Pages

20 Ocak 2012 Cuma

Bir gun der geceriz...

Sabah okula dogru suruyorum arabayi.
Radyoda bir arka fon sarkisi dikkatimi cekiyor, on planda bir gunde cumhuriyetci aday adaylarinin anketlerindeki degisikliklerden bahsediliyor. Ilgilenmiyorum, ama ilgilenirmis gibi dinliyorum. Aklim ve kulaklarim arka planda calan muzige takiliyor. Radyoda bir kadinla adam konusuyor, bense gercekten 24 saatin aslinda ne gibi farkliliklar olusturabilecegini dusunuyorum.
24 saatte neler olmuyor ki... Dogumlar, olumler, kazalar, asklar, haberler, kararlar, acilar, mutluluklar...
Hepsi sonsuzmus gibi gorunen su 24 saate sigmiyor mu?

You.tube'da cesitli versiyonlari var ama ben en cok bunu sevdim:

What a difference a day makes

Yasanasi, bir haftasonu gecirmeniz dilegiyle!

12 Ocak 2012 Perşembe

Benim muzik seruvenim

Su siralar farkettim ki cok fazla muzik dinlemiyorum. Eksikligini hissettig zamanlarda bilgisayardan birkac parca dinleyip kapatiyorum. Bunda muzikle calisamamanin da etkisi var, bilgisayarim basina da calismak icin oturunca muzik dinlemege ozel vakit ayiramiyorum. Ozel diyorum zira cocuklarla birlikteyken klasik ya da enstrumantel muzik disinda baska borsey dinlemiyorum. Bunun en buyuk sebebi su anda alicilarinin cok acik olmasi ve degerli veya degersiz her turlu sarki sozunu hafizalarina kaydetmeleri.
Neyse basa donersek, farkettim ki cok fazla muzik dinlemiyorum.
Derken hatirlayabildigim ilk muzikler neydi diye dusunurken anneannem ve dedemle siyah beyaz televizyonda izledigimoiz, sunuculugunu zannediyorum Gulgun Feyman'in yaptigi Turk Sanat Muzigi korosu sarkilari geldi kulaklarima. Hep guzel anilar cagristirdigi icin belki de hala severim klasik TSM sarkilarini.
Sonra ilkokul biterken belki aldigim ilk kasetin madonna -hatta kasetci beni kandirmis, madonnanin hic satilmayan bir kasetini satmisti, yine de uzun sure sabirla dinlemistim o kaseti-, ikincisi ise Beatles'di. Bu arada o siralar- 80lerin ikinci yarisi olsa gerek- universiteyi bitiren teyzenin etkisiyle Joan Baez ve Tanita Tikaram doldurma kasetleriyle tanistim. Ortaokul oncesi hazirligu bitirdigim yaz Sony walkman'imde, kendisi hala durur, bolca Rod Steward, Sting ve Phil colins dinledim, itiraf etmeliyim sozlerini anlayacagim diye kafa patlatirken Ingulizcem ve telaffuzum bir hayli gelisti.

Sonra, ileri ortaokul doneminde herseyi reddeden, her seye tu-kaka arabesk diyen hormonlarin da etkisiyle o donem cokca klasik muzik calan TRT 3'le tanistim. Gecenin ilerleyen saatletinde pop da calan TRT3'um basinda kasete alacagim diye uykusuz kaldigim da olmustur.
O donem kisa surmedi. Yasitlarim hatta o zamanlar gelisen Turkce pop'a takilirken ben dinazor misali ille de klasik muzik dinleyecegim diye tutturuyor, evde de bir cunta baskisi ile baska bir muzik dinlenmesine tahammul etmiyordum.... Annem sabir gosterirken, babam arada bir bu duruma dis gosteriyordu; ozellikle de banyodan tiz sesimle gece kralicesi soylemeye ve Carmina Burana parcalamaya calisirken!

Sonra lise donemine giriyoruz, klasik muzik etkinligini surdururken siyasi kimlik kazanma/bulma doneminde Grup Yorum, Grup Kizilirmak gibi gruplari ve yurdumun dogusundan, batisina, kuzeyinden guneyine her yoresine ait turkulerini dinledim, sevdim. Ornegin Avlaskani Cuneli adli karadeniz parcasini cok guzel yorumlayan bir bayan turkucunun kasetini dinlerdim bir ara sikca. Adini unutmusum, bilen varsa soylerse sevinirim. Cok guzel bir parcaydi o. Yorum versiyonu burada, girisi ilk kirk saniye biraz depresif gerci... Tabii bu grupta Yasar Kurt ve Dus Sokagi Sakinlerini de unutmamak lazim.

Paralel olarak lise doneminde ('93-'96 gibi) "new age" muzige de merak sardim. Yanni favorilerim arasindaydi. Tabii o donemin olmazsa olmazi Loreena McKeennitt i hatirlamadan gecmek olmaz... Harbiye acikhava'daki konserine gitmistim sonra universite yillarinda. Acikhava, Istanbul, dolunay ve muzik; unutamadigim bir konserdi.

Universite donemi muzik kulturum Bogazicinin liberal ortamiyla da birlikte biraz daha pop-kulture uyum sagladi. O donem coklukla Capital Radyo'ya takiliyordum. Hala guzel parcalar caliyorlar.
Klasik muzikten hala vazgecmemis, AKM'deki ogrenci butcesine de uygun cumartesi sabahi konserlerine mudavim olmustum.
Bu donem cok sesli muzigin bir devami olarak rock parcalarini da dinledigimi ilave etmeliyim. The Doors hala favorimdir.
Bir de Arjantin tangosuna takildim, hem muziklerine, hem dansina. Dansi bitti ama muziklerini hala cok seviyorum. The Tango lesson filmi tangoseverler icin guzel bir filmdi. Milongalari hala cok severim! Tabii bu da var, ah Yo Yo Ma...

Elbette unutulmamasi gereken bir acikhava konseri de Buena Vista Social Club idi. Sikca dinlediklerim arasinde Cesaria Evora da vardi.
Donup bakiyorum de o zamanlar pek entellektuelmisim :)))

Simdilerde daha cok eskilerle karisik, slow rock, zaman zaman pop, her zaman klasik takiliyorum galiba.
Kendime mini bir playlist yaptigimda benim her zamanki favorilerim burada.
Dinlemek isterseniz buyurun buradan yakin ;) iyi dinlemeler!

8 Ocak 2012 Pazar

Serzenis

Dikkat!

Bu blogundan baska konusacak, dert yanacak birisi olmadigi icin bloguna icini, olabildigi kadar acik, dokmek isteyen bir kadinin; her nedense yalnizca kadinlarin dusunmesi gereken bir konu olagelmis "temizlik" sorunsali hakkindaki cemkirmesidir. Dert dinlemek istemeyenler bu yaziyi burada birakabilirler, benden uyarmasi...


Mekanimiz: Ebeveyn banyosu
Karakterler: Sumuklu, buyuk oglan, kucuk oglan, k.valide
Olay: Sumuklu can hiras buyuk oglanin tirnaklarini kesmeye calisirken, kucuk oglan da yanlarina sokulmakta; buyuk oglanin "aciiyooooor" diye bagirmalarinin dogurdugu durumu ve tirnak kesilmesi olayini daha da zorlastirmakta; arada anne Sumuklu hic acimayacak bir olayi bu kadar abartan oglana ve burunlarinin icine giren kucuk oglana kizmaya baslamaktadir.
Bu arada kucuk oglani giydirmek uzere bekleyen k.valide, banyoyu soyle bir suzer ve bakislar pencerede durur.
K.valide: "Pencere pervazlariniz da cok tozlanmis" der.
Sumuklu: (biraz da savunma edasiyla) "daha iki hafta once silmistim" der.
K.valide: (saskin bir ses tonuyla) "hergun gozunun onunde olan yer nasil iki hafta oncede kalir?" gibisinden birsey soyle.
Sumuklu: (zebercet modunda icinden) "La havle.." cekmektedir.
Bu arada tirnak kesme savasi suruyordur ve
K.valide: "banyonun koselerinde de orumcek aglari var" der.
Sumuklu:(hic bozulmadan, sakince)"elbette, orumceklerin de eve ihtiyaclari var, oyle degil mi?" diye cevap verir.
K.valide: "sizin isler de bir hos" der ve banyodan cikar...

Sumuklu, her ne kadar "bosveeer, bosveeer" dese de icinden, aslinda bunun ne anlama geldigini bilmektedir.

Sumuklu de rahatsizdir evin her tarafinin, her an, bal dok yala modunda tertemiz olmayisindan. Zira titiz bir anne buyutmustur Sumuklu'yu, kapilarinin ust koselerine bakip temizleyecek, temizletecek kadar titiz bir anne.
Ancak Sumuklu'nun annesi hicbir zaman zorla Sumuklu'nun eline bir bez verip temizletmemistir hicbir yeri. Yaparsa kendi yapmistir, yapmazsa eve temizlik icin gelen yardimcilara yaptirmistir.
Sumuklu de bilir temiz bir evin nasil olmasi, nasil kokmasi gerektigini... Ama her daim elinde bez dolasamaz, duzenli dip kiyi temizlik yapamaz... Elinden gelmediginden degil: 1- yapmak istemediginden, 2- gunluk rutin islere bile zorla zaman ayirdigindan 3- cocuklarinin kitap okuma zamani, kendisinin kitap okuma ve dinlenme gibi ihtiyaclari temizlikten cok daha once geldiginden 4-bir de bilgisayar adindaki cocugu her zaman Sumuklu'yu bekler oldugundan ve Sumuklu ona ne kadar vakit ayirsa bir turlu yetisemediginden...

Velhasil, calismayip da evlerine temizlik yardimi alan arkadaslarinin yaptigini Sumuklu de yapmak istemektedir. Ama buralarda $100 dolar para alip, evi oylesine bir supurup, bizim standartlarimizda is yapmayan temizlikcilere para vermeye acimaktadir.

Sumuklu, yetisebildigi rutin isleri yapabildigi surece memnundur kendi durumundan ve rutininden ama arada bir gelen yorumlar bu temizlik sorunsali konusunda kendisini cileden cikarmaktadir....

*** *** ***
Turkiye'ye en cok neden donmek istiyorsun? diye sorsalar simdi en cok "eve en azindan haftada bir temizlik icin yardimci bayan alma ihtimalinden" diye cevap veririm.
Ciddiyim, oylesine basit bir neden benimki.
Haksiz da degilim ama, yok, hic degilim!

(Haksiz olmadigimi, su ders calismak icin ayridigim degerli vakti, bu yaziyi yazarak gecirmemden de anlayabilirsiniz. Nokta.)

6 Ocak 2012 Cuma

Bu arada...

Bugun dilimde ve kalbimde mirildandigim melodi.
Bir sebebi vardir elbet...

Istemeyerek...istemeyerek

Sessiz sedasiz

Sessiz sedasiz bir sekilde Selim'in dogumgununu kutladik dun, 5 Ocak 2012'de...
Selim buraya gore 6 yasinda, Turkiye'ye gore ise 7 yasina girdi. Madem oyle basladik diyerek buranin standardina uyduk ve 6 tane mum koyduk donut pastasina.
Yalniz olsak da oglusumun dogumgunu pastasiz kalmasin diye dogumgunu pastasi alacaktim ki Selim pasta degil de donut istedigini soyledi. Donut da cok nadir yedigimiz birsey oldugu icin yeteri kadar "ozel" olabilir diye katildim bu fikre ben de.
Okuldan aldiktan sonra Selim'i hediyesini almak uzere t.arg.et'a goturdum. Malum bu yaslar, ve hele de oglan cocuklari icin en istenilen hediye oyuncak oldugu icin begendigi bir oyuncagi aldik, bu siralar l,ego'lara takiliyor Selim, begendigi bir legon kahramani alindi hediye olarak. Ona alirken kardes de unutulmadi tabii, boylece kardesin de sahsina alinmis ilk l.ego'lari abinin dogumgunu sayesinde alinmis oldu!
Sonra eve donduk, mumlar falan beklenmeden hemen oyuncak acildi.
Bu arada donuttan pastasina, ve ayni zamanda kardes icin de bu islem yapildi, mumlar hazirlandi.
Mumlari sondurduk ve 6 yasinda olduk!
Okulda da kutlamislar dogumgununu. Her cocuga oldugu gibi Selim'e de dogumgununde dogumgunu taci giydirilmis ve dogumgunu sarkisi soylenmis. Selim bu ilgiden pek bir memnun cikmisti okuldan.

Mumlari sondurduk, ve rutinimize geri donduk...