Belki de ilk defa "bu filmi daha once neden izlemedim" dedim. Oyle cok sinema elestirisi yapacak kadar sinema merakim yoktur amd gunumuzun hizli, soluksuz, Holywood tarafindan esir alinmis, tuketim sinemasi ile karsilastirdigimda iyi ki izledim dedigim yalin bir ask felsefesi filmi "Sevmek Zamani". Ask'i tensellikten uzaklastirmis, icsellestirmis bir adam Halil baskahramanimiz... (Boyle bir adam var midir diye dusunmedim de degil hani?)
Filmi izlerken, surete asik olmak ve aski aslinda kendi icinde yasiyor olmak kavramlari pek de uzak gelmedi bana. Leyla ile Mecnun mesnevisinde de gecen bir hikayeyin hatirlatti. Alintiladigim kadariyla soyle:
Mecnun çöldedir ve aşkın bin bir tülü cefasıyla yoğrulmaktadır, dünyayla
bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir. Leyla'nın
vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir.
Birgün Leyla çölde onu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve "Leyla benim
içimdedir, sen kimsin?" der. Onun eriştiği mertebeyi anlayan Leyla gider
ve bir süre sonra ölür. Onun ardından da Mecnun hayata veda eder,
böylece ruhları hakiki kavuşmayı yaşar.
Sevmek zamani'na donersek Halil'in de Meral'in resmine/ suretine asik olmasiyla baslar film. Sonrasinda bunu ogrenen Meral de resmine asik olup, bir yil kadar bu aski icinde yasayan insan gercek ask sahibidir diye dusunerek Halil'e asik olur, ancak Halil onu reddeder, iste o sahnede su can alici konusmalar gecer:
Meral: Aylardan beri gelip neden benim resmime bakiyorsun?cevap vermeyecek misin bana?yoksa gercegi soylemekten korkuyor musun?
Halil: ogrenmek istedigini Mustafa soylemistir sana.
Meral: ben senin soylemeni istiyorum.Herhalde bana ait olan birseyi ogrenmek hakkimdir.
Halil: Hayir.Sana ait bir mesele degil bu.Resminle benim aramdaki bir durum seni ilgilendirmez.Ben senin resmine asigim,
Meral:Iyi ama asik oldugun resim benim resmim.iste ben de burdayim soyleyeceklerini dinlemeye geldim.
Halil:Resmin sen degilsin ki.Resmin benim dunyama ait birsey,ben seni degil senin resmini taniyorum.Belki sen benim butun guzel dusuncelerimi yikarsin.
Meral: Bu davranislarin bir korkudan ileri geliyor.
Halil: Evet bir korkudan ileri geliyor,bu korku sevdigim seye ebediyyen sahip olabilmek icin cekilen bir korku.Ben senin resmine degil de sana asik olsaydim o zaman ne olacakti.belki bir kere bile bakmayacaktin yuzume.belki de alay edecektin sevgimle.Halbuki resmin bana dostca bakiyor.Iyilikle bakiyor.Ve ebediyyen bakacak.
Meral:Ben de sana bakmak istiyorum.
Halil: Hayir benimle resminin arasina girme,istemiyorum seni.Ben senin yalniz resmine asigim
Olaylarin sonrasinda nasil gelistigini ogrenmek isterseniz Youtube'da var film, yaklasik bir bucuk saat kadar suruyor. Ancak filmin konusu disinda beni ask acisini Bach dinleyerek ceken kadin portesi, okudugu siir kitabi (Ovidius, Sevisme Yolu), ve 60'li yillarin o guzelim Istanbul esligindeki hem ic hem dis mekanlar mestetti.
Ruhum yasadigimiz zamanlara ait bir ruh degil benim, ama bu filmi izleyince bunu bir kez daha farkettim.
Istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Şubat 2020 Cuma
25 Kasım 2018 Pazar
Kendi ulkeme yabanci... 1 (Istanbul izlenimleri)
Pek guclu bir baslik oldu degil mi?
Guclu hisler guclu tanimlar gerektirir... amma velakin ben boyle hissettim bu yaz: kendi ulkeme yabanci...
Turkiye'ye gitmeyeli uc yil, Istanbul'a gitmeyeli tastamam bir sekiz yil olmustu herhalde ve ben bunun ustune Istanbul'da yedi hafta gecirdim bu yaz.
Istanbul'da bulundugumuz yer hem Istanbul'du hem degil. Ozel bir universitenin korunakli kampusu ve lojmanlari bizi sehirden yeterince soyutladi ancak elbette ki "sehre inmek" ve cocuklara gostermek gerekirdi Bogaz'i, Sultanahmet'i, mezun oldugumuz universite'yi, karsi'yi ve cocuklarin televizyondan ya da resimlerden gordukleri bilimum yerleri. Ve bu yerleri gostermek "sehre inmek" demekti. "Sehre inmek" ise benim icin kalabalik, gurultu, binalar, ve cocuklari kaybetme korkusu demekti.
Bu nedenle pek sehre inmedim, inemedim... Birkac kez disinda... Diger zamanlarda da kiyilara, koselere mavinin ve yesilin bol oldugu yerlere gitmeye calistik.
Kendi ulkeme yabanci... Istanbul'a yabanci idim. 1996-2000 yillari arasinda ogrencilik yaptim Istanbul'da, sonra da iki sene kadar yasadim, 2003'te ABD'ye tasindim, ara- ara geldim gittim Istanbul'a ama cok sik degil, ya da yeteri kadar sik degil demek ki... Ben Istanbul'da iken insanlar Istanbul'un kalabalikligindan vs yakinirlardi, "buralardan 10-20 sene once yer almak lazimdi" derlerdi. Hayrettir ki kendi kendime soyledigim en cok sey bu oldu bu gelisimde. Yani ben 2018 de 2000 in ilk baslari icin bunu soyleyebiliyorsam...
Sehir gelismis, yasayanlar daha iyi eksi ve artilarini gorebiliyorlardir elbette ancak ben cok da olumlu yonde bir gelisim gormedim ne yazik ki. Bunu tamamen objektif gozlemlerime dayanarak yaziyorum hicbir politika ya da politik dusunce ile ilgisi olmadan.
Eskiden Istanbul, Istanbul oldugu halde yine de bir masumiyeti vardi sehrin, sanki o gitmis. Yaslandikca olgunlasan degil de yaslandikca hircinlasan bir kadin olmus sanki Istanbul.
Velhasil'i ben 90'larin sonu 2000;lerin basindaki Istanbul'u aradim bu gidisimde. Hatta ozellikle bazi yerlere hic gitmedim anilarimdaki halinde kalmasi, bozulmamasi icin, zor oldu ama gitmedim, gidemedim...
Istanbul ile ilgili sehrin demografisinden tutun da, turistik mekanlari, alisveris mekanlari, bogaz -illa ki bogaz- ile ilgili izlenimlerim var, ancak onlari yazmayacagim, yazip dillendirmeyecegim cunku farkli algilanmasini istemiyorum. Ama insan yapisi da sehri algilamayi etkileyen onemli bir unsur. Ve Istanbul demografisinin degismesi de bence benim gozlemlerime etkisi oldu.
O yuzden yalniz mekanlara, yesili ve mavisi bol mekanlara gittik genelde... Kalabaliktan ve betondan uzak...
Guclu hisler guclu tanimlar gerektirir... amma velakin ben boyle hissettim bu yaz: kendi ulkeme yabanci...
Turkiye'ye gitmeyeli uc yil, Istanbul'a gitmeyeli tastamam bir sekiz yil olmustu herhalde ve ben bunun ustune Istanbul'da yedi hafta gecirdim bu yaz.
Istanbul'da bulundugumuz yer hem Istanbul'du hem degil. Ozel bir universitenin korunakli kampusu ve lojmanlari bizi sehirden yeterince soyutladi ancak elbette ki "sehre inmek" ve cocuklara gostermek gerekirdi Bogaz'i, Sultanahmet'i, mezun oldugumuz universite'yi, karsi'yi ve cocuklarin televizyondan ya da resimlerden gordukleri bilimum yerleri. Ve bu yerleri gostermek "sehre inmek" demekti. "Sehre inmek" ise benim icin kalabalik, gurultu, binalar, ve cocuklari kaybetme korkusu demekti.
Bu nedenle pek sehre inmedim, inemedim... Birkac kez disinda... Diger zamanlarda da kiyilara, koselere mavinin ve yesilin bol oldugu yerlere gitmeye calistik.
Kendi ulkeme yabanci... Istanbul'a yabanci idim. 1996-2000 yillari arasinda ogrencilik yaptim Istanbul'da, sonra da iki sene kadar yasadim, 2003'te ABD'ye tasindim, ara- ara geldim gittim Istanbul'a ama cok sik degil, ya da yeteri kadar sik degil demek ki... Ben Istanbul'da iken insanlar Istanbul'un kalabalikligindan vs yakinirlardi, "buralardan 10-20 sene once yer almak lazimdi" derlerdi. Hayrettir ki kendi kendime soyledigim en cok sey bu oldu bu gelisimde. Yani ben 2018 de 2000 in ilk baslari icin bunu soyleyebiliyorsam...
Sehir gelismis, yasayanlar daha iyi eksi ve artilarini gorebiliyorlardir elbette ancak ben cok da olumlu yonde bir gelisim gormedim ne yazik ki. Bunu tamamen objektif gozlemlerime dayanarak yaziyorum hicbir politika ya da politik dusunce ile ilgisi olmadan.
Eskiden Istanbul, Istanbul oldugu halde yine de bir masumiyeti vardi sehrin, sanki o gitmis. Yaslandikca olgunlasan degil de yaslandikca hircinlasan bir kadin olmus sanki Istanbul.
Velhasil'i ben 90'larin sonu 2000;lerin basindaki Istanbul'u aradim bu gidisimde. Hatta ozellikle bazi yerlere hic gitmedim anilarimdaki halinde kalmasi, bozulmamasi icin, zor oldu ama gitmedim, gidemedim...
Istanbul ile ilgili sehrin demografisinden tutun da, turistik mekanlari, alisveris mekanlari, bogaz -illa ki bogaz- ile ilgili izlenimlerim var, ancak onlari yazmayacagim, yazip dillendirmeyecegim cunku farkli algilanmasini istemiyorum. Ama insan yapisi da sehri algilamayi etkileyen onemli bir unsur. Ve Istanbul demografisinin degismesi de bence benim gozlemlerime etkisi oldu.
O yuzden yalniz mekanlara, yesili ve mavisi bol mekanlara gittik genelde... Kalabaliktan ve betondan uzak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)