Pages

30 Temmuz 2006 Pazar

suya sabuna dokun(ma)yan bir yazi

Bilmem hatirlar misiniz bir zamanlar bir slogan vardi "suya sabuna dokunun!" diye. Bana o zamanlar cok sacma gelirdi "ya ne alaka, kim ellerini yikamaz ki?" diye dusunurdum. Amma velakin, yillar sonra, ulkemden binlerce kilometre otede bunun ne kadar gerekli bir slogan oldugunu anladim.
Bu Amerikanyalilar ellerini yikamiyorlar efendim. Simdi "bir taraflarini ellemiyorlar ki ellerini yikasinlar" diyenleriniz cikabilir ama ben her daim, ne olursa olsun, suya sabuna dokunma taraftari ve hatta hastasi olanlardanim. Amerikanyalilar'in, genelde, tuvaletlerden sonra el yikamamalari biz burada yasayan Turkler'in az bucuk malumu.
Hatta sevgili Seren is yerinde bu konuda bir calisanla soguk savas yasadiklarini ve kendisi isteki tuvaletin her yerine "lutfen ellerinizi yikamayi unutmayin" babinda yazilar yazdigini anlatmisti bir konusmamiz sirasinda.

Takilmayacak gibi bir konu degil, beni de bu konuda yazi yazmaya iten bir olay gectigimiz cuma gunu oldu. Okulda, bizim kattaki bayan tuvaletinde idim- her zamanki gibi-, bu arada bu tuvaleti yalnizca bayan hocalar, doktora ogrencileri ve sekreterler kullaniyor ki toplam 10-15 kisiyi gecmez. Neyse, her iki yanimdaki tuvaler dlu idi ve insanlar- ben de dahil olmak uzere- mutlu mesut islerini gormekteydiler. Sonra yanimdakiler birer birer cikmaya basladi; once sagimdaki hatun sigonu cekti ve cikti, tuvalet kapisi kapisi kapandi, sonra solumdaki hatun kisi cikti -hatta bu taraftan sifon sesi de duyulmadi- ve direk ikinci tuvalet kapanmasi sesi duyuldu. Yani hatunlarin ikisi de suya sabuna dokunmadan tuvaletten ciktilar. Bir garip oldum, bozuldum, sinirlendim ayni zamanda. Yani "yuh" diyor insan. Sonra haftasonu gittigim bir alisveris merkezindeki tuvaletteki manzaralar beni daha da soke etti. Teenage kizlarimiz alisveris merkezinde gunden bilmem kac kisinin girdigi tuvalette cantalarini yerlere atmis, yere oturmus sohbet etmeleri mi dersiniz, 5-6 yaslarindaki kizini tuvalete sokmus bayanin yine kizina ellerini yikatmadan cikmasi mi dersiniz ikinci bir "yuh yuh yuh" nidalarini cikartti benden. Ki ben bu arada tuvaletin kapisina surasina burasina elim- ayagim vs. degmesin diye akrobatik hareketlerimin binbir turlusunu srgilemekte, ellerimi onyuzbinotuzuc kere yikamaktaydim!
Ben de tekrarlama geregi duydum tabii
"Ey Amerikanya milleti suya sabuna dokunun please!"
27 Temmuz 2006 Perşembe

nostalji

Londra'da basvurdugum bir okul bana ilk yurtdisi seyahatimi animsatti.
Yil 1993, yazlardan bir yaz, aylardan sanirim haziran.
14 yasindayim, 14 yasindayiz; Duygucan da benimle.
Yaz okuluna gidiyoruz, ingiltereler'de ingilizcemizi gelistirecegiz;
hedef bu!
O gezi, yaklasik bir ay kalmistik ingiltere'de, ingilizcemi ne kadar
gelistirdi bilmiyorum ama hem kendime olan ozguvenimi gelistirmis,
hem de ingiltere beni kendine hayran birakmisti; ki daha sonraki yillarda
da bu dusuncem hic degismedi; hep sevdim oralari ben.
Londra'ya iki bucuk- uc saat uzakliktaki Bath sehrinde kalmis, oradan
Londra'ya ve civardaki sehirlere seyahat etmistik. Bath cok guzel bir sehirdi,
hatta sanirim o zamanlarda Ingiltere'nin en temiz ve duzenli sehri secilmisti.
Bath, oradaki Roma doneminden kalma hamamlari ile unlu bir sehirdi.

Hamamlarla ilgili komik bir de anim var, animsadikca guluyorum kendi kendime hala.
Bath'deki Roma doneminden kalma hamamlari (Bath Spa)gezerken yanimdaki Italyan kiza- adi neydi animsamiyorum, sen hatirliyor musun Duygu?, hani su Alman kizla geziyordu hep :)- "aman bunlar da birsey mi, bizim ulkemizde Roma doneminden ne eserler var!" diye aklimca Turkiye reklami yapmaya kalkmistim da kiz bana donup "sen bir de beni dusun ben Roma'da yasiyorum!!!" demisti :-))))). Bir anda hem bozulmus hem de yaptigim gafi anlamistim! -bu arada gaf yapmak biz yay burclarinin onemli bir ozelligidir, gaf ve patavatsizlik yapmadan duramayiz biz!-. Sonra da cok gulmustum soyledigim seye, hala da cok gulerim.

Sonra Stonehenge'e gitmistik! O da ayri bir olaydi. Demek ki o yaslarimda Stonehenge neymis bilmiyormusum. Gitmistik, cok ruzgarliydi, brosurleri okumus taslara bakmis donmustuk. Donuste Stonehenge'den aklimda kalan iste brosurlerden okudugum ilk yerlesim yeri oldugu ve bizi neden
bunlari gormege goturdukleri sorusuydu. Cok sonradan anladim meger degerli bir gezi
yaptigimizi :-).

Sonra hayran oldugum, cok begendigim ve yasamak istedigim Londra; Oxford Street ve Covent Garden, Piccadily sehrin ruhunu hissettigim ve tekrar tekrar gitmek, gormek, gezmek istedigim yerler olmustu.
Ve merak etmistim Londra'da yasamak nasil bir duygudur acaba diye?
Kampus sehri Oxford'u gezerken ise kendi kendime "buraya okumaya gelecegim"diye soz vermistim :-). Simdi animsadikca guluyorum bu soze, yasamla ilgili hicbir zaman soz verilmemesi gerektigini yasayarak ogreniyor insan.

Sonra soz verdigim gibi Oxford'a degil de cok daha uzaklara geldim okumaya oysa ki. Cok guzel anilarim var o yaz okuluna, geziye ve Ingiltere'ye ait.
Cok tatli hocamiz Rebecca.
Sempatik hocamiz Dave.
Yakisikli hoca -ama bizim dersimize girmemisti- Chris.
Cok konusan, Italyan kiz Francesca.
azginliklarina pek sastigimiz Portekizliler,
bol bol pirtlayip, bundan hic utanmayan avrupalilar,
Kaldigimiz yer, Prior Park College -ben cok sevmistim-
Yangin tatbikatlari :))))
Dalindan koparip kusuncaya kadar yedigimiz bogurtlenler.
9.99 pound olan herseyi cok ucuz zannedip yaptigimiz alisverisler.
Ustunde TM yazili herseyi Turk Mali zannedip -buna da cok gulerim hala- almadigimiz, ve memleketimizin ihracat kapasitesine hayran oldugumuz(!) urunler.
Kahverengi gozlerin cok guzel diyen Alman cocuk :))) (bizde bunlardan cok var demistim ben de cevap olarak!)

Gezi boyunca arabalarin yonune alisamamam ve gizliden gizliye yasadigim ezilme korkusu,
yedigimiz bilimum sekerler - o zamanlar turkiyede oyle sekerciler yoktu-
gezdigimiz bilimum guzel yerler ve tanidigimiz bilimum renkli insanlar.
Aklimda cok cok guzel bir ani olarak kaldi o ilk Ingiltere gezim benim, ve bu yuzden
hep sevdim ben ingiltereyi, dogasini, havasini.

Simdi bu okula basvururken Londra'daki bunlar gecti aklimdan bir film seridi gibi.
daha yasanmis anlatilacak cok sey var aslinda bu gezi ile ilgili.
birgun oturup anilarimi, kafami toparlamaliyim bu konuda.
Duygucan yardim eder misin?
unutulsunlar istemiyorum...
25 Temmuz 2006 Salı

tatilim geldi, hem de cok cok cok :-(


"Uzanmışıııım kumsala,
güneş damlaaar içimeeeee,
kurumuş dudaklarımda unutulmuş bir beste,
yaşıyorum aaaaaheste...
...
umudum yarınlarda tatildeyim"

Umudum yarinlarda, yarinlarda olmasina da o yarinlar gelmiyor, ge-le-mi-yor, bir turlu!
Cok uzun zamandir istedigim gibi, ozledigim gibi bir tatil yapamadim malesef :-(. Ustune ustluk bir suru de yorgunluk bindi yorgunlugumun tatilsizligimin ustune. Yeterlilik sinavi yorgunlugu, hamilelik yorgunlugu, aradaki bilimum streslerin yorgunlugu, dogumun yorgunlugu, tez on savunmasinin yorgunlugu, su anda is bakiyor olmanin yorgunlugu vs. vs... bindikce biniyorken ustume kendimi duduklu tencere gibi hissediyorum, biraz soyle havamin alinmasi lazim.
hicbirseyi dusunmeyecegim bir tatil istiyorum.
ekmek elden su golden, herseyin onume gelecegi, tembelligin tavan yapacagi, kafamin bombos olacagi bir tatil.

uzunca bir sure tatil yapamamis bir insan olarak bunlari istiyorum hem de cok. artik ruyalarima girmeye, ara ara gunduz ruyalari gormeye baslamama sebep oldu bu tatil istegi. tatil tatil diye aglasam yeridir, ki bazen kendi kendime aglarken buluyorum kendimi.
cok yoruldum
bu yorgunluk hayatimdaki tum guzelliklere ragmen depresif, sinirli ve her daim sikintili olmama neden oluyor,
nedenini biliyorum, tembellikle dolu bir tatil istiyorum ben.
ve bu yorgunluklarimi atmak istiyorum, bir an once!
19 Temmuz 2006 Çarşamba

tatli patates


benim adim Selim,
ben tatliyi cok severim
herseyi yemem ama
tatli patates yerim...
****
annem dusunur kara kara
der "sebze sevdirmek gerekir kerataya"
her sebze tatli olmazsa ama
yemem tukururum pekala
***
bugun tatli patates yedim ben
yemek ne demek yaladim yuttum ben
annecigim guzel degil ama senin sutunden
arada yiyiyoruz iste, idareten...


yazarin notu: ulen Selim beni de sair yaptin ya (!)....

ah bu Selim!

tamam, anlasildi Selim bey yaramaz bir oglan olacak, adinin aksine ;).
iki gundur evde girmedik delik, yalanmadik esya birakmadi. biraz once de surgulu kapinin kucuk bir demiri var yerde- tam da onun arayi da bulamadigi- onu kesfetmis babasi o demiri buyuk bir zevkle emerken yakaladi; kirli demir, ucu da sivri, iyi ki gozune mizune sokmadan yakaladik. bir de apar topar elinden alininca agliyor, hem de nasil; simariklik aglamasi oldugu da pek belli. biraz once anneannesini aradim sikayet ettim Selim'i dedim "sizin bu torununuz pek yaramaz!" kosturuyor beni ve babasini arkasindan, "buraya gelin cabuk" dedik, bakalim yakinda gelirler belki...
ek besinlerden sikayetciyiz; pek yemiyor Selim ek besinleri. gerci hep duz elma puresi, bezelye puresi, elma- muz karisimi, elma- pirinc karisimi birseyler verdik hazir, evde pek birsey hazirlamadim ona ozel, belki evden birseyler denesek daha istahla yer bilmiyorum ama pek isteyerek yemiyor Selim bey ek gidalari. ben de bazen zorladigimi farkediyorum sonra da kendime kiziyorum niye zorladim diye; o mutsuz ben mutsuz; ek besin isi zor oldu bizim icin. yogurt yedirdim -evde mayalanmis ;)- sevdi onu.
iste boyle bu aralar Selim bey kendini kesfediyor; kah ortalikta dolanarak, kah oyuncaklariyla oynayarak; kah bilimum kablolarla oynayarak -annesi onu kablocu oglum diye sevmeye basladi bile-; kah deliklere girerek; kah miciriklik yaparak; kah yemek yemeyerek...
18 Temmuz 2006 Salı

okumuyorum iste!

ben su yemek bloglarini hic okumayanlardanim artik!
aman hatun kisiler ne de guzel yemekler yapiyorlar oyle, inanamiyorum. bloglari her acisimda istahim kabariyor, midem kaziniyor, o yaptiklari seylerin hepsini hepsini yemek istiyorum.

bir istahla mutfaga giriyorum ama nerede bende o guzellikleri yapacak enerji? hadi enerjiyi bulduk diyelim mutlaka bir ya da birkac malzeme kafadan eksiktir bizde, cunku klasik seyler disinda pek birsey pismez bizim evimizde- bu konudaki en buyuk sorumlu kisi annem, calisan anne sendorumuyla nerede bizde oyle pasta borek, varsa yoksa saglikli yemek yedik hep-; hadi malzeme de tamam diyelim, ya beceri? beceri nerede? satilir mi, alsak mi, olur mu?
yani oooyle hevesim kirilmis bir sekilde kos kos cikarim mutfaktan, boylece bloglarda okudugum seyleri pisirme maceram da burada son bulur...
iste bu nedenle artik bakmiyorum ben bu yemek bloglarina,
oyun bozuldu anlayacaginiz,
oynamiyorum iste!

unutuyorum, unutuyorsun, unutuyor... ufff unutuyoruz iste :(((

bir gun uzak bir ulkede bir "unutkanlik" varmis.
bu unutkanlik sirayla herkesin kapisini calarmis; unutkanligin kapilarini calmadiklari insanlar "benim aklim defter gibidir, ben hicbir zaman hicbirseyi unutmam ha!" diye boburlenir dururlarmis.
gunlerden bir gun, sicak bir haftasonu sonrasi unutkanlik sikilmis, "aman hep ayni insanlari mi ziyaret edecegim, biraz degisiklik yapayim su sicak yaz gununde de uzun zamandir ugramadigim yerleri ziyaret edeyim, gezeyim, goreyim" demis. tasini taragini toplayip dusmus yollara. az gitmis, uz gitmis, dere tepe duz gitmis; gelmis eski bir diziye konu olan mekana. gelmis ve cooook sevinmis; cunku bu memleket unutkanlik icin cok uygun bir mekanmis zira bu memlekette zaman cok hizli akar, insanlar devamli oradan oraya kostururlarmis yani unutkanlik icin bulunmaz bir firsatmis bu. sonra "acaba kimi ziyarete baslasam" diye dusunurken "benim aklim defter gibidir" diyen bir ses duymus, "hmmm kimmis bu boburlenen" diye donup sesin geldigi tarafa dogru bakinca orada plan ustune planlar yapan sumuklu'yu gormus. sumuklu yine buyuk bir heyecanla onca isinin gucunun arasinda bir arkadasiyla konusuyor onu kahvaltiya cagiriyormus. "iste buldum!" demis unutkanlik, calacagim bir kapi!

derken hic vakit kaybetmeden unutkanlik sumuklu'nun kapisini calmis. unutkanligin gelmesiyle birlikte sumuklu herseyi unutur olmus. dun sabah tam evden cikacakken sumuklu, arkadasi aramis; "ben sitenizin kapisindayim da, apartman numaraniz neydi" diye sormus arkadasi, "ne, nasil?" derken sumuklu aklina gelmis kahvaltiya cagirdigini arkadasini; ama ayni zamanda hocasiyla bulusmaya gidiyormus sumuklu, ve ev darmadagin durumdaymis, ve dolap tamtakir kurubakir, kahvalti icin sunulacak pek birsey de yokmus. sumuklu herseyiiii tum planlari unutmus, unutmus, unutmus...
unutkanlik "oh ne guzel" demis, "tam aradigim gibi bir yer";
o gun bugundur unutkanlik sumuklu'nun evinden cikmaz olmus...
masal da burada bitmissssssssssss....
gokten uc elma dusmus,
biri anlatana,
biri dinleyene,
ucuncusu de yere! (ucuncusu kimeydi UNUTTUM :((( )
15 Temmuz 2006 Cumartesi

dun...

dun ilk defa Selim bizlerden- annesinden ve babasindan- ayri bir gun gecirdi. dune dek seboyla programlarimizi ayarlayabiliyor, o okuldayken Selimle ben basbasa kaliyor, ben okuldayken Sebo bakiyordu Selime; bu sekilde idare ediyorduk. ancak dun sebonun da benim de ayni anda okulda erteleyemedigimiz islerimiz olunca Selimden ikimiz de ayrilma konumunda kaldik- saniyorum ki bu son olmayacak :(-. sagolsun, arkadasimiz bizi kirmadi ve Selime bu arada bakmayi kabul etti. ben Selimi birakmadan once ve sonrasinda stresliydim biraz cunku Selim nasil davranir, aglar mi vs. diye endiseleniyordum ancak endiselerim yersiz cikmis, sagolsun Enise teyzesinin bunda payi buyuk elbette. bakalim Selim ne yapmis Enise teyzesiyle gun boyu?

"Annecigim, Babacigim,

Bugun Enise Teyzede cok iyi vakit gecirdim. Ilk basta evi gezdik Annem ve Enise Teyzeyle.Annem daha sonra bir ara yokoldu. Biz de Enise Teyze ile oyun oynadik, ben elma puremi yedim ve 2 oz mamandan ictim. Sonra uykum geldi uyudum.
Ilk resmim ben masum masum uyurken cekilmis.

Sonra uyandim. Enise teyzem uykudan uyaninca acaba ben onu yabancilarmiyim diye korkmus ve beni evde gezdirdi biraz. Evi hatirlarsam aglamayacagimi dusunmus.
Iste o anlardan bir bolumu resim 2 de.

Cok susamistim ama derdimi anlatamiyordum ki. En sonunda benim huzursuz olmamdan anladi Enise Teyzede bana su verdi. Resim 3.

O arada altimi islattim. Annem kaka yapmadigim muddetce degistirme dedi Enise Teyzeye ama Enise Teyzem annem yanimda olmadigindan dolayi uzgun olmami istemediginden altimi degistirdi. Sonra cok keyiflendim. Resimler cektik.

Sonra Enise Teyze bana Muz puresi verdi ve biraz su ictim. Ardindan Enise Teyze beni yataklarinin ustune koydu ve orada kendime bir arkadas kesfettim. Yaklastim ve kim oldugunu tanimaya calistim.

Son olarakta ben buyuk bir keyifle 2 oz mama daha ictim ve salonda oturup keyif yaptim.
Cok yorulmustum, uyudum. Ben daha uyanmadan annemle babam beni almaya geldi.
Evimi cok ozlemistim, annemle, babami da.
Enise Teyzede cok guzel vakit gecirdim ve onu hic uzmedim.
Anne ve Baba beni bazen yine Enise Teyzeme birakin olur mu?
Selim"
13 Temmuz 2006 Perşembe

micirik oglan!

ay bu Selim cok micirik caniiiiim...
yani pes (!) dedirtiyor insana: eline kucuk birsey almis- doktorun verdigi yazili bilgiye gore tuvalet kagidi kartonuna sigabilen hersey "kucuk" kategorisine giriyormus- yaliyor da yaliyor. baktim agzina bigazina kacma olasiligi cok yuksek elindekinin, hemen elinden aldim. Amanin elinden aldigim anda bir mizilti, bir aglama ki sormayin. Selim'den hic beklemediginiz hareketler... Efendim, Selim bey o kucuk kurdele gibi seyi istiyormus megerse, elinden aldim diye cok bozuldu kendisi; oyle bir sitemli aglama gormemistim, gormus oldum.
demek oluyor ki artik isteklerimizi biliyoruz az cok, nasil yemek ya da emmek istemedigi anda agzini siki sikiya kapatiyorsa, bir istedigi olmadigi anda da oyle mizildayarak istegini belirtiyor kucuk adamimiz.
oyle micirik, oyle micirik ki sormayin; su kucucuk haliyle parmagina doladi bizi, haydi bakalim, hayirlisi...

masallar, oykuler...

cok hos masallar var, unutmamak icin yaziyorum buraya :-)
cocukca masallar...

period ;-)

period, adet, hastalik, mensturasyon ya da benim en cok kullandigim sekliyle "regl" :-)...
"ay bu da nereden cikti simdi boyle" diyenlerdenseniz, buyrun okumaya devam edin...
dun regl oldum...
bir arkadasima soyledim "so what???" dedi... belki siz de ayni tepkiyi verdiniz, "e yani biz her ay oluyoruz, aman efendim sumuklubocek regl olmus bu da konu mu simdi?" diyebilirsiniz, boyle dediyseniz yine buyrun okumaya devam edin...
dun regl oldum...
cok heyecanlandim ve bir o kadar da sevindim. Eski dostuma kavustum yine yaklasik 14 -15 ay kadar sonra.
bazilarinin aksine regl'imi severim ben. kendisiyle hep ozel ve guzel bir iliskim olmustur, bana disi'ligimi hatirlatan bir sembol olarak gormusumdur onu hep.
oysa ki tanismamiz cok gec olmustu onunla; yaklasik 15 yasimin sonundaydim benimle tanismaya karar verdiginde, zira ben ona gidemezdim o bana gelirdi. tum arkadaslarimi ziyaret etmisti hem de cok coook onceden. boyle seyleri konusurdu kizlar aralarinda; ben onun henuz benimle tanismadigini soylemez, hep susardim; ozellikle beden egitimi dersi oncesi soyunma odasi konusmalarina katilmamak icin cabucak giyinir cikardim disariya ve icten ice kizardim ona niye gelmiyor diye.
ve gun geldi, tanisti benimle... bir yaz tatiliydi, bir Istanbul ziyaretiydi, bir Kalamis'taki evdi; orada geldi, oyle ansizin; agrisiz, sizisiz...
tanismamiz bekledigim gibi olmamis, ben heyecanlanmamis ve hatta sevinmemis ve o kadar bekledigim halde bir anda onu sevememistim de. ama sonra o bana kendini sevdirdi: hic birgun dayanilamayacak agrilar yasatmadi bana, gelisi sorunsuz oldu, edepliydi, en fazla dort gun surerdi ziyareti sonra ansizin ceker giderdi. ardinda bende saglikli oldugumu ve disiligimi hissettiren guzel bir his birakirdi yalnizca. ve ben gelecek ziyaretini dort gozle beklerdim.
simdi burada, benimle, bana o guzel duygulari hissettirmek icin yine geldi,
hosgeldi...
12 Temmuz 2006 Çarşamba

resimlerle...

1.resim:
annemin saci kesiliyor, babam bekliyor, ben uyuyorum :)...
2.resim:
annemin sonunda (!) bulabildigi alet ile seftalimi emerken...
3.resim:
rap mi yapiyorum, kameraya mi uzaniyorum? siz karar verin artik...
4.resim:
canim annem ve ben... arka fonda da babamin tisortu var. babacigim tisortler cekmeceye konur, ortaliga atilmaz! bak rezil olduk ele gune ;)
5.resim:
baby Gabe de kimmis... ben baby Selim, iste bu da Oktay amcamla Enise teyzemin hediyesi, ustune biniyorum, geziyorum boyle ;)









11 Temmuz 2006 Salı

6 aylik kontrolu

dun Selim'i 6 aylik kontrolune goturduk doktora. buyume gostergelerimiz artmis, buyuyormusuz, rutin kontrolleri yapildi, doktoruyla gorusuldu vs. vs. bu sefer cok fazla sey sormadik doktora, soracak pek birsey yoktu, su ek besin meselesi disinda, ona da artik baslamamizi onerdi doktor ve bir liste - program gibi birsey verdi, artik daha sistematik birseylere baslariz herhalde.
Selim'i rahatsiz eden birsey yapti doktor teyzesi, biz de her alt degistirmede yapma durumundayiz; sunnet derisi ilerlemesin diye geriye itti doktor, cani yandi minnosumun agladi biraz, biz de her alt degistirmede bunu yapma konumundayiz simdi, icim elvermedigi icin caninin yanmasini zorunlu olmadikca alt degistirme olayi bu aralar Sebo'ya siklikla devredildi.
Sonra yine 4 adet asi oldu, feryat figan etti Selim pasa yine. neyse ki bundan sonraki asi zamani 12 aylik kontrolunde. bundan sonraki rutin kontrolumuz ise 9 aylikken. 3 ay ara cok gibi geldi ama burada prosedur boyleymis diyerek birsey demedik artik, turkiye'de nasil acaba?
bu arada turkiye'deki uygulamalari merak ediyorum. ozellikle de yemek konusunda, biz burada acayip konservatif olduk, birsey vermeden once yuz kere dusunuyoruz Selim'e, ornegin tuz- yag - seker bir yasindan once vermeyin falan deniliyor ama bu turkiye'de boyle degil bildigim kadariyla. bu konuda birsey bilmiyorum sanirim.
Selim pasa ise hayatindan memnun genelde. bu aralar su ucak oyuncagi favorisi. ayni oyuncagi yanda linkini verdigim "baby gabe" blogunda bir fotografta gorunce cok sasirmistim. Selim elbette Gabe kadar buyuk degil ama o dugmesine basinca donen pervaneyi izlemeye, ve durdugu zamanlarda dislemeye bayiliyor. Hatta dun babasi ustune oturtmus, oyuncagin biryerlerine tutunarak oturabilmis o da, arkasindan iterek evi dolasiyor. o oyuncagin ustunde cok minik gorunuyor Selim ve de cok tatli. O uzaktayken oyuncagi calistirdigimizda hemen heyecanla komandovari emekleme- surunmesiyle oyuncagin yanina geliyor.
biz de onun resimlerini cekiyoruz, yakinda resimlerle gorusmek uzere...

yazmaya deger mi?

bugunlerde pek yazmaya deger birseyler bulamiyorum kendimle ilgili.
ev ve okul ve bazen de arkadaslarimizla gorusmemiz arasinda gecen cok monoton bir yasamimiz var su siralar. uzerinde dusunmege, okumaya deger bile birseyler bulamiyorum pek. kendimle kusmus gibiyim, pek de iyi hissetmiyorum bu nedenle kendimi.
biliyorum bir tatile ihtiyacim var, ihtiyacimiz var.
hicbirsey yapmak istemiyor canim; evde bile oylesine yatmak istiyorum hep, evin zorunlu islerini de zorla yapiyorum - Selim'le ilgili olanlar haric ;-) - baska bir hocayla yaptigimiz calisma ite kaka zar zor gidiyor, hep son anlara birakiyorum, son anlarda calisiyorum bir sucluluk duygusuyla; is basvurularini zorla yapiyorum, pozisyonlara zorla bakiyorum, atlanta'ya ucak biletlerini ve oteli zorla ayarliyorum, ki bunlar keyifli olmasi gereken seyler, artik ayni ve zorunluluk haline gelmeye baslayan insanlarla zorla gorusuyorum, ayni mekanlara zorla gidiyorum vs vs. icimden gelerek yaptigim seyler -yine Selim disinda- yok denecek kadar az, hatta yok bile denilebilir.
neden "istemeyerek... istemeyerek..."? bilmiyorum...
bazi belirsizlikler var yasantimizda, bunlar olsun bitsin kesinlessin artik istiyorum.
iste boyle, yazmiyorum, yazamiyorum; yazmamamin da en buyuk nedeni bu. icimden gelmiyor, ozellikle kendimle ilgili birseyleri yazmaya deger bulmuyorum iste- Selim mustesna :-)-...
6 Temmuz 2006 Perşembe

mucizevi alet

ne zamandir ariyordum...
tecrubeli "anne"ler bebeklerinin cok sevdigi bir alet oldugunu soylemislerdi.
icine benim simdi koydugum gibi seftali koyan da vardi, karpuz da, uzum de, muz da ve bilimum sebze de.
ariyordum bulamiyordum, gerci tam olarak neye benzedigini de bilemedigim icin raflara melul melul bakarken buluyordum kendimi.
bugun buldum! yuppi diyerek sevindim, tam takla atacaktim ki insanlarin icinde oldugumu farkettim.
eve geldim, hemen deneyemediysem de bir on dakika once icine seftalileri soyup koydum ve Selim'e verdim.

Nasil mi? bence super birsey, Selim eline verdigim andan beri onu disliyor, suyunu emiyor, aslinda Selim'e sormak lazim ama su anda yanitlayamaz sizi, cok mesgul; kendi kendine seftali suyu emiyor oglum benim ;)
Not: bu alet turkiye'de var mi veya adi nedir bilmiyorum ama burada "fresh food feeder" olarak geciyor, markasi "munchkin".
5 Temmuz 2006 Çarşamba

Selim bugun 6. ayini doldurdu!

Bugun 6. ayini doldurdu Selim ve bu hafta bircok "ilk"i yasadik Selim'le. Unutmadan yazmak istedim ben de.
Ilk defa Selim'in artik yavas yavas sahiplenme duygularinin gelistigini gorduk ornegin -gectigimiz pazar gunu-
Ilk defa terlik yedi- bugun-
Ilk defa cok yakindan kedi gordu, cok sasirdi- dun-
Ilk defa uzunca denilebilecek bir sure arabada seyahat etti- dun-
Ilk defa cicek, sarmasik yoldu ve yedi- gectigimiz hafta birgun-
Ilk defa havai fisekleri izledi- dun-
Ilk defa 71 gr'lik elma puresinin tamamini yedi- bugun-
Gectigimiz pazar gunu bir arkadaslarimiz bize yemege gelmislerdi. Onlarin da uc yasinda kucuk bir kizlari var -uc yas simdi bana cok cok buyuk gibi geliyor-. Odada Selim'in oyuncaklari ile oynuyordu kizcagiz. Ne zamanki Selim'in muzikli kitabiyla oynamaya basladi, Selim once bir dikkat kesildi, sonra oyuncaga dogru yoneldi, surunme -emekleme tarzi bir sekilde oyuncagin yanina kadar gitti ve biraz bekledi, kizcagizin hala oynadigini gorunce klasik gozlerini kizartip dudaklarini buktu ve aglamaya basladi, biz ne oldu falan derken herhalde oyuncagi istedik ve oyuncagi Selim'e verdik; aglama hemen kesildi.
Bu arada minik kiz olay mahalindan biraz uzakta duran Selim'in bir baska oyuncagi ile oynamaya basladi. Selim elindeki muzikli kitabini birakti, hizlica kizin oldugu tarafa yoneldi, ve yine surunme-emekleme tarzinda o oyuncaga dogru gitmeye basladi. Bu arada ben ve arkadasim soke olmus gozlerle Selim'i izlemekteydik. Selim yine oyuncagin basinda klasik hareketiyle aglamaya baslayiinca ben gozlerime inanamadim, bu kadar kucuk yasta sahiplenme duygusunun gelismeye basladigini bilmiyordum acikcasi. Bizi sasirtti Selim efendi.
Bugun de cok zamandir bekledigim terlik yeme olayi gerceklesti. Terliklere karsi- sanirim her bebek gibi- Selim'in de bir ilgisi var, bu nedenle emeklemesi gelissin diye terliklere dogru gidisine ses cikarmiyor ama agzina almamasi icin ozen gosteriyorduk, derken bugun gormedigimiz bir anda onu benim terliklerimi agzina sokmus bir vaziyette emerken buldum, bir an panik oldum Selim'i alip agzini falan yikadim ama yapacak birsey yok ekstra mikrop almis oldu artik Selim bebek.
Dun 4 temmuz kutlamalari dolayisiyla gokyuzunun herbir kosesinde havaifisek gosterileri vardi. Arkadaslarimiza gitmistik, onlarin balkonundan da cok guzel bir havaifisek gosterisi izleme imkani bulduk. Selim saskin ve merakli bakislarla gokyuzunu izledi, cikan seslerden biraz korktu ama sonucta onun icin bir ilk'i yasadi artik.
Ilkleri yasamaya devam, bizim icin o kadar, heyecanli-komik-sasirtici ve buyuleyici oluyor.
4 Temmuz 2006 Salı

yorgun haftasonu...

bu haftasonu ne yaptim?
bir alisveris- merkezinden oburune kandime takim aradim.
buldum mu?
ilk gun degil ama ikinci gun buldum; iki takim bir de pantalon aldim. 8 beden, ama zingazink oturuyorlar bana, yani konferansa kadar iclerinde daha rahat olabilmem icin biraz spor yapmam lazim- hala sut verdigim icin pek diyet yapma taraftari degilim henuz-. Neyse takim konusu burada kapandi, fikir veren arkadasima tesekkuru bir borc bilirim.
Ayakkabi ve cantaya geldi simdi sira, bir de onun icin dolasacagiz haril haril; hadi bakalim.
Sonra cok kotu birsey yaptim ama... tam alis veris bitti derken bir kuafore ugrama gafletinde bulundum. Gaflet diyorum cunku sacimi kestirdim; hem de kisacik, hem de oglan gibi :-(.
Evet, oglan cocuklarina benzedim cok, tam da konferans oncesi sirasi miydi boyle bir hata yapmanin simdi! Yaptim ama oldu bir kere ve donus yok simdi. Hele de pantalonlu takimi da giyince tam "erkek Fatma" modeline donusuyorum, ne yapsam faydasiz.
cok umitsiz durumdayim cok; bir soz vardi "umutsuz vak'a" diye iste o benim simdi; tek umudum bir aya kadar az biraz da olsa saclarimin uzamasi. Gerci belki kucuk tokalarla birseyler yapabilirim ama o zaman da kucuk kiz cocuguna donusuyorum, kucul de cebime gir misali, ciddiyet sifir olacak, o zaman hangi okul beni ise alacak "assistant professor" olarak merak ediyorum?
yani iste haftasonumu noktalayan olay bu oldu benim icin; uf diyorum puf diyorum, ne yapsam diyorum; fikri olan?

Hayatimizdaki degerli kadinlara...

Genelde "forward" edilen maillerle isim olmaz. Yazilan sey cok hosuma gitmedikce baskalarina iletmem. Ancak biraz once- bu arada saat sabahin bes bucugu burada, dortte kalkip Selim'i emzirdim ve farkettim ki geceden beri surmekte olan basagrim hala gecmemis, basimin sol on kosesi hala feci sekilde agriyor, ben de uyuyamadim o saatten beri :(- okudugum bir maili hem sevdiklerime ilettim; hem de sizlerle paylasmak istedim burada. Yasamimizdaki bayanlarin onemli oldugunu vurgulayan ve benim de paylastigim bir anafikri olan bir yazi. Ingilizce oldugu icin ozur dilerim ama...

"To all my 'hand-picked SISTERS' .......
A young wife sat on a sofa on a hot humid day, drinking iced tea and visiting with her Mother. As they talked about life, about marriage, about the responsibilities of life and the obligations of adulthood, the mother clinked the ice cubes in her glass thoughtfully and turned a clear, sober glance upon her daughter.
"Don't forget your Sisters," she advised, swirling the tea leaves to the bottom of her glass. "They'll be more important as you get older. No matter how much you love your husband, no matter how much you love the children you may have, you are still going to need Sisters. Remember to go places with them now and then; do things with them.

"Remember that 'Sisters' means ALL the women... your girlfriends, your daughters, and all your other women relatives too.
"You'll need other women. Women always do."
'What a funny piece of advice!' the young woman thought. 'Haven't I just gotten married? Haven't I just joined the couple-world? I'm now a married woman, for goodness sake! A grownup! Surely my husband and the family we may start will be all I need to make my life worthwhile!'
But she listened to her Mother. She kept contact with her Sisters and made more women friends each year. As the years tumbled by, one after another, she gradually came to understand that her Mom really knew what she was talking about. As time and nature work their changes and their mysteries upon a woman, Sisters are the mainstays of her life.
After more than 50 years of living in this world, here is what I've learned:
Time passes,
Life happens,
Distance separates,
Children grow up,
Jobs come and go,
Love waxes and wanes,
Men don't do what they're supposed to do,
Hearts break,
Parents die,
Colleagues forget favors,
Careers end.
BUT.........
Sisters are there, no matter how much time and how many miles are between you.
A girl friend is never farther away than needing her can reach.

When you have to walk that lonesome valley and you have to walk it by yourself, the women in your life will be on the valley's rim, cheering you on, pulling for you, intervening on your behalf, and waiting with open arms at the valley's end.
Sometimes, they will even break the rules and walk beside you.
Or come in and carry you out.
Girlfriends, daughters, granddaughters, daughters-in-law, sisters, sisters-in-l aw, Mothers, Grandmothers, aunties, nieces, cousins, and extended family, all bless our life!
The world wouldn't be the same without women, and neither would I.
When we began this adventure called womanhood, we had no idea of the incredible joys or sorrows that lay ahead.
Nor did we know h ow much we would need each other.
Every day, we need each other still.
Pass this on to all the women who help make your life meaningful. I just did. Love ya!!"