Pages

4 Ekim 2014 Cumartesi

Bugunlerde yolculugum

Farkindayim, blogum yine eski depression diaries gunlerine dondu, hani sanki dokuz yil oncesine... Ruh halim sanki aradan dokuz yil gecmemiscesine, sanki arada yasananlar yasanmamiscasina... 
Hal boyle olunca ne kadar zorlasam da kendimi baska seyler yazamiyorum. Cunku tek dert ortagim blogum... O da tek tarafli, beni anlayamasa da dinliyor, dinlerken elestirmiyor, dinlerken anlamamazliktan gelmiyor, dinlerken kizmiyor, bagirmiyor... En cok ihtiyacim olan da bu... 
Kendimi zorlayarak yasiyorum bugunlerde. Belki kimse farkinda degil ama kendimi Zorlayarak yataktan kalkiyorum, kendimi zorlayarak cocuklarla  ilgileniyorum, kendimi zorlayarak ise gidiyorum. Bir sekilde kendimi zorlayarak gunu geciriyorum ama gunun sonunda kendimi zorladigim da belli oluyor. Hep birseyler eksik kaliyor, yapilmiyor, ve belki de kalplerimiz kiriliyor gunun sonunda. Ertesi gun yine ayni zorlama rutine basliyorum. Bilmiyorum ne zamana kadar dayanacagim? 
Bu yolculugun Sonunda hissediyorum ki birseyler degisecek, ne degisecek, ne yonde, bunlari bilmiyorum iste... 

13 Eylül 2014 Cumartesi

Yaşamak, zor zanaat...

Akl-I Sümüklü devir aldığından beri daha iyiyim sanki. Ağlama nöbetlerim geçti sayılır. Bunda babamın burada oluşunun da çok büyük payı var elbette. Yanımızda olması yalnızlık hissimi geçici de olsa bastırıyor. 
Hoş bu his, herşeyi ve herkesi ardımda bırakıp melekler şehri'ne gittiğimde, hatta gitmek için yola çıktığımda yine benimle olacak ama belki de yolculuk, yapacağım sunum, yoğunluk derken fazla hissetmem belki de, ya da wishful thinking dediklerinden benimki, hissetmemeliyim...
Coelho'nun "adultery" sine başladım dün.  Coelho'yu İngilizce okumayı daha çok seviyorum. Romanın baş karakterinin hissettikleri benimkilerle öyle aynı ki, ilerlemeye korkuyorum sanki kitapta. Bazen duygularım beni korkutuyor... 
Akl-I Sümüklü nün devralması iyi oldu. Zira o kadar çok şey var ki yapmam gereken... Hele de iş konusunda... Şu ana kadar minimum Zorunluluklarımı yerine getiriyordum, ancak bu şekilde gitmesi çok zor işlerin, kendimi aşıp babam da buradayken hızlı bir çalışma temposuna  girmem lazım. Kim demiş hayat kolay diye, yaşamak zor zanaat vesselam!
Şimdi kitabıma kaldığım yerden devam ediyorum, işler için yarınım var dolu dolu... 

9 Eylül 2014 Salı

Manik-depresif

Merhaba! Ben sümüklüböcek'in aklı, tekrar devreye giriyorum. 
Kendisi fazlasıyla kalbine ve duygularına yenik düşüyor, bu nedenle üzülüyor, hastalanıyor vs. Kontrolü ele geçirme zamanı geldi de geçiyor bile!
Sümüklü! Titre ve kendine gel! :)))
İşin var, çoluğun var çocuğun var, paran var pulun var ne diye depresyon bilmemne ayakları atıyorsun? 
Yıllar önce, üniversite ikinci sınıfta annene sızlandığında, dertlendiğinde, aldığın cevabı düşün: şımarma! Hep bu şımarıklık, duygusal tek çocuk tripleri yüzünden bu yaşadıkların ve saçmalama! Evet kocanın dediği gibi "saçmalama!" 

Saçmalama lüksün, şımarma lüksün yok senin! Sen Çelikten yaratılmışsın çünkü! Anılar, duygular, hüzünler parçalayamaz seni! Onların sende yeri bile yokken bir tutturmuşsun hüzündür, üzüntüdür, yaşayamadıklarındır, sevgidir, şudur, budur....

Kendine gel, ben devralıyorum seni! İşlerin var yapman gereken, öğrencilerin var, araştırmaların var, başvuruların var, çocukların var ilgi bekleyen - tamam bazen ben de inanamıyorum sana ama hem de üç tane ilgi bekleyen çocuk var!-evin var, yine her daim senden pekçok şey bekleyen kocan var!

Sen yoksun Sümüklü! Tamam mı? Sen yoksun! Duygular yok! Hüzünler, istekler, özlemler, yaşanmamışlık zırvaları yok! Kalbin yok! 
Yok et onları! Sil, at, parçala, ez, ne yaparsan yap işte!

Aklın var, ben varım ve seni devralıyorum!

*******
Sümüklü'nün iç sesi: şimdilik seni dinliyor görünebilirim sevgili akıl, ama sana asla teslim olmayacağım, bunu da böyle bilesin! 


4 Eylül 2014 Perşembe

Aklıma gelmişken...

Mevlana'nın sözüydü zannedersem, ya da popüler kültürün araştırmadan Mevlana'ya atfettiklerinden belki, sözün özü  "gam, keder ve hüzün insanın gerçekleşemeyeceğini bildiği halde gerçekleşmesini istediği şeylerden kaynaklanır" diye birşeydi. 
Benim de öyle aslında... Hani "yapamayacaksın diye birşey yok" derler ya hepsi palavra, var elbette... Insanı sınırlandıran o kadar çok sorumluluk, zorunluluk var ki... Bunları yıkıp, atıp, bunlardan sıyrılıp asıl istediğine ulaşmak hiç de öyle "istersen yaparsın" gibi birşey değil işte... 
Sonunda gam, keder ve hüzün kalıyor işte...

Ben kendi halimle dertlenirken akıp giden hayat...

İçsel gel-gitler yaşarken ben, hayat devam ediyor. 
Selim ve Kerem buradaki okullarına, yaşamlarına çoktan uyum sağladılar bile. Küçük ve ilgili bir okula gidiyorlar. Taşınma sürecinde örneğin öğle yemeği hazırlayamamış, bu nedenle bisküvi terzi birşeyler tıkıştırmıştım çantalarına. Onları okula bıraktıktan sonra kendi okuluma gidip tam derse girecektim ki telefonum çaldı, çocukların Okulundan arıyorlardı ve öğle yemeği ile ilgili aradıklarını, Selim ve Kerem'in getirdikleri öğle yemeğinin -yani bisküvilerin- hiç uygun bir öğle yemeği olmadığını, çocukların o gün için okuldaki yemeklerden yiyeceğini ve bir daha bana böyle şeyler - yani bisküviler- göndermemem gerektiği konusunda bir nutuk çektiler. Acelem de olduğu için "ok" deyip kapattım ama bu telefon kendimi "kötü anne(!)" olarak hissetmem için yetti de arttı bile... Velhasıl bu kadar ilgili oldukları için sevinsem mi -Boston'da böyle okuldan yemek için telefonla hiç aranmamıştım çünkü-, "çocuklarının ne yadiğiyle ilgilenmeyen anne" tabirine mazhar olduğum için üzülsem mi bilemedim ve "good morning class" diyerek kendimi amfiye attım!
Hayat devam ediyor, "unutulmasın" listesine birşeyler eklemek için yazmaya başlamıştım ben aslında.. O da Selim'le Kerem'in okula bir Amerikan klasiği olan "school bus" yani okul otobüsüyle gitmeğe başlamaları oldu. Selim uzun zamandır istiyordu okul otobüsünü kullanmak, ancak Boston'dayken evimiz okula yürüme mesafesinde olduğu ve ben okula yürüyerek ya da bisikletle giden çocukların daha başarılı olduklarına dair bir araştırma okumuş olduğum için okul otobüsü fikrine pek sıcak bakmıyordum. Ancak burada zorunlu kaldığımız için okul otobüsü kullanmaya başladılar. Kerem de daha ilk seneden okul otobüsü olayıyla tanışmış oldu :) 
İşte ilk okul otobüsü kullanma günlerinde Selim ve Kerem:
Bu arada bu iş büyük rahatlıkmış, durağı da çok yakın olduğu için çocuklar kendileri evden çıkıp kendileri eve geliyorlar. Yani okul arabası yalnızca onlar için değil, bizim için de güzel oldu!