Pages

4 Şubat 2020 Salı

Muzdarip Anne...

Instagram'da olsun, bloglarda olsun cesitli anne tanimlamalari var; annelerin kendilerine yakistirdiklari: oyuncu anne, akademik anne, muhtesem anne, zayiflayan anne, sismanlayan anne (tamam sismanlayani ben uydurdum :))) ) vs. Ben de anneligimi tanimliyorum: muzdarip anne!

Neden mi muzdarip; siralayacak cok sey bulabilirim su anda. Ama en cok da bilgisayar oyunlarindan, cocuklarla bilgisayar arasinda devamli bir engel olmaktan, ve bu durumun getirdigi hissiyattan muzdaribim...

Ben ve esim, isimiz geregi evet bilgisayarda cok vakit geciriyoruz. Hani gostermeyelim cocuklar ornek almasin desek o zaman da isimizi yapamiyoruz, yani davranis olarak ornek olmak mumkun degil.

Tek care bilgisayar saatlerini limitlemek oluyor. Onda da cidden tutarli olmaniz gerekiyor, hayir diyebilmeli ve hayir'larinizda israrci olabilmeniz lazim. Acimak yok, tutarli olmaniz lazim. Ancak hani bir isiniz olsun, tamam simdilik izin vereyim derseniz isin suyu cikiyor; iste dam o sirada oluyor devrelerde isinma, hayati sorgulama hali cunku verdiginiz iznin zamani onlara yetmiyor bir dakikanin bes dakikanin pazarliklari basliyor. Tamam cok tutarliyim, izin mizin yok kapatin deyip kapattigimda da ozellikle 10 yas ve alt grubunda ki bu Kerem ve Ibrahim oluyor bir kriz nobeti ile karsilasiyorsunuz.

Resmen rezillik!

Aman ne bilgisayari ben bilgisayarla mi dogdum buyuyunce ogrensinler derseniz - ki ben boyle dusunuyorum ;)- cevre devreye giriyor okulda bilgisayar dersleri, odevlerin tamami bilgisayara kilitlenmis derken coktan kaybedilmis bir savasta oldugunuzu anliyorsunuz.

Her zaman mi boyle bu durum, degil aslinda... Yani ben de onlarla oturur oynarsam, kitap okursam, sunu yapalim bunu yapalim diye ugrasirsam bilgisayarin ya da bilgisayar oyunlarinin pek adi gecmiyor. Ama maalesef ayni zamanda "mesgul" anne de olunca mesgul oldugum zamanlar bir de muzdariplikle taclaniyor....Anne degil engel gibi hissediyorum ekran ve cocuk arasinda bir engel, annelik de bu engellik gorevini ne kadar iyi yaparsaniz o kadar basarili oluyor.

Benim aslinda bir cozumum var, o da 80'li yillarin sonuna 90'li yillarin basina hani o cep telefonlarinin olmadigi, araba telefonlarini filmlerde gordugumuz, internetin i'sini bilmedigimiz yillara donmek. Cok mu sey istiyorum???

Rumuz: muzdarip anne (#muzdaripanne)


Not: yani anneligin "muhtesem" oldugu zamanlar da var ama o da baska yaziya malzeme olsun!

Dipnot:  aslinda annelikte muzdarip anlar da muhtesem anlar da cok normal, benim anneligim de bu ikisi arasinda gel-gitlerde, ama genelde #sumukluanne ...



Bahane mi ne?

Farkindayim, yeniyil hedeflerimde birazcik gerideyim...
Ozellikle blog yazarligi konusunda! Kafamda yaziyorum, ciziyorum; kitaplarima ara vermeden okuyorum.
Bu arada "cadi"larla ilgili yeni bir kitap bitirdim, aslinda ilk kitabimdi konusu, ya da baskahramani Cadi olan. Bir ara "Salem" dizisini izlemistim, ona merakla okuyayim dedim; tamamen cerezlik- sadece vakit gecirmelik bir kitapti. Ozellikle yogun zamanlarimda boyle cerezlik kitaplari okumayi seviyorum, ve hatta istiyorum. Hani biraz macera, biraz gizem, biraz romantizm, velhasil herseyden biraz biraz iceren bir kitapti "The Witch's Daughter" (Cadi'nin kizi) isimli kitap. Bu serideki ilk kitapmis, ancak merak etsem de digerlerini okuyacagimi zannetmiyorum cunku her ne kadar ilginc bir konusu olsa da kitabin, "yazar su karakteri daha cok aciklamaliydi, burada daha cok tutkulu yazmaliydi, bu kadin bu adamdan neden simdi bu kadar nefret etti" gibi kritikler doldurdu kafami okurken. Hani bak bu olmamali cok klise dedim, yine de oldu, burasi hadi boyle olsun dedim olmadi vs.
Ancak ilginctir ki bu kitaba yapilan yorumlari okurken, gercekten "cadi" (cadi derken, zannediyorum buyu vs ile ilgilenen tipler) oldugunu iddia eden tiplerden -evet, artik saklanmiyoruz, da diyorlar-, kendilerinin "pagan" oldugunu yorumlayanlara kadar pekcok ilginc yorum okudum. Insan okudugu her kitapla dunyaya ait de yeni seyler ogreniyor. Uygun bir vaktimde bu konulari arastiracagim biraz daha.

Her neyse, okudum bu arada. Yazdim da, ozellikle kendi makalelerimi. (Hani ben akademisyenim ya, bu da duzenli olarak yaptigim birsey). Ocak ayi o acidan guzel ve yogun basladi, bir makalemin kabul haberi, digerinin de ilerledigi -yani revizyon yapmamiz gerekiyor ama basarirsak basilacak o da-, bir yeni makaleye baslama heyecani derken guzel basladi Ocak ayi.

Ayni zamanda burada donem de basladi, verdigim yeni derler, yeni ogrenciler derken... O da apayri bir yogunluk, bu hafta biraz biraz oturdu denilebilir dersler simdilik. Dersler oturuyor oturmasina da duzenli odevler, projeler, ve bunlarin degerlendirmesi de pek cok vaktimi aliyor.

Bakin ne guzel bahaneler buldum degil mi?

______

Aslinda amacim uzun uzadiya bahaneler siralamak degildi ama bugun de boyle gelisti bu yazi. Aklimda yazacaklarim vardi kurgulanmis,  yani sunu yazarim, soyle yazarim dedigimden ama eski bir sarkida oldugu gibi "aklimi tutamadim kafatasimda, uctu, uctu!"

Ama merak etmeyin geri gelecegim ;)


2 Ocak 2020 Perşembe

Durulma zamani (mi?)



Bir ben vardir bende
Bende benden iceri...


Bende ise benden iceri bir ya da birkac ben daha var (duz anlamiyla algilamak derseniz Yunus'u). O benler carpisiyor bu aralar: biri "dur" derken, biri "git" diyor... Icimdeki Musa ve Firavun karsi karsiya geliyor, birisi "artik 40'li yaslardasin, durulma zamani" derken, digeri bu yasa kadar ne yasadin ki haydi zaman yeni birseyler deneme zamani(!)diyor...
___

Anlasilacagi uzere 41 yasima girdim,  gectigimiz Aralik'ta.. Degisik duygular icindeydim, cok da depresif durumdaydim, bu nedenle de bir dogumgunu yazisi dahi yazamadim.

Sonra... sonra 16 yillik bir dostumla konustum... Kendisi birkac gun once 91 yasina girdi. Yani ben dogdugumda kendisi 50 yasinda imis... Ona 40'li yaslar duygularimi ifade edince "herseyin daha heyecanli hale geldigi yaslardasin" dedi. Kendisi 91 yasina karsin evinde tek basina yasayan ve yasam dolu bir insan. Aslinda 91 yasinda oldugunu kendisinden ilk defa duydum. Eskiden "39. yasimin 35. yildonumu" gibi ifadeler kullanirdi, kendi yasindaki arkadaslariyla pek gorusmedigini soylerdi bana "ne zaman biraraya gelsek hastaliklardan bahsediyorlar ve benim hosuma gitmiyor" derdi.Onun bu yaklasimi cok hayat dolu geldi bana. Bu degil sadece, benimle -ve genelde kendine gore cok genc insanlarla arkadas olmasi, kendini hep guncel tutmasi, birsekilde yuruyus, yuzme vs ile kendini aktif tutmasi aslinda ornek alinacak seyler, yani insana "40 da ne ki, daha 50 senem daha var(???)" dedirtiyor!

Gecenlerde yine, belki de bir dizideydi animsamiyorum, en guzel yaslar 40'lar deniyordu; hem enerjin hem de yapmak istediklerini gerceklestirecek maddi olanaklarin -muhtemeldir ki- vardir diye. Aslinda bir anlamda dogru dedim, 20li yaslarda genciz ama belki de parasisiz , 30'lu yaslar birseyleri oturtma, cocuklarin kucuk oldugu zamanlar, 40'lar hem maddi anlamda hem de cocuklarin biraz daha buyumesi acisindan belki de daha da "ozgur" oldugumuz zamanlar. Yani 40 li yaslar gercekten de yeni seyler deneme zamani belki de.

Ama benimse pek icimden gelmiyor; gordugum yerler bana yeter dunya hep ayni zaten diye dusunuyorum. Pekcok insanin zevk aldigi seyler, gezmek, yemek-icmek, alisveris yapmak, insanlarla birlikte olmak, luks seyler tuketmek benim icin gercekten de hicbir anlam ifade etmiyor. Neyin anlami var onu da bilmiyorum. Belki de cok bireysel bir toplumda yasamanin getirdigi muzmin yalnizlik benim de icime isledi cogu insanin zevk aldigi seylerden zevk alamiyorum. Normal mi? Kimbilir? Belki de arayislarim manevi daha cok; yani icimde bir yerlerde doymak istiyorum ve bu istegi fiziki mekanlar, insanlar, kalabaliklar karsilamiyor; apayri birsey...

Oyle iste bir gorunen ben var, bir de ben var, hangisi gercekten ben bilemiyorum.


Yaratici yazarlik (aka Creative Writing)

Image result for yaratıcı yazarlık"



Yazmayi seviyorum.

Aslina bakarsaniz yaziyorum da; meslegim geregi yaptigim arastirmalar ve sonuclarini yazdigim makaleler var. Ama bunlar cok didaktik, kuru, ve ben degil. Yani bu makaleleri belli bir tarzda yazmak zorunda oldugunuz icin kendinizden, kisiliginizden birseyler koyamiyorsunuz ortaya. Ve hepsi Ingilizce yazilmis makaleler. Ingilizce benim icin is dili, ic benligimin dili degil bu yuzden belli bir "kuruluk" var bu yazilarda.

Ama ben bir hikaye yazmak istiyorum, ve belki de bir roman. Tek cocuk olmanin verdigi birsey midir ama hep bir hikayenin icinde yasiyorum zaten, gercek yasamdan farkli. Sizofrenik bir durum mudur normal midir bilmiyorum ama bunlari kagida doksem roman olur belki. Ancak kagida dokmek de oyle kolay bir is degil, her ne kadar "yaraticilik" kavramiyla tezat gibi dursa da belli bir yapi gerektiriyor. Bu nedenle var "yaratici yazma dersleri, teknikleri" gibi kavramlar.

Birkac hafta once cok tesadufi boyle bir atolye (workshop) a katildim. Aslinda amac Selim ve Kerem'i yazmaya tesvik idi, yasadigimiz bolgenin kutuphanelerinden bir tanesinda, yine yasadigimiz bolgede oturan ve birkac roman yazmis bir yazarin onderliginde ortaokul-lise caglarindaki cocuklara yaratici yazarlik atolyesi gibi bir etkinlikti. Selim ve Kerem bu atolyedeyken ne yapacagimi bilemedigim ben de (ve hatta Ibrahim de) bir kosede oturup gozlemledim etkinligi. Ibrahim de (evimizin en kucugu hani artik 6 yasinda, su anda ilkokul birinci sinifta olan) gozlemlemekle kalmayip o da baktim kendi capinda birseyler yazmaya calisti atolyeyi dinlerken.

Yazar olan kadin, once bir yazi komutu (prompt) verdi cocuklara, ornegin "bir gece evde tek basimaydim, disarida hizli bir yagmur yagiyordu, yagmurun sesini dinlemekteydim ki birden kapi calindi. Bir an tereddut etsem de kapiya dogru yoneldim, ve actigimda karsimda...." diye baslayan cumleyi siz tamamlayacaksiniz. Yani uc noktadan devam edin bakalim ne gordunuz? 5 dakika sureniz var, yazin, yazdikca yazin...

Cocuklar 4-5 kisilik kucuk gruplarda bu ilk paragrafi yazdiktan sonra, yandakine gecirdiler kagitlarini; ikinci 5 dakikada amac yaninizdakinin yazdigini okuyup oradan devam etmekti bir 5 dakika kadar daha. Ayni sekilde 3-4 kere tekrarladilar bu degisim- ve yazma etkinligini. Sonucta ayni komutla baslasa da cok farkli birkac hikaye olustu bu gruplardan. Cok guzeldi.

Ne ogrendim? Yaratici yazarlik, cesitlik tekniklerle gelistirilebilen bir yetenek; elbette once istek olacak. Ve bu teknikleri takip ederseniz bir degil birkac hikaye, ve belki bir roman yazmak mumkun. Yani herkes yazabilir, ama elbette herkes iyi bir yazar olabilir mi orasi tartisilir.

Ne ogrendim? Cocuklar cidden cok farkli bir hayaldunyasina sahip, atolyeden oyle guzel hikayeler cikti ki... Oturup cocuklarla evde boyle bir etkinlik yapilabilir, evde her ne kadar zorlama olsa da onlar icin guzel bir alistirma olabilir.

Eve donunce birkac komut aradim ben de. Internet bu konuda - hemen her konuda oldugu gibi deniz, derya ozellikle Ingilizce komular konusunda  (ornegin burada baya birsey var yazmayi gelistirmek isteyenler icin), ancak Turkce genelde kurslar ve atolyeler var, cok arastirmadim ama komutlar tarzi birsey bulamadim, vardir elbet.

Yani velhasil is, komutlarin birinden bir sekilde yazmaya baslamaya kaliyor, yeter ki istek olsun.

"Bir gece evde tek basimaydim, disarida hizli bir yagmur yagiyordu, yagmurun sesini dinlemekteydim ki birden kapi caldi. Bir an tereddut etsem de kapiya dogru yoneldim, ve actigimda karsimda...." 

Peki siz nasil devam ederdiniz yukaridaki baslangica? Deneyelim mi?




31 Aralık 2019 Salı

Yeni yil, herkese kutlu olsun!

Ben -her nedense- sarkilarla yasayan bir insanim. Her nedense dedim ama bu durumda annemin bir payi var zannediyorum, ve genel olarak muzik dinlemeyi severim.
Belki de bu nedenle her zaman her duruma gore bir sarki bulurum hemen, disimdan olmasa da icimden soylerim sarkilarimi. Yani sarki dediysek de oyle detayli sarkilar gelmesin akliniza, bir misra bir melodi olur ya bir cocukluk sarkisindan, ya 90'larin Turkce sarkilarindan -simdikileri pek bilmiyorum cunku- ya da cesitli populer Ingilizce sarkilardan... Her an her sarki gelebilir yani.

Yeni yil denidiginde de bir cocuk sarkisi geliyor aklima hep, yillar oncesine ait:
yeni yil, yeni yil, yeni yil, yeni yil... bizlere mutlu olsun...
yeni yil. yeni yil, yeni yil, yeni yil... bizlere kutlu olsun!
mutlu olsun insanlar, mutlu olsun tum evren
yeni yilda hepbirlikte, yeni yilda hey hey...

Hala hatirlamadiysaniz, benim hatirladigim versiyonuna ait youtube videosunu da ekliyorum buraya:




Iste boyle, sarki ozetliyor aslinda, bu yeni yil yazisinda cok da detaya girmeden herkese musmutlu bir yeni yil dileyeyim ben...

Bunu yazdim ama sunu da eklemek isterim ki kendimiz birseyleri istemeden (asagidaki yazida belirttigim gibi) yani degismesini istediginiz seyler icin cabalamadan, hedefler koymadan, degisim icin calismadan yeni yil size bir gecelik temenniler, kimileri icin eglence, dostlarla bir aksam vs. disinda pek bir yeni sey getirmeyecek aslinda.

O yuzden yukaridaki dilegimi degistiriyor ve 2020 sizler icin kendiniz -ve aileniz, ve yasadiginiz cevre, ve her neyse- icin isteginiz degisimleri gerceklestirebildiginiz ve hedeflerinize ulasabildiginiz bir yil olsun diyorum.

E bunun yaninda mutlu da olun, saglikla da olun, huzurlu da olun. Yasamin kiymetini bilin, zaman geri getiremedigimiz tek kaynak, zamanin kiymetini bilin. Onceliklerinizi bilin. Bilelim -yazdiklarim size gibi ses verse de once kendime soyluyorum, yanlis anlamayin ben bunlari basarmis da size ahkam kesiyor degilim, once kendime, sonra hepimize- ... Yani, gecen gun bir arkadasimla konustugumuz gibi ana konulara donelim (#backtobasics); gereksiz streslerden uzak olalim, buyuk resmi gorebilelim; o zaman degisimler de daha kolay oluyor aslinda...

Bunlari bildigimiz bir yil olsun 2020 ve bundan sonra nefes almanin degerini bildigimiz her an...