Pages

10 Aralık 2006 Pazar

unutamayacagim soguk bir gece...


"Inanmam!" demeyin sakin: Dallas'ta da buzz gibi soguk gunler yasayabiliyor insan. Ornegin bir hafta once bir gunlugune de olsa kar yagmisti bizim buralara. Kar gitti ama sogugu kaldi. Sogugu severim, ama soguk basimizi sokacak sicak bir evimiz oldugunda daha bir hos oluyor soguk.
Oysa ki dun aksam klimamiz bozuldu bizim. Buralarda kislar cok sert gecmedigi icin klimalarin isiticilari yeterli olabiliyor cogu zaman -cogu zaman diyorum, istisnai soguk havalarda simsicak kaloriferin yerini hicbirsey tutmuyor bence. Neyse, dun de 27F (-2.7C) derece bir sogugun oldugu bir gece idi ki bizim klimamiz bozuldu. Acilen apartman kompleksinin 24 saat acik servisini aradik, yarim saat kirkbes dakika sonra bir tamirci geldi 15 dakika kadar baktiktan sonra "oldu" dedi gitti. Adam gittikten 10 dakika sonra bizim klima yine calismaz oldu, somine yakma islemimiz de basarisizlikla sonuclandigi ve evdeki dumandan tum kapi ve pencereleri actigimiz icin ev tamamen buzzz kesti. Klima calismadi gorevlileri aradik tekrar, gelen giden olmadi, saatler de gecenin ilerleyen vaktini gosterdigi icin bu arada klimanin yapilma isi sabaha kaldi. Sogukta yatak odamiz icinde yeller esen bir bayir gibiydi :-). Selim'i usumemesi icin ortamiza yatirdik, ama kiprak Selim'le uyumak ne mumkun! o kipirdadikca biz kenera kaydik, bir kenera kaydikca yorganlar ustumuzden kaydi, yorganlar kaydikca biz donduk. Derken benim dahi kocam -yok, saka degil cidden dahidir benim kocam, her zaman birseylere guzel cozumler bulur, onun bu yonu cok takdir ettigim yonlerinden birisidir-, gecenin 3unde kalkti giyindi 24 saat acik olan WalMart'tan elektrikli isitici aldi geldi. Guclu elektrikli isiticimizla tum evimiz degil belki ama odamiz simsicacik oldu da biz de geceyi rahat bir sekilde gecirdik o saatten sonra. Sabah 9 sularinda -biz daha erken bekliyorduk oysa ki- Meksika kokenli tamircimiz gelip klimamizi yapti: yanan motor degistirildi ve boylece tum evimiz sicacik oldu.
Biz de boylece gitme olasiligimiz bir hayli artan -gidecegimizi baska bir postta yazacagim- soguk ama cok istedigimiz sehir icin, kisa bir alistirma yapmis olduk :).
Ne diyeyim, ilginc bir geceydi vesselam!

9 Aralık 2006 Cumartesi

kirpik kirpik


Bugun babasiyla Selim'in saclarini kirptik biraz. Kac aydir kesilmeyen saclari her taraftan uzadi baya ama Selim saclarini keserken pek merakli bir sekilde kipirdandigi icin yalnizca en elzem olan kulak ustlerini ve onundeki alnina dusen uzamis kisimlarini kestik. Herseye merakli oldugu bu yaslarda sacini kesmek ne kadar zormus gormus olduk.
Bu arada tamamen karakterine uygun hasari, merakli oglan cocugu kimligine burunuverdi Selim, isimiz var :) hayirlisi bakalim.
Buyudukce Selim de anneden ayrilmayan bebekler -pardon cocuk oldu onlar artik, cocuklar- kervanina kapilmaya basladi. Gerci simdilik benden ayrilma sendromu yok -hani odadan cikinca bagirmalar falan, ki cok yakinda bekliyorum ben de boyle olmasini- ama evdeyken devamli gelip bacaklarima yapisiyor "beni kucagina al" babinda. Ben alip babasina devretsem de bir sure sonra yine geliyor bacaklarima; mutfakta bir is yapmak Selimsiz mumkun olmamaya basladi.
Mutfagi karistirma seruvenimiz son gaz devam ediyor, dolaplar aciliyor, icinden tencereler, cekmecelerden tabaklar tek tek cikariliyor, oynaniyor. Bulasik makinasini bosaltirken biz bulasik makinasinin yanina geliniyor, kasik, catal ve bicak gibi tehlikeli maddelerin bulundugu hazneyi kaldirinca annesi, Selim makinadan tabaklari tek tek cikararak annesine veriyor, annesi de yerlerine koyuyor; bazen bu verme istekli olmasa da "Selimcim, hadi ver onu annecigim" israrlarina karsi koyamiyor Selim.
Cocuklar ne yaptigimizin aynasi gercekten: "hayir"i ogretmek icin ona isaret parmagimizi sallayarak "hayir" diyoruz o da isaret parmagini ayni sekilde sallayarak bize "hayir" diye karsilik veriyor, komik sey...
Yemek konusunda simdilik pek bir problemimiz yok; yaptigimiz mamalari yiyor yeteri kadar, yemediginde de yemekten sogumamasi icin cok israr etmiyoruz, zaten yeteri kadar yemis oluyor, yalniz tatlilardan uzak tutmaya calisiyoruz -arada dondurma kacamaklarini saymiyorum-.
Bir de bu aralar hosumuza giden iki ellerini yumruk yaparak "himmm" (sert bir tonda) deyisi var ki o zaman tam bir oglan cocugu oluyor.
Dun aksam aldigimiz mutlu bir haberi kutlamak amaciyla yemege gitmistik, orada bir bayanla konusmaya basladik. Bayan, Selim'i sevmek amacli yaklasti bize -burada sevebilir miyim dediklerinde hayir demiyorum pek cunku zaten cok fazla yaklasmadan, degmeden ve cok sukur ki opmeden, belli bir mesafeden konusarak seviyorlar cocuklari ve ben bunu cok takdir ediyorum-; ve kendisinin de 14 ve 18 yasinda iki oglu oldugunu , ogullarinin nasil buyuduklerini anlamadigini ve bebeklik gunlerini ozledigini anlatti, gulumseyerek dinledim ama ben bile Selim icin daha dun bebeklik halinde oldugunu dusunup ne cabuk buyudu diyorsam kadinin hislerini anlamamak imkansizdi. Belki birgun ben de ayni seyleri soyleyecegim, kimbilir?
Onemli olan onlarla her anin tadini cikarmak oysa ki!

7 Aralık 2006 Perşembe

Bestik uc olduk

Bes gun once mutlu mesut bir sekilde dogumgunumu kutluyorduk annem, babam, kocisim ve Selimcigim. Bes gun once bes kisiydik evimizde, bes kisilik kocaman bir aile olarak yasiyorduk yaklasik iki bucuk aydir.
Annem ve babam bugun ayrildilar yanimizdan; geride ayriligin huznu kaldi bizde. Gerci duygulari bir yana atip dusundugumde, arada stresli oldugumuz zamanlar olsa da ne guzel ki guzel zamanlar gecirebildik hep birlikte. Birbirimize cok alistik bu zaman zarfinda. Eminim geride kalmak zor oldugu gibi gitmek de zor oldu onlar icin.
Yasam boyle iste; muhasebe okumus olanlar bilirler hani su "T" cetveli vardir, gelenler ve gidenlerin, artilar ve eksilerin yazildigi , iste boyle bazi secimler yapiyoruz artilarini ve eksilerini tartarak, ornegin uzaklarda bir yasami secmek gibi. Artilarinin cok oldugunu dusunerek yasiyorsak da sectigimiz bu hayati, eksiler de bir o kadar acitabiliyor insani bu "ayriliklar" gibi.
Bugun bu eksinin etkisini hissettigim depresif bir gundeyim.
Oysa ki hersey tum hiziyla yeniden baslayacak yarin, Selim olanlardan bihaber rutinleriyle baslayacak gune, ben pazartesiye hocamla gorusmem gereken bir konu, ve gelecek donem verecegim ders icin calismaya baslayacagim tam gaz, Sebahattin de cok yakinda olacak konferansinin hazirliklari ve tezi ile ilgili calismalarina yogunlasacak. Annemler donecekler evlerine; yazi da yazliklarinda gecirmis olduklari icin su anda tam yedi bucuk aydir yasanmamis evlerine donecekler, haldir huldur bir temizlik olacak, hasta olan anneannemle ilgilenecek belki de annem bu arada, onlar da kendi rutinlerine doncekler zamanla.
Bizimle kalan guzel paylasimlar, guzel anilar.
Ve su cok bilinen dizeler geldi aklima bu ruh haliyle simdi. "Ne alaka" demeyin sakin!
Avazeyi bu cihana Davud gibi sal,
Baki kalan bu kubbede hos bir seda imis.

Simdi "DJ sumuklu" olarak sizinle su parcayi paylasmak istiyorum:



4 Aralık 2006 Pazartesi

bir mektup

ah annecigim (ben "enne" diyorum ama aslinda "annecigim" demek istiyorum, biliyorsun), ne zamandir mesgulsun, arada beni de birakip gidiyorsun; sen giderken aglamamam uzulmedigim anlamina gelmiyor ama dondugunde kollarina atmam kendimi seni ne kadar cok ozledigimi gosteriyor oyle degil mi? ah annecigim diyordum ki cok mesgulsun kendinle benim bloga da yazmayi ihmal ettin bu aralar, bari en yazayim.
Gitmelerinin -ki sanirim bir muddet gitmeyeceksin, gitme tamam mi?- en zor yani emmeyi ozlemem. Hani bu aralar ayri bir duskun oldum, sen de farkindasin oyle degil mi? Hatta bazen senin adinin "enne" oldugunu unutup sana "meme" bile diyorum ben; sen de guluyorsun bu duruma, gulme lutfen ogrenecegim yakinda.
Sonra oyun istiyorum bol bol: anneannem bana "oyunbaz" diyor. Disari cikmayi cok seviyorum bu aralar, anneannem ve dedem beni disarilarda gezmege alistirdilar. Anneannem sincap kardesleri gosteriyor bana. Ben onlari cok seviyorum evdeyken bana "nerede sincap kardesler" diye sorduklarinda isaret parmagimi kaldirip disariyi gosteriyorum hemen, aferim bana! Sonra dedem de disariya ciktigimizda yaprak kopariyor bana; yapragi koklamayi, sallamayi arada da elbette agzima koymayi hic ihmal etmiyorum. Sonra havhavlari goruyoruz bazen onlari gorunce elimi sallayip "gidin" diyorum, ben korkmuyorum havhavlardan ama babam ve dedem korkuyorlar, ondan. Anneannem ve dedem gidecekler yakinda onlari cok ozleyecegim ama onlarin yaptiklarini size devrediyorum artik annecigim ve babacigim; hergun beni gezdirirsiniz artik, oyle degil mi?
Evdeki oyuncaklarima binmeyi coook seviyorum. Ucagim ve bisikletim en favorilerim; bir de birseylerin ustunde beni yerde suruduklerinde de bayiliyorum buna, devamli yapsinlar istiyorum.
Unutmadan, bu aralar mutfak dolaplarini kesfettim ben, iclerini acip tencereleri, cezveleri, suzguleri ve bilimum ne varsa herseyi teker teker cikarmak cok hosuma gidiyor ama geri koymuyuyorum onlari, niye koyayim hem?
Bir de su "Selim ne zaman yuruyecek?" sorusundan sikildigimi belirteyim; sen gormedin annecigim ama babam, anneannem ve dedem gorduler arada birkac adim atiyorum, gerisi yok, yetmez mi? yeter simdilik.
Icimdeki kedi ruhumu seviyorum, nerede kargasa orada ben :). Ornegin dun aksam dedem bavul topluyordu; etrafta posetler, kagitlar, esyalar tam benlik! Annem ortaligi karistirdigim icin mutlu oldugumu saniyor ama aslinda ben dedeme yardim ediyordum niye anlamiyorsunuz?
Bilgisayara bayiliyorum, klavyeye vurmak -mumkunse kirmak- en buyuk hobim (ama kirma konusunda basarili olamadim henuz :(, ugrasiyorum ama), sonra annemin ve babamin calisma masalari da cok cok cekici geliyor, karistirma konusunda; bu konularda da uzmanlasmayi hedefliyorum.
Daha yazacak cok sey yapiyorum ben, ama annem yazmiyor iste; hem yakinda dogumgunum de var tam BIR yasina girecegim, daha sik yazmasi lazim annemin oyle degil mi?
Enne, beni duyuyor musun?
Selim