Pages

25 Nisan 2007 Çarşamba

birkac foto daha...

Selim korkulu gozlerle bir pizzaya bir bize bakiyor. Oglum, niye korkuyorsun, pizza senden korksun, e hadi yesene...





Yok, yemeyecek gibi; onunde pizza ama gozler baska yerlerde. Aaaah, ah! hani oglum actin sen???






Birkac gun once ebde cekildigimiz bir fotograf. Ne kadar "Selim, annecigim buraya bak" diyerek kameraya baktirmaya calistiysam da basaramadim. Beyefendi gozunu televizyondan ayirmadi -ne vardi animsamiyorum-. Efendim kiyafetimizin alti su Hollanda'nin PSV Eindhoven takimina ait, Nurhal teyzemizin yolladigi paketten cikan ciciler arasindaydi; ustu ise malumunuz babamizin takimi GS'a ait Ali dedemizin aldigi cici. Halbuki ne o ne o, Selim annesi gibi BJK'li olacak :)))!









Tamam anne ya, tamam hadi bakiyorum sana simdi cek bari... Ne o oyle tum gun kosturdun arkamdan, iyi iste akilli uslu bir poz veriyorum bak ;)

Selim ve agac...

Bugun posta kutumuza bakmaya giderken cekildigimiz bir video.
Donerken de cekecektik birseyler ama benim elimde bir paket ve her an elimden kopup etrafta kosmaya can atan bir Selim olunca cesaret edip de cekemedim. Oysa havuz basinda ne guzel pozlar cekecektik size. Hmmm, havuz basi Selim icin ekstra tehlikeli; cup diye icine atlamak istiyor her daim.
Neyse, sozu fazla uzatmadan sizi Selim'le basbasa birakiyorum :)))

Ev ariyoruuuzzz!!!

Ev arama donemine giriyoruz.

Ev aramanin kendisi zor bir is; hele de hic bilmediginiz bir yerde ev bakacaksaniz eger isler daha da zorlasiyor. Ayni ulkenin icinde olmasina ragmen farkli eyaletlerde prosedurler de farkli; bir de onlari ogrenmeniz gerekiyor. Bu amacla Mayis ayi ortasinda Boston'a gidecegiz ailecek :-). Ama birkac hafta oncesinden nerelere, hangi tip ev/apartmanlara bakacagimizi belirlememiz gerek; hicbirsey bilmeden boyle birseye baslamak gercekten zor. Boston'da pek tanidigimiz da olmadigi icin es, dost, arkadas tavsiyesi gibi seyler de cok fazla islemiyor. Umuyorum ki icimize sinen bir yer buluruz. Yeni bir yasam baslayacak hepimiz icin bu yuzden heyecanliyiz ama ille de zorluklarini da yasamak gerekiyor iste boyle.

Umuyoruz ki cok fazla aci cekmeden bu isi halledip geliriz!

21 Nisan 2007 Cumartesi

bir haber!

Gazeteler arasinda dolasirken tirnaklarla ilgili bir yaziya rastladim. Kucukten beri tirnaklarimin ustunde olan beyaz lekelerin nedenini merak eder dururdum ve bunun icin ozel olarak hic doktora gitmedim. Meger benimkinin nedeni protein ve/veya cinko eksikligiymis. Proteinin nedenini anlayabiliyorum, bir Egeli olarak oldum olasi sebze ve beyaz et tuketimimiz kirmizi etten daha fazla olmustur. Ancak cinkoya anlam veremedim pek. Cinko iceren besinler sunlarmis: Ay çekirdeği, İstiridye, Deniz Mahsulleri, Sarımsak, Yumurta. Digerlerini gecelim ama kucukten beri her sabah yumurta yeme gibi bir aliskanligim, deniz urunleriyle de aramin iyi oldugu dusunulurse buna pek bir anlam veremedim.
En iyisi pasa pasa gidip bir doktora danismali bu durumu. Ama size de kesif amacli faydali bir haber olabilir bu. Bakalim sizin tirnaklariniz ne soyluyor?
"Tırnağınız pürüzlü ise; folik asit ve C vitamini eksikliği ihtiyacınız var. Tırnak üzerinde beyaz lekeler var ise; protein veya çinko eksikliği var. Tırnaklarınız kuru ve zayıf ise; A vitamini ve kalsiyum ihtiyacınız var. Tırnak renginiz koyu ve şekli bozuk ise; B12 vitamininiz eksik Etler kızarık ise; metabolizmanız zayıf."
20 Nisan 2007 Cuma

Yastayım

Yok, yasta degilim ama bu parcayi cok begeniyorum. Ferhat Gocer'i bilmiyordum taa ki teyzecigimin Selim icin gonderdigi paketin icinden cikan Ferhat Gocer imzali Cd'sini alana dek. "Turkiye'den Sumuklu'ye sevgiler" diye imzalanmisti Cd. Sonra dinledim, siklikla arabada dinledim ve genelde begendim dinlediklerimi. Ama bu parca baska bir etkiledi beni; icimden birseyler eridi gitti sanki. O kadar ki agladigim bile oldu dinlerken -evet, biliyorum cok arabesk bir durum!-. Sebo bile dalga gecti "olen, bilmedigimiz bir sevdigin var galiba" diye.
Yok, ama oyle iste...

Selim oynarken 2

Selim oynarken

Selim resim yaparken

18 Nisan 2007 Çarşamba

Selim sergisine hosgeldiniz!



Efendim, bu fotografta sanatcimizi malzemelerinin (yani boyalarinin) tadina bakarken goruyoruz. Elbette guzel bir resim yapmak oncelikle malzemeleri tadmaktan -pardon tanimaktan- gecer ;)



Bu fotografta ise ressamimiz resim kagidi yerine, perde gibi daha ozgun malzemeler kullaniyor.



Ressamimizin isini icra ederken "ciddiyetine" dikkatinizi cekmek istiyoruz!



Farkli malzemelerden ressamimizin oyuncaklari da nasibini aliyor!



Nihayet ressamimiz bize bakti da kendisini fotograflayabildik.



Ressamimizin resim kritikleri tarafindan paha bicilemeyan, muzelerce paylasilamayan calismasindan bir ornek. Resmin adi: op.



Ressamimiz calisirken fotograflanmis.



Bu da calisma anindan bir baska kare ;)
17 Nisan 2007 Salı

hava durumu vs...


Ilk defa bu kitada yasamaya baslayinca tekrar duymaya basladim bizim su ilkokul "hayat bilgisi" kitaplarinda gordugumuz "firtina, hortum, kasirga" vs gibi "uc" hava olaylarinin gercekten yasanabiliyor olmasini.
Hava durumlarinda cokca bahsinin gecmesi bir yana, cidden yasiyor olmak ayri bir deneyim kazandiriyor insana. Ornegin gectigimiz cuma gunu oyle bir firtina vardi ki sormayin. Gok gercekten hic duymadigim kadar yarilircasina gurluyor burada; oyle bir seyi turkiyede hicbir zaman duymamistim. Oyle bir saganak, siddetli ruzgar ki evin icinde bile korkutuyor sizi.
Ornegin ilk geldigimiz sene su resimdeki gibi golf topu buyuklugunde dolu yagdigina sahit olmus,
o sirada disarida olmadigima sukretmistim ki "kafa kiran" cinsten
birseydi. Abalarda "dolu hasari" olur ornegin, kaportasina sanki delikli bir gorunum veren; turkiye icin cok yabanci seyler.
Bugun de oda arkadasimin firtina anilarini dinliyordum, nasil evlerinin bodrumuna saklandiklarini, texastaki evlerde bodrum olmadigini burada acaba nereye saklanilabilecegini vs. konusuyordu ve ben bana cidden cok yabanci olan bu konuyu anlamaya ve zaman zaman da yorum yapmaya calisiyordum. Bu kadar siddetli hava olaylari iki tarafin da buyuk okyanuslarla cevrili olmasindan kaynaklaniyor saniyorum. Gercekten cok urkutucu...
Bir baska urkutucu durum ise burada yasadigim bes yildir buranin standartlarina gore "kis" diyebilecegimiz mevsimin bu kadar uzun surmesi. Genelde subat bittiginde burada kis da biter, pek bahar da yasamadan direk yaz mevsimine gecerdik biz. Amma velakin bu yil gercekten durumlar farkli, hala boyle uc hava olaylari yasayabiliyoruz. Kuresel isinma yanisbasimizda olan urkutucu bir gercek ve ben gelecek nesiller icin cidden endiseliyim bu konuda.
Beni sikan bir diger nahos konu ise hem turkiyede (aksaray'daki kaza) hem burada (virginia tech universitesi ogrencilerinin oldurulmesi) kucucuk, gencecik insanlarin "yok yere" yasamlarini yitirmeleri. Turkiyede bir turlu onlem alinamayan, onune gecilemeyen trafik kazalari, buranin olmazsa olmaz psikopatlari gencecik, kucucuk, yasam dolu canlari alip goturuyor, yasamimizin ne yazik ki artik -ne uzucu ki- kaniksadigimiz bir gercegi haline gelmeye basliyorlar.

Yasam oyle bir hal aliyor ki yarinlarimizdan endise duymadan yasamak neredeyse imkansiz hale geliyor...

Karikatur Piyale Madra'nin sitesinden alinmistir.

Bu aralar...

  • Favori ugrasimiz kitaplara ek olarak artik resim yapmak. Resim yapmak diyorum ama yas itibariyle kalem tutup kagidi bir cesit karalamak oluyor resim yapmanin asli. Ben "hadi ciz Selimcigim" dedigim icin genelde resim yapmak istedigi zaman "cdiz, cdiz" (yani "ciz, ciz" -biz de yeni yeni aliyoruz :) ) diyerek yanima geliyor. O zaman pastel boya kalemlerini ve defterini veriyorum ona, yere oturup ciziyoruz birseyler. Cok hosuna gidiyor boya kalemleri ve birseyler cizmek. Ben de ciziyorum, gosteriyorum ona bu "inn, inn" (araba), bu "op" (top), bu "at" (at), bu "alp" (kalp) diye. Bazen kendi cizdiklerini gosteriyorum ona "bu ne annecigim?" diyorum, cevabi "op" oluyor genelde :). Yalniz bu cizmeden duvarlar, mutfak dolaplari ve hatta buz dolabi da nasibini almaya baslayinca normal pastel yerine yikanabilir -silinebilir- pastel kalem aldik, iyi oldu. Yalniz onlar da eger agzina sokarsa eriyor hemen agzinda, gerci zehirli degil ama yine de iyi birsey degil boya yemesi ne de olsa. O yuzden mumkun oldugunca ben yanindayken veriyorum eline boyalari.
  • Herseyi sunger gibi cekiyorlar bu yaslarda. Ornegin telefon gelince ben komiklik olsun diye heyecanlanma hareketi yapip zipliyorum telefooon diye, o da baktim ayni seyi yapmaya basladi.
  • Taklit de bu yaslarin ozelligindenmis, ozellikle telefonla konusmayi taklit ediyor uzun zamandir. Eline ne bulursa alip "alooo, alooo" diyor, konusmaya basliyor. Yalniz gercekten birileri konusmak istediginde telefonda onunla sus-pus oluyor bazen. Bunu soyle cozduk; ozellikle buyukanne ve babalarimiz aradiginda onune bir kitap koyuyoruz, resimleri anlatiyor; karsidaki de sesini duymus oluyor. Bazen de telefonu alip gidiyor, yuruyerek elinde telefon koca adam gibi bir suru sey anlatiyor o zaman.
  • Orta boy -agzina sigacak kucuklukte degil-, plastik hayvanlari var, onlarla cok severek oynuyor, bu yaslarin sevilen oyuncaklarindan biri de bu tip hayvanlar. Neyin ne oldugunu ogretmek acisindan da guzel oyuncaklar bence.
  • Benden kalma ustunde cesitli resimlerin oldugu battaniyesini ve ona benzer yine cesitli resimli teyzemin yaptigi kirkyama ortusundeki resimlere bakip neler oldugunu soyletmeye -ve bazen de soylemeye- bayiliyor.
  • Gecenlerde kendini asmis bizim oglan. Masanin ustunde almak istedigi bir seye ulasmak icin kitaplarini ust uste koymus, ona basarak ulasmis masanin ustune; ben eve gelince babasi anlatti; Masallah, masallah, masallah dedim, cok hosuma gitti boyle bir seyi akil etmesi.
  • Ozellikle kofte, makarna gibi taneli yiyecekleri kendi yemekten hoslaniyor bu aralar, bizim vermemizi istemiyor.
  • Bugun yemekte baktim ona, kendisi yemege calisiyor, birseyler yapiyor "nereden nereye" dedim Sebo'ya; henuz yeni dogmus yataginda yatarken, hatta emmeyi bile beceremezken ilk baslarda buyudukce neler yapabildigini gordukce bir degisik oluyor insan... Masallah her anini keyifle yasiyoruz anne baba olarak -gerci disiplin gerektiren durumlar da oluyor yavas yavas :)- .
  • Allah hepimize cocuklarimizi saglikla, huzurla, sevgiyle ve hayirlisiyla buyutmeyi nasip etsin; onlarin varligi ve sevgisi bambaska cunku!
14 Nisan 2007 Cumartesi

Ebe-sobe #3

Cenebaz hanimcigimin sobesini ucu ucuna yakaladim; yazma derdime derman oldugunu itiraf etmeliyim.
Once sorularla baslayayim, yemek tarifleri -begenir misiniz bilmem ki?- sonraya -yani yazinin sonuna- kalsin ;)
1.1 Daha önce yaşadığınız 3 şehir:
Malum yanda da linkleri olan sehirler: dogup buyudugum Aydin ve hep bir ayagimizin oldugu Izmir, universite okudugum Istanbul, calisma hayatimin bir kismini gecirdigim Denizli...
1.2 Tatil için gittiğiniz, gördüğünüz ve önermek istediğiniz 3 yer
Kesinlikle Kalekoy! cok severim, ve anilarini basucumda tasirim hep!
Yanibasimizda, ama pek unutulmus huzunlu bir yer Gokceada!
Bir gun, mutlaka orada deniz kiyisinda bir evim olsun istedigim Eski Foca!
Carpik yapilasmaya kurban vermemize ragmen hala guzel buldugum, buyudugum mekan Kusadasi da burada yerini almali bence ;)
1.3 Yaşamak istediğiniz (görmediğiniz olur) 3 şehir
Ben bunu "gormek istediginiz" 3 sehir seklinde alacagim ve hemencecik siralayacagim: Oslo, Buenos Aires ve Havana. Aslinda bu sehirlerin ait oldugu uc ulkenin her yerini didik didik etmek istiyorum; bir gun, mutlaka ;)
2.1 Şu an ki mesleğiniz nedir?
Simdilik asistan ve ogrenci -son demlerimdeyim- ha gayret!
2.2 Dünyaya yeniden gelseydiniz , hangi mesleği yapmak isterdiniz?
Akademisyenligi seviyorum, ama hani cok farkli bir alanda hangi meslek derseniz ressam olmak isterdim. Yine yalniz calistigin ve sosyal dunyadan uzak bir meslek paklardi beni yani... insanlarla ugrasmak zor zanaat -aaa, bi dakka ben de ogrencilerle ugrasiyorum, bak bunu unutmustum!
2.3 Kesinlikle ben yapamazdım dediğiniz meslek nedir?
Bunu hic dusunmemisim, ama oyle insanlarla ic ice meslekler cok bana gore degil sanirim. Bak simdi dusununce hicbirsey gelmiyor aklima; dunyada meslek mi kalmadi ne. Her isi yaparim abi :P... Haaa, buldum "balerin" olamazdim kesinlikle, bana gore cok "disi" kaliyor :)))
3.1 Yaşam felsefenizi oluşturan sözlerden biri
Calisan kazanir, elmasi kizarir ;)
Isildayan demir pas tutmaz
Sakla samani gelir zamani -yok, bu olmadi... ama "kirli cikin" olabilirim zaman zaman...
Mart kapidan baktirir, kazma kurek------- Yok, yok bu hic degil :))) ama bu aralar Dallas'ta bu ozlu sozumuzu yasiyoruz, bu aksam bir firtina bir firtina, yagmur, soguk vardi ki sormayin!
3.2 Bir kitaptan alınan çok sevdiğiniz bir cümle veya paragraf veya bölüm
Cok cizerek okurum ben kitaplarimi. Bir de sevdigim bir yazarin her kitabini okurum mutlaka, gerci bu ogrencilik zamanlarimda arastirma makaleleri kitaplarin cok onune gecti bilmem ondan midir oyle pek ozel bir alinti gelmiyor aklima ama Rosemunde Pilcher'in "Eylul" adli romaninin huzurlu, sakin ve bana "oradaymisim" hissini veren giris paragrafini guzel hislerle animsadigimi belirtmeliyim. Kitabi nadir okudugum bir tur olmasina ragmen cok sevmistim, tekrar tekrar okumak isterim hatta...
3.3 Çok sevdiğiniz bir şiirin bir parçası
Genelde siir okumayi pek beceremiyorum ben. Siir sevmek de emek istiyor sanirim, bu emegi vermedim ben siirlere, o yuzden pek aramiz yoktur -gerci siir defterim vardi bir aralar sevdigim siirlerin yazili oldugu. Ama bu var ornegin, unutmadigim bir siir:
Sende, ben,
Kutba giden bir geminin sergüzeştini,
Sende, ben,
Kumarbaz macerasını keşiflerin,
Sende uzaklığı,
Sende, ben, imkansızlığı seviyorum.
Güneşli bir ormana dalar gibi
Dalmak gözlerine ve kan ter içinde,
Aç ve öfkeli,
Ve bir avcı istilasıyla etini dişlemek senin.
Sende, ben,
İmkansızlığı seviyorum,
Fakat asla ümitsizliği değil....

***
Bu misralarin yasattigi duygu yogunlugundan sonra, duralim, nefes alalim...
Ve Bu sobe sayesinde hic yapmayacagim dedigim bir seyi yapip 3 yemek tarifi yazalim bakalim.
Ozellikle Selim de olunca yemeklerin kolay ve besleyici olmasina ozen gosterdigim icin ilk tarifini verecegim corba klasik mercimek corbasi sinirlarini asacak.

Sutlu Merci
1 bardak mercimek, 1/2 bas orta boy sogan, 1 havuc, 1 kabak, 1 patates: ustlerini biraz asacak kadar suyla dudukluye konur, pistikten sonra icine yarim yemek kasigi tereyagi, 1 bardak sut ve bir cay kasigi tuz konularak el blendrindan gecirilir ve bu lezzet yumagi mideye indirilir, Selim'in sevip sevmedigine bilhassa dikkat edilir, sevdigi anlasildiktan sonra bundan sonra yapilacak yemekler listesinde baskoseye oturtulur :)
Ikincisi cok kolay, sumuklu isi bir tarif; adi da kolay musakka olsun, hatta bugun yaptim bu aksam yaninda pilavla yedik.
1/2 bas buyuk sogan -sogan buyuktu gercekten-, 2 dis sarimsak, 1/2 cay bardagi zeytin kagi: kavrulur,
kavrulan karisima yarim cay kasigi karabiber, bir cay kasigi tuz eklenir ve tercihe gore 100-250 gr. kiyma konur, kavrulmaya; kiymalar oldurulmeye devam edilir. Onlar kavrulurken diger yandan 5-6 adet patlican kucuk kucuk kup kup dogranir ve kiymali soganli harca eklenir, 1-1 bucuk bardak su da eklenir, kapagi kapatilip pisirilir ve tum yemek topu topu yarim saatte piser ve size musakkanin, ve karniyarigin lezzetini kizartmadan kaynaklanan ekstra kaloriler olmaksizin verir, sonra da sumuklu'ye tesekkur edilir ;)
bir de her daim makarnalara sebzeli sos yapmaya calisirim, en son yaptigim ve lezzetinden parmaklarimizi yaladigimiz makarnaya karistirilan sebzeli harcta yine yarim bas sogan, iki havuc rendesi, iki yada uc kabak rendesi, yarim cay bardagi sivi yag ve biraz karabiber ve tuz bulunmaktaydi. Hepsi pisince makarnaya ekledim ve cok guzel ve hafif bir lezzet katti!
Eh simdi "sumuklu'den pratik tarifler" diye bir blog mu acsam ne; "aaa suna bak, iki -pardon 3 tarif yazdi diye blog ascisi sandi kendini!" demeyin sakin; benimki "nacizane" ascilik ;).
Yalniz burada taze domates pahali bir malzeme oldugu icin genelde domatesten kisilmistir -dileyen ozellikle kolay imambayildi'ya ekleyebilir ;)
***
Ohhhhh, bitti! Sanirim sureyi de asmadan yazdim, son anda gordum sobelendigimi, neyse ki ustumde kalmadi...
Saka bir yana ben cok zevk aldim bu ebe-sobe'den; her maddeyi buyuk bir zevkle cevapladim; iyi geldi bana. Tesekkurler sevgili Cenebaz!

***

Sobelesem, sobelesem, kimi sobelesem?

Eger katilmak isterse, Sevgi'yi sobeliyorum ben; onun da ilk blog dunyasi sobesi olsun bu ;)

13 Nisan 2007 Cuma

hastaliklar, 15 aylik kontrolu...

Hastalik dolu bir hafta yasadik bu hafta; o yuzden sevgili dostlarimizin (onlar kendilerini biliyorlar :)) emaillerine karsilik veremedik, ozur dilerizzz...
Gecen hafta bi sogukalginligi gecirmisti Selim, tam iyilesti derken gectigimiz pazartesi gunu sabah kalktigimizda sol kulak arkasindan cenesine kadar bir siskinlikle karsilastik. "Eyvah, kabakulak bu!" oldu ilk tepkim, hemen doktorunu aradik. Doktoru atesi olup olmadigini sordu ki Selim'in atesi yoktu, hali de gayet iyi oynuyordu. Ates olup olmadigini ve siskinligin cevresinde kizariklik olup olmadigini monitor etmemizi, eger ates ve kizariklik olursa hemen gormesi gerektigini soyledi. Cok sukur tum gun boyunca atesi cikmadi, ertesi gun de siskinlik inmeye basladi. Zaten ayin 12si persembe gunu -yani dun 15 aylik kontrolu oldugu icin de bu sirada doktora goturmeye gerek gormedik Selim'i. Persembe gunu hicbir siskinlik kalmamisti. Selim'le gittik doktora -bu sefer babamiz dersi oldugu icin bize eslik edemedi-. Genel olarak iyi gordu doktor Selim'i, ama malesef kulak iltihabi olmus -soguk alginliginin, degisen havalarin sonucu olarak-, onun icin antibiyotik verdi. Genel olarak iyi oldugunu gormek memnun etti bizi, ama soguk alginliginin getirdigi sorunlar cok sukur Selim'i olmasa da beni rahat birakmiyor.
Simdi de ben baya bir hastayim, kulak burun bogaz hepsi cok kotu durumda, bu durum da ekstra bir halsizlik yapiyor. Sagolsun bu hafta Sebo aldi tum isleri eline...

Degisen havalar anlayacaginiz bizi kotu etkiledi.

Fotograf makinemizi aldik sonunda, bekliyoruz elimize ulasmasini.

Fotolar cok yakinda...

Saglikli kaliniz efendim!
7 Nisan 2007 Cumartesi

arada...

durup, durup dinlenilesi bir sarki...
zuhal olcay'in yorumunu da dinledim ama orijinalini cok daha begeniyorum. bulent ortacgil'in de yorumuyla evet, bence de bir basucu sarkisi...

"Biraz da boyle deneyelim bakalim!"
6 Nisan 2007 Cuma
dun gece Selim hic uyutmadi
zombi gibiyim
garip oluyor boyle
bu yasanan gun, gun mu gece mi belli degil
ya da ruya mi gercek mi?
ah bir de gondermem gereken bir paper olmasa...
bu kafayla mi? yeah, bu kafayla!
***
havalar yine cildirdi
iki gun once 28 derece idi bugun 8 derece
yarin kar bekleniyormus
kar mi?
evet kar! hani su degisik degisik sekillerde, beyaz olan
ve yilbaslarinda bas dekorasyon malzemesi olarak kullanilan!
hiiii.....
***
bu kadar dengesiz bir havada grip olunur tabii
Selim grip gibi birsey oldu
ates yok neyse ki
ates beni korkutuyor
atesli dogmustu ya,
o gunlere donuyorum psikolojik olarak
cok rahatsiz edici
***
Sebo'dan haber bekliyoruz,
ah telefon calsana!
3 Nisan 2007 Salı

Kritik bir bakis...

Son zamanlarda herkesten fazlaca duyar oldum bu diziyi, "Turkiye'de cok begeniliyormus" diye yorumlarla birlikte. Boylelikle, hic de azi, eksigi olmayan hedeflerim arasina koyup "izleyeyim bari" diye basladim. Gerci daha "az" izledigim, daha "cok" dinledigim soylenebilir; eski radyo tiyatrolari gibi bilgisayarda bir ekranda oynarken o, ben diger ekranda is yapiyor oluyordum -bu da bir dip not olsun!-.
Cok meraklandirmadan soyleyeyim "Hatirla Sevgili" dizisinden bahsediyorum. Diziyi, guzel, sevdigim, ozledigim mekanlarda -Buyukada gibi- gecmesinin yanisira izleyiciye -ozellikle de o yillarla ilgili en ufak fikri bile olmayan bazi kusaklara -80 kusagi diyecegim ama alinanlar cikabilir, soz meclisten disari diyerek "bazi kusaklara" diyorum- donemin sosyo-politik olaylarini ve bunlarin genel toplum ustune nasil yansidigini, ve farkli fikirli insanlar arasindaki gerginlikleri, yasam ve dusunus farkini-bunu cok iyi bilirim-, kiyafetlerini, konusma ve yasam tarzini gayet iyi aktarmasi acisindan cok basarili buldugumu belirtmeliyim.
Muzik secimleri de oylesine guzel; sandiktan guzel parcalar cikmis.
Genelde oyuncu kadrosu da basarili -bir kisi disinda. "Yasemin" rolune secilen kisiyi; hem cok kucuk gostermesi, hem de oyunculuk yetenegi acisindan cok cok kotu buldugumu belirtmeliyim. O oyuncu kadrosuna fazla yakismayan; gulumsemek, sehla bakislar firlatmak ve aglamaktan baska rol repartuari olmayan bir hanimkizimiz diger sanatcilar arasinda cokca siritmis malesef.
Yalniz dizi konusu ve tarzi acisindan her ne kadar cevre olaylarla orulmus olsa da bir "Turk filmi" tamlamasinin otesine gecememis bence. Hatta aradaki uzun uzuuuun bakislar, el ele tutmalar, karsilastiginda konus(a)mamalar; cokca aglamalar; yanlis anlamalar -bu liste uzayip gider- diziyi hadi Turk filmini de gectim eski zamanlarin Kole Isaura ve Marianna dizilerini aratmayacak bir "pembe dizi" -soap opera- haline sokmus, hatta fazlasiyla sokmus.
Belki de sadece bu nedenle benim gibi bir "radyo sovu" niyetine dinlenebilir.
Bir de ozellikle youtube'da dizi bolumlerinin altina birakilan yorumlara da takildi gozum bir ara. Yorumcular arasinda bir yanda Ahmet'i tutanlar -"Ahhh Ahmet sana bayiliyorum" diyerek ahmet'e tapanlar mi demeliyim-, diger yanda Nejat'a aciyanlar "esasli erkekmis, ben onun yaptigini yapamazdim" notuyla birlikte, ortada Yasemin'e kizanlar "adamlari birbirine dusurdu bak yine!" ve kenarda "birakin Yasemin'i kim ne yapmis -bunun argocasi yaziliyor genelde-, siz memleketin haline bakin" diye isyan edenler, her cesit yorum almis basini gitmis...
****** ******
Ama....
Ama, bu dizinin bu kadar populer olmasinin ardinda yatan sebep baska gibi geliyor bana. Bu dizinin boyle tutkuncasina sevilmesi belki de bir "ozlem"e, bir "aclik"a dayaniyor diye dusunuyorum.
Toplumca daha cok sevmeye, sevilmeye, sevgi'yi dillendirmeye ve bolca da romantizm'e duyulan bir aclik... Gercek hayatlarda yasan(a)mayanlar, ama cokca yasanmak istenilenler Ahmet, Yasemin ve Nejat arasindaki ask ucgeninde bizim de giriveriyor yasantimiza boylece.
****** ******
Oyleyse, diyorum ki ben birakalim boyle dizilerde yasamayi, dizilerle yasamayi ve kendi yasantimiza sokalim "sevgi"yi; bolca da romantizm'le suslenmis olarak elbette....