Pages

27 Eylül 2010 Pazartesi



Abi-kardes'in bu pozlari cok hosuma gitti ve paylasmak istedim.
Bu sabah Kerem'in Selim'e bir abiii diyerek gidip sarilisi vardi ki gozlerimi yasartti. Kerem bu aralar "abiii" demeyi de kesfediyor. Abisinin de ayrica hosuna gidiyor elbette bu durum.
Umuyorum hayat boyu birbirlerini anlayan, mutluluklarini, dertlerini paylasan, birbirleri icin candan birer kardes, yoldas ve arkadas ve birbirlerinin vazgecilmezi olurlar.

Onlari cok seviyorum!
25 Eylül 2010 Cumartesi

Guzel bir aksam...


Dun, cumhurbaskanimizin ABD ziyaretleri cercevesinde Boston ve cevresindeki akademisyenlere verdigi yemekteydik. Hem boyle bir ortamda bulunmak hem de diger akademisyenlerle bulusmak hos bir degisiklik oldu.
Sevgi ile yuzyuze tanismak ise geceye guzellik katan onemli bir ayrinti oldu benim icin.
Posted by Picasa
24 Eylül 2010 Cuma
duygu ve dusuncelerimi paylasmanin yanisira hani bir de yasanilanlar unutulmasin, kalsin internet denen sanal (sanal mi?- artik en onemli gerceklerimizden biri oldu ya) alemin bir kiyisinda diye yazmakti amac hani? yine de kaliyor birsey yazmadigimiz unuttuklarimiz, ya da elimizin gidip de yazamadiklari ya da yasanilanlar unutulsun bir daha yasanmasin diye hic bahsini bile etmediklerimiz.
o bahsini etmediklerimiz aslinda zaten kafamizin bir kosesine kazinip hic cikmayacak olan anilar.
mutluluklari unutup da uzuntuleri ne kadar cok tasiyabiliyor insan hafizasinda, garip degil mi? ya da ben mi boyleyim bir kisilik meselesi mi bu bilemiyorum.
ama bazi seyleri unutamiyorum iste ve unutamadiklarim beni en cok yaralayanlar....
*** *** ***
unutmak istemediklerim ise su siralar Kerem'in yeni yeni -ve de cok israrli olarak- soyledigi "anne" kelimesi ornegin...
hizlica soyledigi zaman "anniii, anniii" diye cikan... zaman zaman da "annnneee, annnneee" diye ille de o "n" harfine siddetli bir vurgu yaparak soyledegi anneleri unutmak istemiyorum.

Peki Kerem'in ilk guzel soyledigi kelime nedir derseniz, once "deeel" gel anlaminda, ve sonra da  "cicek" derim. "chichi" seklinde cikan cicek yemege aldigimiz misafirlerimizin bize sikca getirdigi bir hediye olup Kerem'in ilk ilgisini cekenler arasindaydi.
Sonra gelen kelime ise "ayiy", kendisine sikca soylenen bir kelime oldugu icin hemen ogrendi "hayir" kelimesini. Ornegin karistirmamasi gerekn bir cekmece veya dolaba gidip de karistirmak icin acacagi dolabin onunde kendi kendine "ayiy" dese de yine de bir guzel acip da karistiriyor iste. Bu arada mutfaktaki her dolaba cocuk kilidi takip kilidin ise yaramadigi durumlarda da dolabin kulpu vs herseyi cikardigimizi yazmis miydim?
Selim de severdi karistirmayi ama ona ayirdigimiz icinde sadece plastik tabak vslerin oldugu dolabi gider acar karistirirdi yavrum, pek digerlerini ellemezdi. Ama Kerem yetinmiyor bir dolapla ille de heryere o minik burnunu bir sokacak.
*** *** ***
Selim'in okulunda bu gunlerde aile temasi isleniyor. Bu temayla birlikte eve verdikleri bir proje vardi. Bir tren vagonu seklinde kesilmis kagida ailemizle ilgili dekorasyon yaptik birlikte. Dort kisilik ailemizi cok guzel resmetti Selim o vagona. Her cocugun vagonunu birlestirip bir sinif treni yapacaklarmis. Selim'e bugunlerde oturup sunu ciz dedigimizde guzel resim yapiyor.
20 Eylül 2010 Pazartesi

bu arada....

Bugun
Sebo ile yeni bir doneme basladik...
Bakalim kalici olacak mi?
Umid ederim ki olur...

bahce satisi

dolu dolu bir haftasonu gecirdik...
oyle boyle degil, hemen herseyi yasadim bu haftasonu.
her tur duyguyu da...
uzuntu ve mutluluk...
doluluk ve bosluk
durumlarini hep ic ice yasadim, kendi capimda...
*** *** ***
tum bunlari bir kenera itersek hafta sonuna cumartesi ve pazar sabahlari gittigimiz "yard sale"ler damgasini vurdu diyebilirim.
bahce satisi diye direk cevirebilecegim yard sale'lerde insanlar kullandiklari esyalari bahcelerine cikarip genelde cok uygun fiyatlara satiyorlar. Ornegini bu alttaki resimde gorebilirsiniz:


bu bahce satislarinda kiyafet vs de bulmak mumkunken benim favorim hep cesitli ev esyalari -genelde cam, seramik-, aksesuarlar ve kitap, dvd, oyuncak gibi cocuk esyalari oluyor.
Bu haftasonu Selim ve Kerem'e cesitli oyuncak, Selim'e kitap ve video, salonumuza aksesuar ve cay bardaklarimiza cay tabagi -bu tabaklarin orijinal islevi cay tabagi degildi elbette :)- buyuk bir camasir sepeti, sisme cocuk havuzu -patlagi var mi bilmiyorum, umarim yoktur ;)- ve yikarken kirdigim bir surahi aldik bahce satisindan.
yalniz genellikle 9'da baslayan bu satislara her iki gun de gec gittigimiz icin bu hafta hava guzel olursa bir de erken gidip ne var ne yok diye bakmak istiyorum.
bahce satisi gezmek gercekten cok hosuma gidiyor ve oradan aldigim seyler sanki yeni aldiklarimdan daha guzel ve anlamli diye hissediyorum.
oyle ki hala Dallas'tayken bir bahce satisindan aldigim kirkyama bir pikeyi hala kullaniyorum,ve yine o zaman aldigim banyo perdesi askiliklarini da uzun zaman kullandiktan sonra hala sakliyorum, bir de mucevher kutum var Dallas'ta bir bahce satsindan aldigim ve hala kullandigim esyalar arasinda.

bir de simdi evdeki esyalara, cocuklarin oyuncaklarina da ben bahce satisi yapsam neyi cikarip ne kadar satarim diye bakmaya basladim, feci bir durum :)
15 Eylül 2010 Çarşamba

Bu sonbahar yogun gececek...


Cocuklar buyudukce bir sisteme oturmaya basliyor. Ozellikle de okula -ya da okul oncesi krese- basladiktan sonra boyle saniyorum.
Ornegin Selim buyudukce onu evde oyalamak cok zor olmaya basladi; oyun, kitap, aktivite, yeri geldiginde tv, bilgisayar, parka goturme, uyuma, yemek derken yine ayni rutine baslamak gercekten anne baba icin kolay degil. Bir cocugun buyumesine gercekten cok "kaliteli" zaman yatirimi yapiyor insan.
Ancak buyudukce Selim'i gonderebilecegimiz aktiviteler de bulmaya basladik. Gelecek haftadan itibaren Ekim ayi sonuna dek cumartesileri yuzmeye gidecek Selim. Sonra Araliga kadar da basketbola. Ikinci donem yine farkli sporlara yazdirmayi dusunuyorum, boylece iclerinden sevdigini secip ona yonlenebilir isterse diye dusunuyoruz.

Bu arada Selim tekrar eski okuluna basladi. Ozlemis. Dun okuldan gelirken yol boyunca neler yaptigini anlatti durdu okulda.
Selim'in kendine has hal, tavir, istek ve dusuncelerini gordukce sasiriyorum zaman zaman. Ornegin ben arabada cok yuksek sesli muzik dinlemeyi seviyorum ve bu sabah Selim'le okula giderken ayni sekilde yuksek sesli muzik acmistim. Farkettim ki Selim arkada yuzunu eksitmis bir sekilde duruyor ve bana hic eslik etmiyor. Ne oldu diye sordum:
"too loud!" dedi...
Cok yuksek sesten hoslanmiyormus kucuk beyimiz...

Sanki oyun oynarken arada bagirip naralar atan kendisi degil gibi... Cocugumun fikirlerine deger veren bir anne olarak bunu ona hatirlatmadim tabii ki...

Selim icin okul, spor vs derken Kerem icin de soyle birseyler dusunuyorum ama bakalim ingilizce olmasi beni dusunduruyor biraz. Selimde oyle bir problemimiz olmadi ancak Kerem ozellikle abisinden cok fazla ingilizceye maruz kaliyor simdiden, daha Turkce ogrenmeden Ingilizceyle bu kadar hasir nesir olmasi Turkce ogrenmesini engeller mi diye dusunuyorum. Cunku zaten Selim'den gozlemledigim kadariyla buyudukce Ingilizce ister istemez ilk secenegi haline gelecek. Oysa biz aile olarak evde Turkce konusmaya ozen gosteriyoruz ve cocuklarimizin Turkceyi de cok iyi konusmalarini istiyoruz. Bakalim basarabilecek miyiz???

TR'dekiler biliyordur ya soyle bir web sitesi varmis. Bu aralar birkac yazar disinda Turkce kitaplardan uzak kaldim. Takip edebilmek adina iyi olabilir diye dusunuyorum.

Yogun baslayan donemimize bir de Sebo'nun Portekiz'de yine bu donem ders verme durumlari kesinlesti.
Cok sevindim.
Gectigimiz Ekim ayinda gitmistik Lizbon'a. Surada ve su yazimda bahsetmistim biraz.
Lizbon'u genel olarak sevdik. Belki her zaman yasamak icin degil ama arada sirada gitmek icin guzel bir yer oldugunu dusunmustuk.
Turkiye ile olan benzerliklerini ve buraya Turkiye'den daha yakin olusu ile ikinci bir mekan olacak gibi Lizbon bize. Seboders verdigi zamanlar biz de mumkun oldugunca ona takilacagiz :-) . Belki de kis tatilimizi orada gecirecegiz bu sene eger ben de buradaki derslerimi ayarlayabilirsem, belki de sadece yaza kalir bizim Sebo'ya takilmamiz, bakalim, cok belirgin degil. Ama bu durum surekli olursa ozellikle Selim ve Kerem'in ucuncu bir dil ogrenmesi icin yazlari orada gecirmemiz iyi olabilir diye dusunuyorum. Aslinda ben ve cocuklar icin tatil, Sebo icin calisma demeliydim galiba...

Yogunluk iyi geliyor bana, dusunmuyorum bazi seyleri...

Not: Bu sabah Selim'i okula gotururken yolda sonbahar temasiyla suslenmis bir araba gorduk. Arabanin etrafi plastik turuncu, kahverengi, kirmizi tonlarinda yapraklar, yaprak, balkabagi, korkuluk cikartmalariyla doluydu. Tam fotograflikti aslinda...
Gulumsedim...
Ben de sonbahar sevgisini abartmis durumdayim, yakinda oyle birsey yaparsam yazarim :)))

12 Eylül 2010 Pazar
7 Eylül 2010 Salı

Anneler Grubu ve sut bankasi :)

Gecen sene is arkadasim onermisti. Ozellikle yeni bir muhite (eski bir kelime geldi kulagima "muhit") tasindiginda o bolgedeki "anneler grubunu" buldugunu ve onlarin etkinliklerine katildigini, tanisip arkadas edindigini ve cesitli konularda bilgi aldigini soylemisti.
Cumartesi gunu de yan komsumuz ayni konudan bahsedince ben de nette bir arastirma yapip oturdugumuz yerdeki anneler grubuna uye oldum. Hatta bu grubun 23 Eylul'de bir bulusmasi varmis, "moms night out" tarzinda, yapabilirsem gitmeyi planliyorum.
Boston ve cevresindeki anneler grubunun linklerini su sitede buldum.
Bilmiyorum Turkiye'de boyle olusumlar var mi ama olsa guzel olur. Ozellikle insan yeni bir yere tasininca neyi nasil yapacagi konusunda onerilere ve referanslara ihtiyac duyuyor; yeni insanlarla tanisma konusu da var tabii ki.
Bakalim nasil birsey olacak, izlenimlerimi ileride paylasmak uzere...

*** *** *** ***
Bu konuda ne dusunursunuz merak ediyorum: anne sutu bankasi...
Ozellikle emziremeyen anneler icin, sut veren anneler oncelikle bir saglik kontrolunden ve testlerden gectikten sonra sutlerini bu bankaya bagisliyorlar, banka da ayni kan bankasi gibi sutleri emziremeyen annelere gonderiyor. Linki burada.
Bu bana "sut annesi" olayini animsatti. Ancak sut annesi, sut bankasina gore daha mantikli geliyor cunku en azindan bebek belirli bir kisiden sut emiyor.
Ancak sut bankasi yararina soyle birsey de soylenebilir, bizim ictigimiz sutler de bircok inekten toplaniyor...
Bilmem, siz ne dersiniz?

6 Eylül 2010 Pazartesi
cok cok uzuldum...
ne denir, nasil denir? o derin aci nasil paylasilir?

mekanin cennet olsun minik Nehir...

iscinin, emekcinin bayrami ...

Yok, bilemediniz, 1 Mayis degil, Eylul ayinin ilk pazartesi gunu yani bugun...
Bugun resmi isci gunu, bayrami diyebiliriz. Ama acip bakip ogrenmesem emekle isle vs. ilgisi oldugunu dusunmeyecegim cunku genelde bugun ya alisveris icin, ya yazin bitisi icin, ya okullarin baslamasi icin yani anlayacaginiz turlu turlu sebeplerle dinlenmeyle, partiyle, piknikle gecen bir gun.

Yan komsularimiz ornegin dun "labor day" partisi verdiler, arka bahcelerinde barbekuleriyle... Bugun pekcok yerde "labor day" indirimi var, alisveris icin ornegin.

Iste boyle bugun burada tatil, pazertesi sendromu yok kimsede cunku bugun labor day !

*** *** ***
Bense bu sabah bol gunesli, ve esintili bir sabaha uyandim.... Cumartesiden beri sicakliklar dustu ve sanki sonbahar havasina girdik gibi, agaclar da yesil renginden yavas yavas -ama emin adimlarla- siyriliyor. Sonbahar, en sevdigim mevsim!

Bu sabahin havasi Kusadasi'ni animsatti bana, yazin son zamanlarinda sabah esintisiyle gunesli sabahlara uyandigim eski zamanlari... O zamanlar boyle sabahlari sevmezdim ille de deniz dalgali, bulanik olur ve girmesi sevimsiz olur diye. Simdi sorsaniz baska birsey soylerim...

*** *** ***
Cuma gunu basliyor ilk dersim, stres yapmisim, bu gece ruyamda derse girdim hep...

*** *** ***
Bugun ne yapmali acaba? Boyle guzel havada da yan gelip yatilmaz ki...