Pages

30 Ocak 2008 Çarşamba

Zaman zaman...

Zaman gercekten cok hizli akip gidiyor.
Burada belki biraz daha hizli.
Bilmem, buraya geldigimde ilk farkettigim seylerden biri olmustu bu, zamanin hernedense turkiye'ye ve daha once bulundugum yerlere gore daha hizli akiyor olmasi. Her an birseyleri biryerlere yetistirme durumunda olmak, insanlarin hep kosusturan halleri, her an acik olan magazalar -hos turkiye'ye son gidisimde farkettim ki orada da oyle artik, hani o eskinin "bugun pazar acik degildir orasi" gibi laflar pek kalmamisti-.
Bu akis yoruyor insani, gun icinde durup, derin bir nefes alip baska biryerlere baska bir zamana, baska baska seylere, hadi baska seyleri unutun sadece kendiyle oldugu bir zaman ariyor insan.
Iste boyle zamanlarda ben kacisi bu parcada buluyorum. Arkama yaslaniyorum, gozlerimi kapatiyorum ve kendimi muzigin akisina veriyorum, o beni nereye gotururse artik...

27 Ocak 2008 Pazar

Facia

Dun bir facia yasadik. Tam anlamiyla buyuk bir kaka faciasi.
Selim, babasi ve ben guzel bir cumartesi gecirmek amaciyla once Selim'i akvaryum'a goturduk. Selim cesitli baliklari ozellikle de Jawslari gormekten cok memnun oldu. Arkasindan orya yakin ve oldukca kaliteli ve guzel yemekleri olan turk restoranina gidelim dedik. Yemek sirasinda Selim'in oldugundan daha sakin olmasinin nedeni onu tuvalete goturdugumde anlasildi. Bacaklarina, sirtlarina kadar sulu kaka bulasmisti her tarafina. Mevsim kis, disarisi ekside degilse kesin sifir derece, Selim kat kat giyinmis olmasina karsin en ust katina kadar islak! Ve facianin en buyugu yanimizda ek kiyafet yok! (Ah sumuklu ne bicim annesin sen? oglun iki yasina girmis olabilir ama hala ek kiyafet tasimak zorundasin!)
Icindeki kulotlu corap cikti, atlet niyetine giydigi kisa kollu tulumu cikti, ustundeki uzun kollu tulumu cikti, neyse ki kazagina birsey olmamisti. Ancak bacaklari islak olan tulumunu yine giymek zorunda kaldi.
Restoranin tuvaletinden cikip en yakin magazadan Selim'e kiyafet alip bastan asagiya ustunu degistirdik.
Her an macera hazir yani.

Yurttan sesler korosu

Turk sanat muzigi sever misiniz? Ben severim; ozellikle de su cokco dalga gecilern TSM korolarini da severim, sevmenin yani sira ayri bir ani (hatira) degeri de vardir benim icin.
Kucukken biz ben ilkokul dorduncu (bes de olabilir) sinifa baslayinyacaya kadar anneannem ve dedemlerle altli ustlu oturduk. Bu sekilde yasamak anneannemlerin evinde olan (universite, is gibi nedenlerle hepsi surekli olmasa da) uc teyzenin olusturdugu senlikli ortam bir yana, cat kapi ust kata anneannemlerin evine gidisimle onlarin yasam ve ilgilerini ogrenmek acisindan da faydali oldu. Bu ogrendiklerimin kimi silindi gitti ama kimi de benimler kaldi.
Ilkokul ogretmeni emeklisi anneannem ve asker emeklisi dedemin en cok sevdikleri seylerden biri radyo ve televizyondan (o zamanlar ya tek ya iki kanalli televizyonundan) turk sanat muzigi dinlemekti. Dinlemekle de kalmaz azicik hareketli makamlara (hicaz, hisar buselik, nihavend) ve bilinen parcalara eslik de ederlerdi. Ben de bu ortamda bu muzigi ayri bir severek yetistim. Bu nedenle simdi de ozellikle arabesklestirilmemis, saf turk sanat muzigi parcalarini dinlemeyi ve eger biliyorsam eslik etmeyi seviyorum. Nereden mi aklima geldi? Sabah kahvalti hazirlarken bir turk sanat muzigi parcasi soylerken buldum. Birden farkettim ki evde ozel olarak TSM dinlemedigimiz icin Selim belki de bu parcalari birtek benim soyledigim kadar bilecek, ve bu bana cok garip geldi birden.
Bir de simdi aklima geldi, programlar arasinda cikan kanun calan bir kiz vardi. Dedem bana sen de kanun cal kizim derdi. Ben de kanun'u enstruman olarak sevmem bir yana biraz da bu yuzden hem cok calmak isterdim hem de calan kizi -hemen hemen ayni yaslardaydik cunku o zaman- icin icin kiskanirdim.
Hey gidi hey...
Simdi sizi sabah dilime takilan parcayla basbasa birakiyorum:

24 Ocak 2008 Perşembe

Cop (ustunde iki noktali o ile okunur ;))

Tasimak uzerine kurulu bir hayat yazisini okurken JTB'de gecen gun yine bir cope atarken mutfagimizdaki copluge "ne kadar cok cop biriktiriyoruz su hayatta" diye dusundugum geldi aklima. Tasima, kullanma ve cop olmasi sonunda. Boyle bir dongu icindeyiz iste. Konu dongu degil, konu nasil bu kadar cop biriktirebilmemiz. Kucuk bir kagit, elektrik supurgesinin tozu, bir kalem kapagi, kutular, posetler, plastik siseler, tenekeler, galonlar, cocuk bezleri, pedler, kirilmis bir cd, kiyafet etiketleri vs vs vs... Gidin bakin bakalim copunuze neler bulacaksiniz? Eskiden de bu kadar cok cikarir miydi insanoglu, sanmiyorum? Belki de cevreci hareketlerle yeniden dusunur, buradaki pek cok magazada basladigi gibi yeniden donmeye calisir olduk tekrar kullanilabilir posetlere, filelere...
Yazmak istedigim o da degil aslinda; cop cikarmamizin da guzel bir yani var, yasam! Yasiyoruz ki cop cikariyoruz gibi Pollyannavari ama o kadar da hakli bir cikarim yapilabilir bence. Durup dusunuyorum ornegin su anda kapali durumda olan anneannemin evini, hic cop cikmiyor oradan. Cop cikmayan ya da cok yakinda cikmayacak olan kac ev var mesela?
Bu yazinin anafikri ne diye dusununce coplere dikkat diyorum. Anafikrin anafikri ise cop cikarmanin da mutlu eden bir yani olmasi.
Cok mu karisik anlattim? Burusturup cope mi atmali yoksa bu yaziyi?

21 Ocak 2008 Pazartesi

Yine yeni yeniden :)

Simdi bu yeni gorunumuyle Sumuklubocek blog reytinglerini alt-ust eder mi diye dusunmekteyim. Bence cok shIk -yumusakcalardan igrenmiyorsaniz tabii ;).
Iste size bir soru. Hadi bakalim:
PollPub.com VoteSizce Sumuklubocek yeni gorunumunu ne kadar koruyacak? (yani bu gorunumun omru ne kadar olacak?_
1 gun
1 hafta
1 ay
1 yil



View Results

Poll powered by PollPub.com Free Polls