Pages

26 Aralık 2016 Pazartesi

Oh Canada... (Bu yazi da gezmeyi sevenlere gelsin)





Yaklasik 14 yildir Amerika'da yasiyor olmamiza ragmen, cok uzak olmayan komsumuz Kanada'ya gitmek esimin kizkardesinin Kanada'ya tasinmasi vesilesi ile oldu. Yasadigimiz eyalet Maryland'den Kanada'nin Ontario eyaletine gitmek araba ile 8 saat suruyor sadece. Cocuklar icin fazla yollarda oyalanmazsaniz, ki uc cocukla biz mutlaka ihtiyac molasi veriyoruz :), 6 saatte Niagara selalesine ulasip, selaleyi ABD tarafindan gordukten sonra araba ile siniri gecip selalenin Kanada tarafindan gorunen kismini ziyaret etmeniz mumkun. Biz Ontario'nun Toronto sehrinin batisina gittigimiz icin selaleden sonra yaklasik 2 saat daha yol aldik.


Niagara'nin Kanada tarafindaki bolgesinde cok cesitli turistik aktiviteler mumkun, ozellikle de yaz aylarinda. Bu bolgede beni en cok sasirtan gordugumuz uzum baglari oldu. Kanada'yi soguk bildigimiz icin Ege, Akdeniz iklimleriyle ozdeslestirdigim ozellikle sarap uretme amacli bu uzum baglarina anlam veremedim ilk once. Zannediyorum, bu konuda bir Google arastirmasi yapmadim, Ontario golunun etkisiyle olusan mikro-klimanin etkisi var. Enlem olarak da, her ne kadar cok daha soguk bir iklime sahip olsa da, Fransa'nin uzum baglari olan guney kesimi ile ayni enleme denk geliyor bu bolge. Kanada saraplari buradan geliyormus. Sarap evleri ve baglari buyuk bir turizm sektoru olmus. Yani bu bolgede Niagara, Toronta sehri, Ontario ve Eerie golleri yanisira uzum baglari ve bahceleri de gezilip, gorulebilir yerlerden. Yaz aylari icin de gol kiyisinda yazliklar, plajlar deniz severleri tatmin edebilecek duzeyde.

ABD'den Kanada tarafina gectikten sonra buyuk farkliliklar carpmiyor goze, genel iklim, cevre, magaza-dukkan isimleri vs. hep ayni. Ille de farklilik gormek istiyorum derseniz ilk fark ABD'de mil olan uzaklik biriminin hemen kilometreye cevrilmesi, hatta bazi levhalarda yazilar var 1km esittir 0.62 mil diye, hiz tabelalarini km diye okumak lazim aliskanlikla mil zannederseniz vay halinize, cunku 90 km hiz siniri olan otaban sadece 55 mile karsilik geliyor. Bir diger farklilik da etrafta gorebileceginiz Kanada bayraklari.
Hiz sinirini cok zorlayip Kanada otoban polisi tarafindan durdurulursaniz, goreceginiz bir baska farklilik Kanada polisinin Amerikan polisine gore daha sevimli ve insancil duruslu olmasi olabilir.
Ancak farkliliklar yasayanlar acisindan daha bariz. Anlatayim...

Benim gibi uluslararasi isletme ile az biraz yakinligi olanlar bilirler. Hollandali bir arastirmaci/sosyolog vardir Geert Hofstede isimli. Bu arastirmacinin belirledigi ulusal ve orgutsel (kurumsal) kultur boyutlari vardir her ulkeye yonelik (Burada basit duzeyde Turkce aciklamasi var, burada da benim cok kullandigim sitesi) . Ulkeleri kulturel bazda nasil karsilastirabiliriz sorusuna yanit olarak cikmis bir arastirmadir bu.
Bu boyutlara gore ABD ve Canada acisindan hizli bir karsilastirma yaptigimizda pekcok yonden benzer olan bu iki ulke masculinity (yani erkeksilik-kadinsilik) boyutu acisindan farklilik gosteriyor. Bu boyutta daha dusuk degerlere sahip ulkelerin insanlari icin genel anlamda mutluluk degerlerinde genelde huzur, basari ve paradan daha onemli. Bunu Kanada da hissetmek mumkun. Ozluk haklari Kanada'da ABD'ye gore cok daha fazla. Ornegin ucretli dogum izni Kanada'da 29-30 haftayi bulurken, ABD'de bu normal dogumda 6, C-section denilen ameliyatli dogumda 8 hafta ile sinirli. O da sayet iyi bir insan kaynaklari haklari veren bir kurumda calisiyorsaniz. Kanada'da da gocmenler icin sosyal yardimlar, devlet destekli programlar ABD'den daha fazla. Gocmenlik su anki basbakan Justin Trudeau'nun babasi Pierre Trudeau basbakan iken daha acik, daha cok kulturlu, daha kabul edilebilir hale getirilmis. Bunun izlerini de ozellikle yeni nesil Kanadalilarin tavirlarinda gormek mumkun. Yani ozellikle her ne egitim seviyesinde olursa olsun gocmenler icin Kanada'da yasam ABD'de gocmen olmaktan cok daha kolay.

Kanada ve ABD arasindaki benim ilk etapta dikkatimi cekmeyen ama ozellikle Selim'in dikkatini ceken farklilik ise Kanada da Ingilizce'nin yanisira Fransizca'nin da resmi dil olmasi. Her urunde, tabelada, dokumanlarda Ingilizce'nin yanisira Fransizca da yazili. Okullarda da Fransizca Montreal bolgesinin disinda yasasaniz bile ikinci dil olarak ogretilmekte.

Ontario bolgesi dogal guzellik (daglar, ormanlar vs) acisindan Kanada'nin diger bolgeleri kadar zengin degil, ancak daha sehirvari aktiviteler icin gezi listenize alabileceginiz guzel bir bolge, tavsiye olunur ;) .
21 Aralık 2016 Çarşamba

Gundelik yasamdan kesitler...

Bir onceki yazinin anafikrine uygun yasamaya calistigim gunler bu gunler...
Biraz daha kendime, kendimize donuk, biraz daha gundelik yasamla ic ice... Gundelik yasamdan soyutlanmadan.
*** *** ***



Bu gunler burada noel ruhunun kendini hissettirdigi gunler. Suslenen evler, magazalar, caddeler; radyolarda muzikler, televizyondaki filmler  herkese bu ruhu hissettiren cinsten.
Her ne dinden, farkli kulturel kimliklarden olursaniz olun buradaki "happy holidays" ruhuna ister istemez giriyorsunuz.
Bu zamanlarda okulda ogretmenlere hediyeler alinip veriliyor, hicbir ogretmen unutulmadan; bu zamanlarda komsular kapinizda ellerinde yaptiklari kurabiye ya da cukulatalarla gorunuyorlar, bu zamanlarda bizler de karsiliksiz birakmamak icin hediyeler verme, kurabiye yapma, komsularimizin kapisinda muhabbete girme aktivitelerinden nasibimizi aliyoruz. Insanin hosuna giden, mutlu eden kucuk jestler.
Ama her daim buruk mutluluk bizimki, ornegin sokagimizin kosesinde "Santa buraya gelecek bu aksam"yazisindan sonra aksam gozlemledigim Santa'yi gozlerinin icinde mutluluk ve isikla bekleyen cocuk grubu bana birden Suriye'de yikintilarin arasindan cikan cocuk grubunu hatirlatiyor. Ne garipsin dunya dedirtiyor, butun cocuklar mutlulugu haketmiyor mu diye dusundurtuyor.

*** *** ***
Hem bu zamanlarin havasiyla, hem de uzun suredir aklimda oldugu icin  iki komsu aile yemege geldiler bize gectigimiz cumartesi aksami. Kendimi asip cesitli yemekler yaptim, sofralar hazirladim. Gocmen, psikolojisi ile aman kulturumuzu guzel tanisinlar diye, internetten tarifler bakip denedim Turk yemekleri tanisin komsularimiz diye. Asil amac tabii ki yok birbirimizden farkimiz, hepimiz insaniz mesajini verebilmek... hepimize...
*** *** ***

Ailelerden birisi  60'li yaslarda bir cift, digeri bizim yaslarimizda bizim gibi uc cocuklu bir aile.
60'li yaslardaki cift 20 kusur yildir bu mahellede oturuyorlar, burada buyuttukleri bir kizlari var. Kizlari simdilik nisanlisiyla birlikte Texas'ta yasiyor. Bayan Rita New York'lu, anneanne/babaanne nesli zamaninda Rusya'dan ABD'ye gelmis yahudi bir aile.  Kocasi Tony ise Ispanyol, Ispanya'ya gidip geliyor hala. 25 yil once tanismislar, New York'da ayni is yerinde calisiyorlarmis, Rita Tony'nin sekreteriymis zamaninda. Evlerinde bir tane kopekleriyle yasiyorlar, hergun kopegini gezdiriyor Rita, beni evin onunde gordugu zaman mutlaka durup muhabbet etmegi ihmal etmiyor hicbir zaman. Uzun sureli tatile gittigimizde mektuplarimizi, eve gelen gazetemizi alip sakliyor bizim icin. Hic sormadan kendi kendine teklif edip, kendine gorev edindi bu isi. Her muhabbetimizde mahallede neler olup bitiyor anlatiyor en ince detaylariyla, anlayacaginiz onemli bir kisi mahallede ne olup bittiginden haberdar olmak icin.

Kelly ve Chris ise bizim gibi yeni tasinanlardan mahalleye, biz Haziran 2014'te, onlar ise Temmuz 2014 sonunda tasinmislardi. Cocuklar okula basladiktan sonra yuruyus yolunda karsilasip tanistim Kelly ile. Onlarin en buyuk cocuklari Kerem ile ayni yasta, her ikisi de ikinci sinifa gidiyorlar simdi.
Kelly ucuncu cocugu ise bizim Ibrahim ile ayni yasta ve birlikte baslayacaklar okula. Kelly ile okul giris cikislarinda gorusuyoruz devamli. Oyle ki bazen cocuklari okuldan almaya is sebebiyle geciktigim zaman hemen beni ariyor, ben alayim cocuklari diyor, evine goturuyor, yardim teklif ediyor her zaman ve ihtiyacim oldugunda da hemen kosuyor.
Cocuklar onun cocuklariyla kendi kucuklugumdeki gibi rahatca oynuyorlar mahallede, en kucukler henuz bu oyun grubuna dahil degil tabii.
Kelly ve esi dogma buyume bu eyaletliler. Buyudukleri yerde yasamayi tercih etmisler. Kelly'nin lise arkadaslariyla, civarda oturan akrabalariyla bulusmalarina, kuzenlerinin evlerine gelmesine, annesinin babasinin yakininda oturdugu icin en kucuk ihtiyacinda yanlarina kosmasina, arada esiyle tatile gidip cocuklarini anne-babasina birakmasina ozeniyorum ben de icten ice.

*** *** ***
Bu iki aile disinda birkac aile daha var gorustugum, ya da ailecek gorustugumuz. Hepsi farkli farkli hayatlar. Bir sekilde zaman ve mekan bulusturmus hepimizi bir yerde. Ortak noktamiz cok, farkliliklarimiz da. 
Farkliliklara saygi gosterip, ortakliklimizi deger bilmek bizleri gelecege tasayacak inancindayim. Dunyanin her neresinde olursak olalim...
18 Aralık 2016 Pazar

Biz kendi bahcemize iyi bakalim...




Bugunlerde olup bitenler, bombalar, patlamalar, sehitler, savas, yokluk, kimsesizlik, cocuklar, ah o masum cocuklar...
Hepsi bir olmus, "ne yapabilirim? ne yapabiliriz?" sorusu sorduruyor bana devamli.
Bugun yuruyusumun basinda yukaridaki sorulara cevaben " e biz de kendi bahcemizi yetistirelim" o zaman dedim.
Bilmem bilir misiniz Voltaire Candide adli eserinin sonunu belki de arayislar bosuna, her insan en iyi bildigi isi yapmalidir diye yorumlanabilecek bir Turk dervisle konusmasindan cikardigi "bahcemizi yetistirelim" sozu ile " bitirir.

Olay ozetle soyle:

"Bu hikâyesinde Voltaire, genç ve her şeyden habersiz Candide'e, Alman düşünürü Leibniz'in felsefesini temsil eden Pangloss ve sağduyunun temsilcisi olan filozof Martin'le birlikte bütün dünyayı dolaştırır. Almanya'dan Hollanda'ya, İtalya'ya ve sonunda Türkiye'ye giden Candide, bu gezileri sırasında bin bir felaketle karşılaşır. Almanya'da asker olur. Hollanda'da çok büyük aşağılamalara uğrar, öğretmeni Pangloss'u amansız bir hastalığa yakalanmış olarak bulur; Portekiz'de bir engizisyon mahkemesinde acımasız bir cezaya çarptırılır; adam öldürür, Amerika'da yamyam yerliler tarafından yenilmek üzere iken son anda kurtulur; Fransa'da tuzağa düşer ve paralarını çaldırır; İtalya'da taçlarını, tahtlarını yitirmiş altı kralın serüvenlerini dinler ve sonunda Türkiye'de, yaşamanın ne demek olduğunu öğrenir. Başından geçen onca olaya rağmen filozof Pangloss'un dediklerine uyarak her şeyin “iyi” olduğuna inanır ve bu düşüncesinden ancak Türkiye'de vazgeçer. Ona yaşamın amacını, yaşamın anlamını Türkiye'de tanıdığı bir dervişin “bahçemizi yetiştirelim” sözü öğretir. O zaman Candide, bunca zamanını boşuna geçirdiğini anlar, bin bir felaketten sonra bir araya toplanan hikâyenin kahramanlarına birer iş verir, hepsini bir uğraşa kavuşturur ve bahçesini yetiştirir."
(Ozet, bu linkten alinmistir.)

Kitabin uzun halini henuz okumadiysaniz okuyun derim. Ben lise yillarinda okumustum, ara ara goz gezdirdigim de oldu ondan sonra ama yakin zamanda, yeni bir baski ile okumadim.

Ne diyorduk, "bahcemizi yetistirelim"... Anafikir tum olumsuzluklara karsin hayati yasamaya deger kilan aslinda herkesin elinden geldigince kendi en iyi bildigi seyi yapmasi.
Buyuk yangina su tasiyan karinca misali ben eger cocuklarima, cevreme faydali bir insan olabilirsem, onlara daima gercegin pesine dusmeyi, arastirmayi, sorgulamayi, nefret etmemeyi, merhameti, inceligi, her insanin kendi ozunde degerli oldugunu, sevgiyi, kendilerini ve tum insanlari sevmenin ve karsilik beklemeden yardim etmenin bu dunyayi cok daha guzel yapabilecegini  halimle, tavrimla, davranislarimla, kendi cevremdeki iliskilerimle, ailemizle, arkadaslarimizla, komsularimizla olan iliskilerimizle ogretebilirsem, yani velhasil kendi bahceme iyi bakabilirsem, bir seyleri, biryerlerinden degistirmeye bir katkim olur belki.

Korkmadan, yilmadan, kucuk adimlarla, buyuk hedefler icin... Bugunlerin yasanmasina engel olamadik, gelecek icin biz kendi bahcemize iyi bakalim...

14 Aralık 2016 Çarşamba

Bir çocuk sabahı...


Gariptir, dunden beri su dizeler kalbimde, aklimda, dilimde...


“Küçücük bir sabah
Bir çocuk sabahıydı
Anam olmadığı için
Oyuncağım uyandırdı beni
/.../
Ak bir uyku olmuştu ölüm
Anamın kara gözlerinde
/.../
Babamı amcalar vurdu
Ağabeyler öldürdü ağabeyimi ablamı
Kendi kendine öldü anam
Onu hiç kimse öldürmedi
Ben anama küsüm yargıç amca
Ölürken beni öpmedi”

Ilk dort dizesi eksiksiz kalmis, aklimda. Boluk porcuk animsadigim son kisimlarini tamamlamak icin internet aramasi yapmak durumunda kaldim. Ilk nereden okudum bu siiri cok hatirlamiyorum. Turkce ya da edebiyat kitabi olmali diye dusunuyorum, sonra son misralara bakinca, okulda bunlarin okunmasina izin vermezlerdi bizim zamanimizda diye dusunuyor, belki evdeki bir siir kitabiydi diyorum ama destansi, hikayemsi siirler disinda cok da siir okumadigim aklima gelince yine ders kitabiydi galiba diyorum. 

Nerede okudugumun onemi pek de yok aslinda. Onemli olan bu dizelerin, annesizligin, annesizligin acisinin, o kucuk yaslarimda -ortaokul ilk yillari zannedersem, 11-12 yaslari- kalbimde canlanmasi, beynimin derinliklerine yerlesmesi. 

Bazi anilari yasariz hep bizimledir. Bazi anilari bir koku tetikler, bir melodi, bir resim, bir kare, bir tad, bir sozcuk... 

Bu siiri hatirlamami tetikleyen bir degil, birkac sey oldu aslinda dun. Once, Halepteki sivillerin, ozellikle cocuklarin, insanligimdan utandiran goruntulerini gordum... Biz gormeye dayanamayan bir naiflik icindeyken o insanlar, o yavrular, o anneler, o babalar bu buyuk aciyi, savasin acisini yasiyorlar. Sonra evde olmami firsat bilerek actigim Turkiye kanallarinda haberlerde sehitlerin yarim kalmis, yarim kaldirilmis yasam oykulerini dinledim... "Buyuttum" dedikleri ogullarinin- kizlarinin resimlerini open analari, babalarini kaybetmis yavrulari gordum... 

Ustune, bir de "anne" diye bir dizi varmis, ona denk gelip, kaydi gozum... 
Anne olabilmenin, ya da olamamanin anlami ustune dusundum. Var olan annemin beni "annesiz" birakisini, kendi cocuklarimi, onlarin saclarinin, terlerinin kokusunu hissettim. 
Cocuklarimi, onlarin masumiyetini ozledim, okuldan hemen gelsinler istedim. 

Ve iste bu arada hep bu dizeleri soyledi dilim, kalbim... 

"Küçücük bir sabah
Bir çocuk sabahıydı
Anam olmadığı için
Oyuncağım uyandırdı beni"

*** *** *** 
Sonra cocuklar geldi ve gundelik yasama dondum mu? 
Donemedim, donemiyorum... 
Olumle basbasa kalanlari, yasam savasi veren cocuklari dusundukce donemiyorum. 
"Ne oldu annecigim?" diyen cocuklarima, "dua edin, dunyada nerede olursa olsun annesiz, babasiz, savunmasiz kalmis tum cocuklar icin guzel seyler, guzel gunler isteyelim" diyorum, devamli... 

Bir umut, belki onlarin kucuk, masum yureklerinden cikan dualar kabul olur, bir umut... 




13 Aralık 2016 Salı

Memleket, memleketim...

Memleketim, memleketim, memleketim, 
ne kasketim kaldı senin ora işi 
ne yollarını taşımış ayakkabım, 
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan, 
şile bezindendi. 
Sen şimdi yalnız saçımın akında, 
enfarktında yüreğimin, 
alnımın çizgilerindesin memleketim, 
memleketim, 
memleketim... 
                      NHR
*** *** ***
Soludugum havada, bastigim toprakta, ekmegimde, suyumda, lokmamda degil ama Nazim'in dedigi gibi alnimin cizgilerinde, anilarimda, aliskanliklarimda, duygularimdasin memleketim... 

*** *** ***
Ah memleketim, ne kadar cok aci yasattin bize, ve hala yasatmaya devam ediyorsun... oluler, olumler, sehitler, hainler... hep kotu ama hep kotu haberler... 
Profiime siyah fotograflar koyup isyan etmemem ah etmedigimden degil, bir fotograf koyup gunluk hayata geri donmeyi edep bilmedigimden. Her animda acini paylasiyorum, acini yasiyorum... Bugunlerde daha cok, bugunlerde cok cok... Kelimelere dokulmuyor, dokulemiyor uzgunlugum, kizginligim... 
Uzgunum tum olanlara, yasananlara, olenlere, olunun ardinda kalanlara...
Kizginim, hem de cok kizginim tum yasananlara sessiz kalan, ortak olan, ve hatta destek olanlara... 

Elbet bu gunler de gecer... gecer ama nasil? ne zaman? iste bunu bilmiyorum...
umit ediyorum sadece, 
umit ediyorum benim ulkemde de insanlarin "bir agac gibi tek ve hur, bir orman gibi kardescesine" yasadigi gunleri gorebilirim diye...

Umit ediyorum:

"Güzel günler göreceğiz çocuklar 
Motorları maviliklere süreceğiz 
Çocuklar inanın inanın çocuklar 
Güzel günler göreceğiz güneşli günler" 
                                                                     NHR
diye umit ediyorum.... oyle iste...




9 Aralık 2016 Cuma

Klasiktir: bizde neden boyle degil?

Yaklasik 14 senedir, dile kolay 14 sene, Amerika'da yasiyorum. Her ne kadar kendi kendime, icimden yapsam da pekcok kiyaslama, dilimle "Turkiye'de bu boyle, bak burada su sekilde, bu sekilde" benzeri sozcukler sarf etmedim pek.
Ama simdi yapacagim boyle birsey. Bunu yapmama sevgili Ayse'nin bu yazisi vesile oldu. Ayse ne guzel betimlemis Turkiye'de okuldan cikan cocuklarin halini "hortumdan fiskirircasina". Oyledir degil mi gercekten de, teneffus olsun, okul bitisi olsun ipini koparircasina cikar cocuklar siniflardan okul bahcesine. Bizim zamanimizda da oyleydi, simdi de oyleymis... 
*** *** **
Selim ilk okula basladiginda benim ilk dikkatimi ceken "duzen" di. Ister sinif icinde olsun ister sinif disinda cocuklarin, hem de 5 yasindan itibaren buyugunden kucugune tum cocuklarin, her daim okulda bir duzen icinde hareket etmesi gercekten sasirtmisti beni. Bu Boston'daki okullarda da boyleydi burada da boyle. 

Oncelikle cocuklar sikca tenefuse cikmiyor burada. Arada bir siniftan, ya da aktiviteden digerine gecis oldugu icin ihtiyac hissedilmiyor zannediyorum. Buyuk tenefusleri var, once kucuk siniflar (anasifindan-2. sinifa kadar) ogle yemeklerini yiyor 20-25 dakika kadar, sonra tenefuse cikiyorlar. Kucuk siniflar yemekteyden buyuk siniflar (3., 4., ve 5. siniflar) tenefus yepiyor, buyuk siniflar yemekteyken kucukler tenefus yapiyor. Boylelikle buyuklerle kucukler bahce- oyun alanlarinda pek karsilasmiyorlar. Yani kucuklarin buyuklere ezilmesi gibi birsey sozkonusu degil. Tenefuse cikarken de siniflardan siraya girip sirada cikiyorlar disariya. Okul koridorlarinda bagirma, kosturma gibi bir durum olmuyor. 

OKul bitiminde ise, daha siniflarda ayriliyor ve siraya giriyor cocuklar, okul otobusune (yani servise) binecek cocuklar, yuruyerek gidecek cocuklar, ve ailelerinin arabayla aldigi cocuklar diye. Ve her ogretmen ve yardimci ogretmen yine sira dahilinde bu cocuklara eslik ediyorlar disariya cikincaya dek. Disarida genelde 5. sinif ogrencilerinin gorevleri oluyor, kucuk siniftan ogrencileri servise eslik etmek, bayragi gondere cekip indirmek, sira duzenini saglamak gibi. Bunlara "emniyet gorevi" (safety job) diyorlar ve 5. sinifa gecen ogrenciler bu gorevleri dort gozle bekliyorlar. Selim bu sene 5. sinifta oldugu icin bayrak gorevlisi olmak istemis, 4 cocuk birlikte bayragin gondere cekilip indirilmesinden -her sabah ve aksamustu yapiliyor bu islem- ve duzgunce katlanip mudur odasina goturulmesinden sorumlu. Kerem ise su anda 2. sinifta ve 5. sinifa geldiginde kucuk cocuklari servise goturme isini yapmak istedigini soyluyor. 

Duzen, sistem dahilinde ne ogrenciler itisip kakisiyorlar, ne de ogretmenler avazi ciktigi kadar bagirip disipilini saglamak adina cocuk psikolojisini bozacak hareketlere girisiyorlar. Sistem dahilinde herkes mutlu anlayacaginiz. 
*** *** ***

Zor birsey mi sistem oturtmak? Elbette degil ancak, herkesin katilmasi ve sureklilik gereken birsey. Malesef Turkiye'de egitimin icerigi, sinav-olcum sistemleri yap boz haline gelmisken davranis duzenikonusunda nasil bir sistem uzerinde calissinlar ki? 

Biz yine de umut edelim, belki bir gun?
8 Aralık 2016 Perşembe

Aralik 2016


Her Aralik'ta bir dogumgunu yazim olurdu benim, ozellikle duzenli yazdigim zamanlarda. Ilk bunu yazmisim mesela, son dogumgunu yazim da 2013 deymis. Bu Aralik'taki dogumgunum gecti bile. O gun, yazmaya cok uygun vaktim de olmasina karsin yazmadim, yazamadim, elim klavyeye gitmedi. Kendimi "ozel" hissettim hissetmesine de bir melankoli, bir burukluk, bir huzun haliyle birlikte. Anlamlandiramadim bunu 40'a 2 kalmasindan belki de diye dusundum. 40'a 2 var ve ben boyle hissediyorsam 40 galiba etkileyecek beni.
Oysa dogumgunu sabahimda kalktigimda tek yaptigim sukretmekti, tesekkur etmekti, bu yasima saglikla, cocuklarimla, ic-huzuruyla girebilmenin tesekkuru...

*** *** ***
Ama bu dogumgunumde Fatma Ablamizi hatirladim ben. Fatma Ablamiz hakkinda yazmis olmaliydim simdiye kadar diye blog arsivlerine baktim ama goremedim.
Fatma Ablamiz, Turkiye'de gecirdigimiz 8 aylik donemde Ibrahim'e bakmak uzere tanistigimiz ve sonucta hepimize bakan, bize gercekten bir ablalik yapan ablamiz. Bazi insanlar vardir, kalbinize dokunurlar, oyle iste kalbimize dokundu Fatma ablamiz.  Yaptiklariyla, sohbetleriyle, dostluguyla, cocuklara surprizleriyle. Bana abla gibi cocuklara anne gibi, teyze gibi destegiyle yuregimize dokundu. 2 Aralik 2013'de bir yandan Ibrahim ile ilgilenirken bir yandan da oyle guzel bir sofra donatmisti ki dogumgunum icin, yaptigi kisirin tadi hala damaklarimda...

Ben onun kulaklarini cinlatirken, ondan gelen bir mail sevindirdi beni. Yine unutmamisti dogumgunumu, satirlariyla karsimda hissettirmisti kendisini. Guzel bir dogumgunu hesiyesi verdi yine bana, sagolsun.
*** *** ***
Tesekkur dogumgunu vesilesi ile olsa da, kalbimize giren guzel insanlara olsun. Bizi yanliz birakmayan, hic olmadik bir zamanda guzel bir sesle, birkac satirla yanimizda olduklarini hissettiren dostlar icin olsun. Yasamayi, dostluklari degerli kilan biraz da boyle insanlarin varligi degil mi?