Pages

17 Mart 2011 Perşembe

Mutlu olmak... ne kadar onemli?

kaynak: Pew Research Center, Social and Demographic Trends Project

Ozellikle bugunlerde isimde mutlu muyum degil miyim, baska bir meslek mi secmeliydim vs. gibi konularla ilgili dusunurken ve ayni meslekten arkadaslarla ayni "mutluluk" konulari uzerinde konusurken buluyorum kendimi. Hatta meslegi gectim, cevremdeki pekcok insanin ve bazen kendimin de dahil aslinda gundelik mutluluklar ugruna ne cok caba harcadigini gorerek hem sasiriyor hem de bunun gerekliligi uzerinde de dusunuyor-dum ki biz yazi okudum dun meslegim geregi hemen hemen hergun baktigim W.A11 Str.Jrnal'da dun.
"Mutluluk fazla mi abartiliyor?" diyordu yazinin basliginda. Hatta bu yazi su anda bu gazetenin en cok okuyanlarin birbirine gonderdikleri yazilar arasinda. Bunu da gorunce aslinda durmaksizin mutlulugu aramanin bir nevi cagimizin hastaligi oldugunu dusunmek mumkun.
Makalenin de ana fikri aslinda surekli gundelik mutluluklar arayarak mutlu olmaya calismanin aslinda kisilere faydadan cok zarar verdigi yonundeydi. Bilimsel psikolojik arastirmalara dayanan yazida aslinda "mutlu olmaya" cok saplanip kalmanin nasil insani mutsuz ettiginden bahsediliyordu. Buna gore aslinda insanin genel olarak saglikli olmasi ve "anlamli" bir yasamin verdigi hazzin aslinda insani genelde daha mutlu ettigi yonundeydi.
Yani guzel bir yemek yemenin, film izlemenin, tatile gitmenin, tuttugunuz bir takimin kazanmasi gibi "anlik/gundelik" mutluluklar insanlara gore cocuk bakmaktan, iyi bir amac ugruna gonullu calismaktan, zorlu bir is yapiyor olmaktan -verilen ornek ornegin tip fakultesinde okuyor olmaktandi - cok daha tercih edilir ve anlik mutluluk veriyor olmasina karsin, aslinda ikinci gruptaki aktiviteler sizleri su anda cok mutlu etmese de uzun surede insanlari daha tatmin eden ve saglikli olmalarina sebepler.

Uzun lafin kisasi arastirmalar gosteriyor ki insanlarin bir amacla, bir hedef ugruna yasamalari ozellikle hayattan genel anlamda tad almalari acisindan, yaslandiklarinda hem ruh hem de akil sagliklarini korumalari acisindan, hem de uzun ve saglikli bir hayat icin gundelik mutluluklardan cok daha onemliymis.

Kulagimiza kupe olsun mu? Bence olsun!

16 Mart 2011 Çarşamba

dugme kutusu

Bugun Selim, Kerem ve anneanneleriyle birlikte kutuphaneye gittik. Kutuphanede gordugum bir cocuk kitabi beni cocukluguma dondurdu.
Sizin var miydi -ve belki hala da vardir- bilmem ama anneannemin bir dugme kutusu vardi, ayni bugun Selim'e okudugum kitaptaki gibi.
Icinde cesit cesit renkte, buyuklukte ve yapida yuzlerce dugme vardi bu dugme kutusunun icinde. Icindeki yalnizca birkac dugmenin hangi cekete, veya elbiseye oldugunu tahmin edebildigim bu dugmelerin cogu eski kiyafetlere ait olmali diye dusunurdum.
O dugmelerle saatlerce oynadigimi hatirliyorum. Renklerine gore gruplandirir, buyukluklerine gore siralar, suslu dugmeleri bir kenera ayirip degerli mucevherlermis gibi oynardim. Hatta yeterince buyuk olanlardan bir tanesini -hatirliyorum da genelde yavruagzi kemik bir dugmeydi bu bir ipe gecirir, ipi yuvarlar -aslinda nasil anlatilir bu yaptigim tam da bilemiyorum, yuvarladigim ipin iki ucundan cekerken dugmenin hizlica donmesini izler ve cikardigi vizzzz, vizzz sesinden muthis bir haz duyardim...
ne cok severdim o dugme kutusuyla oynamayi...
tum bu anilar bugun bu kitapla canlandi:

kimbilir, belki Selim'le Kerem'e de bir dugme kutusu yapmaliyim...





*** *** ***
Bugun Annecafe'nin bu yazisini keyifle okudum. Okurken kendi kucuklugumdeki mektup arkadasliklarim geldi aklima. Ne keyifliydi uzak diyarlardan mektup almak. Ve hatta icinden cikan degisik bir cikartma, kucuk renkli bir kagit, degisik pir pecete -pecete ve pul kolleksiyonu yapanlardandim-, zarfin ustundeki pul o gun cok mutlu olmama yeterdi.
mutluluk cok kolaydi ben kucukken... benzer seyleri yasar belki bir nebze diye hemen Selim icin bir hesap aldim ben de, Kerem'e de alacagim ;)

*** *** ***
Bu aralar, babami da onceki goruslerimden farkli olarak cok eskiye ozlem icinde buldum. Ozellikle eski Izmir'i ozledigini anlatiyor siklikla, ondan eski izmir'i dinlemek bizim de cok hosumuza gidiyor.
Aslinda anlatilanlari bir kenara kaydetmek lazim, kaybolmasin diye. Her ani, paylasilan her kare cok degerli aslinda, birgun belki bir arastirmaya yardimi olur, kimbilir...
**** *** ***
Mutluluk demisken ustte, cagimizin "mutluluk doyumsuzlugu"yla ilgili okudugum bir yaziyi paylasmak istiyorum sizinle, bir dahaki yazimda...

14 Mart 2011 Pazartesi

vivaldi'nin kaybolan flut koncertosu


Vivaldi'nin daha henuz gecen yil gunisigina cikarilan flut koncertosu. Ben de henuz bugun dinledim.
Iyi haftalar olsun efendim!

11 Mart 2011 Cuma

bugun...

Bugun aynen bu resimdeki gibi bir havaya uyandik, iceriden soguk gorunse de disariya cikinca yumusacik, ilik bir havayla karsilastim. Hani yagmur yumusatir havayi derler ya oyle...
Bugun ilk defa gunessiz bir gun de olsa dahi bahara yaklastigimizi hissettim.
Her anlamda guzel bir gun, guzel bir haftasonu olmasi dilegiyle...


10 Mart 2011 Perşembe

Kisa kisa...

Bu aralar motivasyonum var, ve annemlerin de burada olmasini firsat bilerek calisiyorum. Isin bu kismi guzel de bu calismamdan rahatsiz olanlar var... Ornegin gecen aksam birlikte "aile" aktivitesi yapiyorduk Selim'le, ailemizde kac kisi var, kimler, neyi severler, na yaparlar vs vs diye konusurken sira "annenin yapmayi en sevdigi sey nedir?" sorusuna Selim'in verdigi cevap "ders calismak!" oldu...
Hmmm... dedim kendi kendime, buna nasil bir cevap vermeliyim diye dusundum bir... sonra "yok, oglum annenin en cok sevdigi sey ogluslariyla vakit gecirmektir, ama bu aralar biraz calismak zorunda oldugu icin anne calisiyor..." gibisinden bir cumle kurduysam da, bu onun kulagina nasil gitti bilmiyorum... Bazi gunler evden calismanin dezavantaji da bu galiba...

*****
Kerem bu gunlerde cok tatli... Tam bebeklik/cocukluk arasinda sevilecek donemleri... Nereden ogrendiyse -her ne kadar Selim'in hareketine rastlamadiysam da yine de abiden ogrendigini zannediyorum- bir tukurme hareketi ogrenmis, ne zaman neye kizsa, ya da yapmak istemese bir tukuruk atiyor :))). Oyle sulu bir tukuruk degil ama agziyla tuuu gibi bir ses cikariyor demek daha dogru. Oyle komik oluyor ki, karsisinda gulmemek icin kendimi zor tutuyorum. Bakalim ne zamana kadar devam edecek.

*****
Sali aksami yorgun argin dersten cikip Selim'i Boston guzel sanatlar muzesine 100 metre uzakliktaki okulundan aldiktan sonra Selim'in okuluna gidis, be eve gidis yollarimizin polis tarafindan kapandigini gorup neredeyse kirkbes dakika rotarla eve gitmistik. Yolda benim yorgunlugum, Selim'in evimize gidemeycegiz diye aglamasi derken gunu kabus gibi bitirmistik derken bugun ogrendim ki meger O.ba.Ma gelmis yanibasimiza. Arabadan inip takilsaymisiz gorebilecekmisiz demek ki... Yani sadece turkiye'de olmuyormus baskanlarin tikadigi trafik, birinci elden gozlemlemis olduk.

***********
Bugunlerde -hos su siralar bir hayli aksatsam da okumayi- Ipek Calislar in "biyografisine sigmayan kadin, Halide edip" in hayatini keyifle okuyorum. Zira Ipek calislar sadece Halide Edip'in biyografisini yazmamis, Halide Edip'in hayatiyla birlikte resmi tarih'in pekcok soylemine de isik tutmus. Ozellikle de yakin tarihimiz hakkinda yeni, kimine gore tartismali pek cok sey hakkinda bilgi almak bu kitabi biyografiden daha farkli bir yere koymama neden oldu.
Kitapla ilgili kisa bir bilgiyi de su yazidan edinebilirsiniz.