Neler oldu neler...
Efendim bu hafta "olmaya devlet cihanda bir nefes sihhat gibi" ozlu sozunun pratik uygulamasani yasadim ben!
Gecen hafta biraktigim yerden alirsak persembe gunu anne ve babamin gelmesiyle ve getirdikleri cicilerle senlendi evimiz.
Gerci her ne kadar cuma gunu gorusecegim okullarda sunacagim presentasyonun benim hocalarin karsisinda yaptigim hazirlik sunumu ve stresiyle gecse de; cumartesi gunu baslayan bir dis agrisi -bir mi birkac mi anlayamayacagim derecede siddetli olan bir dis agrisi- herseyin stresini vs. unutturuverdi bana. Ev halkini dis agrimin ne kadar siddetli oldugu naralariyla rahatsiz eden ben, zar zor pazartesi gunu sabah acil bir sekilde ogleden sonraya doktordan randevu aldim ve bu randevuyla Amerikan saglik sisteminin gicikligi da dis agrilarima eklendi.
Oncelikle burada hafta sonu acil acik olan bir disci bulamadik, yoktu; varsa da -ki ben bilmiyorum- sigorta sorunu olacagindan gidemeyecektim zaten, bu nedenle hafta sonunu bilimum agri kesiciler alarak yari baygin bir sekilde gecirdim.
Pazartesi muthis bir agriyla gittigim dis doktorunda, o agrilarla yaklasik yarim saat sonra muayene olabilme serefine eristim. Oncelikle dis filmim cekildi, doktor elinde filme gulerek yanima geldi ve bana "soyle bakalim bu DORT(!) disten hangisi agriyor?" dedi. Nasil yani dort dis mi diye dusunurken ben, "evet, kanal tedavisi yapilma durumuna gelmis ve hatta coktan gececek olan dort disin var" dedi. Disler disaridan cok saglikli ama icten gitmis hepsi- hamileligin ve sut vermenin bu konuda bir etkisi oldugunu dusunmekteyim elbette-. Neyse, ben en cok suphelendigim disi soyledim ve agrinin dinmesi icin ne yapilmasi gerektigini sordum. Doktor iltihap var hemen birsey yapilmaz vs dedi ve antibiyoik ve agri kesici yazarak sepetledi beni. Zira iltihap gectikten sonra -benim istegime gore - ya kanal tedavisi yapilacakti ya da cekilecekti dis. Ikisi icin de yalniz ayri doktorlara sevk edilecektim, dikkatinizi cekerim burada genel dis doktoru bunlari yapmiyor(!), cogu seyi yapmiyor yalnizca teshis koyuyor gibi birsey. Neyse, o muthis dis agrisiyla ilacimi aldim eve dondum, evde dort saatte bir tane icmem gereken agri kesicileri ikiser ucer yutmaya basladim- malum felaket agriyordu disim. Iki gun boyle gecti- bu arada bu kadar cok agri kesici aldigim icin Selim'i emzirmeye ara verdim ki bu ayri bir yazi konusu olur-. Ama benim agrilar gecmedi. DOktorun ofisinde o dise kanal tedavisi yaptirma karari alan ben, yok cekilsin diye tutturdum persembe gunu ve dis cerrahi aramaya basladim. O agriyla telefon basinda benim sigortami kabul eden ve bu isi acilen yapabilecek bir cerrah bulmam kolay olmadi tabii. Buldum bulmasina ama bu sefer de disi cekmeden once de beni- yani disimi gormek istedi cerrah- persembe gunu de oraya gittim. Bu arada ey sevgili okur, dikkatini cekerim her doktora ayak basma ayri bir masraf, ne kadar oldugunu ne siz sorun ne biz soyliyelim-. Bu danismada cerrah beyimiz dedi ki oyle lokal anesteziyle cekilmez bu is, seni tamamen uyutacagizzzz! yoksa sinire denk gelir uysmaz da falan da filan da; derken cuma gunu sabah 10:15'te girdim kucuk ameliyatima, hayatimda ilk defa narkoz alan ben 10:30 ile 12:00 arasinda ne oldugunu animsamiyorum, disimin alinisini da animsamiyorum, hicbirsey; hayatimin o saatleri koca bir bosluk... Sonrasi, ayilmasi zaten bir mesele. Bu arada burada narkozlu bir dis cekimi 700 dolar, sigortaniz varsa 430 dolar oluyor, bizim gibi caresiz doktora ogrencisi edebiyati yapip indirim alirsanin 350 dolarla kurtariyorsunuz!
yani giden disime mi, paraya mi, bir haftamin agriyla gecmesine mi, bu arada yapmam gereken seylerin- en onemlisi bu sali gidecegim is sunumu hazirligi olmak uzere- askida kalmasina mi, su anda azalmis olan sutume mi yanayim, bilemiyorum...
cikamadim ben bu (d)isin icinden!
1 Ekim 2006 Pazar
20 Eylül 2006 Çarşamba
firefox...
Efendim simdi benim bu yeni sablonun (template'nin en uygun Turkce karsiligi bu gibi geldi bana)kenarlarinda soyle cicili bicili cicekler var. Eger internet gozgezdiriciniz -sevgili curly, yazini okudum daha bir dikkat eder oldum simdi- Explorer ise bunu zaten biliyorsunuzdur; yok eger degilse, yani benim gibi genelde Firefox kullananlardan iseniz bunu malesef bilmiyorsunuzdur. Firefox'ta malesef bu cicekleri goremiyorum ben, gormek icin arada explorer aciyorum hatta :))).
Neyse, iste boyle; bunun nedenini bilen bir arkadas soylerse sevinirim. Bu arada Duygucan'in blogunu da Firefox ile acarsaniz eski sablonundaki balik tutan adam kareleri sayfanin has kosesinde durmakta zaman zaman yazilari okumami engellemektedirler, yok eger explorer ile acarsam sayfa gayet temiz gorunmekte, bu da boyle biline.
Nedir bu Firefox'un durumu? Bilen?
Neyse, iste boyle; bunun nedenini bilen bir arkadas soylerse sevinirim. Bu arada Duygucan'in blogunu da Firefox ile acarsaniz eski sablonundaki balik tutan adam kareleri sayfanin has kosesinde durmakta zaman zaman yazilari okumami engellemektedirler, yok eger explorer ile acarsam sayfa gayet temiz gorunmekte, bu da boyle biline.
Nedir bu Firefox'un durumu? Bilen?
19 Eylül 2006 Salı
mektup arkadasi
Kucuk bir kizken ben pekcok mektup arkadasim vardi benim. 1989 yilinda, hazirlik sinifinda 11 yasinda Ingilizce ile tanismis olan ben, yeni ogrendigim bu dili gelistirmek icin mektup arkadasi olmak icin basvurmustum. Bu konularla ilgilenmisolanlar bilirler bir sirket vardi bununla ilgilenen, renkli, etrafinda dunya bayraklari olan bir basvuru formu dolduruyordunuz once; isminizi, adresinizi, nelere ilgi duydugunuzu, nasil bir arkadas istediginizi ve hangi ulkelerden olmasini istediginizi iceren bir form.
Bu formlardan kac tane doldurdugumu animsamiyorum; ama pek cok arkadasim olsun yazisayim ingilizcem gelissin diye birden fazla doldurdugumu biliyorum. Bunun sonucunda cesitli ulkelerden mektup arkadaslarim olmustu ve ben bu konuda cok iddialiydim. Bir mektup geldiginde hemen oturup basina yanitlar ve postahaneye giderek buyuk bir zevkle mektubu gonderirdim. Mektup almayi, mektup atmayi ve postahaneleri belki de bu yillardan kalma birsey sebebiyle cok ama cok severim.
Mektup iki tanesi cok kalici olmustu: biri Finlandiya'dan bir oglan; digeri Norvec'ten bir kiz.
Finlandiya'daki arkadasim cok istikrarli, mektuplarima hemen cevap veren, benim tam da aradigim gibi bir arkadasti. Yalniz, cinsiyet farkliligindan belki de ona yazarken ortak bir konu bulmakta cok zorlanir ama yine de futbol vs gibi konularda fikir belirtmeyi ihmal etmezdim. Bir de cocuk cok heavy-metal dinler; mektup kagidina kursun kalemle -herseyi kursun kalemle yazardi, zarfin ustunu bile- heavy meatl figurleri cizerdi minik minik; cok komik gelirdi bu bana, oysa ben ozellikle o yillarda klasik muzikten baska muzik dinlemeyen, yasina ve hatta yasitlarina gore ekstra olgun bir hanim hanimciktim. Neyse, biz onunla yazisaduralim; mektup arkadasligimizin ikinci yilinda (orta birdeyim artik) ben ona, onun da bana yollayacagi umuduyla bir fotografimi yolladim. O yollamadi, o yollamayinca ben de her mektupta istemeye basladim- iyice merak iste-, boyle bir bir yil daha gecti... O yilin sonunda artik mutlaka fotograf gondermesini, gondermezse bir daha ona yazmayacagimi belirten bir mektup gonderdim. Herzaman duzenli gelen mektubu cocugun gelmez oldu, sonra bir gun yine duz beyaz -kizlarin zarflari cicili bicili renkli olurdu oysa ki, ve ben de kirtasiyeden mektup arkadaslarima ozel renkli mektup kagitlari ve zarflar alirdim- ustu kursun kalemle yazilmis bir zarf aldim. Ondan geldigini bilerek, hemen zarfi actim; zarfi acmamla fotografi elimden dusurmem bir oldu.... Klasik iskandinav bir tipti-sari sacli, mavi gozlu, bemmmbeyaz tenli- ancak cocugun yuzu sivilce doluydu; tarifi mumkun degil, yuzunun heryerinde sivilce vardi. Bunun ustune fotografi hemen imha ettim, ve bu durum beni cok rahatsiz etmis olacak ki cocuga bir dha ona yazmayacagima dair mektup yazdim, ve ondan birkac mektup almama karsin ona bir daha yazmadim. Simdi dusununce ne buyuk bir ayip ettigimi dusunuyorum, ama ergenlige girilen o yillarda insan daha bir sekilci oluyor demek ki, bu olayi dusununce kendimi cok suclu hisseder, uzulurum ben.
Norvecli kizla uzun, cok uzun yillar surdu yazismamiz. Yalniz universiteye basladiktan sonra adres degisikligi, vs derken mektuplar koptu. Yazismaz olduk ama o benim hep aklimdaydi.
Gecenlerde bir makale okurken ben, arastirmacilardan birinin Norvecli oldugunu gormem bana bir sekilde mektup arkadasimi animsatti- ehem ne kadar dikkatli makale okuyorum anlayin artik ;)- ben arkadasimin ismini google'da arastirdim; karsima bir email cikti; usenmedim, oturdum email yazdim. Bak ben sumuklu, beni hatirladin mi diye...
Ve, bu sabah bir yanit aldim! Evet, ondan, mektup arkadasimdan. Hemsire olmus, su anda geceleri calisiyormus, yalniz yasiyormus vs. Emaili beni cok mutlu etti; artik yazismamiza emaillerle devam edecegiz,
neredeeeen, nereyeeeeeeeeee iste...
Bu formlardan kac tane doldurdugumu animsamiyorum; ama pek cok arkadasim olsun yazisayim ingilizcem gelissin diye birden fazla doldurdugumu biliyorum. Bunun sonucunda cesitli ulkelerden mektup arkadaslarim olmustu ve ben bu konuda cok iddialiydim. Bir mektup geldiginde hemen oturup basina yanitlar ve postahaneye giderek buyuk bir zevkle mektubu gonderirdim. Mektup almayi, mektup atmayi ve postahaneleri belki de bu yillardan kalma birsey sebebiyle cok ama cok severim.
Mektup iki tanesi cok kalici olmustu: biri Finlandiya'dan bir oglan; digeri Norvec'ten bir kiz.
Finlandiya'daki arkadasim cok istikrarli, mektuplarima hemen cevap veren, benim tam da aradigim gibi bir arkadasti. Yalniz, cinsiyet farkliligindan belki de ona yazarken ortak bir konu bulmakta cok zorlanir ama yine de futbol vs gibi konularda fikir belirtmeyi ihmal etmezdim. Bir de cocuk cok heavy-metal dinler; mektup kagidina kursun kalemle -herseyi kursun kalemle yazardi, zarfin ustunu bile- heavy meatl figurleri cizerdi minik minik; cok komik gelirdi bu bana, oysa ben ozellikle o yillarda klasik muzikten baska muzik dinlemeyen, yasina ve hatta yasitlarina gore ekstra olgun bir hanim hanimciktim. Neyse, biz onunla yazisaduralim; mektup arkadasligimizin ikinci yilinda (orta birdeyim artik) ben ona, onun da bana yollayacagi umuduyla bir fotografimi yolladim. O yollamadi, o yollamayinca ben de her mektupta istemeye basladim- iyice merak iste-, boyle bir bir yil daha gecti... O yilin sonunda artik mutlaka fotograf gondermesini, gondermezse bir daha ona yazmayacagimi belirten bir mektup gonderdim. Herzaman duzenli gelen mektubu cocugun gelmez oldu, sonra bir gun yine duz beyaz -kizlarin zarflari cicili bicili renkli olurdu oysa ki, ve ben de kirtasiyeden mektup arkadaslarima ozel renkli mektup kagitlari ve zarflar alirdim- ustu kursun kalemle yazilmis bir zarf aldim. Ondan geldigini bilerek, hemen zarfi actim; zarfi acmamla fotografi elimden dusurmem bir oldu.... Klasik iskandinav bir tipti-sari sacli, mavi gozlu, bemmmbeyaz tenli- ancak cocugun yuzu sivilce doluydu; tarifi mumkun degil, yuzunun heryerinde sivilce vardi. Bunun ustune fotografi hemen imha ettim, ve bu durum beni cok rahatsiz etmis olacak ki cocuga bir dha ona yazmayacagima dair mektup yazdim, ve ondan birkac mektup almama karsin ona bir daha yazmadim. Simdi dusununce ne buyuk bir ayip ettigimi dusunuyorum, ama ergenlige girilen o yillarda insan daha bir sekilci oluyor demek ki, bu olayi dusununce kendimi cok suclu hisseder, uzulurum ben.
Norvecli kizla uzun, cok uzun yillar surdu yazismamiz. Yalniz universiteye basladiktan sonra adres degisikligi, vs derken mektuplar koptu. Yazismaz olduk ama o benim hep aklimdaydi.
Gecenlerde bir makale okurken ben, arastirmacilardan birinin Norvecli oldugunu gormem bana bir sekilde mektup arkadasimi animsatti- ehem ne kadar dikkatli makale okuyorum anlayin artik ;)- ben arkadasimin ismini google'da arastirdim; karsima bir email cikti; usenmedim, oturdum email yazdim. Bak ben sumuklu, beni hatirladin mi diye...
Ve, bu sabah bir yanit aldim! Evet, ondan, mektup arkadasimdan. Hemsire olmus, su anda geceleri calisiyormus, yalniz yasiyormus vs. Emaili beni cok mutlu etti; artik yazismamiza emaillerle devam edecegiz,
neredeeeen, nereyeeeeeeeeee iste...
17 Eylül 2006 Pazar
yine...
yine yagmur yagiyor;
yine pencerem acik ve ben yine yagmuru dinliyorum, izliyorum, kokluyorum;
yine birseyler yetistirmem gerekiyor ders calisiyorum;
yine mutluyum!
anladim ki yagmur=mutluluk demek benim icin, ne kadar cok yapmam gereken sey olursa olsun, kafamda bilmem ne kadar soru isareti olsun, ne kadar belirsizlik olsun, ne kadar stres olursa olsun umurumda degil, yagmur yagiyor ya ve ben topragi kokluyorum ya umrumda degil hicbiri iste...
bu cuma gunu onemli sayilabilecek bir sunumum var ve ben degisen arastirma sonuclarima gore makalemi de biraz degistirmek konumundayim; onun icin calisiyorum su anda. bu makalemi ayni zamanda is gorusmesinde sunacagim icin iyi olmasinin ayri bir onemi var, hem makalenin hem de sunumumun iyi, hatta cok iyi olmasi gerekiyor zira 4-5 ekim'de ben bu sunumu bir kuzey eyalette bir okulda yapacagim. okul guzel bir okul, istedigim bir okul o yuzden iyi olsun istiyorum hersey; hayirlisi olsun tabii ama yine de bu okul olsa ayri bir mutlu olacagim ben. hem okul hem de okulun yeri bizim icin cok cazip cunku.
guney eyaletlerde de basvurdugum ve istedigim okullar var aslinda ama artik biraz mekan degissin istiyorum. Dallas'i sevmeme, yasam kosullarinin burada cok rahat oldugunu dusunmeme ragmen zorlu gecen, ki hala bitmis degil, doktora ogrenciligi yillarindan sonra tamamen degissin istiyorum cevrem. hem ne demisler tebdil-i mekanda hayir vardir; oyle olsun diye umud ediyoruz biz de.
iste ben calisiyorum, boyle iyi olmasini umarak herseyin.
ve yine annemler gelecek; bu nedenle de cok mutluyum, hem onlari gorecegim, hem onlar Selim'i gorecekler, hem hersey bu sefer daha guzel olsun diye umud ediyorum, herkes bizimle birlikte ayni dilekleri paylasiyor, biliyorum, bunu hissettikce de mutlu oluyorum.
yine yagmur yagiyor;
yine pencerem acik ve ben yine yagmuru dinliyorum, izliyorum, kokluyorum;
yine mutluyum...
yine pencerem acik ve ben yine yagmuru dinliyorum, izliyorum, kokluyorum;
yine birseyler yetistirmem gerekiyor ders calisiyorum;
yine mutluyum!
anladim ki yagmur=mutluluk demek benim icin, ne kadar cok yapmam gereken sey olursa olsun, kafamda bilmem ne kadar soru isareti olsun, ne kadar belirsizlik olsun, ne kadar stres olursa olsun umurumda degil, yagmur yagiyor ya ve ben topragi kokluyorum ya umrumda degil hicbiri iste...
bu cuma gunu onemli sayilabilecek bir sunumum var ve ben degisen arastirma sonuclarima gore makalemi de biraz degistirmek konumundayim; onun icin calisiyorum su anda. bu makalemi ayni zamanda is gorusmesinde sunacagim icin iyi olmasinin ayri bir onemi var, hem makalenin hem de sunumumun iyi, hatta cok iyi olmasi gerekiyor zira 4-5 ekim'de ben bu sunumu bir kuzey eyalette bir okulda yapacagim. okul guzel bir okul, istedigim bir okul o yuzden iyi olsun istiyorum hersey; hayirlisi olsun tabii ama yine de bu okul olsa ayri bir mutlu olacagim ben. hem okul hem de okulun yeri bizim icin cok cazip cunku.
guney eyaletlerde de basvurdugum ve istedigim okullar var aslinda ama artik biraz mekan degissin istiyorum. Dallas'i sevmeme, yasam kosullarinin burada cok rahat oldugunu dusunmeme ragmen zorlu gecen, ki hala bitmis degil, doktora ogrenciligi yillarindan sonra tamamen degissin istiyorum cevrem. hem ne demisler tebdil-i mekanda hayir vardir; oyle olsun diye umud ediyoruz biz de.
iste ben calisiyorum, boyle iyi olmasini umarak herseyin.
ve yine annemler gelecek; bu nedenle de cok mutluyum, hem onlari gorecegim, hem onlar Selim'i gorecekler, hem hersey bu sefer daha guzel olsun diye umud ediyorum, herkes bizimle birlikte ayni dilekleri paylasiyor, biliyorum, bunu hissettikce de mutlu oluyorum.
yine yagmur yagiyor;
yine pencerem acik ve ben yine yagmuru dinliyorum, izliyorum, kokluyorum;
yine mutluyum...
16 Eylül 2006 Cumartesi
okumaz olaydim!
eskiden siyasi bir kisilige sahiptim ben. politik kitaplar, yazilar, kose yazarlari okur, cesitli gunden hakkinda mutlaka bir gorusum olurdu.
taa ki turkiye'deki olaylarin "ayni"liginin, hicbir zaman degismeyen karakterinin, eski olaylarin, ideolojik kavgalarin deyim yerindeyse bir temcit pilavi gibi yuzbinlerce kez insanlarin onune suruldugunu ve bizlerin hadi yiyelim diye ac kurtlar gibi payimiza duseni almak icin ne kavgalar verdigimizin sacmaligini anlayana dek.
sonra biraktim bu isleri; artik politik kitap okumuyorum hic, turk gazeteleri okumayi az cok biraktim sayilir-yine de arada bakiyorum, itiraf etmeliyim-, kose yazarlari hepten bitti benim icin. Yalnizca ara ara okudugum bir Can Dundar var, bir de Elif Safak ne yazmis diye bakiniyorum bazen. O kadar...
O kadar ama yine de uzak olamiyor insan; bir yazi bir haber, tekrar kivilcimlar yakiyor basimda, ne yapmali, ne etmeli diye dusunuyor; sonra dusuncelerimin sacmaligini farkediyor; kuyrugunu kismis bir kedi gibi yerime oturuyorum. tepkisiz kalamiyorum ama tepkiler kendi kendimi sinirlendirip, kendimi uzmekten ve "yeter artik, kahretsin" diye belki birkac kufur saymaktan oteye gtmiyor ne yazik ki.
iste yine bir Can Dundar yazisi'nin yasattigi duygular.
icim, kalbim aciyor; baska birsey degil...
taa ki turkiye'deki olaylarin "ayni"liginin, hicbir zaman degismeyen karakterinin, eski olaylarin, ideolojik kavgalarin deyim yerindeyse bir temcit pilavi gibi yuzbinlerce kez insanlarin onune suruldugunu ve bizlerin hadi yiyelim diye ac kurtlar gibi payimiza duseni almak icin ne kavgalar verdigimizin sacmaligini anlayana dek.
sonra biraktim bu isleri; artik politik kitap okumuyorum hic, turk gazeteleri okumayi az cok biraktim sayilir-yine de arada bakiyorum, itiraf etmeliyim-, kose yazarlari hepten bitti benim icin. Yalnizca ara ara okudugum bir Can Dundar var, bir de Elif Safak ne yazmis diye bakiniyorum bazen. O kadar...
O kadar ama yine de uzak olamiyor insan; bir yazi bir haber, tekrar kivilcimlar yakiyor basimda, ne yapmali, ne etmeli diye dusunuyor; sonra dusuncelerimin sacmaligini farkediyor; kuyrugunu kismis bir kedi gibi yerime oturuyorum. tepkisiz kalamiyorum ama tepkiler kendi kendimi sinirlendirip, kendimi uzmekten ve "yeter artik, kahretsin" diye belki birkac kufur saymaktan oteye gtmiyor ne yazik ki.
iste yine bir Can Dundar yazisi'nin yasattigi duygular.
icim, kalbim aciyor; baska birsey degil...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)