Pages

18 Aralık 2006 Pazartesi


NOT: Burada miskin miskin yatan bir kedi resmi olmasi gerekiyordu, ama yok :((( Nedenini bilmiyorum, yardim taleplerimi yorumlar arasinda ilgili kisilere ilettim :). Neyse siz simdi bir agacin dalinda yatan miskin bir kedi hayaledin simdi ve yaziyi oyle okuyun ;).

NOT2: Bu sefer oldu sanirim, he he :)))... Coook tesekkurler sevgili anne ve bebisi!

Evet, evet burada o unlu "holiday season" basladi yine, ve her nekadar bizler icin cok buyuk bir anlam ifade etmese de noel tatilinden ve gorsel guzelliklerinden yararlaniyoruz biz de.
Tatil, tatil olmasina da bu ise ucundan kiyisindan az bucuk dahi bulasmis olanlar bilirler bize tatil, dur durak yok aslinda: arastirmalar, data toplamalar hic bitmiyor. Bu yuzden ne tam tatil havasindayiz ne de degil... Benim tezimle ilgili mesgaliyetlerim tam gaz devam ediyor hala. Hatta is de buldugum icin hocam simdi tezimle ilgili arastirmalarima daha fazla egilmemi istiyor, ki adam hakli. Onun yanisira bir de tam tezime egilmem gereken gelecek donem zor bir ders verecegim, biraz da ona hazirlanmam lazim. Derken bana dur durak yok yine, neyse mesgaliyetler guzeldir halimden hic mi hic sikayetci degilim ama arada -hele su herkesin birbirine "Happy Holidays!" dedigi diralarda- su yukaridaki kedi gibi tembellik etmeyi de ozlemiyor degilim hani ;).

15 Aralık 2006 Cuma

guzel bir yazi...

Biraz once Selim'i yine emzirerek uyuturken -hala en kolay uyutma yontemi bu cunku-, dun bir blogda okudugum yazi aklima geldi. Bu yaziya 100% katiliyorum.
Ne okursak okuyalim ne kadar kitabina uydurmaya calissak da herkes sanirim kendine gore farkli yasiyor anneligi. Pekcok ortak nokta oldugu dogru ama annelerin ve en onemlisi bebeklerin kisilikleri bu farklilasmada en buyuk paya sahip. Onemli olan sonucta dogru, durust, kendi ayaklari uzerinde durabilen, kendine ve cevresine faydali, iyi bir insan yetistirebilmek.
Umuyorum gidis seklimiz ne olursa olsun sonucta bebislerimiz iyi birer birey olabilirler.

Not: Yazinin tamami burada.

14 Aralık 2006 Perşembe

hayaller gercek oldu :)))

Mutluyum, mutluyuz!
Sonunda birkac aydir gitmelerimin, gelmelerimin meyvesini aldik ve guzel hayaller kurdugum, sevdigim, istedigim okuldan guzel bir teklif geldi. Birkac gundur bunun degerlendirmesi ile mesgulduk ancak sonunda kararimizi verdik ve artik, Boston'a tasiniyoruz! Buyuk bir aksilik cikmazsa 2007 temmuz ayinda tasinacagiz; yaklasik dort yilimizi gecirdigimiz Dallas'tan ayriliyoruz. Guzel bir degisiklik olacagini dusundugumuz icin cok seviniyoruz, istedigimiz biryer oldugu icin daha da cok seviniyoruz, hayirlisi bakalim.
Kalmali mi gitmeli mi derken burada kalmayi sectik biz.

bak sen su dondurmaya!

Bu aralar kafamdaydi, ne zaman baslamali Selim'e kendi kendine yemek yemegi ogretmeye diye dusunuyordum. Guvenilir bir kaynaktan 16. aylar gibi bu konulara ciddi bir sekilde deginilebilecegini ogrenmis ve rahatlamistim kendi kendime "hmmm, daha zamanimiz var nasil olsa" diye dusunerek.
Dun aksam Selim'le yalnizdik evde, Selim oyuncaklariyla oynuyordu bir kosede, ben de bu arada firsattan istifade kendime bir kase dondurma koydum. Tam yemege basladim ki bizimki elindeki oyuncagi birakip bana dogru yoneldi, besbelli dondurma istiyordu. Kasigin ucundan verdim; yetmedi ona elimden kasigi alip kendisi giristi ise, hayretler icinde kaldim! Biz kara kara ne zaman kasik kullanmayi ogretelim diye dusunurken Selim bey aldi kasigi elimden daldi dondurmanin icine. Derken ona kendi kasiklarindan getirdim ve eline verdim, diger elini de dondurma kasesine daldirmamasi icin tuttum. Arka arkaya kasigiyla minik minik dondurmalari kasigiyla agzina goturdu. Bu deneyimden hem o eglendi hem de ben onun bu basarisini (masallah diyorum bir yandan) keyifle izledim. Ana ogul bu sekilde dondurma yedik birlikte. Normalde dondurmanin cok da faydali olmadigini dusunerek pek yedirmiyoruz Selim'e ama bu deneyiminde dondurma yemesine goz yumdum, boyle yemege can kurban diyerek :).
Bu sabah da ayni sekilde "kendimiz yeme" deneyine devam ettik, genel olarak baslarda iyi basliyor ama sikiliyor sonra, sonra simdilik ben devraliyorum yine yedirme olayini. Ama bu bir baslangic diyerek bu deneye belli bir sure devam edecegizdir. Ne diyelim dondurmanin fendi...

11 Aralık 2006 Pazartesi

Gitmeli mi kalmali mi? Elbette kalmali!

Bu is arama zamanlarinda Turkiye'den, Istanbul'da guzide bir universiteden hem bana hem Sebo'ya gelen ciddi bir teklifle "Turkiye'ye mi donsek" diye dusundugumuz oluyor zaman zaman.
"Gitmeli mi, kalmali mi?" diye dusundugumuz garip bir ruh hali bu. Blogunu uzun zamandir takip ettigim Sevgi de bir yazisinda "koklerim burada ama dallarim okyanus otesinde" demis ve bence cok guzel anlatmis iki arada yasiyor olmayi. Ben de oyle hissediyorum, belki koklerimiz Turkiye'de bizim (ben ve Sebo'nun, Selim daha Turkiye'ye gormedi bile :)) ama buraya dallanip budaklandik sanki.
Teklif her ne kadar ciddi, cazip ve prestijli olsa da ben bir sure daha buralarda olmak istiyorum. Buralari, buradaki hayatin akisini, insanlarin yasam tarzini, birbirlerine saygi dolu yasamlarini, bizim yasam tarzimizi ve her seyin merkezinde olma duygusunu -bu Amerikalilardan gecen bir duygu belki de- seviyorum cunku. Buradan ziyaret ve bir takim vize islerini halletmek icin ilk defa Turkiye'ye gidisimde ornegin orada, koklerimin bulundugu o ulkede, kendimi cok yalniz hissetmistim. Garip bir histi, sanki dunya donuyordu da ben o donusun disinda kalmistim tamamen. Yasamin hizindan geri kalmislik hissiydi. Yabancilasma hissiydi; ulkeme ve koklerime ve belki de kendime, kimbilir...
Ulkemi, Turkiye'yi, insanlarini, dogasini, tarihini, nimetlerini seviyorum ve ozluyorum hem de cok; ama sanirim benim henuz Turkiye'ye donme vaktim gelmedi.
Bir sure daha burada dallanip budaklanmaya, yeni surgunler vermege devam edecegiz biz ve simdilik ben bundan hic sikayetci degilim!