Pages

29 Ekim 2010 Cuma

bir haber ve dahasi ...

Dun ogleden sonra iyi bir haber aldim ve basvurdugum arastirma odenegini (research grant) aldigimi ogrendim. Bu elbette arastirmalarim konusundaki motivasyonumu arttirdi. Kimbilir, bu cercevede belki birkac gunlugune Turkiye'ye de gidebilirim. Cocuklari birakip gitmek biraz zor olabilecek olsa da bu odenek cercevesinde yapmam gereken birsey.
Bununla birlikte bu aralar projelerime yogunluk verme istegim artti, bu elbette guzel birsey ancak ayni zamanda verdigim dersten soguyorum bu asamada. Ogrencilerin istekleri ve zaman zaman sorunlari beni projelerimden alikoyan bir angaryaymis gibi hissediyorum. Neyse ki donem icinde isleyecegim konular bugun itibariyle bitiyor ve  ogrencilerin yapmasi gereken sunumlar ve simulasyonlar var donem sonuna dek. Onlar da benim acimdan yonlendirme gerektiriyor sadece, sinifta ders anlatmak ve bu derse hazirlanmak kadar yorucu degil.
Bilenler bilirler, ogrencilerin hele hele universite ogrencilerinin, hele hele hele "generation Y" dedikleri bu neslin onunde ders anlatmak hic de kolay degil... (Bu "Y nesli" cok ilginc, baska bir yazida mutlaka ele almaliyim!!!).

Iste bu duygularla geldim bugun is yerime -okula deyince hala ogrenciymis gibi hissediyorum o yuzden bundan sonra is yeri tabirini kullanmayi tercih ediyorum. Ve hatta gelmeden once Selim'i okuluna -onunki okul iste :)- birakinca orada masalar ustundeki oyun hamurlarini, sulu boyalari, cesit cesit incik boncuklari gorunce hic ayrilasim gelmedi oradan. Biraksalar orada bir muddet vakit gecirsem diye dusundum...

Ve iste buradayim ve iste son dersime bir goz atmamak icin blog yaziyorum...

Ve galiba artik durmaliyim!

28 Ekim 2010 Perşembe

Oyun hamuru tarifi

Selim'in okulunda oyun hamurlarini kendileri yapiyorlar hep, ve dokusu guzel bir hamur oluyor. Ben de aldigimiz oyun hamurlarinin kurumasi, oraya buraya dagilmasi sorunsalindan kurtulmak icin kendim yapmak istiyorum oyun hamurumuzu.
Simdilik evde gida boyasi ve tartar kremi (turkcesi de bu mu bilmiyorum- cream of tartar) olmadigi icin henuz yapamiyoruz ama tarifini kaybetmemek icin buraya yazmak istedim. Belki buradan okuyup birisi benden once yapar ve paylasir, kimbilir???

Malzemeler:
2 cups tuz (1 US cup = 236.588238 ml, 1 su bardagi 250 ml saniyorum)
3 cups un
3 cups su
6 tatli kasigi tartar kremi (cream of tartar)
6 tatli kasigi yag.


Tum malzemeler bir tencerede karistirilir, agir bir kivama gelinceye kadar pisirilir. Sogutuldukdan sonra biraz yogurulur. Ve sonrasinda hamurumuz oynamak icin hazir olur...




Yapar yapmaz resimlerle burada oluruz elbette ;)


Bir ekleme:
Bu da yorumda Funda'nin verdigi tarif, tartarsiz oldugu icin gozume daha kolay gorundu. Tesekkurler Funda!
"2 bardak un, 1 bardak tuz, 1 damla sıvı yağ, yeteri kadar su.
Un, tuz, ve sıvı yağ karıştırılır, yavaş yavaş su ilave edilir.
Yani kıvamını un katarak kolayca ayarlayabilirsin. Gıda boyasıyla renklendirilebilir yada beyaz kullanılıp şekil verdikten sonra sulu boyayla boyanabilir. 2. şık daha çok ilgi görüyor."

27 Ekim 2010 Çarşamba

Havadan konusmak makbuldur buralarda.
Yani hava durumu havadan bir mesele degildir.
Oturup ciddi ciddi konusulur ve yorum yapilir ustunde. Zira havalar cok degisken olabilir ve bu degiskenlik gunluk hayati etkileyebilir...
Havadan bir konuymus gibi dusunmeyin simdi yazacaklarimi diye soyluyorum bunu :).
Bu gunlerde sicakliklar mevsim normallerinin ustunde seyrediyor. Alisilmadik dereceler bunlar, neredeyse Kasim ayi olmusken... Dun kisa kollularla geziyordu herkes ornegin. Bugun hafif bulutlu ama hala sicacik bir hava hakim disarida. Sasirtici geliyor bu bize, gercekten alisilmadik bir durum. Sonbahar renkleri hala duruyor ve hatta hala yesil renkler de duruyor ortalikta. Oysaki simdiye coktan soyunmustu agaclar sari yapraklarindan, ama bu sene farkli...
Okulda arabami park ettigim garajdan gorunen downtown manzarasi, birkac hafta once cekmistim sanirim.


*** *** *** *** *** ***
Bu havalarin iyi gitmesi en cok bizim isimize yariyor tabii ki. Cocuklar hala mumkun oldugunca disariya cikabiliyorlar ornegin. Oyun parklari en favori yerleri elbette. Kerem de abisine bolca katiliyor bu sene.






















Ustte, Selim mini beyzbol sahasindan bir poz vermis :)
Altta Kerem heyecanli bir sekilde oradan oraya hoplayip ziplamaya calismis:





Iste boyle, bir turlu soguyamayan havalarin keyfini cikariyoruz biz de :)))

25 Ekim 2010 Pazartesi

C.ai.llou ve Selim


Selim'in kaleminden cok meshur C.ai.llou ve Selim.
C.ai.llou sacsiz ve kulaklari buyuk olan, hayranlarini hayali husrana ugratabilir yalniz dikkat diyorum :) . Kulaklarinda "eardrum" oldugu icin kulaklari buyukmus. Elbette boyu da Selim'den kucuk. Selim oyle dedi...

24 Ekim 2010 Pazar

Sonbaharin son demleri...


Sonbahar,

Evimizin onundeki yapraklari toplarken oyun oynayinca,


buyudukce, yeni seyler kesfedince,
herbir yapragi ayri ayri inceleyince,


usumemek icin hoplayip ziplayinca,


balkabagi kekiyle sicacik caylari yudumlayinca, 


ve bilgisayarin masaustune bu yapraklari koyunca


baska bir guzel!!!

23 Ekim 2010 Cumartesi

cumartesi projesi

Cumartesi projesi dediysem de planlama bana ait olup tum zahmetiyle takma islemleri Sebocugum tarafindan yapilmistir.
Ne zamandir istedigim bir seydi calisma masamin onundeki duvara boyle birseyler yapmak. Ozellikle Selim'e yaptigi resimlere deger verdigimizi gostermek ve bu sayede onu daha fazla resim yapmaya tesvik etmek icin -asil amac elbette masada daha fazla oturmasini saglamak :)))-. Ancak o fotografi mi asalim bunu mu derken fotograf doldu telimiz. Simdilik boyle olsun bakalim...


 *** *** ***

Yaramaz Kerem is basinda!



cat oradayim, cat burada...
ya bir sandalye ustunde, ya bir masa!
bakmayin boyle sevimli olduguma
yureklerinizi agziniza getiririm
bir merdivenden yuvarlanmayla...

not: yukaridaki misralarda gecen olaylar tamamiyle dogrudur!

21 Ekim 2010 Perşembe

Bizden manzaralar


Ustte, bizden sonbahar manzaralari...
Hergun sabah kalktigimda ilk isim pencereden bu renk cumbusune bakmak oluyor.
Cocuklarla dokulen yapraklarin icinde yuruyup hisirtisini dinlemek, cesitli renkli yapraklari toplamak, dokulen yapraklarin icinde yatip yuvarlanmak bu aralar hobilerimiz arasinda.

Dun Selim kresteki aylik sunumunda "sonbahar" temasina uygun olarak renk degistiren yapraklari anlatti, bunun icin okula yaprak goturdu. Ve ille de araba goturmek istedigi icin sari tonlarindaki okul arabasini da goturerek, sonbaharda cocuklar da okula gider diye sunumunda okul arabasini da kullandi.

Sunum (presentation) derken Amerikan egitim sisteminde onemli bir yeri var sunumun, anaokulundan universiteye kadar pekcok sunum yapiyorlar. Bu da topluluk onunde konusma becerilerinin ve kendilerine guvenin gelismesini sagliyor. 4-5 yasinda sunum yapmaya basladiklarini gorunce bazi ogrencilerimin yanlis cevaplari bile cok dogruymuscasina anlatiyor olmasina artik hic sasirmiyorum. Bense ilk sunumumu zannedersem universitede yapmistim. Kalp carpintimin kulaklarima vurdugu hala aklimda...

Burada da biz yemek yerken Kerem'i oyalamanin bir yolunu goruyorsunuz. Hem onu oyaliyor, hem de kendi kendine yemegi ogreniyor. Tabii henuz tamamen kendisi yemegini yemiyor ama iyi bir oyalanma yontemi oldugunu dusunuyoruz. Ustundeki onluk i.ke.a'dan... cok memnun kaldik, artik istedigi kadar ustunu kirletmekte serbest... Kiyafet gibi giyilen bu onluk cok isimize yaradi, tavsiye olunur ;)

iste bu gunlerde bizden manzaralar...
Posted by Picasa

18 Ekim 2010 Pazartesi

kerevizzz ve dogaclamalar...

Funda'nin yazisina katiliyorum... hem de %100!!!
kereviz demisken...
bizim Selim kerevizi sever aslinda.
ammaaaaaaa illa da cig olacak.
Cig kereviz havuc gibi katur kutur yenilecek.
cig brokoli ve cig karnibahar da yer...
bir de krem peynire batirip yemesini sever.

hani illa da pisirip yedirmeye gerek yoktur belki; belki cocuklariniz cig kerevizi sevebilir diye bir oneri olsun diye yaziyorum.

*** *** ***

burada ozellikle partilere goturmek icin marketlerde boyle yukaridaki gibi sebze tabaklari satilir. ortasinda da bir sos.
sosa batira batira sebzeleri yerken bizim borekleri pogacalari arasa da insan, partiler icin saglikli bir alternatif oludgunu dusunuyorum.
meyve tabaklari da var ama cig sebze kadar yazmaya deger bulmadim onlari, uzgunum...

*** *** ***
uzgunum deyince...
ingilizce de "I am sorry but..." seklinde, bizce de "uzgunum ama..." diye cevrilebilecek cumleler vardir ya, Selim kendince onlari "ozur dilerim ama..." seklinde ceviriyor. Komik geliyor bu bana ve bu yuzden duzeltmiyorum onu :))) evet, evet, hain anneyim ben!

*** *** ***
Selim deyince Kerem beyimiz de eksik kalmasin: Kerem de bu aralar en cok "menim o" kelimeleri ustunde duruyor. Istedigi birsey olursa hemen agzindan "menim o" cikiyor :)... Bu herhangi birsey olabilir ekmek, tornavida... ama illa da "menim o!"
Bir de kendisine devamli "aman dikkat", "dikkat et Kerem" vb gibi cumleler sarfedildigi icin bazen kendi kendine "tiktak ditdat" diye diye evde dolandigini goruyorum. Bu da komik :))



Insanlarin en dogal duygularindan bir tanesi zannediyorum aidiyet duygusu. Yani bir topluluga, bir yere, bir kulture ait olmak,Bir yay burcu olarak kendimde bu duygunun cok baskin olmadigini iddia etsem ve cogu konuda bir dunya insani (!) -bunu da aciklamayayim simdi- oldugumu dusunsem de zaman zaman bende de ortaya cikiyor bu aidiyet duygusu.
Ornegin hayatimizi simdilik burada kurmaya karar verisimizle, buraya ait olma bilincini, bilincimi farkinda olarak ya da olmayarak arttirmaya calistigimi farkediyorum. Ev alisimizla bunu daha cok hissetmekle birlikte, evimizin bulundugu toplulugu, mahallemizi, komsularimizi giderek benimsemeye ve bir mahalle'ye ait olmaktan hoslanmaya basladim.
Icimdeki gocebe hissi, belki de yasin getirdigi bir olgunlukla, yerini yerlesik olmaya, yerlesik olmayi istemeye birakiyor yavas yavas.

Aslinda cumartesi ogleden sonra bir alt sokakta yapilan "block party" i anlatmak istemistim bu yazimda.Mahalle partisi bize cok da yabanci bir konsept degil zira Kusadasinda yazlikta hatirliyorum bizimkiler de sitedeki mahalleyi kapatir bir aksam mangallar bir yandan, bir yandan herkesin yaptigi yiyeceklerle, muzigin oldugu ya da olmadigi partiler yapilirdi.
Burada mahalledekilerin hem cevreye yeni tasinanlari tanimak amaciyla, hem de birlikte olmak amaciyla hazirladiklari bu parti, bizim cokca da mahallenin cocuklariyla tanisan Selim icin guzel bir vesile oldu.

Kis soguklari bastirmadan siz de boyle bir toplanma yapmak isterseniz, bu isin temellerini anlatan link burada!

14 Ekim 2010 Perşembe

en iyi ilac...

altin top diye bir hikaye vardir...
hikayeyi anlatmaya enerjim yok ama hikayenin ozu cocuklarin insana bir nese ve enerji kaynagi olduguyla ilgili.
gercekten oyle...
degil birlikteyken yasadiklarimiz, onlar uyurken fotograflarina bakmak bile neselendiriyor insani.
sarsilan ruhumu onlarin varligiyla onarabiliyorum cogu zaman...

mevsimin olmazsa olmazi balkabaklari... bu cilginliga bu sene artik Kerem de dahil oldu :)



eylulden kalma bir resim sanirim... kaykayli Kerem. durusu da sanki ustune basip kayip gidecek gibi...


Bu da gecen gun bahsettigim dinazorlu tuzlu kurabiyelerin yapim asamasinda, kurabiyelerin ustune yumurta surmeye baslayan Selim bey... sonra da yedi t-rex'lerini Selim.!



not: buraya guzel anilar yansirken bagiris -cagiris -aglayis -zirlayis gunlerimizin oldugunu da not etmeliyim. mukemmel anne olamiyor insan her zaman.

13 Ekim 2010 Çarşamba

maskeli balo

yaktim gemilerimi
donus yok artik geri
tak etti canima 
bu maskeli balo
bu maskeli balo ve onun sahte yuzleri!!!



dun degil, evvelsi gun ben de  cikardim gulumseyen maskemi...
gulumsemiyorum cunku canim aciyor!
en cok aciyi insanin en yakini (?) yapiyor iste
binlerce kilometre oteden de bunu yapabiliyorlar ya, helal olsun!

not: resmi tr'den yazan bir blogger'in sitesinden aldim, benim suanki halimi anlattigi icin kullanmak istedim. umarim sorun yoktur?

10 Ekim 2010 Pazar

10/10/10

Ekmekcikiz hanimcigimdan okudum 10/10/10 cilginligi varmis... 
bir yandan da dunya donuyor biz kendi kabugumuzda dunyadan bihabermisiz gibi hissettim okuyunca.
amma velakin 10/10/10 burada animsanmadan ve buraya bir yazi kondurmadan gecmesin istedim.
*** *** ***
Biz cok onemli birsey yapmadik 10/10/10'da...
herzamanki gibi basladi gunumuz...
ve olagan bir sekilde devam etti...
biraz daha yazarsam bu tarihi kaciracagim,
o yuzden bu yazi burada bitsin lutfen...

*** *** ***

yazinin tekrari umarim ki 11/11/11'de ;)

7 Ekim 2010 Perşembe

 Ne kadar siklikla yazmaya calissam da bugunlerdeki yogunluktan yapmam gerekenler listesinde yapilmadan kaliyor birkacgundur yazmak istediklerim. Bir onceki cumlenin akisi da kafamin ne kadar dolu oldugunun bir gostergesi galiba.
Oylesine yetisemiyorum ki zamana bu aralar gunun sonunda ben bile anlam veremiyorum. Bugun ne yaptim gunun sonunda ne tamamladim sorularina cevap veremezken yapmam gerekenler listesindekilere bir cizik atamadan liste uzuyor da uzuyor.
Toparlayacagiz, inaniyorum :)

Gectigimiz haftasonu cumartesi gunu sogumaya baslayan havalarla beraber kislik kiyafetlerimizi cikarmakla basladim gune ve onu cikar, bunu ayir, sunu utule derken aksam oldu bile. Aksam neyse ki bir arkadaslarimizi ziyarete gittik de yorgunlugumu biraz olsun atabildim.

Ertesi gun ise yan komsumuz olan ailenin Selim yaslarindaki oglunun dogumgunune katildik ben, Selim ve Sebo olarak. Dogumgunu icin sabahtan cok heyecanliydi Selim, neyse ki gunduz 11 de oldugu icin dogumgunu cok fazla "ne zaman gidecegiz?" sorularina mazur kalmadan katildik dogumgunune. Yalniz arka bahcede yaptilar dogumgunu etkinliklerini ve bahce isiticilari olmasina ragmen biz donduk disarida, ve benim bir turlu gecmeyen soguk alginligim tekrar nuksetti. Selim de bir ara ususe de ona oyun daha tatli geldi.
Dogumgunu etkinligi olarak boyama secmislerdi. Mevsimin de etkisiyle kucuk balkabagi ve isimlerinin basharflerini boyadilar cocuklar.

Boyama etkinligi baslamadan once:

Baslamak icin sabirsizlanan Selim ve dogumgunu cocugu Jake :)

Ve boya isine girisen cocuklar... 



Cocuklar bu sekilde bir yarim saat - kirkbes dakika gecirdikten sonra, pizza ve dondurma servisi ile tam cocuklarin sevecegi bir dogumgunu gecirdiler.

Etkinliklere baslamisken ogleden sonra da Selim bos durmadi tabii ki... Babaannesinin yaptigi tuzlu kurabiye hamurlariyla dinazor kurabiyeler yapti Selim. Malum bu yaslarda ozellikle cocuklari nasil oyalayabilirim diye geciyor gunler. Ozellikle disariya pek cikilmayan kis gunlerinde ev icinde cesitli etkinlikler bulmak lazim cocuklar icin.

***
Bir yandan da buranin seker bayramina :P hazirlaniyoruz heyecanla. Cocuklar icin eglenceli oldugunu dusundugum Halloweeeeeeeen icin Selim'e bir bahce satisindan $2'a aldigimiz kostum:



Ve abisinin ne yaptigina cogu zaman anlam veremeyen Kerem:


Kerem, cevreyi kesfetmekten mutluluk duyan caginda. O, ordeklere  ekmek atmaktan,


ve ustunde ayakta durunca dusebilecegi icin bizi korkutan ve heyecanimizdan mutlu olabilen bir devresinde hayatinin. Onu oyalamak icin cok dusunmemiz gerekmiyor... Elbette, henuz...

1 Ekim 2010 Cuma

Cuma geyigi...

Ders arasinda bir cuma geyigi...
ah bir kedim olsa....lalalalallalallalalllalom... (ah bir zengin olsam muzikali melodisinde okunsa guzel olur ;))

center>
My Stick Family from WiddlyTinks.com


bir not: bu "aile" yapistirmalari pek bir moda buralarda. Ozellikle arabalarin arkasinda anne, baba, cocuk, bebek, kopek, kedi vs. gibi kombinasyonlarin oldugu cikartmalar oluyor. bir ara hosuma gidiyordu ama bu aralar ozelini desifre ediyormus gibi hissettigim icin cok ilgimi cekmiyor.
iste boyle ;)