanlarin bir amacla, bir hedef ugruna yasamalari ozellikle hayattan genel anlamda tad almalari acisindan, yaslandiklarinda hem ruh hem de akil sagliklarini korumalari acisindan, hem de uzun ve saglikli bir hayat icin gundelik mutluluklardan cok daha onemliymis.

Kulagimiza kupe olsun mu? Bence olsun!
16 Mart 2011 Çarşamba

dugme kutusu

Bugun Selim, Kerem ve anneanneleriyle birlikte kutuphaneye gittik. Kutuphanede gordugum bir cocuk kitabi beni cocukluguma dondurdu.
Sizin var miydi -ve belki hala da vardir- bilmem ama anneannemin bir dugme kutusu vardi, ayni bugun Selim'e okudugum kitaptaki gibi.
Icinde cesit cesit renkte, buyuklukte ve yapida yuzlerce dugme vardi bu dugme kutusunun icinde. Icindeki yalnizca birkac dugmenin hangi cekete, veya elbiseye oldugunu tahmin edebildigim bu dugmelerin cogu eski kiyafetlere ait olmali diye dusunurdum.
O dugmelerle saatlerce oynadigimi hatirliyorum. Renklerine gore gruplandirir, buyukluklerine gore siralar, suslu dugmeleri bir kenera ayirip degerli mucevherlermis gibi oynardim. Hatta yeterince buyuk olanlardan bir tanesini -hatirliyorum da genelde yavruagzi kemik bir dugmeydi bu bir ipe gecirir, ipi yuvarlar -aslinda nasil anlatilir bu yaptigim tam da bilemiyorum, yuvarladigim ipin iki ucundan cekerken dugmenin hizlica donmesini izler ve cikardigi vizzzz, vizzz sesinden muthis bir haz duyardim...
ne cok severdim o dugme kutusuyla oynamayi...
tum bu anilar bugun bu kitapla canlandi:

kimbilir, belki Selim'le Kerem'e de bir dugme kutusu yapmaliyim...





*** *** ***
Bugun Annecafe'nin bu yazisini keyifle okudum. Okurken kendi kucuklugumdeki mektup arkadasliklarim geldi aklima. Ne keyifliydi uzak diyarlardan mektup almak. Ve hatta icinden cikan degisik bir cikartma, kucuk renkli bir kagit, degisik pir pecete -pecete ve pul kolleksiyonu yapanlardandim-, zarfin ustundeki pul o gun cok mutlu olmama yeterdi.
mutluluk cok kolaydi ben kucukken... benzer seyleri yasar belki bir nebze diye hemen Selim icin bir hesap aldim ben de, Kerem'e de alacagim ;)

*** *** ***
Bu aralar, babami da onceki goruslerimden farkli olarak cok eskiye ozlem icinde buldum. Ozellikle eski Izmir'i ozledigini anlatiyor siklikla, ondan eski izmir'i dinlemek bizim de cok hosumuza gidiyor.
Aslinda anlatilanlari bir kenara kaydetmek lazim, kaybolmasin diye. Her ani, paylasilan her kare cok degerli aslinda, birgun belki bir arastirmaya yardimi olur, kimbilir...
**** *** ***
Mutluluk demisken ustte, cagimizin "mutluluk doyumsuzlugu"yla ilgili okudugum bir yaziyi paylasmak istiyorum sizinle, bir dahaki yazimda...
14 Mart 2011 Pazartesi

vivaldi'nin kaybolan flut koncertosu


Vivaldi'nin daha henuz gecen yil gunisigina cikarilan flut koncertosu. Ben de henuz bugun dinledim.
Iyi haftalar olsun efendim!
11 Mart 2011 Cuma

bugun...

Bugun aynen bu resimdeki gibi bir havaya uyandik, iceriden soguk gorunse de disariya cikinca yumusacik, ilik bir havayla karsilastim. Hani yagmur yumusatir havayi derler ya oyle...
Bugun ilk defa gunessiz bir gun de olsa dahi bahara yaklastigimizi hissettim.
Her anlamda guzel bir gun, guzel bir haftasonu olmasi dilegiyle...


10 Mart 2011 Perşembe

Kisa kisa...

Bu aralar motivasyonum var, ve annemlerin de burada olmasini firsat bilerek calisiyorum. Isin bu kismi guzel de bu calismamdan rahatsiz olanlar var... Ornegin gecen aksam birlikte "aile" aktivitesi yapiyorduk Selim'le, ailemizde kac kisi var, kimler, neyi severler, na yaparlar vs vs diye konusurken sira "annenin yapmayi en sevdigi sey nedir?" sorusuna Selim'in verdigi cevap "ders calismak!" oldu...
Hmmm... dedim kendi kendime, buna nasil bir cevap vermeliyim diye dusundum bir... sonra "yok, oglum annenin en cok sevdigi sey ogluslariyla vakit gecirmektir, ama bu aralar biraz calismak zorunda oldugu icin anne calisiyor..." gibisinden bir cumle kurduysam da, bu onun kulagina nasil gitti bilmiyorum... Bazi gunler evden calismanin dezavantaji da bu galiba...

*****
Kerem bu gunlerde cok tatli... Tam bebeklik/cocukluk arasinda sevilecek donemleri... Nereden ogrendiyse -her ne kadar Selim'in hareketine rastlamadiysam da yine de abiden ogrendigini zannediyorum- bir tukurme hareketi ogrenmis, ne zaman neye kizsa, ya da yapmak istemese bir tukuruk atiyor :))). Oyle sulu bir tukuruk degil ama agziyla tuuu gibi bir ses cikariyor demek daha dogru. Oyle komik oluyor ki, karsisinda gulmemek icin kendimi zor tutuyorum. Bakalim ne zamana kadar devam edecek.

*****
Sali aksami yorgun argin dersten cikip Selim'i Boston guzel sanatlar muzesine 100 metre uzakliktaki okulundan aldiktan sonra Selim'in okuluna gidis, be eve gidis yollarimizin polis tarafindan kapandigini gorup neredeyse kirkbes dakika rotarla eve gitmistik. Yolda benim yorgunlugum, Selim'in evimize gidemeycegiz diye aglamasi derken gunu kabus gibi bitirmistik derken bugun ogrendim ki meger O.ba.Ma gelmis yanibasimiza. Arabadan inip takilsaymisiz gorebilecekmisiz demek ki... Yani sadece turkiye'de olmuyormus baskanlarin tikadigi trafik, birinci elden gozlemlemis olduk.

***********
Bugunlerde -hos su siralar bir hayli aksatsam da okumayi- Ipek Calislar in "biyografisine sigmayan kadin, Halide edip" in hayatini keyifle okuyorum. Zira Ipek calislar sadece Halide Edip'in biyografisini yazmamis, Halide Edip'in hayatiyla birlikte resmi tarih'in pekcok soylemine de isik tutmus. Ozellikle de yakin tarihimiz hakkinda yeni, kimine gore tartismali pek cok sey hakkinda bilgi almak bu kitabi biyografiden daha farkli bir yere koymama neden oldu.
Kitapla ilgili kisa bir bilgiyi de su yazidan edinebilirsiniz.