Pages

30 Ocak 2007 Salı

ilk gunler...

Hayirlisiyla basladi Selim krese...
Ilk gun (29 Ocak 2007):
Sabah Seboyla beraber Sumuklu ve Selim giyindiler. Sumuklu, Selim'i "hadi bay bay yapacagiz" diyerek giyinmeye, ozellikle de hic giymek istemedigi coraplarini ve ayakkabilarini, daha sonra sari montunu giymeye ozendirmeye calisiyordu. Selim giyindi, ve Sumuklu ve Selim arabalarina bindiler. Sumuklu, Huggies bebek bezi paketinden cikan Leapfrog nursery rhymes cd'sini koydu, cdyi dinleyerek krese gittiler -bu arada cok ogretici bir cd'ymis, sayilar, renkler, alfabe hatta ispanyolca bile ogretiyor; biz aman cocugun kafasi ingilizceyle karisacak diye kara kara dusunurken bir de ispanyolca sokusturmuslar cd'ye-. Krese girdiler, daha buyuk cocuklarin oldugu bolumden gecerek 12-16 aylik bebeklerin bulundugu bolume girdiler. Sumuklu'nun icten ve guleryuzlu olduklarini dusundugu bakicilari onlari karsiladi, Selim'i kucagina alarak montunu cikardi ve bir sure sonra Selim'i yere birakti; bu arada Sumuklu dikkatlice Selim'i izliyordu.
Selim bir muddet donmus bir sekilde ortada durdu oylece; arastirmaci gazeteci ruhuyla dikkatlice cevresini, oyuncaklari ve cevresindeki kendi gibi minikleri izlemeye koyuldu. Bir muddet boyle kaldiktan sonra bakicisi onu atistirilacak birseyler -snack (yok annecigim snake degil :))- vermek uzere mama sanalyesine koyuyordu ki Sumuklu bu esnada oradan ayrildi.
Selim kendi macerasini yasayadursun Sumuklu arabayi kullanirken birkac damla yas akitmayi ve "hayirli olsun insallah senin icin guzel oglum, Allah'a emanetsin" demeyi ihmal etmedi.
Sumuklu tum gun Selim'i merak etti. Ogleye dogru kresi aradiginda Selim'in iyi oldugu, patates puresi, misir ve armuttan olusan ogle yemegini yedigini ogrendi; ici rahatladi biraz.
Selim'i kresten alma zamani geldiginde heyecanla -nasil bir heyecandi o!- krese dogru yollandi. Kapidan baktiginda bakicinin kucagindaydi Selim. Sumuklu iceri girdi, Selim Sumuklu'yu gorunce kocaman gulumsedi, ama arkasindan sitem dolu bir aglama geldi. Sumuklu, "aglama yavrucugum, bak annen burada, birlikteyiz artik" diye fisildadi Selim'in kulagina. Ve birlikte mutlu -mesut evlerinin yolunu tuttular.
Ikinci gun (30 Ocak 2007):
Bugun Selim artik olanlari anlamisti... Bu nedenledir ki Sumuklu Selim'i krese goturur goturmez Selim Sumuklu'nun kucagina daha bir yapisti. Sumuklu, zorlanarak onu kucagindan indirdi, montunu cikardi ve bakiciya teslim etti. Bu esnada Selim agliyordu. Ciddi bir aglama moduna girdi, bakicilardan biri Selim'i kucagina alarak yatistirmaya calisti ve bu esnada bana ayrilmami Selim'in birazdan yatisacagini soyledi. Ayrildi Sumuklu, ama ikinci gun akli daha bir orada kaldi sanki. Yine oglen aradiginda herseyin iyi oldugunu Selim'in hem ogle yemegini guzelce yedigini, hem de guzel guzel oynadigini soylediler.
Aksam almaya gittiginde Sumuklu, Selim misil misil uyuyordu. Herseyin iyi gectigini soyledi bakicilar, onceki gunun aksine gunduz hic aglamamisti Selim. Ikinci gun "good boy" oldugunu soylediler Selim'in; bu Sumuklu'yu memnun etti.

Evdeki rutinleri ayni sekilde devam ediyor, Selim gorunuse gore krese alisacak, fazla sorun olmayacak gibi. Sumuklunun de iki gunluk tecrubesine dayanarak bakicilarin ilgili, guleryuzlu olduklarini, cocuklara bireysel ilgi gosterdiklerini ve hijyene onem verdiklerini gordugu icin daha bir ici rahat.

Bu olayda birtek Sebo eksik kaldi cunku 2 gundur ben aliyorum kresten, o da birazdan eve gidince Selim'in kres macerasina anlatacagiz ona. Sumuklu ve Selim, Sebo'yu dort gozle bekliyorlar bu mecaralari paylasmak icin; ve yeni maceralari doyasiya paylasmak icin ;) Sebo da yetistirmesi gereken birsey icin eve kapandi, yarin cikacak kabugundan;)
26 Ocak 2007 Cuma

yeni bir baslangic!

Bir hafta olmus yazmayali.
Selim pazartesi gunu yeni bir baslangic yapacak su bir yillik hayatinda. Ilk defa krese baslayacak kendileri.
Bugun babasi, ben ve Selim; carsamba gunu benim on tarama yapip begendigim krese gittik, babasinin da gormesi icin. Tekrar o da bakti ve hepbirlikte (anne ve babasi, Selim yok isin icinde henuz) uygun olduguna karar verip krese yazdirdik Selim'i. Onumuzdeki pazartesi (Ocak 29, 2007) gununden itibaren hayirlisi ile baslayacak Selim. Haftada bes gun, gunde 8 saat. Alismasi, ve bizim su anki is durumumuzun yogunlugu acisindan haftada bes gun baslatmayi uygun gorduk, birkac ay sonra belki uc gune indirebiliriz, bakalim.
Bugune kadar -bilmeyenler icin- donusumlu bakiyorduk Selim'e. Cok sukur, iyi de idare ettigimizi dusunuyorum. Boyle bakmamiz hem Sebo, hem benim, hem de en onemlisi Selim acisindan cok iyi oldu. Selim ilk bir yilinda anne ve babasindan uzak kalmamis oldu, boylelikle biz yavrumuzu daha iyi tanidik, o da bizim sevgimizden mahrum kalmamis oldu, babasiyla da guzel ve farkli bir bag gelistirdiler, hem de Sebo da bebek bakimi konusunda cidden cok iyi deneyim kazandi. Aslinda bu acidan cok sukrediyoruz, cunku bu sekilde anne babayla birlikte yogun bir sekilde bir yilini gecirmek aslinda cok fazla kismet olmaz. Hatta bizim de bundan sonra dusundugumuz -insallah- Selim'e kardeslere de cok kismet olmaz.
Bakalim Selim krese nasil uyum saglayacak? Su krese gidecek, ben baya begendim simdilik icin rahat sanirim.
Hayirlisi olsun; Selim'in yeni kres anili maceralarinda bulusmak uzere...
20 Ocak 2007 Cumartesi

ilk kutuphane deneyimi :)





Bugun Selim ilk kez kutuphaneye gitti.
Ogleden sonra iyice sikilmisti Selim ve annesi evde. Babalarinin olmayisi bu sikilganligin ilk ve en onemli sebebiydi tabii ki. Evde vakit gecirebilecek herseyi yapmislardi. Uzun zamandir kutuphaneye gitmek vardi Selim'in annesinin aklinda; bu nedenle "bugun kutuphaneye gitmek icin iyi bir gun" diye dusundu Selim'in annesi. Gerci havalarin soguk ve yagmurlu olmasi Selim'i cikarmak icin de uygun mu diye dusunuyordu bir yandan. Disariya cikti, bakti; hafif yagmur vardi ama hersey uygun gorunuyordu. Zaten evin opnunde park eden arabalarina binecekler kutuphaneye girecekler oradan yine eve doneceklerdi.
Ciktilar yola, ve kutuphaneye vardilaaar.
Selim, kutuphaneye girer girmez coook heyecanlandi ve unlu heyecan sesini cikartti. Sonra hemen cocuk bolumundeki raflara yoneldi. Elbette Selim kitaplardan cok "raflardaki kitaplari nasil yere indirebilirim" ve "etraftaki cocuklar hey benimle oynasaniza!" gibi cumlelerle ilgiliydi. Hal boyleyken yine de tatli dilli annesi onun ilgisini kitaplara yoneltmeyi basardi :). Birkac kitaba baktilar, etrafta dolastilar, cizgi film dvdlerine baktilar, etraftaki cocuklu insanlarla konusturlar.... derken kutuphanede bir saat gecirdiler. Selim bu etkinlikten baya yorulmus olacak ki eve donus yolunda daha kutuphanenin park yerinden cikmadan uyuyakaldi.
Guzel bir ani, kutuphaneden odunc aldiklari dort kitap, ve iki cizgifilm dvdsi ise yanlarina kar kaldi...

pullar, pullar...

Kucuk bir cocukken ben kolleksiyon yapmayi severdim -eminim pekcogunuz gibi-. Pul kolleksiyonu ile basladim; o bir yandan devem ederken diger yandan diger kiz arkadaslarima uyup pecete kolleksiyonuna da basladim.
O zamanlar -cocuk oldugum 80li yillarda-, pek fazla renkli ve guzel pecete olmadigi icin etrafta, ozellikle ailesi ya da akrabali yurtdisinda olan tanidiklardan renkli, desenli peceteler aldikca, kolleksiyonuma ender parcalar icin ayri bir keyif duyar, hemen okula goturur; kitaplarimin arasina ozenle koydugum peceteleri gosterirdim.
Ama asil ozel kolleksiyonum "pullar" di. Eski, yeni pul kolleksiyonumun ayri bir yeri vardi bende. Her haftasonu onlari ozenle pul defterimden cikarir, tek tek bakardim resimlerine, yillarina vs. Harcliklarimla her ay postahaneye gider, kolleksiyon pullardan alirdim. Animsiyorum; guzel Ataturk, traktorler, 23 Nisan, bayramlar, asi gunleri kolleksiyonlarindan olusan pullarim vardi. Sonra teyzelerimden birinin bir arkadasinin postahane genel mudurlugunde calismaya baslamasiyla gonderdigi pullar, pul kolleksiyonuma ayri bir zenginlik katmisti. Diger bir zenginlik ise daha sonralari edindigim mektup arkadaslarimdan gelen mektuplarin uzerindeki pullari kucuk bir kapta kagidiyla suya koyup, pul kagidindan ayrildiktan sonra kurutup "yabanci pullar" defterime koyusumdu.
Yalniz sonralari neden bilmem kirtasiyelerde yabanci(!) pullar satilmaya baslandi; yeni, gicir gicir, kullanilmamis pullardi bunlar ama ben hep sahteliginden suphe etmistim, sahteydi sanirim onlar, hala bilmiyorum...
Sonralari derslerimin yogunluk kazanmasi ve belki de "buyumemle" pul kolleksiyonculugum zamanla son buldu -pecete zaten bir cocukluk hevesi seklinde cok fazla surmemisti-. Ama, pullara olan ilgim hic bitmedi.
Burada sevdigim yerlerden biri postahaneler :). Cok ozenli, duzenli geliyor burada postahaneler bana. Sanirim bunda buradaki posta sisteminin cok iyi olmasi ve insanlarin mektup, kart atma gibi ozelliklerini de yitirmemis olmalari ve cogu onemli belgenin size ulastirilmasinda postahanenin buyuk rol oynamasi da etkili. Herneyse, camekanlarda bulunan pullar hep cok ilgimi geciyor ve her postahaneye girisimde pul almamak icin kendimi zor tutuyorum. Ama yine de aliyorum zaman zaman, oyle hemen tuketemeyecegimizi bilsem de.
Iste size evde bulunan pullardan bir kare, guzeller oyle degil mi ama?
19 Ocak 2007 Cuma

Cantamdan cikanlar....

Sevgili annevebebisi'nin 16 Ocak 2007 tarihli postu aklima yeni bir ebe- sobe oyunu getirdi. Annevebebisi cantasindakileri ifsa edince; ben de o sirada acaba cantamdan neler cikacak diye dusundum. Itiraf etmeliyim ki bugunlerde okulda derse vermem sebebiyle kendime daha bir ozen gosterdigim icin sik sik canta degistiriyorum, ve bu sebepledir ki cantam normalde oldugundan cok daha duzenli cikti. Normalde olsaydi icinden birkac cesit birsey kabugu -yani cop tarzi seyler- cikmasi da cok cok olasiydi aslinda.
Neyse, iste benim cantamdan cikanlar!
1- Kocamaaaan bir cuzdan. Eskiden kucuk cuzdan kullanirdim ama burada cek kullaniminin yaygin olmasiyla birlikte icine cek sigabilen cuzdanlardan almamla benim de buyuk cuzdan donemim basladi.
2- Icinde gun be gun programimin, onemli olaylarin vs. yazili oldugu planlayicim (bunun bir adi vardi ama aklima gelmedi tam; hah, ajandaydi degil mi?)
3- Kagit mendil -ozellikle Selim'den sonra tasimaya basladigim birsey-.
4- Kalem -eh mutlaka, bir tane de cuzdanimin icinde mevcut-.
5- Uzaktan kontrol edilebilen presentasyon aleti.
6- Flash drive - turkcesi var mi bu aletin?-.
7- Dudak kremi -hele bugunlerde cok gerekli-.
8- El kremi -her daim kullaniyorum-.
9- Fis, fatura, vs... -derken vergi iadesi reklamlari geldi aklima: - Bakkal amca bana bir kalem, bir pergel, bir de cukulata alacagim... hatirlayan?-
10- Bozuk para -oylesine cantaya ativerilmis.
11- Annemin boncuklari -onlarin ne isi var anlamadim :)-.
12- Birsey eksik; anahtarlarim! -cok onemlidir yerleri anahtarlarin benim hayatimda. Anne ve babamin calistigi ilkokul gunlerimde boynuma asardim hatta, o zamandan beri, anahtarlarin yeri benim icin bir olay olmustur. Cantamda degil ama anahtarligimizda asili diye animsiyorum -bak panik yaptim simdi, gidip bakayim ;)-.

Simdi sira ebe- sobe mevzusunda -bi zamanlar bloglarda cok unluydu, ama duruldu sanirim simdi bu akim-. Ben kendimi annevebebisi tarafindan sobelenmis sayip sevgili minik patikler, koyubeyazcigim ve zumrutuanka'yi sobeliyorum! Hadi bakalim elde fotograf makinesi, bosaltin cantalari!
17 Ocak 2007 Çarşamba

he he he :))))

Hep cocuklara, bebeklere calisacak degil ya su sayim zimbirtilari; kiskandim Selim'i ben de kendime bir ticker yaptim.
Buyrun bakalim, nasil olmus?




NOT: bana biraz stresli birsey gibi geldi yalniz...

Bu Texaslilar cildirmis olmali...


Birkac , gunduz dahi sifirin altinda uc bes derece arasinda gidip geliyor sicaklik. Etraf buz, dun aksam da hafif bir kar yagmis, ama soguk oldugundan buzlanmis o da. Soguk, karli ve buzlu etraf. Ama bu isi abartmis durumda amcalar. Soguk ve buzlu diye kapali okullar vs. birkacgundur. Yani bir santim bile degildir kar, ama buyuk olay oldu bu hava burada. Kuzeyde tum kis karli gecerken adamlarin hicbirseyi aksamiyor, burasi gormemisin bir kar'i, buz'u olmus... hesabi. Ekstra bir durum yani. Bize de bu oyuna uyum saglamaktan baska birsey kalmiyor tabii...
Herneyse, Dallas'tan soguk sevgiler...

Yeni Selim

Yeni Selim gercekten tam oglan cocugu oldu, ve soguklar sayesinde ailecek hep beraberiz sicacik evimizde. Sukur oglumuzun kontrolunde gelismeleride iyi gittigini ogrendik, ve hastaligida atti oglumuz. Bugun evi aradigimda annesi telefona verdi onu, ve ben nasilsin oglum diyince baba baba diye seslendi. Inanin cok guzel bir duygu bu, hemen eve gidip kucaklayasim geldi. Konferans icin onlari 2 geceligine yanliz birakacagim onlari, ama aklim ve dualarim hep onlarla olacak ins...Sukurler olsun iyiki varsin oglum, ve biz senin her zaman yaninda olup cok sevecegiz. Yeni Selim tabiki basta biraz degisik geldi, ve sonra alistik ama sonucta hayati boyunca o uzun saclarini tutamayacaktik degilmi...
15 Ocak 2007 Pazartesi

pssst, oglan cocugu: Sen kimsin?

13 Ocak 2007, ikinci buyuk sac kesimi Selim'in. Ozellikle de arkalari iyice uzamis olan saclar Selim'in annesinin ve babasinin biraraya geldigi bir anda kesildi. Yanlar ve arkalar alti numara, ustler yedi numara baslikla kesildi saclar. Kesim sirasinda Selim stresli bir sekilde agladi, ama sonuc iyi oldu. Ozellikle bu soguk gunlerde banyodan sonra kisa saclari daha cabuk kuruyacak Selim'in.
Kesilen saclar, ilk kesimde oldugu gibi saklanmak ve annesinin birgun -insallah- yapacagi scrapbook'a konmak uzere alikonuldu.

disarisi buz gibi...


Uc gundur sifir derece hava ile ask-i mesk ediyoruz; belki de edemiyoruz cunku hastalik korkumuzdan cikmiyoruz disariya, en son cuma gunu ogleden sonra alis-veris icin cikmistik; iyi de etmisiz. Bu arada Turk mallarinin satildigi marketten Biskrem ve Tutku biskuvilerinden aldik, hemen de mideye indirdik; yok valla Turk biskuvileri gibisi. Herneyse, evde gecirdigimiz bu uc -ya da ikibucuk mu demeliydim?- Selim, Sebo ve ben evde iyice yuz-goz olduk :-). Uc gundur evde, yiyiyor, iciyor, ders calisiyor, Selim'le oynuyor; tekrar yiyiyor, iciyor, ders calisiyor ve Selim'le oynuyoruz. Bu arada camasirlar yikaniyor, yemekler yapiliyor, mutfaklar temizleniyor, buzdolabi duzenleniyor -burada Sebo'ya buyuk cok buyuk kredi veriliyor, bunlarin hepsini ben hayatta yapamam!- ve annemler gittiginden beri yapmadigim utuler yapiliyor!

Evet, itiraf ediyorum ki biz iki aydir utu yapmiyorduk; ne zaman babacigimin utuleyip de gittigi giyecekler ve utusuz giyilmesi mumkun giyecekler bitti, o zaman ben utu basina gectim -onu da artik Sebo'dan beklemeyeyim lutfen ;)-. Bugun utuyle hos bir zaman gecirdim, Selim'den kacip diger odada yalniz basima yapmak zorunda kaldiysam da bu arada internetten dinledigim Turkce pop parcalari sebebiyle gayet keyifli utuleme anlari yasadim. Utuyu sevmem degil severim ama iste bu tip isler hep bana zaman kaybi gibi geliyor; amma velakin bunlar da yasamin bir parcasi, alismaliyim ;).
Disarida sogukla birlikte yagmur olunca agaclarin dallarinda buzlar olusmus, cok cok hos bir goruntu olusmus, resmini cekmeye calistim ama gece oldugu icin iyi cikti mi bilemiyorum, sabaha tekrar cekecegim, tabii hala buzlar duruyor olursa.
Bu sene iyi bir kis oldu Dallas'ta, beni mutlu etti -mevsimleri zamaninda ve tadinda yasama taraftariyim ben :)-.
12 Ocak 2007 Cuma

Oradan buradan...

Bir suru sey var Selim'le ilgili yazacak; soyledigi kelimelerden tutun da komik komik etrafta solanmasina kadar.
Bir suru heyecan var yazilacak, yasanacak.
Bu gunlerde siki sikiya takip ettigim annevebebisi'nin ve neseseren'in hamilelik heyecanlari o gunlerde yasanan guzel heyecanlari animsatsa da, bu heyecanin hic bitmedigini dusundum kendi kendime. Dogum heyecani, ilk gunlerin heyecani, yatisini- uyuyusunu izlemenin heyecani, boynunu tutuyor mu'nun heyecani, gulumsedi mi heyecani, ek besinlere gecme heyecani, ses cikariyor mu heyecani, oturabiliyor mu heyecani, ayaga kalkabiliyor mu heyecani, ilk ve ondan sonraki her disinin heyecani, anne -baba demesinin heyecani, ilk kelimelerinin heyecani, ilk yaramazliklarinin heyecani, kendi basina bir birey olusunu izlemenin heyecani................................ derken bu liste bitmiyor, bitemez, bitmesin de! Her heyecan guzel, her heyecan ayri bir ozel, ve "iyi ki var, iyi ki hayatimin bir parcasi" dedirten heyecanlar hepsi de.
Hepsi guzel, hepsi de bir birey yetistirmenin sorumlulugu ile birlikte.
Oradan buradan Selim'le ilgili kafamdakiler simdi de:
simdilerde soyledigi kelimeler: anne, baba, bay bay (el sallama hareketi ile birlikte), vu vu (isaret parmagiyla donme hareketi ve burada her evde bulunan fanli lambayi gostererek ayni zamanda), ayyiy (hayir demek oluyor, isaret parmagi iki yana sallanarak), memme (anlami malum :)), del (gel, elle de gel diye gosteriliyor), aw aw (hav- hav oluyor, hem kopek, hem de cikardigi sesi icin kullaniliyor), brrr (sanirim su anlamina geliyor, tam cozemedim), dede (dedeyi gorunce msn'de), kavvvv (nasil yazsam bilemedim ama aslan kukremesi taklidi oluyor bu ). Animsadiklarim bunlar simdilik.
Uyuma sorunumuz var: ya memede, ya da kucakta sallanarak uyuyor hala. Biraz once ogle uykusu icin cebellestik Selim'le, emzirdim, memede uyumadi. Yatagina koydum -kendi kendine ytaginda uyumaya alistirmaya calisiyoruz- tam onbes dakika agladi, hem de ne aglamak !, icim elvermedi gittim aldim, nasil icli agliyor, bes dakika da kucagimda hickira hickira agladi, sonra uyudu... Bu konuda ne yapacagiz bilmiyorum.
Televizyon! sabah cocuk programlarini izliyor, dikkatle izliyor resmen. Izledikleri egitici cocuk programlariyla sinirli ama yine de kuskuluyum bu televizyon konusunda...
Karistirici sey -laf aramizda babasi da cok karistiriciymis!- heryere giriyor, cikiyor, evde bilmedigi, kesfetmedigi sey kalmadi :)
Altini alirken cok cok cok sabirsiz, iki kisi zor aliyoruz altini, cidden! bir de pipi'yi kesfetti, ellemeye calisiyor devamli...
simdi yaziyorum ya onun hakkinda, ozledim onu, uyansa da sikistirsam :))) izin vermez ama, hic dayanamaz sikistirilmaya, hemen iter falan, oyle de sikintilidir hani!

Bir Not: Bugun Selim ilk defa disarida yurudu kendi basina! Hava yagmurlu oldugundan yerlerde su birikintileri ve yer yer camurlar oldugu icin tuttum bir elinden ama, yurudu iste kucuk beyimiz ve her anindan buyyuuuuk bir zevk aldi bu yuruyusunun. Yuzu oylesine guluyordu ki sormayin! Yalniz, her yaprak, dal, tas, ve yerde ne varsa gordugunde durup almak isteyisi vardi ki, sormayin aynen kedi gibi :)))
Hastaliklar mesgul etti bizi bu aralar. Tam olarak iyilesemesek de henuz, o ilk baslangictaki agirliklari atlattik, cok daha iyiceyiz simdilerde ama bu soguk alginligi cidden hos olmayan birsey; hem gecmesi uzun suruyor, hem de burun tikanikligi, kulak tikanikligi derken ruyada gibi bir havada hissediyorsunuz kendinizi devamli.
Hastaliklardan oncelikle Selim'e gecmemesi, onun hasta olmamasi; sonra da yapilacak islerin yogunlugu acisindan korkuyorum. Zorunlu bir mola aliyorsunuz yasamdan hasta olunca, tatil gibi istekli olmuyor bu, zorunlu. Ve siz hasta yatarken dunya donuyor, isler birikiyor, mailler geliyor, zaman geciyor, vs vs... Uzaklarda boyle bir basimiza da olunca hasta olmak "luks" de oluyor bir yandan.
Neyse, uzatmadan hastalikla uzaaaaaaak, upuzaaaak olsun hepimizden diyor, asagida yorum yazan herkese bilahare cok cok tesekkur ediyorum.
Sanal arkadaslarim da olmasa, iyice yalniz hissedecetim kendimi ;)
Sagolun!
6 Ocak 2007 Cumartesi

dogumgununden birkac kare...

5 Ocak 2007 Selim 1 yasinda!!!


Kelimelere nasil dokulur ki? Yasayanlar bilirler ancak hicbir kelime ifade edemez bu mutlulugu ve sevgiyi! Canim yavrumuz bizim, seni cok ama cok seviyoruz. Iyi ki dogdun Selim!

Selim'in dogumgununu kutlayan, telefon eden, blogunda, emaillerinde, yorumlarinda yazilara doken, bizzat gelip bizimle bu mutlulugu paylasan herkese annesi ve babasi olarak cok cok cok tesekkur ediyoruz. Iyi ki varsiniz!
4 Ocak 2007 Perşembe

Nazar

Gozbebegimize nazar degdi heralde, dun biraz ateslendi ama biz sogukkanlilikla olayin kontrolu elimizde olarak simdilik atlattik sayilir ama yinede uzuluyor insan. Cunku masallah su anda dogumundaki hastaligi haric hic hastalik gormemisti oglumuz. O neseli cocuk birden halsiz bir hal aliyor, onun icin dun bizimle beraber yatti, annesi ve ben boluk porcuk uyuduk.Yani devamli kontrol ettik oglumuzu. Dostlar bildiginiz dualari ediverin oglumuz icin lutfen. Simdiden cok tesekkurler... Biliyorsunuz oglumuzun yarin ilk dogum gunu ve oglumuzun bu dogum gunune neseli ve saglikli girmesini istiyoruz ins... Demekki bizde daha cok dua okumali ve dikkatli olmaliyiz oglumuz icin, hep yanibasinda...
3 Ocak 2007 Çarşamba

Mini nostalji turu!

Bazi seyler vardir, oyle aniden hic beklenmedik bir zamanda cikip degisik duygular yasatir size. Iste bugun oyle bir olay yasadim ben.
Nedendir bilmem, okuldan eve donerken icimden bir his posta kutusuna bakmami soyledi. Normalde posta kutusuna bakmam ben, bakan var nasil olsa diye ;). Gittim, kutuyu actim: her zamanki reklamlar, kagitlar, faturalar, abone oldugumuz dergiler, derken buyukce bir zarf... Ustune baktim, Turkiye'den, teyzemden...
Eve gittigimde Selim cekistirdi elimdekileri :). Derken zarfi actim.
Teyzecigim surpriz yapmis, el emegi goz nuru, kucukluk fotograflarimdan olusan bir mini album yapmis bana. Albumun basinda benim teyzem, enistem ve kuzenimle olan yaklasik 6 yil once cekilmis bir fotografim ile sonunda ben, Sebo ve Selim'in Selim'in dogumunda cekilmis bir fotografi bulunuyor. Aralarda ise benim cesitli kucukluk fotograflarim, cok guzel, ani dolu hepsi de.
Beni minik bir nostalji turuna cikardi bu album, cok sevindim, cok sevdim.
Ne guzel, oyle degil mi?
1 Ocak 2007 Pazartesi

yeni yilin ilk yazisi


11:59 (23:59) 31 Aralik 2006,
bir dakika sonra 2007 olacak...
Oldu bile :)))