Pages

10 Ekim 2006 Salı

bir soru



bir soru sumuklubocegi okuyan tum bloggerlara: ben bir blogumu kapatmak istiyorum ama ayni zamanda yazdiklarim da kaybolmasin istiyorum. Ne yapabilirim? Caresi var midir?

not: simdilik sumuklu kuzey semalara dogru ucacagi icin birkac gunlugune buralarda olmayacaktir, gorusmek uzere...

9 Ekim 2006 Pazartesi

alerjilerim HOSGELDINIZ!!!

Alerjiyle karsilasmam ilk kez universitede dagcilik yaptigim yillarda olmustu. Bir spring breakte gittigimiz tirmanistan ben yuzum gozum sismis, yanmis, yaniklar su toplamis -sanki gercekten atesten yanmis gibi- sonra o sular patlamis, yuzumde kabuk baglamis ve bu kabuklar dustukten sonra- elbette muthis bir kasintiyla birlikte- alttan cikan kirmizi taze ciltle kalmistim, ki bunlar birkac gun icinde olup gecivermisti. Neyse ki o olaydan hicbir iz kalmadi yuzumde ancak donuste gunes alerjim oldugunu ogrendim. Benim gibi egeli, hayatinin cogunu gunes altinda gecirmis birini soklara ugrattiysa da bu durum, sonucta alerjik bir bunyem oldugunu ogrenmis oldum.

alerji soyle birseymis: bir bardagi dusunun, bardaga damlaya damlaya su akiyor -bu sure icinde alerjiniz oldugundan haberdar degilsiniz- ama ne zamanki bu bardak dolup tasiyor, iste o zaman alerjiniz ortaya cikiyor. yani simdiye kadar alerji probleminiz olmayisi bundan sonranin garantisi degil ne yazik ki, bardak henuz dolmamis olabilir... (korkutmak degil amacim, haberdar etmek!)
bu aralarda mevsimsel gecisten kaynaklanan alerji almis basini gitmekte bunyemde. sabahlari dolu ve kasinan bir burunla uyanmalar, grip gibi tikanmalar, ust uste hapsirmalar, bogazimin damagimin kasinmasi -bu acayip kotu bir duygu-, sulanan gozler vs. bugunlerde sabah uyanmamla birlikte baslayan ve alerji hapi ictigim halde gun boyu devam eden semptomlar...

hele dunku tikanisim bir felaketti. acik havada kurulmus olan evimize cok yakin sayilabilecek bir sanat panayirina gittik. aslinda panayir cok guzeldi, ressamlar, fotografcilar, cesitli taki vs yapanlar standlar acmis, hem emeklerini sergiliyor hem de satiyorlardi etraf civil civil insan, cocuk, renkler kayniyordu. asl;inda cok hostu.
hos olmayan insanlarla birlikte cimlerdeki, topraktaki tozun, cesitli polenlerin havada colmktarda ucusmasi ve kopeklerini de gezdiren insanlarin bu mevcut kalabaliga katilmasiyla etrafin kocaman bir alerji kaynagina donusmesiydi- yazarken bile bogazimin icin kasinmaya basladi, iggggk-, gorulecek gezilecek pekcok seyin olmasina ragmen tikandigim icin ortamdan uzaklastik hemen.
neyse, diyecegim odur ki alerji kotudur, yasaminizi etkiler ancak gorunen o ki yapilacak cok da birsey yoktur, ilac almaktan ve alerji kaynagi olusturabilecek ortamdan kacmaktan baska!

7 Ekim 2006 Cumartesi

hayaller, hayaller...

is arama suresinde en cok yaptigi sey hayal kurmak oluyor insanin; hayaller kurmak basvurdugum okullar ve sehirler uzerine, ve bir yandan da dusunmeden edemiyor insan "neresi hayirli ise orasi olsun" diye...
kuzeydeki guzel bir sehire gittim ben, ilk gidisimdi oraya; gittim ve cok sevdim ve dondum elbette... deniz kenarindaki bir sehrin havasi, yasami baska oluyor, bilirim ve Dallas'ta yasadigimiz zaman diliminde en cok bu suyun kenarinda yasami ozlemistik biz, ve simdi tekrar boyle bir yasamin olasi olmasi, sevindiriyor, heyecanlandiriyor insani ve hayallere daldiriyor elbette.

bu hafta carsamba gunu yine suyun kenarinda, yine kuzeyde, yine Dallas'a kilometrelerce uzak bir sehre gidecegim ben; biliyorum, bu sehri de sevecegim muhtemelen; yine bunun ustune de hayaller kurulacak, yine, yine...
elbette sehirden ote daha baska degiskenler de var, kararlarimizi ve hayallerimizi etkileyen ama ilk bakista sehirler etkiliyor iste insani, onlar neden oluyor hayaller kurmaniza...

merak eden dostlarim sagolsunlar, iyiyim -disim de iyi, en azindan simdilik- yalniz yorucu zamanlar bunlar; gidip geldigim, otel odalarinda yalniz geceledigim, oglusumu, esimi, ailemi ozledigim; iyi birseyler olsun diye caba harcadigim, insanlara kendimi anlattigim, onlari dinledigim; caba dolu, yorucu gunler...
ne diyeyim, hayirlisi olsun, ama icinde hayal ettiklerimiz de olsun...

5 Ekim 2006 Perşembe

9 aylik kontrolu

artik buraya fazla yazamiyorum, hem bazi cekincelerim var hem de artik Selim'in yasantisinin da benim yasantimin bir parcasi oldugunu dusundugumden Selim'in blogunu da benimkisiyle mi birlestirsem ve sumuklubocek yazilarinda ondan da bahsetsem mi diye dusuncelerim var.
bakalim, ne yapacagiz...
bu sabah Selim'i 9 aylik kontrolune goturduk Sebo'yla. Fiziksel degerleri gelismede oldugu gibi ruhsal olarak da buyudugu belli olan oglumuz bugun eski kontrollerinden farkli olarak bir turlu kendini elletmeye yanasmadi. Sonunda onu kucagima oturtup ellerini kollarini tutarak guzel doktoru muayene edebildi -evet, Selim'in doktorunu guzel buluyorum ben, hos bir bayan-.
Sonra doktoru bize ozellikle bebek/cocuklari bir-iki yaslari arasindayken muayene etmenin ne kadar zor oldugundan bahsetti, ancak iki yasindan sonra daha iyi oluyormus. Bu arada burada cocuk doktorlari 18 yasina kadar bakiyorlar hastalarina- hatta bazi durumlarda hastalarina universiteye gidinceye kadar-artik o yasi ne olursa- da bakiyorlarmis.
Bir de anemi testi yapildi bugun, tehlikeli bir sey cikmadi.
Selim bu aralar anneannesi ve dedesiyle olmanin keyfini yasiyor. bizimle iken butun gun evde kendi kendine oyuncaklariyla oynarken -evet, bizim cocugumuz bir oyuncak hastasi ;)- simdi onlar sayesinde disarilarda gezmelere de pek bir alisti oglusumuz. annem ve babam gel diye kapinin yanina gidince hizli adimlarla kapiya yoneliyor artik o da.
kendi seslerini kesfediyor hala da anlamli bir baba ya da anne yada herhangi birsey demiyor henuz, normalmis ama ilk 16 aya kadar dort- alti kelime arasi normalmis, daha bizim zamanimiz var yani.
yalniz ondan uzaktayken onu cok ozluyorum, buna nasil bir cozum bulunacak bilemiyorum...

ne isim var burada benim?

simdi, su anda bu soruyu soruyorum kendi kendime: "ne isim var burada benim?" burada "okul" anlamina geliyor.
dun uzun ve yorucu bir ucustan sonra gece gec bir saatte Dallas'a dondum, tum gun gorusmelerin verdigi yorgunlugun ustune bir de ucus yorgunlugu binince, o ucus bir saat rotarli olunca, ve bir de havaalanindan eve gelmemiz yarim saat-kirk dakikayi bulunca, eve pestilim geldi, ben degil.
sagolsun annem uyumamis bizi bekliyordu, havalanina babam ve sebo gelmislerdi beni almaya. tabi ilk once hemen Selim'i gormeye gittim uyudugu odasina, misil misil uyumaktaydi ama ben onu elleyerek biraz uyanmasini sagladim ve ozlemis oldugunu dusundugumden emzirdim, sevdim hemen.
biraz sohbet, su bu derken iyice gec oldu ve de iyiden iyiye yoruldum ben. sabah erken kalktik elbette; hem Selim artik erken uyaniyor hem de bugun Selim'i 9 aylik kontrolune goturmemiz gerekiyordu- ki randevuyu sabah almistik- hayalet gibiydim sabah.
kontrolden sonra ise selim'i eve biraktik ve biz sebo'yla okula geldik. okula gelmemdeki amacim hem biraz hocami gormek hem de calismakti ama ikisini de yapamadim ben henuz: hocam yok, bu hayalet halimle benim de calisma istegim yok.
bu gunun tek kari gorusmede tanistigim insanlara tesekkur maili atmayi basarmam oldu.
ama yine de kendime sormadan edemiyorum iste "ne isim var burada benim?"