Sebo'yu askere ugurladik ya baska bir sessizlesti evimiz. Her ne kadar o "koskoca kitada yapayalniz kalmis" hissine henuz kapilmadiysam da Sebo'nun varligini Selim ve cokca da ben ariyoruz.
Su ana kadar tam anlamiyla istedigimiz gibi bir kres bulamadigimiz icin Selim krese haftada uc gun gidiyor. Diger iki gunun ya bir, kimi zaman da ikisini programlarimizin musiat olmasindan dolayi Sebo ile geciriyordu. O gunlerde okulda calisan ben pek cok isimi halledebiliyordum. Simdi o iki gun de Selim'le evde olan ben Selim'in ayakta oldugu cogu zamanda onunla vakit geciriyor uyudugunda ise ancak birkac maile bakabiliyorum.
Selim buyudukce yalniz oynamak istememege basladi. Cogu zaman elimden tutup odasina goturuyor beni ve orada oynuyoruz. Annesi de cogu zaman onunla oynamayi sevdigi icin, annesinin istemedigi zamanlarda dahi elinden tutup goturmekte cekinmiyor. Bazen oyuncaklarini salona getirdigi zaman uzaktan katilarak en azindan bilgisayarda birseyler yapabiliyorum.
Dun ilk defa buyuk bir iki yas tantrum'u yasadik. Ben aksam yemegi icin birseyler hazirlarken sevdigi seftalilerden yemek istedigine, yemek yiyecegimizi seftaliyi eger isterse yemekten sonra yiyebilecegini soyledim. Birkac defa ayni sey tekrarlanip benden ayni cevabi alinca birden bagirarak aglamaya basladi. Onu hic boyle gormedigim icin sasirrark bakakaldim, yalniz bu asamada kendini oyle sikti ki yuzu mosmor oldu, onu boyle gorunce cok korktum kucagima lip sakin;esmesini saglayip odasina goturdum yemek hazir oluncaya kadar orada, kendi mekaninda sakinlesmesini soyledim. Bir iki dakika odasinda durup yine yanima geldi. Yanima geldiginde daha sakinlesmisti.
Bazen boyle israrci durumlarda nasil davranacagini bilemiyor insan. Ne bir kurali ne de bir formulu var bu isin. Cocuklarla ilgilenirken hicbir olay ayni sebep sonuc iliskisi icinde islemiyor. Her defasinda yeni bir olay, ve bu olaya karsi farkli bir tepki alabiliyorsunuz.
Genel olarak Selim'e olan davranislarimda en onemli sey oldugunu dusundugum 'tutarlilik'tan odun vermemege calisiyorum. Yapmaya dikkat ettigim konulardan digeri ise sabrimi mumkun oldugunca koruyup ona gereksiz bagirmalardan kacinmak. Bunu kendime defalarca hatirlatmaya calisiyorum gun icinde. Cunku bagirmak onun davranis egitimie pozitif bir katki saglmadigi gibi sonucta pismanlik ve kendimi sorgulama seklinde bana geri donuyor.
Selim'in bugunlerdeki favori deyislerinden biri yanima gelip "annecicim what happened?" diye sormasi. Aslinda boyle sormasi yeni degil; yeni olan ne oldu'nun what happened'la yer degistirmis olmasi. Bunu kresten kapmis sanirim, kresten kaptigi diger cumle ise "be careful", arada "please"ler de cikiyor zaman zaman. Bugunler ayni zamanda iki dilde de kendini ifade etmegi ogrendigi yogun zamanlar onun icin. Arada cikan guzel cumleleri duymak insanin hosuna gidiyor cok.
Tum bunlarin arasinda ben bu donemin bitmesini bekliyorum sabirsizlikla. Zira gerek not vermem gereken odevlerin coklugu, gerekse bir turlu istedigim zamani ayiramadigim arastirmalarim cidden beni yormus durumda. Her ne kadar bir sureligine daha Sebo'da ayri kalacak olsak da Sebo askerlikten dondukten sonra bizim Selim'le gidecegimiz Turkiye tatilini sabirsizlikla bekliyorum. Mayis ortasindan haziran ortasina kadar orada olacagiz. Bol bol dinlenmegi, ozlediklerimi gormegi ve bir de Selim'i bezden kurtarmayi hedefliyorum bu zaman zarfinda.
Bakalim ne kadar basarili olacagim?
4 Nisan 2008 Cuma
28 Mart 2008 Cuma
Yine havaalani muhabbeti...
Yine bir havaalani ve yine ben!
Geri donuyorum, vakit gecirmek icin yazi yaziyorum, Tampa havaalaninda internet ucretsiz neyse ki ;)
Dun gecirdigim yorucu gunun ardindan kendimi odama attigimda agridan catlayan basimi dindirmek -hos banyo yapmak, ya da dus almak icin bana bahane gerekmiyor- icin banyoya attim kendimi. Kaynar suyun altinda, kadinlara ait bir ozellik midir kaynar suda yikanmak?, dururken oylece yorgunluk falan dinlemeden cesitli banyo anilarim geldi aklima.
Kucuklukten beri, sulari, denizi, banyoyu, yikanmayi cok seven bir kisi olarak bu konuda pek cok ani da biriktirdim.
Sanirim ben 8-9 yasina gelinceye kadar siklikla gittigimiz tatil mekanlarindan biri Izmir'e bagli olan Cesmealti idi. Burasiyla ilgili animsadigim en onemli seylerden biri su resimdeki adalardan soldakine dumduz baktigimda yuzen bir balinaya benzemesi nedeniyle "Balik ada" ismi vermem, birgun kiyidan balikadaya kadar gidip gelme planlarimin olmasi ve annemin anlattigi dus alma animdir.
Banyo-dus anisi dedik ya, Cesmealti plajinda denizden sonra dus alinabilen kapali kabinler vardi -o zamanlar-. Gunlerden bir gun annem olan bitenden habersiz dus alma sirasina girmis. Siradayken 5 dk, 10 dk gecmis kabinin icerisinden su sesi gelmeye devam ediyor, annemin arkasindaki sira uzamis, kadinlar homurdanmaya iceridekinin ne kadar dusuncesiz oldugunu yuksek sesle konusmaya, ofleyip puflemeye baslamislar. Iceriden vurdumduymaz sekilde su sesi gelmeye devam ededursun annem sinirlenim kabinin kapisina vurmus hizlica, cimiyormusunuz bayan diye. Iceriden yine ses gelmemis. Kadinlar iyice bikip tam gorevliyi cagiracaklari sirada kabinin kapisi yavasca aralanmis ve iceriden vucudu ve saclari havlulara sarili beklediklerinin aksine kucuk bir kiz cikmis. Ciktiginda da "cok mu beklediniz hanimlar?" diye sormus yuzsuzce. Iste bu ben'misim :))). Ve gayet sakin olay yerinden uzaklasirken anneme "sen de mi siradaydin?" diye sormusum.
Annem ne oldugunu sasirmis, saatlerce bekledigine mi yanisin, siradaki kadinlara mahcup olusuna mi, hani iceriden kizi cikti ya, o zamana kadar benim iceride olabilecegimi tahmin edemeyesine mi...
***
Yazlik muhabbetine katilanlar bilirler: yazliklarda ogleden sonra herkesin denizden geldigi, dusunu aldigi, sonrasinda verandalarda oturulup komuslarla birlikte cay icildigi aksamustleri vardir.
Bizim yazligin bu aksamustu gelenenegine en son katilan kisi sumuklubocektir. Nedeni de deniz sonrasi dus alma olayini bir turlu bitiremeyesidir. Bu konu komsular arasinda bir konu olup her daim komsular benim banyoda ne yaptigimi merak eder olmuslardir. Rivayetler daha cok her banyoda kirklandigima dair gelismis olup, banyoda neler yaptigima hicbir zaman aciklik getirmemisimdir.
***
Iste boyle, sanirim bu su sevgim oglusuma bir genetik miras olarak kaldi ki onu yaptigi birseyden vazgecirmek icin hadi banyoya gidelim demem yeterli oluyor. Banyoda sularla oynamaktan o da buyuk bir keyif aliyor.
Asagiya Selim'in banyoda oynarken bir resmini koyacaktim ancak bu bilgisayarimda olmadigini kesfettim. Selim bu aralar M&M'lere takmis durumda, sevdigi baska bir seyler resmini koyayim dedim ;)
Geri donuyorum, vakit gecirmek icin yazi yaziyorum, Tampa havaalaninda internet ucretsiz neyse ki ;)
Dun gecirdigim yorucu gunun ardindan kendimi odama attigimda agridan catlayan basimi dindirmek -hos banyo yapmak, ya da dus almak icin bana bahane gerekmiyor- icin banyoya attim kendimi. Kaynar suyun altinda, kadinlara ait bir ozellik midir kaynar suda yikanmak?, dururken oylece yorgunluk falan dinlemeden cesitli banyo anilarim geldi aklima.
Kucuklukten beri, sulari, denizi, banyoyu, yikanmayi cok seven bir kisi olarak bu konuda pek cok ani da biriktirdim.
Sanirim ben 8-9 yasina gelinceye kadar siklikla gittigimiz tatil mekanlarindan biri Izmir'e bagli olan Cesmealti idi. Burasiyla ilgili animsadigim en onemli seylerden biri su resimdeki adalardan soldakine dumduz baktigimda yuzen bir balinaya benzemesi nedeniyle "Balik ada" ismi vermem, birgun kiyidan balikadaya kadar gidip gelme planlarimin olmasi ve annemin anlattigi dus alma animdir.
Banyo-dus anisi dedik ya, Cesmealti plajinda denizden sonra dus alinabilen kapali kabinler vardi -o zamanlar-. Gunlerden bir gun annem olan bitenden habersiz dus alma sirasina girmis. Siradayken 5 dk, 10 dk gecmis kabinin icerisinden su sesi gelmeye devam ediyor, annemin arkasindaki sira uzamis, kadinlar homurdanmaya iceridekinin ne kadar dusuncesiz oldugunu yuksek sesle konusmaya, ofleyip puflemeye baslamislar. Iceriden vurdumduymaz sekilde su sesi gelmeye devam ededursun annem sinirlenim kabinin kapisina vurmus hizlica, cimiyormusunuz bayan diye. Iceriden yine ses gelmemis. Kadinlar iyice bikip tam gorevliyi cagiracaklari sirada kabinin kapisi yavasca aralanmis ve iceriden vucudu ve saclari havlulara sarili beklediklerinin aksine kucuk bir kiz cikmis. Ciktiginda da "cok mu beklediniz hanimlar?" diye sormus yuzsuzce. Iste bu ben'misim :))). Ve gayet sakin olay yerinden uzaklasirken anneme "sen de mi siradaydin?" diye sormusum.
Annem ne oldugunu sasirmis, saatlerce bekledigine mi yanisin, siradaki kadinlara mahcup olusuna mi, hani iceriden kizi cikti ya, o zamana kadar benim iceride olabilecegimi tahmin edemeyesine mi...
***
Yazlik muhabbetine katilanlar bilirler: yazliklarda ogleden sonra herkesin denizden geldigi, dusunu aldigi, sonrasinda verandalarda oturulup komuslarla birlikte cay icildigi aksamustleri vardir.
Bizim yazligin bu aksamustu gelenenegine en son katilan kisi sumuklubocektir. Nedeni de deniz sonrasi dus alma olayini bir turlu bitiremeyesidir. Bu konu komsular arasinda bir konu olup her daim komsular benim banyoda ne yaptigimi merak eder olmuslardir. Rivayetler daha cok her banyoda kirklandigima dair gelismis olup, banyoda neler yaptigima hicbir zaman aciklik getirmemisimdir.
***
Iste boyle, sanirim bu su sevgim oglusuma bir genetik miras olarak kaldi ki onu yaptigi birseyden vazgecirmek icin hadi banyoya gidelim demem yeterli oluyor. Banyoda sularla oynamaktan o da buyuk bir keyif aliyor.
Asagiya Selim'in banyoda oynarken bir resmini koyacaktim ancak bu bilgisayarimda olmadigini kesfettim. Selim bu aralar M&M'lere takmis durumda, sevdigi baska bir seyler resmini koyayim dedim ;)
26 Mart 2008 Çarşamba
Bir yolculuk anisi
Garip bir durum…
Kendimi bir an yaslilar evinde hissettim. Yillardir universite ortaminda olunca pek siklikla gormedigim yaslilar sanki birikmis de bugun karsima cikmis gibi.
Bir konferans icin Florida, Tampa yolundayim. Ucagin bekleme salonunun cogunlugunu 65-70lerinde olan bayan yolcular doldurmus durumda. Belki de bir yaslilar grubunun gezisi var o tarafa, bilmiyorum ama garip hisler icindeyim, sanki kadinlarda kendi gelecegimi goruyorum.
30’lu yaslar sendromu biraz da bu olsa gerek, olasi gelecek yillari daha cok dusunur oluyor insan zaman zaman. Buna bir de kirisiklik onleyi kremler almaya basladigimi soylesem, bilmem siz ne dusunursunuz?
***
Herneyse, yolculugumu dusuneyim ben simdi. Bu havaalaninda ucretsiz internet servisi oldugunu dusunup seviniyordum icten ice ancak dusuncelerim bos cikti; limitli bir servis var, diger alanlara girmek icin ucret odemek durumundasaniz. Sadece en fazla 40 dk kadar bu bekleme salonunda olacagim icin odemeye degmeyecegini dusunuyorum. Bu nedenle bu yazimi internet baglantim oldugu en yakin zamanda yayinlayacagim.
Siklikla is gorusmelerine gittigim gecen sonbaharda ayni duygulari pek yasamamistim ancak bu sefer Selim’den ve Sebo’dan ayrilisim bir baska zor oldu. Insan gun gectikce yavrusuna daha cok baglaniyor demek ki; 9 aylikken ayrildigim zamanlardan cok daha huzunlu hissediyorum kendimi. Sadece iki gecelik bir ayrilik bu oysa ki…
Sebo ise dondugum gecenin ertesi gunu askere gitmek icin Turkiye yollarinda olacak. Ister istemez kendimizi koskoca kitada terkedilmis hissedecegimi dusunuyorum simdiden. Belki gunlerin yogunlugu ve aslinda bu askerlik suresinin kisa olusu, ve hatta Sebo’nun kuzeninin bu surede bizimle olusu bunlari dusunmeye firsat birakmayacak ama simdilik boyle bir huzun basti icimi. Ve bu nedenle sicak oldugunu umit ettigim Florida’nin tadini cikaramayacagim belki de….
Oysa ki cok sevdigim halde uzun suren bu soguktan bikmis –ah insanoglu, doyumsuz insanoglu!-, kisa bir sureligine de olsa kemiklerimi isitmayi duslemistim.
Uzun yolculuk uzmani oldum artik (bu ucus da yaklasik uc bucuk saat, eh uzun sayilir) yanimda birkac makale, bir dergi, bir kitap ve not verilecek ogrenci odevleri var., araya biraz da uyku sikistirabilirsem pek de sikici bir ucus olmayacagini dusunuyorum.
Anons yapilmaya baslandi, hadi ben gidiyorum!
***
(Yaklasik 5 saat sonra)
Hele sukur ki otelime ulastim. Aldigim onlemlere karsin itiraf etmeliyim ki sikici bir yolculuk gecirdim ☹. Burasi bekledigim gibi sicak, yesillik ve guzel. Soguk havadan belki de Boston’da duyamadigim deniz kokusunu burada heryerde duyabiliyorum, bu ozellik burayi guzel bulmama yetecek birsey.
Oglusumu ve Sebo’yu simdiden cok ozledim.
Ayriligin huznunun yerini huzunle birlikte yorgunluk ve aclik aldi (malesef ben her kosulda acligini unutamayan tiplerdenim ☹).
Aksam ne yasam diye dusunuyorum.
Bu aksam odamdan disariya adim atmaya niyetim yok, zira yarin zaten yogun bir gun olacak.
Ilk etapta bu otelin yaz tatili icin aileyle gelinebilecek bir yer oldugu izlenimini edindim. Odalarda ayri bir bolumde salon ve kucuk capli bir mutfak var: buzdolabi, mikrodalga. Kisacasi cocukla cok rahat edilebilecek biryer, listemize koyalim ;).
Ben ne yapiyorum?
Gunluk degil anlik bir blog yazisi yazmaya basladiginizda bu yaziyi bitirmenin zamani gelmistir efendim. Yoksa korkarim ki yazdiklarim cok sikici detaylara kadar inmege baslayacak. Bu duruma donmeden yazilar, ben kaciyorum, kaciyorum, kaaaaac-tim!
***
Iste yummy yummy yemegim :)
Kendimi bir an yaslilar evinde hissettim. Yillardir universite ortaminda olunca pek siklikla gormedigim yaslilar sanki birikmis de bugun karsima cikmis gibi.
Bir konferans icin Florida, Tampa yolundayim. Ucagin bekleme salonunun cogunlugunu 65-70lerinde olan bayan yolcular doldurmus durumda. Belki de bir yaslilar grubunun gezisi var o tarafa, bilmiyorum ama garip hisler icindeyim, sanki kadinlarda kendi gelecegimi goruyorum.
30’lu yaslar sendromu biraz da bu olsa gerek, olasi gelecek yillari daha cok dusunur oluyor insan zaman zaman. Buna bir de kirisiklik onleyi kremler almaya basladigimi soylesem, bilmem siz ne dusunursunuz?
***
Herneyse, yolculugumu dusuneyim ben simdi. Bu havaalaninda ucretsiz internet servisi oldugunu dusunup seviniyordum icten ice ancak dusuncelerim bos cikti; limitli bir servis var, diger alanlara girmek icin ucret odemek durumundasaniz. Sadece en fazla 40 dk kadar bu bekleme salonunda olacagim icin odemeye degmeyecegini dusunuyorum. Bu nedenle bu yazimi internet baglantim oldugu en yakin zamanda yayinlayacagim.
Siklikla is gorusmelerine gittigim gecen sonbaharda ayni duygulari pek yasamamistim ancak bu sefer Selim’den ve Sebo’dan ayrilisim bir baska zor oldu. Insan gun gectikce yavrusuna daha cok baglaniyor demek ki; 9 aylikken ayrildigim zamanlardan cok daha huzunlu hissediyorum kendimi. Sadece iki gecelik bir ayrilik bu oysa ki…
Sebo ise dondugum gecenin ertesi gunu askere gitmek icin Turkiye yollarinda olacak. Ister istemez kendimizi koskoca kitada terkedilmis hissedecegimi dusunuyorum simdiden. Belki gunlerin yogunlugu ve aslinda bu askerlik suresinin kisa olusu, ve hatta Sebo’nun kuzeninin bu surede bizimle olusu bunlari dusunmeye firsat birakmayacak ama simdilik boyle bir huzun basti icimi. Ve bu nedenle sicak oldugunu umit ettigim Florida’nin tadini cikaramayacagim belki de….
Oysa ki cok sevdigim halde uzun suren bu soguktan bikmis –ah insanoglu, doyumsuz insanoglu!-, kisa bir sureligine de olsa kemiklerimi isitmayi duslemistim.
Uzun yolculuk uzmani oldum artik (bu ucus da yaklasik uc bucuk saat, eh uzun sayilir) yanimda birkac makale, bir dergi, bir kitap ve not verilecek ogrenci odevleri var., araya biraz da uyku sikistirabilirsem pek de sikici bir ucus olmayacagini dusunuyorum.
Anons yapilmaya baslandi, hadi ben gidiyorum!
***
(Yaklasik 5 saat sonra)
Hele sukur ki otelime ulastim. Aldigim onlemlere karsin itiraf etmeliyim ki sikici bir yolculuk gecirdim ☹. Burasi bekledigim gibi sicak, yesillik ve guzel. Soguk havadan belki de Boston’da duyamadigim deniz kokusunu burada heryerde duyabiliyorum, bu ozellik burayi guzel bulmama yetecek birsey.
Oglusumu ve Sebo’yu simdiden cok ozledim.
Ayriligin huznunun yerini huzunle birlikte yorgunluk ve aclik aldi (malesef ben her kosulda acligini unutamayan tiplerdenim ☹).
Aksam ne yasam diye dusunuyorum.
Bu aksam odamdan disariya adim atmaya niyetim yok, zira yarin zaten yogun bir gun olacak.
Ilk etapta bu otelin yaz tatili icin aileyle gelinebilecek bir yer oldugu izlenimini edindim. Odalarda ayri bir bolumde salon ve kucuk capli bir mutfak var: buzdolabi, mikrodalga. Kisacasi cocukla cok rahat edilebilecek biryer, listemize koyalim ;).
Ben ne yapiyorum?
Gunluk degil anlik bir blog yazisi yazmaya basladiginizda bu yaziyi bitirmenin zamani gelmistir efendim. Yoksa korkarim ki yazdiklarim cok sikici detaylara kadar inmege baslayacak. Bu duruma donmeden yazilar, ben kaciyorum, kaciyorum, kaaaaac-tim!
***
Iste yummy yummy yemegim :)
25 Mart 2008 Salı
Bir video daha :)))
Havaalanlarinda cocuklara yonelik yerler olmasi cok guzel birsey. Daha dogrusu hayati kolaylastiran bir olay. Uzun suren bir ucak yolculuguna cikarken isteyeceginiz en son seylerden biri henuz havaalanindayken eziyetli bir seyahate adim atmaniz. Hos boyle bir durumu onlemek icin elinizden geleni yapmis ve yaniniza gerekli oyalama malzemelerini almissinizdir ama tum bunlarin daha havaalaninda tukenmesi isteyeceginiz en son seylerden birisidir. Biz genelde Selim'in sorumlulugundaki cantasina sevdigi birkac kitap, birkac araba, krakerler, meyve suyu, boya kalemleri, bos kagitlar ya da defter gibi malzemeleri dolduruyoruz (Not: iki yasindaki bir bebek-cocukla (toddler icin bu karsilik oluyor, tesekkurler Esra :)) yolculuga cikarken yaniniza alinacaklar (1)). Doldurmamiz da yine Selim'le birlikte hangi arabani alacaksin, hangi kitabi, su mu bu mu seklinde secenekler vererek oluyor. Henuz pasaport gibi onemli belgeleri onun sorumluluguna vermiyoruz tabii ki :))).
Boston Logan uluslararasi havaalanindaki cocuklara ayrilmis bu yer Selim'i uzun sure oyaladi gecen Turkiye'ye gidisimiz oncesi. Neyse ki aktarma yaptigimiz charles de gaulle havaalaninda da kucuk capta cocuk oyun yerleri vardi. Boylelikle stres, yorgunluk, ve kendi bildigi mekanda olmamanin verdigi rahatsizlikla miniginizin hem sizi hem de kendini bunaltabilecegi bir yolculuk cok daha zahmetsiz hale geldi.
(1) Bunlar Selim'in cantasindakiler. Elbette ebeveynlerin cantasinda ekstra bir -uzun yolculuklarda iki- set kiyafet, bez, mutlaka ve mutlaka bol miktarda islak mendiller. Kendiniz icin gerekenleri saymiyorum elbette :).
24 Mart 2008 Pazartesi
Merhaba!
Selim'le cekildigimiz bir video ile baslayalim bu yeni blogumuzdaki yeni yazimiza.
Bugun Selim'in krese gitmedigi ve benim onunla kaldigim gunlerden biriydi. Onunlayken insanin gunu baska bir dolu geciyor. Birlikte kaldigimiz sure boyunca oynuyor, sarki soyluyor- dansediyor, kitap okuyor, banyo yapiyor, bagirisiyor, uyuyor, birseyler yiyor, tekrar oynuyor, gulusuyor, aglasiyor derken bir gun boyunca herseyi yasiyoruz. Bugun her ne kadar hadi uyusun da yapmam gereken arastirma yazisi hakemligi islerini biraz yapayim diye gozunun icine baktiysam, onu yorucu oyunlar oynadiysam, jimnastik yaptirdiysam ve ustune bir de guzel kopuk banyosuna koyduysam da yok, uyutamadim... Uyusun diye birlikte yattigimiz yatakta gozu kapali anne uyudu numaralarim hep Selim'in annecicim diyerek beni opup kaldirmasi ve benim kikirdememle son buldu. Bu arada Selim beni her sabah operek uyandiriyor. Hic uyanmak istemesem de sirf o optu, aman vazgecmesin bu aliskanligindan diye zorlaaa da olsa kalkiyorum.
Aslinda hic bebe yagi ya da krem vs. gibi urunler kullanmadik Selim icin simdiye dek -elbette pisik kremleri haric-. Ancak kis ayinin da etkisiyle ozellikle kollari ve bacaklarinin kurudugunu farkediyorum. Bu da yetmezmis gibi su sevgisi sebebiyle hem banyoda cok zaman geciriyoruz hem de mutfakta su oynuyoruz. Ikincisi Selim'in yeni hobisi. Ben mutfakta birseyler yapar, birsey icmek ya da yemek icin gidersem Selim en sevimli halini takinip yanima gelip annecicim su, cucuk (kucuk), sandalye kelimelerini kullanip asagidaki pozisyonda suyla oynamak istedigini belirtiyor. Evet annecigim suyu az acmak sartiyla ve ben in dedigim zaman inmen sartiyla olabilir deyince iki elini yumruk yapip yukari kaldirip "yaaaayyy" (bizim dilde yasasiinnn'a denk gelen ancak kreste bu isin amerikancasini kaptigi icin yaaaayyy demesi daha kolay geliyor) diye sevinc cigligiyla sandalyenin yanina kosuyor. Ve sonucta maksimum yarim saat bu pozisyonda suyla oynuyor.
(Bu arada ustteki fotoda arka planda milk of magnesia ve natural fiber urunleri evimizdeki bir kisinin kalim bagirsak problemi oldugunu gosteriyor... Tamam, tamam Sebo'yu zanli olmaktan cikarip itiraf ediyorum, onlar bana ait, sorry :((( )
Bugunku anne-ogul maceramiz tam benim sabrimin son dakikalarinda Selim'e "oglum kakamizi beze degil tuvalete yapiyoruz..." nidalarim arasinda Sebo'nun gelmesi ve sakince Selim'i uyutmasiyla son buldu. Benim o kadar ugrasip da yapamadigim isi Sebo tilsimli bir degnekle bitirdi.
Sonra da hakemlik islerimi yaptim. Bir konferans icin dort tane arastirma hakemligi vermislerdi ki kocaman bir "yuh" dedim ilk aldigimda. Birkac tanesini iptal eder misiniz tarzi kibar emailim, lutfen yapabilirseniz cok memnun oluruz gibi bir pasla geri donunce bende dort yazi elimde kalakaldim. Yazilarin biri cok iyi, biri cok kotu, diger ikisi ise kotuydu. Kotu olanlari okurken vakit kaybettigimi dusunerek kendime neden reddetmedim diyerek bir daha kizdim.
Bu resimde arka plandakileri bilen var mi? ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)