Pages

8 Mayıs 2005 Pazar

the mighty power of love


yillar oncesinden bir film orijinal adiyla "breaking the waves" ve turkce'ye cevrilmis haliyle "dalgalari asmak". Dalgalari asmak, zincirleri kirmak, tabulari yikmak vs. aklima geliveren filme ilintili esanlamli tanimlamalar. Bu film benim cok hosuma gitmisti. Konusuyla, muzikleriyle cok anlamli bir filmdi. Kadinin tutkusunu cok iyi vermisti kamera. En kisa zamanda tekrar izlemek istiyorum, bakalim yillar sonra (8 yil sonra) tekrar bu filmi izlemek bende ne gibi hisler uyandiracak? I should experience that...

Bess loves God and, in her own special way, has regular chats with him. But once she is introduced to the transports of sexual love in marriage, there is a whole new force field in her life. Utterly bereft when Jan has to go back to his job at sea, Bess asks God to bring him home. When Jan is then paralyzed in an accident, Bess concludes her prayer has brought about his tragic return. Willing to do anything to restore Jan to his former vigor, Bess embarks on a bizarre and dangerous spiritual project which she believes will result in her husband's healing.
Breaking the Waves comes across as a glorious paean to the mighty power of love. It provides a profound meditation on a line from "Les Miserables: "To love another person is to see the face of God." Bess believes that she is showing her love of God when she loves her husband, even to the point of making an extreme sacrifice.
In addition to its poignant message about sacrificial love, Breaking the Waves reveals the stark contrast between the repression of some types of communal religion and the buoyancy of individual spirituality.

 Posted by Hello

7 Mayıs 2005 Cumartesi

siyah beyaz


siyah beyaz
siyah beyaz fotograflara karsi bir tutkum olmustur hep. Nedenini bilmiyorum, o getirdigi nostalji duygusundan mi, bana verdigi durmus bir zaman hissinden mi yoksa olani daha da guzel gostermesinden mi bilmiyorum ama seviyorum iste. Sanirim kucuklukten gelme birsey bu, siyah beyaz televizyonlu yillardan ya da siyah beyaz oldugunu dusundugum ruyalarimdan, kimbilir. Kucukken annem yatirmaya gelirdi gece basucuma, oper, "iyi geceler" derdi. Ancak tam da odamdan cikacagi sirada basini cevirir, "renkli ruyalar" dilerdi bana, iste o zaman cok korkardim ben ruyalarin renkli olmasindan, "oyle deme" derdim, "renkli ruyalar deme"... Annem bana gulumser, "oyle olsun, siyah beyaz ruyalar o zaman" derdi, ve ben rahatlardim, siyah beyaz ruya gorecek olmanin verdigi guven duygusuyla uykuya dalardim.
Siyah beyaz...
Gerci bu fotograf siyah beyaz olmanin disinda, iskelesiyle, ve sessizligiyle etkiledi beni. Yagmurlu toprak ve deniz kokan bir yaz aksamini animsatti bana, o cok sevdigim yaz aksamlarini. Ozellikle kitabimi alip iskelenin ucuna gittigim boyle bir yaz aksaminda tam da kitap okurken yagmur yagmisti birden, toprak, yagmur ve deniz kokmustu etraf. Ve ben bu kokunun cazibesine dayanamayarak, hasta olabilecegim , insanlarin ne dusunecegi gibidusunceleri de bir kenera iterek kitabimi iskeleye birakip kiyafetlerimle denize atmistim kendimi, yagmur, deniz, iskele ve ben... Mutlu olmustum, mutluydum...
Ve bu resim ayni zamanda o'nu son gordugum zamani animsatti bana, en son onunla neseyle denize girisimizi... Hep boyle bir havada boyle bir mekanda sonsuzlasti o benim gozumde. Ve onu boyle animsiyor olmak bana bir cesit huzur veriyor simdi, onu sonsuz bir huzur icinde resmediyorum, oyle olmasini umud ediyorum. Posted by Hello

6 Mayıs 2005 Cuma

O Ege sehrindeki yazlarin sicak ogleden sonralari


O Ege sehrindeki yazlarin sicak ogleden sonralari
Bilmem nedendir bu resim bana kucukluk anilarimin bir parcasi olmus miskin sicak yaz gunlerini, ozellikle de oglenleri ve ogleden sonralari animsatti.
Bu gunleri o miskinlik duygusuyla birlikte cok canli animsiyorum. Hani bir ruyada gercekmis hissini duyarsiniz ya, uyandiginizda sasirirsiniz hatta; iste oyle ben de bu gunleri oyle canli hislerle ama pek de hos olmayan hislerle animsiyorum.
Sicak, insane bir bunalim, yokluk, yitiklik hissi veren ve hic bitmeyen sicak.
Cocuktum ama cocukken bile bu sicak bende yokluk hissi uyandirabiliyordu, sanki yok olsam kimsenin umursamayacagi gibi bir his.
Sokaklari animsiyorum o sicak ogleden sonralarinda; issiz, heryer sessiz, belki topu topu bir iki kisi, issiz gucsuz, o kadar... Ne coluk ne cocuk, yankilanan tek bir ses: sessizlik.
Insanlari animsiyorum; miskin, yorgun, bitkin, isteksiz. Ne yatmaya istekli, ne kalkmaya, ne oturmaya, ne konusmaya, yapilanlar zorlama.
Kapilar acilmis ruzgar essin diye ama nafile, ne bir kipirti ne bir ses...
Ve tum bunlar arasinda ben, o cocuk ruhumla devamli birseyler yapmaya istekli; rahatsiz ediyor bu sessizlik, bitkinlik beni, disari cikmak istiyorum, sokakta oynamak ve ben olmak. Izin vermiyorlar, "sicak" diyorlar, "basina gunes gecer, hasta olursun", hem bak diyorlar "kimse yok".
Kimse yok ama ben de mi yokum? Dusunuyorum, sikiliyorum, uff bunaliyorum hem de cok.
Ve ben buyumek istiyorum. Ve cekip gitmek; o sicak ogleden sonrasindan ve o sehirden kacmak...
Ama farkediyorum o an, cocugum daha, gunler uzun, zaman kocaman, ve buyuyecegim zamana cok var daha hem de cok.
Saatler de gecmek bilmiyor, ve icimdeki o cocuk umuduyla bekliyorum yitikligin gecmesini ama sonsuza dek gecmesini, gozum saatte...
 Posted by Hello

4 Mayıs 2005 Çarşamba

...

ne garip, beklemediginiz bir anda geliveren bazi haberler olgunlastirabiliyor insani. beklentiler ve bakis acilari degisebiliyor hemen. duslerini kurdugun sey yalnizca bir dusmus iste anliyorsun. ve belki de bunun dus oldugunu anlamak insani gerceklige yaklastiriyor.
ve gerceklige adim attikca yasam daha kolay hale geliyor, daha guclu hissediyorsun kendini, daha magrur ve daha olgun.