Pages

31 Ekim 2011 Pazartesi

Trick or Treat Day

Soguk ama gunesli bir gunde seker toplayan Halloween cocuklarina katildik.
Selim gecen senenin tecrubesiyle onden emin adimlarla seker alirken, Kerem once cekingen, sonra bu kadar cesitli sekeri birlikte gormenin saskinligiyla istekli bir sekilde aliyordu
her bir sekeri...
Bu seker toplamalar beni bir nebze bayramliklarimla her komsunun zilini calip ellerini optugum o eski zamanlara goturuyor ve belki de bu yuzden seviyorum bu Halloween'i.



Kasli masli transformers kostumuyle pek ciddi gorunen Selim, bir elde balon bir elde kabak cantasiyla karizmayi cizdirmis sanki :)))


Tum bu karmasada poz verebilen Kerem:


Abinin ardindan emin adimlarla gidiyoruz!

30 Ekim 2011 Pazar

Mevsimin ilk KAR'i...

TR'de bunca sey olurken moraller de bozuk bizde de, uzakta olmamiza ragmen...
Ama guzel seyler olmuyor degil. Pek cok universitede oldugu gibi calistigim universitede de ogrenciler Van icin yardim topluyorlar; cesitli Turk organizasyonlari Van icin kermesler duzenliyorlar. Yardim toplayan derneklerin web sitelerinden de bagis yapmak cok kolay.

Bizler guvenerek bagislarimizi yapiyoruz ama en onemli dilegimiz bagislarin gitmesi gereken yerlere, verilmesi, ihtiyaci olanlara ivedi bir sekilde ulasmasi! Insallah, oyle olur!

*** *** ***
Burada da, heryerde oldugu gibi, hayat devam ediyor. Bugun, Boston standartlarinda bile, erken olmasina karsin mevsimin ilk kari yagdi. Kar beni sevindirirdi normalde ama bana depremzedeler icin de yaklasan soguk kisi animsattigi icin pek mutluluk duyamadim.
Ama bu deprem yikintilari icinde bile gulumseyebilen cocuklar gibi, bizimkilerin de gulumsemesine ve yagan kari mutlulukla karsilamalarina engel degil elbette!
Dun aksam az da olsa yagan kari mutlulukla seyretti Selim ve Kerem bu sabah.
Kahvaltidan sonra tek tek giyildi, kar pantalonlari, ceketler, eldivenler, sapkalar, ve kar botlari. Oyle, paket halinde cikildi disariya ve karda oynadilar biraz.

Oynarken alelacele poz veren Kerem:


*** *** *** *** 
Ayni durumdaki Selim, artik onlari yakalayip fotograflarini cekmek oyle zor ki...


24 Ekim 2011 Pazartesi

ahhh hissiyat...

Tam birseyler yazmaliyim, acilari her ne kadar uzaklarda da olsak paylastigimizi, cok icten paylastigimizi gostermeliyim diye dusunurken Deli Anne'nin facebook'ta paylastigi bu yaziyi  okudum.
Fazla soze gerek yok sanirim...
20 Ekim 2011 Perşembe

Olumu kaniksayan insan olamaz!

Dun sabah duydugumda 24 sehidi, yine mi? dedim! Yine mi???
Sonra "yine mi???" oylesine kaniksanmis geldi ki, utandim soylediklerimden. Zira olumu kaniksamamali insan olan. Olum kaniksanamaz!

Kendimi bildim bileli bu sorunla yasiyoruz biz. Bizler, bizler "bati"da yasayanlar belki tam anlamiyla, hakkiyla bilmiyoruz "dogu"da yasananlari ama bildigimiz 30 yildir 50 bin can'in yok oldugu! Dile kolay tam elli bin insan, bebegiyle, cocuguyla, hamile kadiniyla, eriyle, aslaniyla, yigidiyle, tam elli bin CAN!

Ben "bati"da yasarken hep televizyonlardan duyduk olanlari, uzulduk, acidik... Ama neden oluyor tum bunlar diye dusunduk mu? Bilmiyorum, zannetmiyorum. Cunku yasananlar bize uzakti, icimizde degildi.... Bir film karesiydi yasananlar, okudugum Yilmaz Guney kitaplarinda konuydu belki sadece, o kadar...

Ne zaman "bati" illeri de goc almaya basladi "dogu"dan, ne zaman "bati" illerindeki cezaevlerine "dogu" lu siyasiler gelmeye basladi, ve ne zaman "bati"li sehitler artti o zaman biraz daha gercek hale geldi anlatilanlar.

Yasadiklarimiz gercek! Olenler figuranlar degil, sen ben gibi CANlar!
Ve artik duyup da uzulme, duyup da acima zamani degil!
Sevmedigimiz bir filmi bitirmeyip kapatan bizler neden bu bildik tanidik nahos filmi izlemekten bikmadik? Biktiysak neden gostermiyoruz tepkimizi?

Artik birilerine halk olarak cozum istedigimizi, savas degil baris istedigimizi, olum duymak istemedigimizi, oldurmeyin, olmeyin diye haykirma, haykirabilme zamanidir!

Bu olumleri kaniksamamaliyiz, olum kaniksanamaz, olumu kaniksayan insan olamaz!


16 Ekim 2011 Pazar

Yine Halide Edip

Tarih okumayi severim ben. Hatta tarihi farkli bakis acilarindan ve farkli kaynaklardan okumayi daha da cok severim.
Halide Edip'in bu  ve bu eserlerini (yanilmiyorsam ilkinin Turkcesi Mor Salkimli ev ve ikincisinin Turk'un Atesle Imtihani) web ustunde orijinal sekilleriyle bulunca cok sevindim. Turkcelerini eskiden okumus oldugum bu eserlerin Ingilizcelerinde farkli ifadeler var zira.
Okuyup bitirmeye yakin zamanda firsat bulur muyum bilmem ama cok ilginc oldugu kesin.
5 Ekim 2011 Çarşamba

Buyukanneannem

Kucuklugume dair onemli karakterlerden birisi de buyukanneannem (yani anneannemin annesi) dir benim icin. Buyukanneannem vefat ettigi gune kadar -tam yasi 93 olabilir- kendi evinde, kendi kendine saglikli bir sekildi yasamis, oylesine seker ornek alinasi bir yaslidir benim icin.
Buyukanneannemi en cok her cuma anneannemle birlikte evine ziyaretlerimizle aniyorum. Her cuma anneannemle birlikte buyukanneannemin yaklasik yirmi dakika yurume mesafesindeki evine gider, ona icinde mutlaka bir kilo sutun oldugu erzak sepetimizle birlikte onu ziyaret ederdik. Buyukanneannemin evinde en cok beyaz boyali bahcesini, teneke saksilar icindeki ciceklerini, ve  tel dolabini hatirliyorum. Ona olan ziyaretleri de hep mutlulukla aniyorum.
Zayif, incecik bir kadindi, ona sarildigimda kucuk olmama karsin ben onu kucagima aliyor gibi hissederdim kendimi...
Ara sira da anneanneme gelirdi buyukanneannem, ama anneannemin tum israrlarina ragmen hic kalmak istemez ve aksam olmadan hep evine donerdi. Israrlara dayanamayip kaldigi zamanlarda ise bir bakardik ki sabah namazinda kalkip gitmis evine. Anneannem "kacmis yine!" derdi. Bunda galiba damat evinde kalmak istemeyisinin etkisi vardi.
Buyukanneannem damadini, yani dedemi, pek sevmezdi. Aslinda tum erkekleri sevmezdi demek daha dogru olur. "Aman kiziiim, sakin evlenmeyin" derdi, "erkekler kadinlari avkuluyor" diye devam ederdi. Avkulamak Aydin sivesinde ezmek, yogurmak anlamlarina gelir. O zamanlar anlamazdim neden oyle soyledigini. Neden sonra annemden dinlediklerimde bagdastirinca taslari yerine oturttum.
Buyukanneannemin kocasi, yani buyukdedem capkin bir adammis. Kendileri Aydin'a yakin bir koyde yasarlarmis da buyukdedem gider sehirden dost tutarmis kendine. Evine ugradigi zamanlarda ise ayaklarini yikatirken buyukanneanneme, cebinden dostunun verdigi mendille alnini siler, gorunce gozlerine yaslar dolarmis buyukanneannemin ama yutkunur da isine devam edermis. Boylece anlarmis iste buyukanneannem buyukdedemin bir dost tuttugunu.
(Simdi dusunuyorum da oyle birsey bizim basimiza gelecek, zaten ayak yikamayiz da hadi diyelim eskaza bir fantezidir yikadik :))), adam cikarip baska kadina ait bir mendille alnini silecek de  alir su dolu legeni adamin kafasina indiririz hani ...)
Sonra haylice parasini da yedirmis bu dost tuttugu kadina, belki de kadinlara, buyukdedem. Zamaninda hatiri sayilir zeytin ve incir bahceleri varmis buyukdedeme ait. Buyukanneannem dort cocugunu birakir evde bahcelerine incir toplamaya gidermis. Tam incirleri koyup donerken sepetine, "Fatme teyzeee" diye seslenmis birisi arkasindan, "incirini toplamissin da artik bu bahce sizin degil, dun satti Bayram amca bana" deyince adam oracikta birakmis topladigi incirleri ve yine dugumlenmis bogazi, yutkunmus ve donmus evine. Boyle birkac satistan sonra anlamis ki buyukanneannem buyukdedem satip saviyor elinde avucunda ne varsa yoksa... Eski zaman, birsey diyemiyor kadincagiz...
Boyle sartlarda buyutmus dort cocugunu, oglanlar bir baltaya sap olurlar nasil olsa demisler, tek kizlarini, anneannemi vermis koy enstitulerinden gelenlere. Oglanlar okumamis, tek kizi ogretmen cikmis....
*** *** ***
Ne hayatlar, ne hikayeler... Herkesin hayati belki de bir roman aslinda, ve tarihimizin, ve bizim bir parcamiz aslinda...
Keske yasarken buyukanneannem ve anneannem dinleseydik ve not etseydik bunlari bir yere...

1 Ekim 2011 Cumartesi

1 Ekim 2011

Yok ozel bir gun degil... Hos, her ne kadar unutarak yasasak da aslinda her gunu ozel bir gun olarak yasamak lazim, diye dusunuyorum. Cunku her gun bize ozel bir hediye aslinda, bunu hep bir olum hatirlatsa da unutmamak kupe yapmak lazim. Ama demisler iste bir kere insan unutmakla maluldur diye...
Herneyse amacim moral bozmak falan degil(di) aslinda ama belki de icimde bir sikinti, o yuzden boyle hafif sikintili koselerden bakisim.
Bu aralar Selim'in ustune cok gitmekte, bagiran cagiran kas catan yuzumu takinarak dolasmaktayim ortalikta. Bugun Selim'e bagirdim, hem de kendimi taniyamayacak sekilde(!), ve "ama ben seni cok seviyorum, sen neden boyle yapiyorsun!!!" diyen bir cocuk ve hep bes bucuk yasinda oldugunu unuttugum bir cocuk sesiyle silkindim, irkildim!
Belki de panik benimkisi, eve odev verilen dikdortgenleri, ucgenleri, kareleri ve cemberleri cizip yapistirmazsa odev kagidina dunyanin yok olacagina, Selim'in ders calisma aliskanligi kazanmayacagina, ve bunun ustesinden nasil gelecegime dair bir panik.
Kesinlikle bir unutma benimkisi.... Onun hala oyun caginda oldugunu, henuz odev(!) yapma diye bir kavraminin olmadigini ve aslinda bu konuda onu yavas yavas egitmemiz gerektigini unutma!
Bunu bir "sticky note" olarak koymaliyim bilgisayarima!
Ahh Sumuklu ahhh, bu kalp agrisiyla sen nereye gideceksin???
***
Yarin Selim'le kek yapsak birlikte, ve birlikte oturup su sekil odevini yapmaya calissak onun o cocuk kalbi beni affeder mi?