Pages

8 Şubat 2008 Cuma

uyku biraz uykuuuu....

Ne zaman var ki soyle derin bir uyku cekemiyorum. Bu konuda son zamanlarda basvurdugum carelerden biri ise su gece icin olan agrikesicilerden almak. Hergun olmasa da iki gunde bir yapiyorum bunu. Uykum geliyor gelmesine de o vakti gecirdigimde yatakta dort donuyorum. Olmuyor, kalkiyorum, kitap okuyorum -sonra niye kitap yazamadigimi sorguluyorum :)- daha da sikiliyorum televizyon izliyorum bu genelde pbs'te bir belgesel oluyor. Ornegin gecen aksam su programi izlerken kendi soyagacimi pek de bilmedigimi animsadim tekrar -bunun ilk farkina varmam Ayse Kulin'in Veda adli kitabini okurken oldu. Anneannemin annesini gormustum (buyukanneannem) onun esini biliyorum. Anne-dedemin babasini biliyorum ama annesinin ismi hakkinda hicbir fikrim yok. Babaannemin anne ve babasini biliyorum ama baba-dedemin ne annesi ne de babasi hakkinda fikrim var. Oysa bilmek isterdim kimlerdir, ne yaparlardi, hep dogduklari topraklarda mi yasamislardi, yoksa baska biryer miydi gercek yuvalari, meslekleri neydi, nasil insanlardi, nasil yasamislardi, nasil olmuslerdi. Bir ara bunlarla bogustum, nasil arastirabilirim diye dusundum, kafa yordum, Turkiye'ye gittigimde arastirmak uzere bir kenara koydum.
Sonra hernasilsa uyuyakalmisim.
***
Uyudum uyumasina da her sabah 6'da kurmadigim halde beni uyandiran ayakli saatim gelip yanima "annem, annem" diye beni uyandirinca ve sebo'nun oyalama calismalarina karsilik vermeyince, gozlugumu getirip kalk kalk diye basimda konusunca ister istemez uyandim tabii ki.
***
Anlayacaginiz benim uykusuzluk durumlarim kucuk ayrintilar disinda hemen hemen hergun bu sekilde seyrediyor. O sekilde olmazsa bu sekilde uyuyamiyorum, uyusam da farkli bir sekilde uyaniyorum, gunduz uyumak icin bir zaman bulamiyorum derken bu siralar tek takintim, yapmak istedigim en onemli sey derin bir uyku cekmek. Hani soyle basimda davul calsa uyanmamacasina.
Hani soyle bir kenera kivrilsam da misil misil uyusam...
Mi-sil mi-sil uuuuy-kuuuu...

6 Şubat 2008 Çarşamba

Gozlerimi bu dunyaya kapatmadan yapilacaklar listesinden bir madde

Yapmak istediklerim listesinde o kadar cok sey var ki, ne kadarini tamamlayabilecegim acaba gozlerimi bu dunyaya kapattigimda?
Bunlardan bir tanesi ise kitap yazmak :))) Hos, bir tane ciltli tez kitabim var bir kenarda, su asirma (intihal mi diyorlardi?) tezlerden de degil hem de, herseyini, o cok sikici formatina kadar bizzat kendi yazdigim tezim, ikinci cocugum :). Ama benim listemdeki kitap o degil. Benimki basmaya degecek bir roman yazma istegi. Her roman okuyusumda "ben de, ben de yazmak istiyorum" dedirten bir istek.
***
Istek var ama yetenek yok :)
Bence yazar olmak calisma oldugu kadar yetenek isi cokca da. Yetenek diyorum cunku o cumleleri bir araya getirmek bambaska birsey.
Dun elimde okudugum romanda o kadar cok emek farkettim ki istegim olmasina karsin hicbirzaman bir roman yazamayacagim da dank etti kafama. Emek gozlemden ve bu gozlemin okuyucuya aktarimindan geliyor. Bir kuafor salonunu ornegin oyle yazmis ki yazar kisi kendinizi o anda o kuaforde bekleme koltuklarinda bulup etrafi gozlemliyor sanirsiniz. Iste ben bunu hicbir zaman yapamam.
Hep bir eksik vardir benim anlatimimda, ozellikle de sifatlari kullanmamda. Sifatlari kullanamam ben, kacar benden sifatlar sanki iskence ederim ben onlara.
Kapi derim ornegin, anlamasini isterim tek bir "kapi" deyisimden karsimdakinin o kapinin tahta, mavi, boyasi yer yer dokulmus, metali kuflenmis bir tokmagi ve bu tokma ga asilmis uc tane kucukten buyuge dizilmis, birbirine bagli bir cingiragin oldugu ege'deki bir koy evine ait bir kapi oldugunu.
Sonra cumlelerim de cok devriktir. Turkce dilbilgisi derslerinde cok zorluk cekmemisimdir ama bu yine de degistirmemistir ozne, nesne, ve yuklemden olusan siralamayi hep kulakardi etmemi.
Zordur benim icin birseyi anlatmak, hani tam kafamda kurguladigim sekliyle anlatmak.
Gunluk hayatta da cok konuskan olmamam da bu yuzden galiba. Nasil olsa anlasilmiyorum diye dusunuyorum belki de kafamin arkada bir kosesinde.
Iste bu sebeplerle ben bir roman yazamayacagima karar verdim yine dun aksam. Bu karari verdim ya artik zamanidir kafamda dolasip duran roman olmayi bekleyen kucuk hikayecikleri silip atmanin.
Ve elbette gozlerimi bu dunyaya kapatmadan yapilacaklar listesinden "roman yazmak" maddesinin ustunu karalamanin.
Not: Karalamak dedim de bu islem tukenmez kalemle degil yazmaktan iyice kuculmus bir ucu olan tepesindeki silgi isirilmis ve metali egilmis bir kursun kalemle yapilacak. Ama ben sadece kalem diyecegim ona, bilmem anlatabildim mi?

30 Ocak 2008 Çarşamba

Zaman zaman...

Zaman gercekten cok hizli akip gidiyor.
Burada belki biraz daha hizli.
Bilmem, buraya geldigimde ilk farkettigim seylerden biri olmustu bu, zamanin hernedense turkiye'ye ve daha once bulundugum yerlere gore daha hizli akiyor olmasi. Her an birseyleri biryerlere yetistirme durumunda olmak, insanlarin hep kosusturan halleri, her an acik olan magazalar -hos turkiye'ye son gidisimde farkettim ki orada da oyle artik, hani o eskinin "bugun pazar acik degildir orasi" gibi laflar pek kalmamisti-.
Bu akis yoruyor insani, gun icinde durup, derin bir nefes alip baska biryerlere baska bir zamana, baska baska seylere, hadi baska seyleri unutun sadece kendiyle oldugu bir zaman ariyor insan.
Iste boyle zamanlarda ben kacisi bu parcada buluyorum. Arkama yaslaniyorum, gozlerimi kapatiyorum ve kendimi muzigin akisina veriyorum, o beni nereye gotururse artik...

27 Ocak 2008 Pazar

Facia

Dun bir facia yasadik. Tam anlamiyla buyuk bir kaka faciasi.
Selim, babasi ve ben guzel bir cumartesi gecirmek amaciyla once Selim'i akvaryum'a goturduk. Selim cesitli baliklari ozellikle de Jawslari gormekten cok memnun oldu. Arkasindan orya yakin ve oldukca kaliteli ve guzel yemekleri olan turk restoranina gidelim dedik. Yemek sirasinda Selim'in oldugundan daha sakin olmasinin nedeni onu tuvalete goturdugumde anlasildi. Bacaklarina, sirtlarina kadar sulu kaka bulasmisti her tarafina. Mevsim kis, disarisi ekside degilse kesin sifir derece, Selim kat kat giyinmis olmasina karsin en ust katina kadar islak! Ve facianin en buyugu yanimizda ek kiyafet yok! (Ah sumuklu ne bicim annesin sen? oglun iki yasina girmis olabilir ama hala ek kiyafet tasimak zorundasin!)
Icindeki kulotlu corap cikti, atlet niyetine giydigi kisa kollu tulumu cikti, ustundeki uzun kollu tulumu cikti, neyse ki kazagina birsey olmamisti. Ancak bacaklari islak olan tulumunu yine giymek zorunda kaldi.
Restoranin tuvaletinden cikip en yakin magazadan Selim'e kiyafet alip bastan asagiya ustunu degistirdik.
Her an macera hazir yani.

Yurttan sesler korosu

Turk sanat muzigi sever misiniz? Ben severim; ozellikle de su cokco dalga gecilern TSM korolarini da severim, sevmenin yani sira ayri bir ani (hatira) degeri de vardir benim icin.
Kucukken biz ben ilkokul dorduncu (bes de olabilir) sinifa baslayinyacaya kadar anneannem ve dedemlerle altli ustlu oturduk. Bu sekilde yasamak anneannemlerin evinde olan (universite, is gibi nedenlerle hepsi surekli olmasa da) uc teyzenin olusturdugu senlikli ortam bir yana, cat kapi ust kata anneannemlerin evine gidisimle onlarin yasam ve ilgilerini ogrenmek acisindan da faydali oldu. Bu ogrendiklerimin kimi silindi gitti ama kimi de benimler kaldi.
Ilkokul ogretmeni emeklisi anneannem ve asker emeklisi dedemin en cok sevdikleri seylerden biri radyo ve televizyondan (o zamanlar ya tek ya iki kanalli televizyonundan) turk sanat muzigi dinlemekti. Dinlemekle de kalmaz azicik hareketli makamlara (hicaz, hisar buselik, nihavend) ve bilinen parcalara eslik de ederlerdi. Ben de bu ortamda bu muzigi ayri bir severek yetistim. Bu nedenle simdi de ozellikle arabesklestirilmemis, saf turk sanat muzigi parcalarini dinlemeyi ve eger biliyorsam eslik etmeyi seviyorum. Nereden mi aklima geldi? Sabah kahvalti hazirlarken bir turk sanat muzigi parcasi soylerken buldum. Birden farkettim ki evde ozel olarak TSM dinlemedigimiz icin Selim belki de bu parcalari birtek benim soyledigim kadar bilecek, ve bu bana cok garip geldi birden.
Bir de simdi aklima geldi, programlar arasinda cikan kanun calan bir kiz vardi. Dedem bana sen de kanun cal kizim derdi. Ben de kanun'u enstruman olarak sevmem bir yana biraz da bu yuzden hem cok calmak isterdim hem de calan kizi -hemen hemen ayni yaslardaydik cunku o zaman- icin icin kiskanirdim.
Hey gidi hey...
Simdi sizi sabah dilime takilan parcayla basbasa birakiyorum: